27 Kasım 2017 Pazartesi

LOGİO-3 55.BÖLÜM:KADİM SAVAŞ


"AREVREEEERRN"


[YN: Yazar, bunu öğrenmek için kafasını su dolu kaba sokup denedi. Arkadaş "böyle bir şey geveledin" dedi :/]

[DN: Aferin sana. Örnek yazar işte!... ]

[YN: :/]

Aiden'in bağırması ile vücudu ateş ile kaplandığında sudan oluşan baloncuktan ince bir duman yükselmeye başladı.

"AREVREEEN"

Aiden'in kükremesi ile vücudunu kaplayan ateşler daha fazla yükselirken buharların miktarı da artmıştı.

"Hay... lanet..."

Etrafında ki suyun buharlaşması ile içinde bulunduğu su dolu küreden kurtulan Aiden, yere düştüğün de derin nefesler alarak yavaşça ayağa kalktı.

"GÜNEŞ KÜRESİ!"

diyerek kükreyen Aiden, ellerini havaya kaldırıp ellerinde oluşan devasa ateş topu ile birlikte ellerini iki yana açmaya başladı.

Elleri her bir santim oynadığında kürenin çapı da genişlerken sıcaklığı her salise farkedilebilir miktarda artıyordu.

"YAN!!"

[DN: Yan ulaaağğğn, yaağğğğnnn...! ]

[YN: o_o Ok]

Aiden, resmen kükredikten hemen sonra elinde ki devasa ateş topunu önünde ki sudan oluşan yaratığa fırlattığın da yaratık saniyeler içersin de buharlaşarak ortadan kaybolmuştu.

"Çok güzel Aiden. Peki, sert bir fırtınaya karşı ne yapabileceksin?"

Ace'in dedikleri ile dikkati dağılan Aiden, bir anda kendine çarpan hava dalgası ile sürüklenmeye başladı.

"BU DA NE LAN!"

diyerek kükreyen Aiden'in ayakları zemin ile temasını kaybettiği gibi Aiden, bir anda merkezinde hiçbir şey bulunmayan küçük bir alanın etrafında dönmeye başladı.

"Rüzgarı görmeye çalışma, Aiden! Onu hissetmeye çalış!"

Ace'in bilgilendiren sesi ile kendini toplayan Aiden, Ace'in dediklerini kısaca düşündükten sonra başını onaylar manada salladıktan sonra ellerini tekrar iki yana açtı.

"KALE DUVARI!"

Aiden'in kükremesi ile Aiden'in döndüğü alanın tam sınırında ortaya çıkan metrelerce yüksekliğe ulaşan toprak surlar yine her tarafı kaplayan renk gibi kapkaranlıktı.

"KALE KAFESİ!"

diyerek kükreyen Aiden, ellerini vücuduna sabitleyip düz bir şekilde dönmeye devam ederken toprak surlar yükselerek kapanmaya başladı.

Duvarlar her salise dahada yaklaşırken Aiden'in döndüğü alanda giderek daralmaya başlamıştı.

"KALE TABUTU!"

Aiden'in kükremesi ile toprak duvarlar hızla kapanırken hemen yanında ki duvarda açılan ufak delikten geçen Aiden ile birlikte duvarlar, hızla birbirine çarpıp gökyüzünü toza boğdu.

Sırt üstü büyük bir gürültü ile yere çakılan Aiden, sırtının acısı ile dişlerini sıkarak ayağa kalktıktan sonra önünde ki tamamen kapanmış; metrelerce yüksekliğe sahip toprak sütuna baktı.

[DN: Ayy! Yazık ama sırtı acıdıı! (Evet diğer işkenceleri çekmiş olmasına rağmen bu acıdım. Biliyorum benim fantezimde ayrı işte... ) ]

[YN: Fantezini yesinler :D]

"Rüzgarın merkezini kapatman iyi fikir. Peki toprağa ne yapacaksın?"

Ace'in konuşması ile üstünde durduğu zeminin sallanması bir anda olan Aiden, dengesini kaybederek dört ayak üstüne düştüğün de altında ki toprak kollarını ve ayaklarını kaplamıştı.

Aiden uzuvlarını kaplayan topraktan ne kadar uzaklaşmaya çalışsa da toprak onun çabalarını boşa çıkartarak her defasında kendine daha da çekiyordu. Aiden, olan bu olay karşısında küfürler ederken düşünmeye başladı.

"Rüzgar toprağı sürükler!"

Aiden, aklına gelen fikir ile derin bir nefes aldıktan sonra ciğerlerini doldurduğu tüm havayı elleri ve bacaklarını kaplayan toprağa üflemeye başladı.

İlk birkaç saniye hiçbir şey olmasa da toprağın zayıf parçalarının yavaşça kopması ile işlemi tekrarlayan Aiden, zayıf olduğu için diğer parçalara tutunmaya çalışan toprak parçalarının onları da sürüklemesi ile tekrar derin bir nefes aldı.

Bir kez daha aynı işlemi uygulayan Aiden, uzuvlarını kurtardıktan sonra hızla olduğu yerden fırlayarak tekrar derin bir nefes alarak önünde ki toprak tepeye üflemeye başladı.

Üflediği derin nefesinden oluşan küçük fırtına ile toprak sürüklenirken derin bir nefes alan Aiden, aldığı sık nefesler ile başının dönmesine engel olamamıştı.

"Ateş her zaman hırçındır, Aiden. Umarım onu ehlileştirebilirsin!"

Ace'in konuşması ile başının dönmesine rağmen ona dönen Aiden, bir anda vücudunun alevler ile kaplanması ile kendini yere attı .

"SICAK, SICAK, SICAK! SICAAAAAK!!"

Aiden, yerde taklalar atarken üzerinde ki ateşi söndürmek için çabalasa da hiçbir şekilde üzerinde ki ateşten kurtulamıyordu.

"SU DALGASI!"

Aiden, bağırdıktan sonra elini gökyüzüne uzattığın da etraf tekrar sarsılmaya başlamıştı. İleriden üstüne gelen devasa su dalgası ile buluşan vücudu eşliğin de buhar tüterken devasa dalga sebebi ile ateşten kukla da ortadan kaybolmuştu.

"İyi misin Aiden?"

Ace'in sorusu ile derin bir nefes alan Aiden, başını onaylar manada salladığın da; Ace de yüzüne yerleştirdiği sırıtış ile Aiden'e baktı.

"Pekala Aiden, dört elementi de beleşe bir şekilde öyle böyle yendin. Peki ya göremediğin bir şeyi nasıl yeneceksin?"

[DN: Uiyyyyy! Kapak yaptı bildiğin...sjhdjfbn(Siz takmayın gençler beni :D)]

[YN: Peki...]

Ace'in konuşması ile şaşkın bir şekilde ona dönen Aiden, Ace'in karanlık ile kaplanıp ortadan kaybolması ile hızla ayağa kalktı.

"ACE, NEREDESİN?"

Aiden, ses tellerini yırtarcasına bağırırken etrafında dört dönüyordu. Biraz önce sadece karanlık olan yerler bile şimdi zifiri karanlıktı.

"Hay lanet... KARANLIK BOZGUNU!"

diyerek elini yukarı kaldıran Aiden, elinden yükselen kısa bir ışık sütununun ardından ışık sütunu dört bir yana dağıldığında etrafta ki karanlık yavaş yavaş dağılmaya başlamıştı.

"Hey Ace!"

Aiden'in seslenmesi ile karanlıktan gelen bir mırıldanma sesi ile Aiden, Ace'in hala burada olduğunu anladığın da konuşmaya devam etti.

"Elementler gerçekten bu kadar kolay yok edilebiliyor mu? Baksana sadece zıt elementi ile birlikte rahatlıkla ortadan kaldırıyorum."

Aiden, konuştuktan sonra elini yukarı doğru hafifçe geri çekip uzattığın da elinde ki sütun top halini alarak hızla yükselmeye başladı.

Metrelerce yükseğe ulaşan ışıktan küre yaydığı ışıklar eşliğin de parçalanarak etrafta ki karanlığı dağıttığın da etraf bu kez tamamen beyaza büründü.

Aiden, beyazların arasında yüzünde ki sırıtışı ile duran Ace ile birlikte kollarını indirirken; Ace'den cevap beklercesine beklemeye başladı.

"Elementler sandığından daha kolaydır. Onlara yıkıcı gücünü veren şey o elementi kullanan kişinin duygularıdır.

Senin dövüştüklerin sadece element olduğu için zıt elementleri kullanılarak rahatça yok edilebilirler. Ancak Drago bu kadar güçlü olmayacak.

Yinede Drago da aynı şekilde altı element ile senin elementleri ile kapışacak. Bu arada aklıma gelmişken Drago'nun sahip olduğu altı element, sebebi ile zihin ve doğa elementlerinin kuklalarını yok ediyorum."

Ace, sessizliğe bürünürken elini hafifçe ileri uzatarak kalan yedi kukladan dört tanesini anında toza dönmüştü.

Ace, elini tam indireceği sırada sanki bir şey hissetmişcesine yerinde hafifçe sıçrarken tekrar elini uzatarak birleşik elementlerden oluşan canavarlar da yok olduğunda sadece beyazlar ile parlayan yaratık kalmıştı.

"IŞIĞI KARANLIK İLE BOĞ, AİDEN!! VE ACELE ET O GELİYOR!!"

diyerek kaşlarını çatan Ace'in sesinde ki öfke ile yerinde sıçrayan Aiden, derin bir nefes aldıktan sonra gözlerini kapatarak etrafı karanlığa boğduğunda karanlığın vücudundan yayılarak etrafa saçıldığını düşünmeye başladı.

Işığın yakıcılığı derisine işlerken vücudundan yayılan kara dumanlar hızla etrafa yayılmaya başlamıştı. Birkaç dakika içersin de etraf tekrar karanlığa gömüldüğün de derin bir nefes alan Aiden, gözlerini açtığın da burnunun dibinde ki Ace ile geriye doğru sıçradı.

"Hadi Aiden gitmeliyiz!"

Ace, hızla arkasını dönerken elini ileri uzatarak açtığı geçitten geçtiğin de; Aiden, birkaç saniye arkasından baksa da hemen kendini toplayıp Ace'in peşinden geçitten geçti.

*

Gökyüzünü yaran devasa ışık sütunu sonunda oldukça incelerek etrafı ışığa boğarak kaybolduğun da ışık sütununun düştüğü yerde yedi insanın silüeti mevcuttu.

Yedi silüet ağır adımlar eşliğin de etraflarını kaplayan karanlık toz bulutundan çıktıktan sonra yedi insanın üzerinde ki renkli cübbeler göz kamaştırıcı bir şekilde parlamaya başladı.

Cübbelerin biri yeşil, biri kırmızı, biri mavi, biri turuncu, biri beyaz, biri sarı ve en önde ki cübbeli adamın cübbesi de siyah renkli idi.

En önde ki adamın durması ile diğer altılıda durduğunda; siyah cübbeli, cübbesini çıkartarak parlayan yakut kırmızısı gözleri ile etrafa bakınmaya başladı.

Duyduğu ayak sesleri ile sırıtarak bakışlarını etrafında gezdirdiğinde; önlerinde diz çökmüş belki de binlerce kişiye göz gezdirdi.

Bir anda; yerden yükselen topraktan oluşan diz çökmüş bir heykel, rüzgarın şekil alarak diz çökmüş bir şekil alması, yerden çıkan suyun, yoktan var olmuşcasına parlayan beyaz bir ışığın, şarmaşıklardan oluşan bir vücudun ve karanlık bir gölgenin şekil alması ile ortaya çıkan vücudun diz çökmesi ile etrafta ki kişiler hep bir ağızdan aynı şeyi haykırdı.

"KARANLIĞIN EFENDİSİNİ SELAMLIYORUZ, KARANLIK EJDERHA DRAGO!"

Drago, isminin söylenmesi ile sırıtarak önünde ki birliğin altı üyesine bakındı. Eksik olan kırmızı üye ile birlikte kaşlarını çatarken yanında öfkeden vücudu alev alev yanan Der'e baktı.

"Sakin ol Der! İntikamını alacaksın..."

Der isimli kırmızı cübbeli adam, Drago'nun sesini duyduğunda başını onaylar manada salladıktan sonra vücudunu saran ateşleri dağıtarak beklemeye başladı.

Drago, adamının sakinleşmesi ile gökyüzüne bakarak yüzünde ki şeytani ifade ile derin bir nefes alarak haykırdı.

"BEN DÖNDÜÜÜÜÜM!!"

Drago'nun sesi etrafta yankılanırken uzakta ki bir bina Drago'nun sesi ile titremişti. Drago'nun sesi tüm dünyada yankılanırken Drago, ağır adımlar ile ilerlemeye başladı.

Bir anda duran Drago, arkasını dönerek oturmak için hamle yaptığın da; sarı cübbeli elini ileri uzatarak topraktan bir taht oluşturarak Drago'nun oturmasını sağladığın da Drago, sadece bir elini çenesine dayayarak beklemeye başladı.

*

"Bu da neydi böyle?"

Merlin, oturduğu masa da bir anda etrafta yankılanan kudretli ses ile dışarıya döndüğün de arkasında ki ikiliden uzun boylu olan konuştu.

"Drago döndü... Kadim savaş... başlıyor..."

Ace'in heyecan dolu sesi ile ona dönen Merlin, hafifçe yutkunduktan sonra tekrar dışarıya bakarak gökyüzünü kaplayan kara bulutlara bakarak mırıldandı.

"Belki de tüm evrenin kaderini bağlayan savaş... Kadim savaş..."

Birkaç saniye sessizliğe gömülen Merlin, derin bir nefes alarak sağ bileğini ağzının hizasına getirdi.

"Merek, hazır mısın?"

"Yolla gelsin ihtiyar!"

Merek'in hiç ciddilik barındırmayan sesi ile konuştuğunda Merlin, hafifçe iç çekerek başını iki yana salladıktan sonra arkasında duran ikiliye eli ile gelin işareti yaptı.

İkili hızla Merlin'in yanına geçtiğin de Aiden, dışarıda gördüğü manzara ile şaşkınlıktan gözlerini fal taşı gibi açarken Ace de yüzüne yerleştirdiği şeytani sırıtışı ile birlikte dışarıda ki canavar ordusuna bakındı.

"Bu gerçekten eğlenceli olacak. KRARARARAR KRARARARA"

Ace'in attığı gür kahkahası etrafta yankılanırken; Merlin de yüzünde ki sırıtışı ile olacak büyük savaşın heyecanı ile şeytanice sırıtırken Aiden'in aklında olan tek şey:

Bu savaşın iki sonucundan biri olacağıydı; ya bu savaşı kazanacaklar ve Drago yenilecekti, yada kaybedecekler ve tüm evren yok olmaya başlayacaktı.

Kadim savaşın büyük tehlikesi ile yutkunan Aiden, oluşacak büyük savaştan dolayı yutkunduktan sonra sadece beklemeye başladı.


<<Önceki Bölüm   Tanıtım   Sonraki Bölüm>>