Güneş,tepeye yaklaşıp öğlen oldugunu bildirirken,usta ve öğrencileri ağaçların arasında yol alıyordu.
Megas'ın söylediğine göre ilk durakları komşu bir ufak-şehir olan Tenpo şehiriydi.Megas orada durup bazı gerekli malzemeleri alacaklarını söylemişti.Öğrenciler cevap bile verememiş,sadece kafalarını sallayabilmişlerdi.
Hartes uzaklarda ki büyük duvarları ve açık kapıları gördüğünde çok şaşırdı.Diğer bütün şehirleri eskiden yaşadığı Kirtan gibi sanırdı.Büyük ve pis.Ama kapılara yaklaştıklarında ne kadar yanıldığını anladı.Kapılarından ve duvarlarından bile Tenpo şehiri'nin Kirtan dan kat kat büyük oldugunu anladı.
Açık devasa kapıların önünde iki zırhlı savaşçı duruyordu.Ellerinde çelikten mızrak ve kalkanları vardı.Yüzleri heykel gibi ifadesizdi.Ta ki şehire yaklaşan iri bir adamı ve üç çocuğu görene kadar.Heykel gibi yüzleri önce alaylı bir ifade kapladı ve birbirlerine dönüp gülümsediler.Sonra yine ciddileştiler ve Megas'a doğru yürümeye başladılar.İkiside onun gezgin bir usta oldugunu ve çocukları eğittiğini ve gereksinimler için yanında bol miktarda para oldugunu anlamışlardı.Asıl bilmedikler Megas'ın gücüydü ve şimdiki niyetleri onu öğrenmekti.
"Dur!"
Megas,tam olarak nelere ihtiyaçları oldugunu düşünürken kendine seslenen muhafızı duydu.Klasik muhafızlar gibi giyinmişlerdi ve seviyelerinin beş ila on arasında değiştiğini biliyordu Megas.
Daha yüksek seviyeli muhafızlar kapı bekçiliği yapmazdı,ya paralı asker olup para karşılığı insan korur yada öldürür,ya da orduya katılıp iyi bir rütbeye gelir ve geçimini sağlardı.
Megas,güçlü aurasının sayesinde sağdakinin yedi,solunda ki muhafızın sekiz seviye oldugunu anladı.Tabi ki seviye her zaman önemli degildi. Megas'ın öğrendiği ilk şey buydu.Seviye her şey değildir.
Megas dikkat çekmek istemediği için muhafızlara normal davrandı.
"Bana mı seslendiniz?"
Solda ki muhafız öne çıktı,göğsünü şişirip konuşmaya başladı.
"Evet,sana seslendim.Ben bu şehirin muhafızlarından Tirno,buraya neden geldiniz?"
"Erzak ve malzeme almak için."
Muhafız ciddi bir şekilde tekrar konuştu.
"Peki,ama buraya öylece giremezsiniz,giriş ücretini ödemelisiniz."
Megas bunu tahmin etsede,belli etmedi.
"Giriş ücretimi?Ufak-şehirlerin giriş ücreti yoktur."
Muhafız sinirlendi.Sesini yükselterek konuştu tekrar.
"Ben var diyorum,eğer on altın ödemezseniz şehire giremezsiniz."
Megas karşısında duran zavallıya baktı.Kendini çok güçlü sanan bir böcekti o,ve Megas ona gününü gösterecekti.
"Bende yok diyorum,ne olacak?Şehirinize gelen bir yabancıyı para için öldürecekmisiniz?Onurunuz nerede?Yoksa evden çıkarken erkekliğinizle birlikte onudamı bıraktınız?"
Muhafız mızrağını Megas'a doğrultup ileri doğru hamle yaptı.Megas sol eliyle göğsüne gelen mızrağı tuttu,sola doğru çevirerek adamın dengesini bozdu.Sağ eliyle adam'ın gırtlağını tutup yukarı kaldırdı.Sıradan savaşçılara göre ezici olan aurasını diğer muhafıza yöneltti.
Diğer muhafız hala ayaktayken donup kaldı.Bedenini haraket ettiremiyordu.
Tek yapabildiği şey arkadaşını tek elle boğazından kaldıran adamı izlemekti.
Tek yapabildiği şey arkadaşını tek elle boğazından kaldıran adamı izlemekti.
Megas sağ elinde,havada çırpınıp duran adama baktı ve onuda aurasıyla haraketsiz bıraktı.Etrafında kimsenin olmadıgını bildigi için bunu yapmıştı.Eğer etrafta bunu şahit olabilecek birileri olsaydı bu zavallılara biraz para verirdi,ama etraflarında şahit olabilecek kimse yoktu.Şimdi ders zamanıydı.Hafifçe sırıttı.
"Kulaklarım pek iyi duymadı,ne demiştin?"
Boğazlanmaktan dolayı zar zor nefes alan muhafız,korkudan kekeleyerek konuşmaya başladı.
"B-bağışlayın yüce usta!Ben sizin bu kadar üstün oldugunuz b-bilmiyordum!Lüt-lütfen bağışlayın,bir daha yolunuza çıkmayacağım,yemin ederim!Lütfen,lütf..."
Megas muhafızın zavallı yalvarmalarını sahte bir ciddiyetle dinledi.Sonra sırıttı.Muhafızı öldürmeye hazırlandı.
Muhafız kendisini havada tutan adamın sırıttığını görünce işinin bittiğini anladı.
Megas adamın boğazını sıkarak kırmaya hazırlanırken etrafa yaydığı aurası sayesinde birilerinin geldigini hissetti.Aurasını bedenine geri çekti ve muhafızları serbest bıraktı.Adamlar zırhlarıyla birlikte gürültüyle yere düştüklerinde nefes nefese kalmışlardı.
Megas,boğazını sıktığı muhafızı kolundan tutup kaldırdı ve sert bir tokat attı.Çakrayla güçlendirilmemiş bile olsa,bu tokat adamın boynunu şiddetle savurmuş ve kendine gelmesini sağlamıştı.Megas adamın ensesinden tutup kendisine bakmasını sağladı.
"Eğer burada olanları birine anlatırsan,soyadını taşıyan herkes ölür.Anladın mı?"
Muhafız korkuyla kafasını salladı.Megas yanından geçip giderken dönüp bakamadı bile.
***
Hartes şaşkınlığından kurtulduğu zaman ağzını kapattı ve ustasını takip etti.Daha önce hiç böyle bir şey görmemişti,sadece bakmasıyla iki güçlü muhafızı hareketsiz bırakmıştı.Onları hareketsiz bırakanın Megas'ın aurası oldugunu bilmiyordu.
Kapıları geçip şehire,sürekli koşan,yürüyen,dilenen ve satış yapmak için bağıran tüccarların önünden,aralarından geçtiler.
Hartes onlarca malzeme dükkanını arkalarında bıraktıklarını görmüştü.
Hepsinde de gayet iyi malzemeler vardı;Savaşçı ve büyücü kıyafetleri,fırlatılmak için yapılan ufak bıçaklar,normal ve metal ipler,kılıçlar,baltalar,mızraklar
,gürzler ve daha bir sürü eşya.
Hepsinde de gayet iyi malzemeler vardı;Savaşçı ve büyücü kıyafetleri,fırlatılmak için yapılan ufak bıçaklar,normal ve metal ipler,kılıçlar,baltalar,mızraklar
,gürzler ve daha bir sürü eşya.
Ancak Megas hiçbirine bakmadan yoluna devam ediyordu.Hiçbir dükkanı ve satıcıyı umursamadan dümdüz yürüyordu.Nihayet durduğunda Hartes'in bacakları tutmaz olmuştu.Megas bir yol ayrımında durmuştu.Önünde normal yol devam ediyordu,solunda ki yol ise normal yoldan çok daha kalabalıktı ve daha çok dükkan vardı.Sağda ki yol ise,bomboştu ve çok pis duruyordu.
Öğlen olduğu halde sağda ki yol yinede gölgeliydi ve pis kokuyordu.
Yerler su,çamur ve köpek dışkısı doluydu ve Megas o yola girdiğinde Hartes kokudan bayılacak gibi olmuştu.
Yerler su,çamur ve köpek dışkısı doluydu ve Megas o yola girdiğinde Hartes kokudan bayılacak gibi olmuştu.
En önde Megas,hemen arkasında Lara,onun arkasında Loren ve en arkada ise Hartes var idi.Hartes adımlarını hızlandırıp Loren'e yetişti,kısık bir sesle sordu.
"Nereye gittiğimizi biliyormusun?"
Loren ona bakmadı bile.
"Hayır."
"Hayır."
"Peki."
Bir daha da konuşmadılar,pis yolda belli bir süre ilerledikleri zaman Megas sola doğru kıvrılan bir yola girdi ve bir duvarın önünde durdu.Hartes neler oldugunu düşündüğü anda,Megas duvarı yumruklamaya başladı.
Yumruğunun alt kısmı ile yaklaşık on kere duvara vurduktan sonra,bir klik sesi duyuldu ve duvarın küçük bir bölümü yana doğru açılarak bir çift mavi gözü gözler önüne serdi.Mavi gözler Megas'a dikkatlice bakıp konuştu.
"Astinmakrah."
Megas hemen cevap verdi.
"Skummurrah."
Gözlerin göründüğü aralık kapanıp Hartesin duvar oldugunu sandığı şey gürültüyle,hızlıca açıldı.
İçeride orta boylu ve ne çok iri nede çok zayıf bir adam vardı.Tamamen beyaz giymişti,hatta saçları bile beyazdı ve omuzlarını geçip sırtına dökülüyordu.
Mavi gözleriyle Megas'a baktıktan sonra,bembeyaz dişleriyle kahkaha atarak ona sarıldı.
"Megas,uzun zaman olmuştu braza!"
Sesi inceydi,ama hafif bir aksanı vardı.
Megasda adamın sarılmasına karşılık verdi ve gülerek konuştu.
Megasda adamın sarılmasına karşılık verdi ve gülerek konuştu.
"Seni de görmek güzel kardeşim."
Adam bir kahkaha daha atarak Megasdan ayrıldı ve ona baktı,hala deli gibi sırıtıyordu ve saçlarının ve dişlerinin beyaz olmasından dolayı deliymiş gibi görünüyordu.
"Amma da değişmişsin."
"Sen hala aynısın."Dedi Megas ve güldü.
"Ee,bizi içeri almayacak mısın?"
Beyazlı adam aklına yeni gelmiş gibi hemen kapının önünden çekildi.
"Kusura bakma Megas,kendimi kaptırmışım."
"Önemli degil dostum."
Herkes içeri girince beyazlı adam kapıyı kapattı ve sürgüledi.Tekrar Megas'a döndüğünde yine sırıtıyordu.
Megas çocuklara dönüp konuştu,hafifçe gülümsüyordu hala.
"Çocuklar,bu adam benim çok eski bir dostum,ona Melek diyebilirsiniz."
Lara hemen öne çıkarak dizlerini kırdı ve beyazlı adama referans yaptı.
"Sizin gibi,ustamın eski bir dostuyla tanışmak bana büyük bir şeref ve mutluluk vermiştir Efendi Melek,bendeniz Minora ailesinden Lara Minora,tanıştığıma memnun oldum."
Hartes,Lara'nın bu sözlerine çok şaşırdı ama belli etmedi.O,gerçekten çok kibar konuşmuştu.Hartes hayatında böyle konuşabilen birini görmemişti.Bu yüzden bu kıza karşı dikkatli olması gerektiğini anladı,kız çok iyi rol yapıyordu.
Lara'dan sonra Loren de kendini tanıttı.Sıra Hartes'e geldiginde adam beklentiyle ona döndü ama Hartes'in anlayamadığı birşey oldu,Meleğin gülümsemesi yüzünden silindi ve üst dudağı seyirdi.Hartes fazla uzatmadan konuştu.
"Ben Hartes,Efendi Melek,şahsen memnun oldum."
Melek birkaç saniye için cevap vermesede kendini topladı ve konuştu.
"Bende memnun oldum Hartes."
Melek,Megas'a dönüp tekrar konuştuğunda a önce ki neşesi kaçmıştı.
"Bu taraftan,o,seni bekliyor."
Melek hemen yürümeye başladığı için mecburen onu takip ettiler.Karanlık ve soğuk bir koridorda ilerlediler ve kapalı bir kapının önüne geldiler.Melek kapıyı tıklatıp içeri girdi,digerlerinde onu izlerdiler.
İçerisi,tamamen lambayla ve rengarenk kuşlarla doluydu.
Yerler,masalar,sehpalar ise mumla doluydu ve odayı sıcak tutuyordu.Hartes hayranlıkla kafalarının üstünde ki kuşlara baktı.Hiç böyle renkli ve güzel kuşları bir arada görmemişti.Hepsi tavandan sallanan üzengi benzeri şeylere tutunmuştu.
Yerler,masalar,sehpalar ise mumla doluydu ve odayı sıcak tutuyordu.Hartes hayranlıkla kafalarının üstünde ki kuşlara baktı.Hiç böyle renkli ve güzel kuşları bir arada görmemişti.Hepsi tavandan sallanan üzengi benzeri şeylere tutunmuştu.
Odanın tam ortasında ise mindere oturmuş biri vardı.Üstünde ona çok bol gelen bir cüppe benzeri şey vardı ve saçları bembeyazdı.Hartes önce onu bir adam sandı ama başını kaldırınca yaşlı bir kadın oldugunu gördü.
Yaşlı kadın nerdeyse dökülmüş dişleriyle sırıttı ve Megas'a elini uzattı.Megas hemen harekete geçip yerinden kalkmayan kadının elini öptü ve başına koydu.Dizlerinin üstüne çöküp Hartes'in bilmediği bir dilde konuşmaya başladılar.Birkaç kez dönüp Hartes'e bakmışlardı.Hartes sebebini anlamasada bundan hoşlanmamıştı.
Belli bir süre sonra Megas ayağa kalktı ve Laraya baktı,sonra da başıyla Yaşlı kadını işaret etti.Lara hemen öne çıkıp bir dizinin üstüne çıktı ve kadının elini öptü,ondan sonra Loren,en sonda Hartes.
Yaşlı Kadın başını kaldırıp Megas'a baktı,derin ve kederli bir şekilde konuştu.
"Neye ihtiyacınız var ise söyleyin,Melek getirsin."
Megas başını saygıyla eğdi ve Meleğe dönüp konuşmaya başladı.
"Dört savaşçı,iki büyücü kıyafeti.Kırkbeş tane ufak fırlatma bıçağı,Hava Elementi Ansiklopedisinin ilk cildi,on adet Xen Taşı,ve..."
Hartes belli bir süre sonra Megas'ın saydığı malzemeleri dinlememeye ve etrafına bakınmaya başladı.
Cıvıldayan kuşların yanına doğru gitmeye başladı ama kuşlar o gelince susup ona bakmaya başladılar.Hartes bunu garip bulsada elini uzatıp kırmızı mavi tüyleri olan bir kuşu sevmek istedi.Ancak eli kendisine yaklaşınca kuş geriye doğru kaçıp öttü.Odada bulunan bütün kuşlar susup Hartes'e baktı.Yaşlı Kadın dahil herkes de kendine bakınca Hartes utandı.Özür dileme ihtiyacı hissetti.
"Şey,özür dilerim,ne oldu bilmiyorum."
Yaşlı Kadın gözlerine bakarak konuştu.
"Yıllarca uğraşmama rağmen hiçbir zaman hepsini susturamamıştım.Her ne yaptıysan,teşekkür ederim."
***
Birkaç saat sonra aldıklarının parasını ödeyip şehirden ayrılmışlardı.Loren Megas'a o kadının kim oldugunu sorsada Megas cevaplamamış,ancak gelecekte birşeye ihtiyacları olursa o kadından alabilceklerini söylemişti.
Şehirden uzakta,ormanın içinde giderken açık bir alana geldiler.Etraf ağaçlarla kaplı olsada en orta bölüm sadece çimenlikti ve kamp yapmaya uygundu.
Megas sırtında ki devasa valizi yere koyup omuzlarını kütletti.
Öğrencilerine dönüp konuştu.
Öğrencilerine dönüp konuştu.
"Burada kamp yapacağız,çadırları akşam kurarız.Önce antreman yapacagız.Loren,sana verdigim Hava Elementi Ansiklopedisine çalış,Lara yalnız çalışmayı sevdiğine göre ormanda çalışabilirsin.Beni Hartes le yalnız bırakın."
İki öğrenci ustalarının dediklerini yapıp ortadan kayboldular.Megas alanın ortasına geçip Hartes'e de karşısına geçmesini işaret etti.
"Üstünü çıkar."
Hartes denileni yapıp gömleğini çıkardı ve üstü çıplak şekilde durdu.Megas etrafında dolaşırken sabit durdu.Megas tam karşısında durdu ve konuşmaya başladı.
"Herhangi bir sakatlığın yada yamuk,kırık gibi şeylerin yok.Kasların normal.Şimdi,kolla kendini!"
Megas bağırınca Hartes ürktü.Sonra kendine doğru gelen yumruğu görünce geriye doğru sıçramaya çalıştı.Ancak çok geç kalmıştı.
Megas'ın yumruğu karın boşluğuna gelince Hartes yere kapaklandı.Nefes alamıyor,acıdan gözlerini açamıyordu.
"Kalk."
Megas'ın söylediği şeyi yarım yamalak duysada herhangi bir tepki veremedi.
Nefes almaya çalışıyordu.
Nefes almaya çalışıyordu.
Megas ise,çok mu sert vurdum acaba?
Diye düşünüyordu.Üçüncü seviye bir savaşçının gücüyle vurmuştu,normalde hafif bir vuruştu ancak çocuğun hiç eğitimi olmadıgından çocuk resmen paramparça olmuştu.
Diye düşünüyordu.Üçüncü seviye bir savaşçının gücüyle vurmuştu,normalde hafif bir vuruştu ancak çocuğun hiç eğitimi olmadıgından çocuk resmen paramparça olmuştu.
On dakika sonra Hartes zar zor ayağa kalktı.Hala nefesi düzelmemişti ama kendini ayağa kalkmaya zorlamıştı.
Megas çocuğun kalktığını görünce ona baktı,bu sefer ona vurmadı ve nasıl gard alınacağını gösterdi.
"Sağ kolunu bük ve elini dümdüz şekilde sol aşağı çapraza uzat,sağ dirseğini sağ yukarı çapraza kaldır,evet öyle.Şimdi sol elini dümdüz yap ve sağ dirseğine değmeden onun üstüne uzat.Sol dirseğinde sağ elinin üstünde olsun."
Megas durdu ve çocuğun pozisyonuna baktı.Herhangi bir yanlış gözükmüyordu ama denemeden bilemezdi.
"Bu pozisyona Tiye Savunması denir.Yüzyıllar önce olan bir kuşatma savaşında kuşatılan şehirin adını almıştır.Ama konumuz bu degil,bu pozisyon sana garip gelebilir,ama dikkatini verirsen çok yararlı bir savunma oldugunu görürsün.Belki fark etmemişsindir,sağ dirseğin ve sol elin yukarıdan,sağ elin ve sol dirseğinse aşağıdan gelen saldırıları rahatça bloke edebilir.Şimdi sana yavaşça saldıracağım,savunma yap.Sakın korkma,sert vurmayacağım."
Megas yumruklarını birinci seviye bir savaşçının gücüne ayarladı ve orta hızla saldırmaya başladı.Çocuğa göre boyu uzun olduğu için biraz eğilmişti.
Hartes sağına gelen yumruğu sağ dirseğini kaldırarak blokladı.Hemen sonra soluna bir yumruk geldi ve onuda sol kolunu yana savurarak engelledi.Birkaç tanede alttan geldiysede Hartes onlarıda engelleyebildi.
Megas doğruluğunda şaşırmıştı.
Normalde öğrenmesi haftalar alan Tiye Savunmasını hemen öğrenmişti bu çocuk.Eksikleri yok degildi ama bütün yumrukları engellemişti.Birinci seviye bir savaşçı gücünde vurduğu için engelleyebilmişti belkide.İkinci seviyeye geçme zamanı gelmişti.
Normalde öğrenmesi haftalar alan Tiye Savunmasını hemen öğrenmişti bu çocuk.Eksikleri yok degildi ama bütün yumrukları engellemişti.Birinci seviye bir savaşçı gücünde vurduğu için engelleyebilmişti belkide.İkinci seviyeye geçme zamanı gelmişti.
"Hazırlan,bir daha saldıracağım,ama bunlar daha güçlü olacak."
Hartes başıyla onaylayıp pozisyonunu aldı ve beklemeye başladı.Megas tekrar saldırdı.
***
"Güzel,Hartes,çok güzel."
Megas yorgunluktan yere yatmış çocukla konuştu.Çocuk pozisyonu çözmüştü.İlk üç seviye savaşçı gücünde ki yumrukları bloklasa da,Megas dördüncü seviyeye geçtiğinde yumrukları bloklamaya ne gücü,ne de enerjisi kalmıştı.
"Eğer nefeslendiysen gel,şurada bir nehir var.Çakranın doğasını inceleyelim biraz."
Megas hala onla konuşuyordu ama Hartes "çakra" kelimesini duydugu anda ayağa kalkmıştı zaten.En çok merak ettigi konu buydu.Eski şehri,Kirtan da yaşarken duvarlarda yan şekilde yürüyebilen adamlar görürdü ve hayret ederdi.Birkaç kişiye sorduktan sonra onu çakra sayesinde yapıldığını öğrenmişti.Şimdi ise öğrenme zamanıydı.
Megas çocuğun ayağa fırladığını görünce hafifçe gülümsedi.Arkasını dönüp yürümeye başladı.Kısa süre sonra kamp alanının yanında ki durgun nehire vardılar.Megas bir gösteri yapması gerektiğini düşündü.Çakrasını ayağında toplayıp suya adımını attı.Ustası suyun üstünde dururken Hartes'in ağzı şaşkınlıkla açıldı.Ne de olsa duvarda yürümek farklıydı,suyun üstünde durmak farklı.
Megas öğrencisine bakıp konuşmaya başladı.
"Bilmediğini varsayıp,baştan başlayacağım,çakra,midemizde ki çakra havuzumuzdan gelen enerjimizdir.
Kan damarlarımızın yanında,ince,çakra damarlarımız vardır.Bu damarlar sayesinde çakra vücudumuzda dolaşır,ihtiyacımız olduğu anda elimizle,ayağımızda hatta kalçamızla bile kullanmamızı sağlar.Savaşçılar tekniklerini,büyücüler büyülerini bu sayede yapar.Ancak çakra sınırsız degildir.Herkesin bir enerji sınırı vardır.Seviye atladıkça,çakra havuzun gelişir,büyür ve sağlamlaşır.Böylece daha fazla çakra üretmeye başlar.Senin kaç seviye oldugunu bilmiyorum,aslına bakarsan,bir seviyen bile olup olmadıgını bilmiyorum.Şimdi öğrenme zamanı ama."
Kan damarlarımızın yanında,ince,çakra damarlarımız vardır.Bu damarlar sayesinde çakra vücudumuzda dolaşır,ihtiyacımız olduğu anda elimizle,ayağımızda hatta kalçamızla bile kullanmamızı sağlar.Savaşçılar tekniklerini,büyücüler büyülerini bu sayede yapar.Ancak çakra sınırsız degildir.Herkesin bir enerji sınırı vardır.Seviye atladıkça,çakra havuzun gelişir,büyür ve sağlamlaşır.Böylece daha fazla çakra üretmeye başlar.Senin kaç seviye oldugunu bilmiyorum,aslına bakarsan,bir seviyen bile olup olmadıgını bilmiyorum.Şimdi öğrenme zamanı ama."
Megas konuşmasını bitirince derin bir nefes aldı ve tekrar konuşmaya başladı.
Aslında,önce Yüce Kahin'in yapmasını söylediği şeyi yapması lazımdı ama çocuğun seviyesini görmeliydi.Ne de olsa ona göre eğitecekti.
Aslında,önce Yüce Kahin'in yapmasını söylediği şeyi yapması lazımdı ama çocuğun seviyesini görmeliydi.Ne de olsa ona göre eğitecekti.
"Şimdi,ellerini birbirine kenetle ve tüm gücünün ayaklarında toplandığını düşün.Ayaklarında bir tür güç hissedersen nehire adım at."
Hartes denileni yapıp ellerini kenetledi ve gücünün ayaklarına dolduğunu düşünmeye başladı.
Birşey hissedince nehire adım attı ama direk suya gömüldü.Megas boğulmasın diye kolundan tutup Hartesi suyun içinden çıkardı ve tekrar nehrin kenarına koydu.
"Eh,ilk seferinde başarmanı beklemiyordum."
"Bende."
Megas çocuk cevap verince biraz şaşırsada,güldü.
"Madem öyle neden adım attın?"
"Birşey hisseder gibi oldum,ama yanılmışım değilmi?"
"Sanırım."
Megas yapması gerekeni yapmadan çocuğu eğitemeyeceğini anladı.
"Ayağa kalk ve ellerini tekrar kenetle,ama bu sefer gücünü ayaklarında değil,karnında toplamaya çalış."
Hartes elleri yeniden kenetledi ve ustasının dediğini yapmaya çalıştı.
Megas herhangi bir sakatlığı önlemek için "Ben yeter diyene kadar bırakma kendini"dedi.
İlk on dakikada usta ve öğrenciside sabırsızdı.Sonra ki on dakikada Hartes aynı pozisyonda durmaktan yorulmuş,ama Megas sabırsızlığını kaybetmemişti.Hava yavaşça kararmaya başlamış,etrafı karanlığa boğmaya başlamıştı.Megas tam "bitti"diyeceği zaman birşey oldu.
Hartesin göbeği ve göğsünün arasında semboller ortaya çıkmaya başlamıştı.
Önce belirsiz,okunamayan kelime öbekleri gibi görünselerde,sonradan birleşip bir şekil almışlar ve bir sembole bürünmüşlerdi.
Önce belirsiz,okunamayan kelime öbekleri gibi görünselerde,sonradan birleşip bir şekil almışlar ve bir sembole bürünmüşlerdi.
Hartes'in karnında ki sembol büyük bir Y harfine benziyordu,ama daha farklıydı.Sembolün üstteki kenarları birbirinden daha fazla ayrıktı ve üç tarafında ucu sivriydi.Sembolün etrafında antik mühür yazıları vardı ama Megas bunları okuyamazdı.Onun görevi bambaşkaydı.Sembol ortaya çıktıktan sonra Megas'ın beklediği şey de ortaya çıktı.Sembolün ve yazının etrafında üst üste ama birisi çevirilerek konulmuş iki kare vardı ve üst üste konulduklarından dolayı sekiz köşeli bir yıldız olmuştu.Yüce Kahin'in sembolü.Hartes'in güçlerini bu yaşına kadar bastıran şey.Yüce Kahin'in Megas'dan istediği şeylerden biriydi bu:Hartes'in gücünü engelleyen mühürü kırıp tam potansiyeline ulaşmasını sağlamak.
Megas nehirden çıkıp çocuğun önüne geldi,bir dizinin üstüne çöktü ve mühürleri incelemeye başladı.
Yüce Kahin kendi mühürü üstünde beyaz yazılar olacağını söylemişti ama yazı falan yoktu.
"Bu demektir ki,Yüce Kahinin mühürü zaten kırılma noktasına gelmiş.Ama bu..."
Megas Kahin'inkini değil,asıl mühürü incelemeye başladı.
"Etrafında ki antik yazılar mühürün gücünü temsil ediyor olmalı.Çok güçlü bir mühür bu.Evet,şüphe yok.Bu,efsanevi ejderha Sharanor'un mühürü.Normalde Sharanor'un, taşıyıcısına büyük bir çakra,fiziksel güç,hatta bazı elementler üstünde kontrol sağlaması lazım.Ama Yüce Kahin'in mühürü buna engel olmuş.Bundan sonra olamayacak ama."
Megas doğruldu ve Yüce Kahin'in ona öğrettiği el mühürlerini yapmaya başladı.
"Hartes,kollarını ayırmadan yukarı kaldır,gözlerinide açma."
Hartes gözlerini açmadan denileni yaptı ve kenetli ellerini başının üstüne kaldırdı.
Megas mühürleri tamamladı ve beş farklı renkte parlayan sağ eline baktı.Her bir parmağı farklı renkte parlıyordu.Kırmızı,mavi,beyaz,siyah ve gri.Beş element.Her bir parmağı farklı bir elementi temsil ediyordu ve renkler ortada birleşip bir sarmal oluşturuyordu.
Megas derin bir nefes aldı,ve hamlesini yaptı.Beş renkte parlayan elinin avucunu, sertçe Hartes'in karnına vurdu.
"Ölümsüz Stili,Beş Element Mühürü!"


