21 Ağustos 2017 Pazartesi

Ningendo-51.bölüm-Ben Kimim?

Hartes başını çevirip sesin sahibine baktı,soyluların önünde duran birinin sesiydi.Üstünde mavi bir göğüs zırhı,vücuduna oturan bir pantolon ve parlak çizmeler vardı,çok yakışıklı görünüyordu,mavi gözleri ve kızıl saçları vardı,on üç yada on dört yaşında gibiydi,ve yüz hatlarından Hartes kim olduğunu anlamıştı.

"Atlantis,konuklarımıza hakaret etmeyi kes!"dedi Kraliçe sert bir şekilde.
Kraliçenin oğlu olduğu belli olan Atlantis,çenesini sertçe kaldırdı.
"Kimseye hakaret etmiyorum,anne.Söylemek istediğim,burada kalmak istiyorsa bunu hak etmesi."
Kraliçe dişlerini kenetleyip oğluna baktı,bakışları düşünüyormuş gibiydi,Hartes bu saçmalığa son vermek için hareketlendi.Elini,kraliçenin gevşemiş elinden çekti ve birkaç adım atarak prensin karşısına geçti.Dimdik bir şekilde konuştu.
"Majesteleri değerimi kanıtlamamı istiyorsa,bunu yapabilirim,ama yapmayacağım.Buraya misafir olmak için geldim,geldik.Sirkte ki maymunlar gibi gösteri yapmaya değil."Hartes kafasını salonda gezdirdi."Gözlerimi gösterdim,bu bile değerimi fazlasıyla kanıtladı,daha ne istiyorsunuz?"
Atlantis öne doğru yürüdü."Çok cesursun,yada çok aptal."Yarım ağızla gülümsedi."Haddini ve kiminle konuştuğunun farkında bile değilsin,yada umursamıyorsun,bu bile seni reddetmek için yeterli bir sebep."
Hartes gözlerini kapatıp sinirli bir şekilde nefes alıp verdi.Neden herkes savaşmaya,öldürmeye ve ölmeye bu kadar meraklıydı ki?Sonunda kararını verip öne çıktı.
"Eğer burada istenmiyorsam,söyleyin yeter,eminim ki gitmek gelmekten daha kolaydır."
Atlantis kaşlarını çatıp konuşmaya başlayacaktı ki kraliçe sesini yükseltti.
"Yeter!Atlantis,Hartes,bu kadar gerginlik yeter,tabi ki seni burada görmek isteriz Hartes,ama lütfen kimseye hakaret etme,özellikle ailemden birine."
Hartes başını eğdi."Nasıl isterseniz."
"O halde,misafirlerimizi odalarına götürün,dinlensinler,Hartes,Nohara seni yarın ufak bir gezintiye çıkaracak,lütfen ona eşlik et."
Hartes reddetme şansı olmayan bu teklife başını eğdikten sonra arkasını döndü,Lara'nın kıpkırmızı olmuş yüzüne baktı,şaşkınlıkla ona bakarken,Lara da hızla arkasını döndü ve hepsi yürümeye başladı.Hartes en arkadan yürürken kendini olacaklara hazırladı.
Kavga,taht odasının kapıları kapandığı an başladı.Malyen Hartes'in yakasına yapışıp onu duvara vurdu.
"O yaptığın da neydi öyle?Prensle nasıl öyle konuşursun?"
Hartes,Malyen'in çelik gibi ellerine yapıştı.
"İstediğimle istediğim gibi konuşurum!"
Megas iki çocuğun da kıyafetlerinden tutup birbirinden ayırdı ve sarstı.
"Kimsiniz siz?"
Hartes anlamamazlıkla baktı.
"Ne?"
Megas bu sefer daha sert sarstı.
"Kimsiniz dedim!"
İki çocukta cevap vermedi,veremedi,ikiside Megas'ın isimlerini sormadığını biliyordu.Megas ikisinide bıraktı.
"Ne oldu size böyle?Derdiniz ne?Sanki düşman gibisiniz!"
Hartes ve Malyen başlarını eğerken Melek elini Megas'ın omzuna koydu.
"İnsanlar görüyor,dinliyor ve şüpheleniyor,gitmemiz gerek."
Melek kafasını önlerinde sessiz bir şekilde bekleyen adama salladı ve adam onları sarayın üst katlarına doğru çıkarmaya başladı.Her birine,aynı koridorda yan yana odalar verilmişti,adam Hartes'i koridorun sonunda ki odaya götürdüğünde ve içeri girdiklerinde,arkalarından Megas da girdi,adama dönüp teşekkür ederek odadan çıkmasını sağladı,bunlar olurken,Hartes odasını inceledi.
O da altıgen şeklinde tasarlanmıştı,yatak odanın ortasındaydı,bir kenarda büyükçe bir kitaplık vardı,tamamen doluydu,başka bir köşede tuvalet,başka bir köşede ise bir masa vardı.Hartes yeni,temiz kıyafetler olduğunu da gördü.Elini istemsizce üstünde ki kıyafetler dolaştırdı,hayatında hiç bu kadar temiz,kaliteli kıyafetler giymemişti,sokaklarda ki iyi görünümlü insanları gördüğünde onlara hayran kalırdı,kendisine yaklaştıklarında veya önünden geçtiklerinde,onlara nazikçe selam verirdi,ama onlar hakaretler ve tekmeler yağdırır,küfürler savururlardı.O nazik olmasına karşın,diğerleri ona karşı kabaydı.İstemsizce güldü,şuan ki halini dört ay önce ki ile karşılaştırmaktan kendini alamadı,o zamanlar bir hiçti,şimdi ise bir kraliçenin bile nazik ve saygılı olduğu bir kişiydi.Megas'ın ona seslenmesiyle,kendini kaptırdığı düşüncelerden çıktı.Normal halleri siyah olan gözlerini Megas'a çevirdi.Megas kıstığı gözleriyle ona bakıyordu.
"Sorun ne evlat?"
Hartes bakışlarını kaçırdı."Sorun falan yok."
Megas gözlerini kırptı."Yalan söylemekte hiçbir zaman iyi değildin,hala değilsin."
"Yalan söylemiyorum."
Megas kafasını sallayıp elini omzuna koydu ve onu odanın kenarında duran bir mobilyaya yönlendirdi ve yanına oturttu.Hartes'in gözlerinin içine baktı.
"Böyle değildin evlat."
Hartes gözlerini kaçırdı,ama Megas ensesinden tutarak kendisine bakmaya zorladı onu.
"Eskiden böyle değildin sen,aylar önce benden bir şeyler öğrenmek için yırtınan,Malyenle inatlaşan veya Lara'yla atışan çocuk değilsin,odama geldiğinde heyecandan bacakları titreyen çocuk değilsin,annene onca hakareti ettikten sonra yine de beni affeden çocuk değilsin,ve en önemlisi,ormandayken dostlarını korumak için Rades gibi bir canavara meydan okuyan çocuk değilsin,bir şey olmuş,değişmişsin.Ne oldu evlat?"
Hartes gözlerini kırpıp babası gibi gördüğü adama baktı.Onunla konuşana dek,sorunun ne olduğunu kendisi de bilmiyordu,ama şimdi anlamıştı,çok iyi biliyordu,ve söylemeliydi,biriyle paylaşmaz ise bu şey onu yiyip bitirecekti.
"O gün,odanıza geldiğimde,"diye başladı yavaşça."Bana,hayatın ne olduğunu ve benim için ne anlam ifade ettiğini sormuştunuz."
Megas başını salladı."Evet,senin gibi çok bir çocukluk geçiren biri için ne anlama geldiğini merak etmiştim."
Hartes gittikçe artan bir istekle konuştu.
"Cevabımı hatırlıyor musunuz?"
"Tabi ki de,hayat,güçlenerek her anını istediğin gibi yaşamaktır,korkmadan,sızlanmadan,güçlenerek yaşamaktır,Düşmanlarını ve sana kötü davrananlardan intikam almaktan korkmayacak kadar güçlü olduğun an,canın isterse her şeyi bırakıp gidebildiğin an,hayattasın demektir,demiştin."
Hartes şaşkınlıkla ona baktı,hatırlayabileceğini düşünmemişti.Megas soran gözlerle ona bakarken,konuştu.
"Ben,ben yaşamak için bir sebep sahibi olduğumu sanmıyorum usta."
"Ne?"
"Eskiden güçlenmeyi,zengin olmayı ve daha birçok şeyi hayal ediyordum,ama şimdi,tek hayalim yarın uyanabilmek,önce bunu düşünüyorum,sonra ise aklıma esir düşmem geliyor,inkar etmeye çalışmayın,gözlerim çok para ediyor.Ve ben sürekli ikilemde kalıyorum,gözlerimle birlikte ölene dek diken üstünde yaşamak mı,yoksa gözsüz bir şekilde yaşamak mı,yada ölmek,yada gözsüz bir şekilde esir olarak mı yaşamak?Ben neden böyleyim usta?Neden bu güç başkasına değilde bana verildi?Beni özel kılan şey ne,yada en doğrusu,söyle lütfen usta,ben kimim?"
***
Kuzey Ateş Krallığının krallık konseyinde ordu danışmanı olan Boris Selon,Tanrının emrinin yazılı olduğu kağıdı altıncı defa okudu ve derin bir nefes aldı,sonra tekrar okudu.Emrin kesin olduğunu biliyordu,ve yapmazsa dünyada ki hiçbir yerde huzur bulamayacağını da biliyordu.Oturduğu sandalyeden kalktı ve şömineye gidip geniş bir paketin içinden çıkan mektubu ateşin içine attı,yanıp yok oluşunu seyrederken,aldığı emri nasıl uygulayacağını hesaplamaya başladı.Arkasını dönüp,masasının üstünde duran pakete doğru yürüdü,içinden çıkan şeyi eline alıp inceledi,sonra büyükçe bir kağıda iyice sardı ve yüzüğüne koydu.
Kalbi heyecanla çarparken,balkona çıktı,sarayın bu kısmından çok güzel görünen yıldızlara baktı,aptal kralını düşündü.
Arenada ki saldırıdan sonra,kral diğer kralların hiçbir şey yapmamasından dolayı Altın Mürettebata tek başına savaş açmaya cesaret edememişti,bu yüzden sadece ikmal yollarını kesmiş,yiyecek,silah,metal ve her şeyin satışına ambargo koymuştu.Mürettebata cezasını böyle vereceğini düşünmüştü,üstelik karısının dördüncü çocuğunu,krallık ailesinin tek kızını doğurmasıyla genç kral bir savaşın getireceği acı,hüzün ve öfke yerine sevinç ve sevgi istemişti.Bu yüzden hiç kimseye savaş açılmamıştı,Boris ellerini sertçe balkonun kenarlarına vurdu ve krallığı zayıflatmak ve tanrının yükselişini kolaylaştıracak savaşı başlatmak için yapması gereken şeye lanetler savurdu.
Balkonun kenarlarının üstüne çıktı ve yan balkona atladı,balkonlar boyunca böyle koşmaya devam ederken,nöbetçi kulelerinin birine doğru atladı ve ellerine ve ayaklarına gönderdiği çakra sayesinde hızlıca kuleye tırmandı,karanlık geceyi yıldızlar ve bulutların arasında bir ortaya çıkıp bir kaybolan ay aydınlatırken,nöbetçinin uyku sersemi bir şekilde sallandığını gördü,sessizce kuleye çıktı,hızlıca arkasından yaklaştı,çakrasını elinde toplayıp,ailesinden miras aldığı tekniğini yıldırım elementiyle güçlendirdi,kısacık bir anda,Boris elini nöbetçinin orantılı şekilde delinmiş göğsünden çekip çıkardı,cesedi bir köşeye çekti ve hedef odaya baktı.
Kral ve kraliçe orada değildi,nedimeler etrafta koşuşturuyorlardı,Boris nefesini düzenledi,çakrasını ellerinde topladı,etrafına iyice baktı ve ellerinden aldığı güçle kendini odaya doğru fırlattı.Karanlık geceyi inanılmaz bir hızla yarıp geçti,nöbetçinin üstünde kullandığı tekniği iki elinde kullanamaya başladı,pencereden içeri girer girmez,ellerini hızla savurmaya başladı,kopan kollar,başlar,ve diğer vücut parçaları odaya karışık bir şekilde fırlarken,hiç kimse bir şeyden dolayı konuşamıyordu,beyinleri onlara çığlık atmalarını söylüyor,fakat ağızları bu emre itaat etmiyordu,bunu sağlayan,yine Boris'in tekniklerinden biriydi.
Bittiğinde,Boris odanın içinde dolaştı,üstünde kan,et ve birkaç parça bağırsağın olduğu zırhını silkeledi,kanlı elini yüzüğüne uzattı ve kağıda sardığı paketi çıkarttı,kağıdın içinde ki şeyi çıkarttı ve prensesin beşiğine yaklaştı.
Kuzey Ateş Kralı Okyar,muhafızlarının arasında şimşek hızıyla geçip kızının odasına girdiğinde,muhafızlarının parçalanmış bedenleri bir köşeye yığdığını ve başlarını öne eğip sessizce beklediklerini gördü.Arkasından bütün Lordları ve generalleri girerken,Okyar ağzından çıkan bir haykırma ile kızının beşiğine yaklaştı,göz yaşları yanaklarından akarken,karısının yanına geldiğini ve ölmüş kızına ağlayarak sarıldığını fark etti.Öfkeden kıpkırmızı olmuş gözleriyle arkasına,lordlarına ve generallerine döndü.Neredeyse haykırdı.
"Savaş hazırlıklarını yapın!"
Bu üç kelimeyi söyledikten sonra,arkasını döndü,daha adını bile koymadığı kızına sarılmadan önce,o küçük bedenine saplanmış,üstünde Altın Mürettebatın amblemi bulunan oku kızının bedeninden çıkarttı.