Çeviri: karpuz
Nie Yan kafasını kaldırıp ona doğru yaslanmış olan Xie Yao’nun yüzüne baktı. Cildi sanki kusursuz beyaz bir yeşim gibiydi; hassas ve yumuşak. Kulağında sallanan güzel küpelere bakarken siyah saç telleri aşağı sallanıyordu.
Nie Yan eczaneye hızla yaklaştı. Ancak, karşıya geçerken sanki doğaüstü bir olay olmuşcasına takıldı ve sertçe kaldırıma düştü.
[Ssssss…ah.] Nie Yan acı içinde tısladı.Eli düşüşünü engellediği için uyuşmuştu ve dizi kaldırıma sürtündüğü için kanıyordu.
Nie Yan zorlukla doğruldu. Dizi çok kötü kesilmişti , et ve kan açıkça görünüyordu.
Tam da o zaman pembe bir uçarmobil oradan geçiyordu. Nie Yan’ın düştüğü yerin uzağında olmayan bir yerde durdu. Uçarmobil üst sınıftı, böyle küçük bir kasabada nadir bir manzaraydı. Özel seri bir uçarmobildi fiyatı doksan milyon dolar civarındaydı ve normal bir ailenin anca hayalini kurabileceği bir şeydi.
UçarmobilinUçarmobilin kapısı açıldıktan sonra beyaz etekli genç bir kadın belirdi. Acilen Nie Yan’ ın düştüğü yere doğru koştu.
“Arkadaşım, iyi misin?” Nie Yan’ı n kulaklarında ulaşan temiz ve hoş ses endişeliydi.
Bu tanıdık sesi duyunca, ruhu titredi. Kafasını çevirdi ve baktı; eğer önündeki kişi Xie Yao değilse, kim olabilirdi ki?
Pembe dantellerle süslü beyaz bir elbise giyiyordu, saçları arkasından bağlanmıştı berrak ve çekici gözlerinden endişe okunabiliyordu. Yanakları hala biraz çocuksu; gençlik ve yaşamla doluydu. Her zamanki gibi güzeldi.
Nie Yan dalgınlıkla mezuniyetten altı yıl sonra gerçekleşen okul buluşmasını hatırladı. Xie Yao başarılı bir iş kadını olmuştu. Güzel ve büyüleyici bir OL elbise giymişti.
Zaman gerçekten şaşılacak şeydi—saf ve masum genç bir kızı büyüleyici ve güzel bir kadına dönüştürmek... Ve tekrar eskiye çevirmek.
Koca bir yaşam sonra tekrar karşılaştık... Belki de kaderdir,manyetik kaset gibi başa sarıp, bizi ilk karşılaşmamıza tekrar getiren. Ruhunda melodik bir müzik çalmaya başlamıştı; her notası hoşnut verici ve güzeldi.
Nie Yan, Xie Yao ile ilk karşılaştığı günü hala hatırlıyordu; şu anda yaşananların aynısıydı. Gözleri dolgu, Xie Yao.. Uzun zamandır görüşemedik. Hala iyi misin? Bu sefer seni asla bırakmayacağım...
“Ah! Dizin çok fena yaralanmış, çok kötü kanıyor” Xie Yao tedirgince seslendi. Hemen sonrasında arabasındaki ilk yardım paketinde hala biraz bandaj olduğunu hatırlayıp onları almak için koştu.
Xie Yao arabasına dönerken Nie Yan onu izledi. Lise son sınıfında yapmayı en çok sevdiği şey onun bu ufak ve zarif figürünü gözleriyle takip etmekti. Diz boyu eteği yeşim gibi kar-beyaz cildini açığa vuruyordu onun baştan çıkarıcı vücuduna bakınca. Bundan bahsederken Nie Yan’ın görünüşü de fena sayılmazdı. Ailesini başarısıyla finansal durumu da oldukça iyi olmuştu ve Xie Yao'dan aşağı seviyede değildi.. Ama ne zaman onunla karşılaşsa yeterli cesaretli toplayıp da onunla konuşamıyordu.
Lise son sınıfta aklı bir garipti ve tahmin etmesi zordu. Geçmişe yetişkinin gözünden bakınca o zamanlar çok çocuksu olduğunu anlamıştı.
Xie Yao bandajları kapmış, Nie Yan’ın yanına geliyordu. Daha sonra yarayı antiseptik ile sterilize etti. Aşırı bir dikkatle yaradaki ufak taş parçalarını narin elleriyle çıkardı.
“Nasıl olur da ağlarsın? Kocaman adamsın. Böyle ufak bir yara nasıl olur da seni ağlatabilir? Pek hoş bi’ görüntü değil, biliyorsun yani!” Xie Yao, Nie Yan’ın morarmış dizine başparmağıyla masaj yaparken, gülerek ona takıldı.
Gülerken ,hafif gamzeleri belirdi, göz alıcı çekiciliği ortaya çıktı.
“Düştüğümde gözüme toz kaçtı.” Nie Yan dalgınlıkla bahane uydururken yanakları hafif kızardı. Ağlamasının gerçek nedeninin dizindeki yarala hiçbir ilgisi yoktu. Xie Yao’yu görmesi kafasından aşağı kaynar sular dökülüyormuş gibi hissettirmişti. Düşünceler karman çorman haldeydi; ezici bir acı ve sevinç birbirine karışmıştı ve dışına çıkmak istiyorlardı.
Xie Yao’nun dikkati Nie Yan’ın morarmış dizindeydi.
Nie Yan kafasını kaldırıp ona doğru yaslanmış olan Xie Yao’nun yüzüne baktı. Cildi sanki kusursuz beyaz bir yeşim gibiydi; hassas ve yumuşak. Kulağında sallanan güzel küpelere bakarken siyah saç telleri aşağı sallanıyordu.
Xie Yao ile sıra arkadaşıyken ona gizlice göz ucuyla bakmayı hep sevmişti. Ne kadar bakarsa baksın hiç yeterli gelmiyor olsada.
Xie Yao kuşkusuz sınıfın en güzel kızıydı ancak diğer sınıflarda da çok güzel kızlar vardı. Diğer yandan Nie Yan okulun en güzel kızının Xie Yao olduğuna sıkıca inanıyordu.
Nie Yan ilk karşılaşmalarından sonra onu hiç unutmamıştı. Lise son sınıfa başladığında aynı sınıfta olduklarını öğrenince çok şaşırmıştı. Sadece bu da değil, aynı zamanda sıra arkadaşıydılar da. Bu olayların alın yazısı olduğuna inanmaya başlamıştı. On yıl sonrasına kadar anlayamamıştı; iki insanın kaderlerinde beraber olmak olsa bile, ellerindeki fırsatları değerlendiremez iseler şanslarını kaçıracaklarını. Bunun farkına vardığı zaman artık çok geçti.
“Buraya tek başına nasıl gelirsin? Burası birçok suçun işlendiği tehlikeli bir bölge!” Nie Yan, gerçekten endişeli bir tonda söyledi. Bu bölge gerçekten de birçok suç organizasyonu tarafından sahiplenilmişti. Özellikle de Xie Yao gibi tek başına, genç ve güzel bir kız için çok tehlikeli bir bölgeydi.
“Beni küçümseme! Tekvandoda üçüncü dan1 siyah kuşağım! Yirmi bir olunca, dördüncü dana ilerleye bileceğim. Eğer inanmıyorsan sana göstereyim!” Xie Yao pozisyonunu aldı ardından yüzü kızardı ve aniden durdu. “Aslında, boş ver... Bugün etek giyiyorum ama gerçekten çok güçlüyüm!” dedi. Xie Yao hiçbir masumca söyledi.
Nie Yan gülerek karşılık verdi ve Xie Yao ile bir müddet sohbet ettikten sonra önündeki kızın Xie Yao olduğunu doğruladı—o; samimi, sevimli, neşeli ve kaygısız kız. Ama üniversiteden mezun olup tekrar görüşünce, bu çeşit neşeli masumluk bir daha asla göremeyeceği bir şey olmuştu. Anlaşılan o ki stresli bir zamandan geçmek herkesi değiştirebiliyormuş...
Xie Yao, Nie Yan’ı incelemeye başladı. Kendine kıyasla Nie Yan birkaç yıl genç duruyordu. Boyu da neredeyse kendininkiyle aynıydı, aşağı yukarı 1.70 civarı. Giydiği kıyafetler biraz kirliydi, büyük ihtimalle az önce düştüğü içindi. Görünüşüne bakarsan—yakışıklı sayılmasa da— bir gideri vardı. Ama nedense, Nie Yan’a karşı nedenini anlayamadığı bir tanışıklık ve yakınlık hissediyordu. Farkına bile varmadan uzun bir süre muhabbet ettiler.
“Hangi okula gidiyorsun? Görünüşüne bakarsak... Ortaokula gidiyor olmalısın değil mi?” Xie Yao,Nie Yan’ın biraz sersem ve boş kafalı olduğunu hissetti, o kadar sersem ki biraz sevilesiydi. Koşarken önüne bakmamak, çoğu ortaokullu böyle sersemdi. Ama liseye geçtikleri zaman çok daha olgun hale gelirlerdi.
Nie Yan şimdi on sekiz yaşında olmasına rağmen, yirmi sekiz yaşındaki bilgeliğine sahipti. Xie Yao ile tekrar karşılaştığında, geçmişte olduğu aklı karışmış cahil çocuk değildi. Zamanın geçişiyle ruhu işlenmiş ve olgunlaşmıştı; sakin ve soğuk kanlı olmuştu.
“Kim demiş orta okulluyum diye? Eğer ülkenin çocuk politikası olmasa, oğlum kendi başına bakkala gidecek kadar büyümüştü!”2 Nie Yan şakayla karışık söyledi. İnsan çok ciddi ve sıkıcı olmamalı.
“Oğlun? Kendi başına bakkala gitmek? Şaka yapmayı bırak!” Nie Yan’ın cevabı onu kahkahalara boğdu ve aralıksız gülmesini sağladı.
“On sekiz yaşındayım.”
“Gerçekten on sekiz misin? Hiç de benim yaşımda göstermiyorsun.“ Xie Yao şaşırarak söyledi.
Yetersiz beslenmeden dolayı Nie Yan’ın şu anki boyu açıkçası biraz kısaydı—1.65 civarı. Daha sonradan yaşam koşulları düzeldiğinde, lise son sınıfta boyu 1.80 fırlayacaktı. Nie Yan’ın şu anki görünüşü hala küçüktü, gerçekten de orta okullu gibi duruyordu. Her zaman böyle depresif görünmesini sebebi buydu.
Onun için en kötüsü ise , yirmi sekiz yaşında biri olarak, beklenmedik bir şekilde ortaokullu gibi gözüktüğünün söylenmesiydi. Ancak, şu anda gerçekten de bebek-yüzlüydü, o yüzden yapacak bir şey yoktu. “Bunu nedeni yüzümün diğerlerine kıyasla daha genç görünmesi.”
“Gençsen, gençsindir. Hala kabul etmeyecek misin?” Xie Yao kıkırdayarak cevapladı. Nie Yan’ın oldukça eğlenceli biri olduğunu hissine kapılmışti. Sınıfındaki tüm erkekler onunla karşılaştıklarında ya utanıp ne söyleyeceğini bilemeyen yada onu tiksindiren kendini beğenmiş ihmalkar tiplerdi.
İkisi uzun bir zaman konuştu. Nie Yan, Xie Yao ile konuşurken çok rahattı ara sıra birkaç zekice espriyle ona takılarak güldürmüştü.
Nie Yan, Xie Yao’nun o güzel gülümsemesine bakış attı. Ona liseden mezun olduğu zamanı hatırlatmıştı. O ve Xie Yao bir yıl boyunca sıra arkadaşıydılar ve ikisi arasında hiçbir türlü bağlantı olamayacağına kendisini inandırmıştı. İki ayrı dünyanın insanıydılar. Xie Yao’ya gizlice hayranlık duymaya devam etti, ona ne istediyse hediye etti. Ama Xie Yao’dan kendi gibi zavallı bir insanı hatırlamasını asla isteyemedi. Mezuniyetten Xie Yao'dan bir hediye alacağını hiç tahmin etmemişti. Belki de Xie Yao’nun kalbinde gerçekten de bir izlenim bırakmıştı.
Hediyenin içinde Xie Yao’nun on iki yaşındaki halinin fotoğrafı vardı. O zamanlar tombul ufak bir kızmış. Bu fotoğraf sadece kendini yakın hissettiği kişilerle paylaşacağı cinsten bir fotoğraftı.
Nie Yan, mezunuyitten sonra Xie Yao ile hala irtibatta kaldığını unutamaz hale gelmişti.
Yeniden doğduktan sonra elindeki fırsatların kayıp gitmesine tekrar izin veremezdi.
“Benim adım Nie Yan (聂言). Nie karakteri ‘çift’(双) ve ‘kulak’(耳) ile, Yan karakteri ise ‘dil’ (語言)deki ‘kelime’ (言) ile yazılıyor” Nie Yan, Xie Yao’nun gözlerine bakarak söyledi.
Xie Yao’nun yüzü, Nie Yan’ın bakışlarından kaçınmaya çalışırken kızardı.
"Ben Xie Yao..."
Nie Yan bakışlarını aşağı çevirdi ve Xie Yao’nun dudaklarına odaklandı. Hafif pembe—yumuşak, parlak ve çekici. Lise son sınıftaki eski Nie Yan, Xie Yao'ya böyle bakmaya asla cesaret edemezdi. Ona sadece göz ucuyla gizli bakışlar atabilirdi.
“Babam hala beni bekliyor, b-ben artık gideyim... Tanışmamıza memnun oldum. Ama sakın unutma bandajlarını anca yarın çıkarabilirsin! Ondan önce kesinlikle çıkaramamalısın!” Xie Yao emin olamadığı için kalkarken Nie Yan’ı defalarca uyardı.
Nie Yan dizini hafifçe oynatmayı denedi ve hiçbir sorun olmadığını fark etti— yara sadece yüzeyseldi.
“Ben iyiyim. Yeniden yürüyebilirim, sen de artık geri dönmelisin. Ayrıca bugün için teşekkürler.” Nie Yan cevapladı. Xie Yao ile daha fazla konuşmak istemesine rağmen en sonunda kaldırıma geri döndü. Gelecekte aynı liseye gidecektiler, o zaman onunla konuşmak için bolca vakti olacaktı.
"O zaman ben gidiyorum..."
“Güle güle ”Nie yan yürümeye başladığı sırada gülümseyerek cevapladı. Eczaneye doğru yürürken elinde olmadan biraz duygusallaştı. Karşılaşmalarından kısa bir süre sonra tekrar ayrıldılar.
Xie yao uçarmobiline oturdu ve gerilemeye başladı.
NieYan kafasını çevirdi ve arkasına baktı ancak Xie Yao’nun uçarmobili çoktan gitmişti. Geçmişte de böyle karşılaşmıştılar, tamamen şans eseri. Ancak o zaman şimdiki gibi iyi gitmemişti. Xie Yao ile tek kelime muhabbet kuramamıştı. Geçmişte Xie Yao onun bacağını bandajla sarıp hemen ardından gitmişti. Buna rağmen dikkatsizliğinden kaynaklanan bu karşılaşma Xie Yao’nun onun kalbinde bir iz bırakmasına vesile olmuştu. Öyle bir izdi ki bu onu bir daha unutamamıştı.
Yeniden doğmak ne kadar da harika bir şey; her şey baştan başlayabilir. Nie Yan daha sonra düşündü, birkaç yıl içerisinde her şeyi büyük olasılıkla Cao Xu tarafında elinden alınacaktı. Aklında büyük bir aciliyet hissi oluştu... Değer verdiği şeyleri korumak için güçlenmese gerekiyordu.
Cao Xu’yu düşündükçe kalbi soğuklaşmaya başladı. İliklerine kadar işleyen bu nefret o kadar büyüktü ki düşmanın kafasına kurşunu sıkarken bile hiç tereddüt etmemesini sağlamıştı.
Ancak şu anda yapabileceği tek şey elindeki fırsatı değerlendirerek Conviction’a olabildiğince erken girip oyundaki erken temellerini kurmaktı. Conviction diğer oyunlar gibi değildi, bunun nedeni ise insanlık için ikinci bir dünya olmasıydı. Oyun tam bir dünyaya dönüşmüştü. Nie Yan istediği şeyi Conviction’ı oynayarak elde edebilirdi.
Eczaneden birkaç paket soğuk ilacı aldı. İlacı yuttuğu gibi ateşi düştü ve vücudunun rahatladığını hissetti. İlacın etkisinden memnun kalmıştı.
Eczanede işini bitirdikten sonra temsilci mağazaya doğru yürümeye başladı. Bir Sanal Gerçeklik kaskı almayı planlıyordu.
Her temsilci mağazada göz alıcı ürünlerle dolu raflar vardı. Bir sürü makine ve cihaz vardı; o kadar çok ki sayılamayacak kadar. Çoğu akıllı cihazlardı. Nie Yan bazı aletlerin isimleri bile bilmiyordu. Ayrıca bu mağazada hiç bir sayış görevlisi yoktu; bir şey almak istediğinde tek yapman gereken kartını okutmaktı.
Nie Yan evden çıktığından beri yarım gün geçti ve sonunda Sanal Gerçekli kasklarını sattıkları bölüme ulaştı. Kasklar duvarın üzerinde tek tek sergilenmiştiler. Gözler için tam bir ziyafetti; binlerce farklı tasarımda üç farklı giriş modeli vardı.
En ucuzu 1,300 krediyken en pahalısı bir 1,200,000 krediye kadar çıkıyordu.
Daha yüksek fiyat, daha iyi bir yapılandırma. Ne kadar ödersen karşılığını o kadar alıyorsun, ve Nie Yan’ın parası yalnızca en ucuz yapılandırmaya yetiyordu.
Ayrıca şu anki alınabilir Sanal Gerçeklik kasklarının yanında, sadece rezervasyon yapılarak alınabilen sınırlı seri kasklar da vardı. Onların fiyatları ise altmış milyon krediye kadar çıkıyordu.
Nie Yan şu anki durumuyla bu kasklara sahip olmanın hayallerini kurmaktan başka bir şey yapamıyordu.
Nie Yan kartını kayıtta okuttu. Açık mavi renkli bir kaskı seçmişti ve kimliğini kaska bağladı. Kimliği kaska bir kere bağlandıktan sonra artık kask sadece onun tarafından kullanılabilirdi.
Conviction daha sadece yedi gün olmuştu bu yüzden en yüksek seviyeli oyuncu muhtemelen seviye 5 olmalıydı. Yeni diğerlerini yakalamak için zamanı çoktu.
Yeniden doğduktan sonra, yoluna çıkan tüm rakipleri büyük ve görkemli bir şekilde ezip geçebilmeliydi. " En yüksek tepeye çık, ve altındaki tüm dağlar önemsiz görünecek."
——————————————————————————
(1):Siyah kuşakta 1'den 9'a kadar dan var.
(2): Çin kalabalık bir ülke olduğu için 1970 yılında çıkardığı yasa ile her ailenin tek bir çocuğu olmasına izin veriyormuş. Merak edenler araştırıp bizi de daha iyi bilgilendirebilir.
<< Önceki Bölüm I Tanıtım I Sonraki Bölüm >>
“Benim adım Nie Yan (聂言). Nie karakteri ‘çift’(双) ve ‘kulak’(耳) ile, Yan karakteri ise ‘dil’ (語言)deki ‘kelime’ (言) ile yazılıyor” Nie Yan, Xie Yao’nun gözlerine bakarak söyledi.
Xie Yao’nun yüzü, Nie Yan’ın bakışlarından kaçınmaya çalışırken kızardı.
"Ben Xie Yao..."
Nie Yan bakışlarını aşağı çevirdi ve Xie Yao’nun dudaklarına odaklandı. Hafif pembe—yumuşak, parlak ve çekici. Lise son sınıftaki eski Nie Yan, Xie Yao'ya böyle bakmaya asla cesaret edemezdi. Ona sadece göz ucuyla gizli bakışlar atabilirdi.
“Babam hala beni bekliyor, b-ben artık gideyim... Tanışmamıza memnun oldum. Ama sakın unutma bandajlarını anca yarın çıkarabilirsin! Ondan önce kesinlikle çıkaramamalısın!” Xie Yao emin olamadığı için kalkarken Nie Yan’ı defalarca uyardı.
Nie Yan dizini hafifçe oynatmayı denedi ve hiçbir sorun olmadığını fark etti— yara sadece yüzeyseldi.
“Ben iyiyim. Yeniden yürüyebilirim, sen de artık geri dönmelisin. Ayrıca bugün için teşekkürler.” Nie Yan cevapladı. Xie Yao ile daha fazla konuşmak istemesine rağmen en sonunda kaldırıma geri döndü. Gelecekte aynı liseye gidecektiler, o zaman onunla konuşmak için bolca vakti olacaktı.
"O zaman ben gidiyorum..."
“Güle güle ”Nie yan yürümeye başladığı sırada gülümseyerek cevapladı. Eczaneye doğru yürürken elinde olmadan biraz duygusallaştı. Karşılaşmalarından kısa bir süre sonra tekrar ayrıldılar.
Xie yao uçarmobiline oturdu ve gerilemeye başladı.
NieYan kafasını çevirdi ve arkasına baktı ancak Xie Yao’nun uçarmobili çoktan gitmişti. Geçmişte de böyle karşılaşmıştılar, tamamen şans eseri. Ancak o zaman şimdiki gibi iyi gitmemişti. Xie Yao ile tek kelime muhabbet kuramamıştı. Geçmişte Xie Yao onun bacağını bandajla sarıp hemen ardından gitmişti. Buna rağmen dikkatsizliğinden kaynaklanan bu karşılaşma Xie Yao’nun onun kalbinde bir iz bırakmasına vesile olmuştu. Öyle bir izdi ki bu onu bir daha unutamamıştı.
Yeniden doğmak ne kadar da harika bir şey; her şey baştan başlayabilir. Nie Yan daha sonra düşündü, birkaç yıl içerisinde her şeyi büyük olasılıkla Cao Xu tarafında elinden alınacaktı. Aklında büyük bir aciliyet hissi oluştu... Değer verdiği şeyleri korumak için güçlenmese gerekiyordu.
Cao Xu’yu düşündükçe kalbi soğuklaşmaya başladı. İliklerine kadar işleyen bu nefret o kadar büyüktü ki düşmanın kafasına kurşunu sıkarken bile hiç tereddüt etmemesini sağlamıştı.
Ancak şu anda yapabileceği tek şey elindeki fırsatı değerlendirerek Conviction’a olabildiğince erken girip oyundaki erken temellerini kurmaktı. Conviction diğer oyunlar gibi değildi, bunun nedeni ise insanlık için ikinci bir dünya olmasıydı. Oyun tam bir dünyaya dönüşmüştü. Nie Yan istediği şeyi Conviction’ı oynayarak elde edebilirdi.
Eczaneden birkaç paket soğuk ilacı aldı. İlacı yuttuğu gibi ateşi düştü ve vücudunun rahatladığını hissetti. İlacın etkisinden memnun kalmıştı.
Eczanede işini bitirdikten sonra temsilci mağazaya doğru yürümeye başladı. Bir Sanal Gerçeklik kaskı almayı planlıyordu.
Her temsilci mağazada göz alıcı ürünlerle dolu raflar vardı. Bir sürü makine ve cihaz vardı; o kadar çok ki sayılamayacak kadar. Çoğu akıllı cihazlardı. Nie Yan bazı aletlerin isimleri bile bilmiyordu. Ayrıca bu mağazada hiç bir sayış görevlisi yoktu; bir şey almak istediğinde tek yapman gereken kartını okutmaktı.
Nie Yan evden çıktığından beri yarım gün geçti ve sonunda Sanal Gerçekli kasklarını sattıkları bölüme ulaştı. Kasklar duvarın üzerinde tek tek sergilenmiştiler. Gözler için tam bir ziyafetti; binlerce farklı tasarımda üç farklı giriş modeli vardı.
En ucuzu 1,300 krediyken en pahalısı bir 1,200,000 krediye kadar çıkıyordu.
Daha yüksek fiyat, daha iyi bir yapılandırma. Ne kadar ödersen karşılığını o kadar alıyorsun, ve Nie Yan’ın parası yalnızca en ucuz yapılandırmaya yetiyordu.
Ayrıca şu anki alınabilir Sanal Gerçeklik kasklarının yanında, sadece rezervasyon yapılarak alınabilen sınırlı seri kasklar da vardı. Onların fiyatları ise altmış milyon krediye kadar çıkıyordu.
Nie Yan şu anki durumuyla bu kasklara sahip olmanın hayallerini kurmaktan başka bir şey yapamıyordu.
Nie Yan kartını kayıtta okuttu. Açık mavi renkli bir kaskı seçmişti ve kimliğini kaska bağladı. Kimliği kaska bir kere bağlandıktan sonra artık kask sadece onun tarafından kullanılabilirdi.
Conviction daha sadece yedi gün olmuştu bu yüzden en yüksek seviyeli oyuncu muhtemelen seviye 5 olmalıydı. Yeni diğerlerini yakalamak için zamanı çoktu.
Yeniden doğduktan sonra, yoluna çıkan tüm rakipleri büyük ve görkemli bir şekilde ezip geçebilmeliydi. " En yüksek tepeye çık, ve altındaki tüm dağlar önemsiz görünecek."
——————————————————————————
(1):Siyah kuşakta 1'den 9'a kadar dan var.
(2): Çin kalabalık bir ülke olduğu için 1970 yılında çıkardığı yasa ile her ailenin tek bir çocuğu olmasına izin veriyormuş. Merak edenler araştırıp bizi de daha iyi bilgilendirebilir.


