Theodor'un kemiği mi?"dedi Hartes şaşkınlıkla."Bu imkansız."
"İmkansız değil,sıradışı,garip,tehlikeli ve aptalca,ama imkansız değil."dedi Kahin yavaşça,gözlerinde yükselen heyecan belli oluyordu.
"İyi de nasıl olabilir?Theodor,Birinci Tanrısal Savaşta ölmedi mi,üstelik savaş bu gezegende bile gerçekleşmedi,kemiği nasıl buraya geldi de,bir baltanın içine konuldu?"
Kahin elini çenesine götürdü,göğsüne kadar uzamış sakallarıyla oynadı.
"İşte orada,cevap efsanevi bilge Uragos'a çıkıyor,nasıl yaptığı bilinmiyor,ama Uragos bir şekilde Theodor'un savaş sırasında kopan kolunu almış,ve gizemli bir şekilde dünyamıza getirmiş,üstünde çok sayıda deney yaptıktan sonra fark etmiş ki,kol sahibinden koptuğu için sahibine özel olan hiçbir şeye sahip değilmiş,o da işe yaramadığını düşünüp kolu bir kenara atmış."
"Eee?Sonra da baltayı mı yapmış?"
"Hayır,baltayı yapan Uragos değil,Uragos,koldan birşey elde edemeyince onu ustası ve babası Uranüs'e götürmüş,babası,kolda ki etlerin artık çakra almadığından dolayı işe yaramadığını,ama kemiğin her zaman ve her yerde vücudun bir parçası olduğunu söyleyip,kemiği etten sıyırmış,dirsek ve bilek bölgesinden koparıp üç parçaya bölmüş,ama böldüğü kemikleri kıramamış,bu yüzden efsunlayıp,-ki kendisi kral seviyesine ulaşmış bir kara büyücüdür-güçlü bir silah yapması için bir demirciye vermiş.Ve bence sen bu demircinin kim olduğunu biliyorsun."
Hartes bir an konuşmadı,Kahin bildiğini söylediğine göre biliyor olmalıydı,aklını kurcalayıp cevabı buldu.
"Demir El,"diye fısıldadı sessizce."Bana sürekli kahramanlık hikayelerini anlattığın adam,Demir El,çalışırken elini kaybedince,kopuk bileğine bir demir parçası sokup,sonra onu ısıtıp dövmüş,dayanılmaz acısına rağmen vazgeçmeyip kendisine bir el yapmış,değil mi?"
"Ve tanrılarda onu azminden ve dayanıklılığından dolayı ödüllendirip,elini canlandırmışlar."diye bitirdi Jack."Ünlü bir efsane."
"Efsaneler gerçeğe dayanır,"dedi Kahin ciddiyetle."Gerçekten de Demir El,bunu yapmış,ve Uranüs'ün ona getirdiği kemiği iyice yontmuş,cilalamış ve birkaç hafta önce bulup işlediği, değişik,ve bu dünyada bulunmayan bir metalden yaptığı,daha doğrusu bitirmek üzere olduğu baltanın içine koyup,baltayı bitirmiş."
Hartes yavaşça tutup Dul Feryadını kaldırdı,şaşkınlık ve hayranlıkla baktı,silahın eski olduğunu biliyordu,ama binlerce yıllık bir geçmişe sahip olabileceğini hiç düşünmemişti.Merakla sordu.
"Peki ya sonra?"
"Baltayı en muhteşem eseri olarak bir köşeye asmak istemiş,ama balta bittikten sonra yaralı bir çocuk gelip,ona güçlü bir silah vermesini,ailesini öldürenlerden intikam alacağını söylemiş.Efsanenin kalanı karmaşık ve kesin değil,ama şu kesin ki,Demir El kendi isteğiyle baltayı ilk sahibine vermiş,ve bil bakalım ilk sahibinin gözlerinde ki güç neymiş?"
"Altın Mod."dedi Hartes."Dul Feryadının ilk sahibi,benim atalarımdan birimiydi yani?"
"Evet,efsaneye göre,balta sadece bir parçası."
"Neyin?"
Kahin gözlerini yumdu,tekrar açtığında gözleri bembeyazdı,daha farklı bir sesle konuştu.
"Gezegen Yok Edicilerin."
***
"Lord Yoko."diyerek diz üstü çöktü Megas.Diğerleri de ona uyarak dizlerinin üstüne çöktüler,bir kişi hariç.
"Neden buradasın?"dedi Melek,sakin görünüyordu ama her an durumu değişebilirdi.
Yoko,bembeyaz gözlerini kıstı,yüzünü ekşitti.
"Demek sende buradasın,evladım."diye cevap verdi tanrı,evladım kelimesini bir hastalıkmış gibi söylemişti.
"Neden buradasın?"diye üsteledi Melek."Ve seni kim gönderdi?"
"Bana hesap soramazsın çocuk!"diye kükredi tanrı."Haddini bil,yoksa sen de,çevrendekiler de bunun cezasını çeker."
Melek dişlerini sıkıp sustu,eğer yalnız olsalardı,çoktan tanrıya saldırmış olurdu,ama yanında dostları,özellikle çocuklar varken,bunu yapamazdı,göz ucuyla onlara baktı,Megas ve Boris de bir hareket yoktu,ama Lara'nın ve Afrodit'in korkudan titrediğini gördü,diğerleri de korkuyorlarsa,belli etmiyorlardı.Yoko kimseden ses seda çıkmadığını görünce,eliyle kalkmalarını işaret etti.Megas derin bir nefes alıp öne çıktı.
"Lord Yoko'nun bizi neden onurlandırdığını sorabilir miyim?"
Yoko böyle başlanan konuşmaları severdi.Küçük görülen bir tanrı olsa da,hafta da birkaç kez pohpohlanmak ona iyi geliyordu.Birkaç dakikalık zevk alma isteği sayesinde dünyaya gelmiş oğlunu görmezden gelip Megas'a odaklandı.
"Çok şanslısınız,buraya sizi uyarmaya geldim,eğer bana kızgın şekilde bakan şu mavi gözlü aptal sinirimi bozsaydı,bağırsaklarınızı ağızlarınızdan,beyinlerinizi kıçlarınızdan çıkartırdım."
Malyen yutkundu,geçen yıllar boyunca defalarca kez kendi ölümünü düşünmüş,nasıl olması gerektiğine karar vermişti;Neredeyse krallıkları yıkan bir mücadelenin sonunda,düşmanının gözlerinin içine bakarak ölmek.İşte bu,muhteşem bir ölüm şekliydi,ama beynin kıçtan,bağırsakların ise ağızdan çıkması,işte bu kötü bir ölüm şekliydi,hiç kimse böyle bir şekilde ölmek istemezdi.Yoko konuşmasına devam ederken pür dikkat kesildi.
"Her neyse,dinleyin bakalım,özellikle sen dinle Portas'ın Piçi."dedi Yoko,eliyle Megas'ın arkasına saklanmaya çalışan Boris'i işaret ederek."Son kartınızı oynadınız,zarları attınız.Ama eli bu kadar kolay kazanamayacaksınız."
"Ne demek istiyorsunuz?"dedi Boris yavaşça.
Yoko elini uzun saçlarında gezdirdi."Sen,Tanrın ve Genç Leotin,oyunu iyi oynadınız,en azından oynamaya çalıştınız,ama buraya kadar.Portas hazırlanmaya başladı bile."
"Neye?"diye sordu Melek.
Yoko oğlunun konuşmasına kızmıştı."Savaşa tabi ki aptal çocuk!"Bakışlarını Boris'e çevirdi,ona hitap etti."Tanrın ve senin gibi onu destekleyenler bu dünyanın kontrolünü ellerine alırlarken,Portas'ın öylece oturacağını mı sanıyorsun?Tanrın bunu düşünemedi mi?Portas Altın Gök de ki bütün erkekleri,kadınları ve çocukları savaşa hazırlıyor,zayıf anınızda saldıracak,sizi ve önüne çıkan herkesi ve her şeyi kırıp geçecek."
"Fark etmez."dedi Boris heyecanla."Altın Gök de kaç kişi yaşıyor ki?Beş yüz?Bin?Yüz binlerce kişilik ordulara karşı,bir avuç insan veya yarı tanrı ne yapabilir ki?Kusura bakmayın Lordum,ama tanrılar bile Portasla birlik olsa,yine de bizi yenenm..."
"Ne kadar zavallı ve cahil olduğun,bu konuşmandan anlaşılıyor.O insanlar ve yarı tanrılar Altın Gök de sadece yaşamıyorlar,orada doğup,orada büyüyorlar.Altın Gök özel bir yerdir,tanrıların son evi olmasından dolayı,evrende ki bütün güç oraya yönelmiş haldedir,ve orası bu çöplük gibi zavallı,pis bir yer değildir,orada hamile kalan bir kadının çocuğu,doğduğunda beşinci seviye olarak doğar,orada seviye atlamak için çalışmak gerekmez,oranın kendine has aurası yaşayanlarını besler ve seviye arttırır,yaşayanların yapacağı tek şey ise,bedavadan gelen bu güç üstünde ustalaşmaktır,ve onlarda yıllardır bunu yapıyorlar.Her biri tanrı seviyesinde ki birine denk olan bin kişiyi,ne kadar büyük bir ordu durdurabilir çocuk?Ayrıca,daha yeni savaştan çıkmış bu krallıklardan kaç tanesi,sizin yanınızda Portas'a karşı savaşa girer?"
"Hiçbiri girmez,hiçbirine de ihtiyacımız yok zaten!"demeyi isterdi Boris.Karşısında ki tanrı bozuntusuna planlarını haykırmayı,yüzünde oluşacak şaşkınlık ifadesini görmek isterdi.Ama yapamazdı,hiç kimseye planlarından bahsedemezdi,eğer yaparsa,tanrı ona çok kızar,en acımasız şekilde cezalandırırdı.Bu yüzden,yalandan bir mağlubiyetle başını eğdi.
"Hiçbiri girmez,ama yine de şansımızı deneyeceğiz,belki bize planlarını anlatırsın."
Yoko dudağını büzdü."Ben onun savaş konseyinde bulunmam çocuk,aslına bakarsan savaş konseyi bile yok,çünkü hiç kimse ondan daha iyi savaş planlayamaz,bu yüzden her şeye kendisi karar verir."
"Tanrıların ortak özelliklerinden biri bu,devasa bir ego."dedi Melek.Yoko sinirle oğluna baktı,parmağını şıklatmasıyla iç organlarını kusturabilirdi,ama yapmadı.
"Bir daha beni aşağılama çocuk,sahip olduğun her şeyi bana borçluyken,bana kafa tutuyorsun."
Melek öfkeyle soludu."Sana mı borçluyum?Annem..."
"Yeter!"diye bağırdı Işık Tanrısı.Tüm vücudu parlamaya başlamıştı.Sinirli bakışlarını hepsine doğrulttu.
"Burada ki işim bitti,sizin de öyle.Evinize dönün,çünkü Leotin veledi uzun süre dönmeyecek."
Sonra parlak bir ışık patlamasıyla ortadan kayboldu.
***
"Gezegen Yok Ediciler de ne?"
Kahin başını yana eğdi,tam ağzını açıp konuşacaktı ki aniden sarsıldı,başı önce öne,sonra arkaya düştü,öksürük krizi hızla geldi,boğulur gibi öksürüyor,boğazını yırtıyordu,son bir kez daha öksürdükten sonra garip,yarı anlaşılmaz bir sesle bağırdı.
"Kan K... Saldırınc., ...........Ortaya .ıkınca,S.... ...ya kalkınc.,Theod.. Var... Ka...a..k!"
"Ona neler oluyor?"diyerek ayaklandı Hartes,daha önce böyle bir şey görmediğinden baltasını sıkıca kavramıştı.Jack omuzlarından tutup onu geri çekti.
"Gitme zamanı."
Odadan hızla çıkıp merdivenleri tırmandılar,Hartes'in bir gözü hala arkadaydı,Jack yakasına yapışana dek yukarı çıktığının farkında değildi.
"Git evlat,git ve kaderinle yüzleş.Kahin seni buraya boşuna çağırmadı."
"Biliyor,ve anlıyorum.Teşekkür ederim Jack,seni unutmayacağım."
Jack Donnet gülümsedi."Ben unutulacak adam mıyım be!Seni çok uzun süre tuttuk Hartes,büyücülerim seni aldığımız yere gönderecek,kendine dikkat et."
"Tamam,Jack,dur bir dakika,Kahin,ona ne oldu?"
Jack sadece iki kelime söyledi,sonra da onu büyücülerin arasına itti.
"Bilgeliğin Bedeli."
Parlak bir ışıkla Hartes kendini Cango'yla kapıştığı yerde buldu,etrafına bakındı,hiç kimse yoktu,arkasını döndü,hiç kimse kendisini görmeden hazırlıklarını yapmak için Tenpo'ya doğru yola çıktı.


