25 Kasım 2017 Cumartesi

Ningendo-2.Kitap:İntikam-33.bölüm-Ölüm Dağları(2)

"Bizim hakkımızda konuşuyorlar."dedi Rix,konuşurken etrafa yıldırım saçmıştı.

"Peh!Kimin umurunda?Sanki vicdana gelip de bizi serbest bırakacaklar."dedi Agron sinirle.
"Böyle konuşma lütfen Agron."dedi güzel bir ses."Belki bırakırlar,belki de bırakmazlar.Her şey olacağına varır diye bir laf vardır,hiç duymadın mı?"
"Nerden duydun onu Taron?Bir kitaptan falan mı?Bildiğim tek söz,sarhoş bir kralın söylediği sözdür,'Öfke Bizimdir.'"
"Bu kadar öfkeli olmak sana göre değil,öfke tanrısı değilsin ki?Karanlık tanrısısın,ve bizde karanlığın içindeyiz,tıpkı istediğin gibi."dedi Taron.
"Işık beni sinir ediyor."dedi Agron sinirle."Burası sinir ediyor,siz sinir ediyorsunuz,şu aptal ejderha ve sarı kafalı beyinsiz velet beni sinir ediyor!Her şey beni sinirlendiriyor!"diye haykırdı karanlık tanrısının kalıntısı,boşlukta bir bulut gibiydi.
"Sharanor'un seni neden sinir ettiğini anlarım,ama biz neden ediyoruz?"diye sordu Rix,en az bininci sefer.
"Çok konuşuyorsunuz!Sizlerden nefret ediyorum,özellikle Sharanor dan!"
"Mühürlünü öldürdüğü için mi,yoksa bizi burada tuttuğu için mi?"
"Ben-"dedi öfkeyle Agron,sinirinin verdiği güç yüzünden buluta benzeyen şekli bozulmaya başlamıştı.Sakinleşmeye çalışıp şeklini korumalıydı,eğer dağılırsa,tekrar toplanması yıllar alırdı."Her ikisi de,Neaglir benim herşeyimdi,ama Sharanor onu benden aldı,Theodor'a ölmeden önce güvenip kendimi Sharanor'a kattım,ama o bizi hapsetti,onu geçtim,yardım etmemiz için gönderildiğimiz çocukla bile iletişime geçemiyoruz.İşte beni öfkelendiren şey de bu."
"Sharanor beklediğimiz gibi davranmadı,doğru,ama unutmayalım ki çocuğuda kötü yönlendirmedi,sadece öfkelendiğinde ona müdahale etti,o kadar,o da istemeden çakrasını ona aktardığı için."
"İyi de..."diyerek konuşmaya başlayacak olan Agron'un sözleri,Rix'in yıldırımsal sesiyle kesildi,alanda hissedilen güç,Rix'in artmaya başlayan heyecanının gücüydü.
"Sharanor bizi buraya hapsetmiş olabilir,önümüze büyük bir duvar da örmüş olabilir,ama sanırım o duvarda bir gedik buldum."
***
"Yeterince dinlendim."dedi Hartes,nemli mağaranın zemininden kalkarken."Yola devam etmeliyim,yoksa onu kaçırabilirim."
"Sen bilirsin."
Neredeyse sönmüş olan ateşe yaklaşıp kurumaları için etrafına bıraktığı kıyafetlerini üstüne geçirdi,dağları baştan sona yıkayan yağmur durmuştu,Hartes mağaradan çıkıp yoluna devam etmek için hazırlanırken,kulaklarını patlatacak kadar güçlü bir kükremeyle kendini yan tarafa attı,yuvarlanıp ayağa kalktı ve düşmanına baktı.
İki koca ayağının üstünde yavaşça eğilmiş haldeydi,boyu neredeyse üç metreye yakındı,iki yanında devasa kanatları yarı açık şekilde duruyordu.yağmurdan sonra ki serin rüzgarı iri ve çıkık göğsüyle karşılıyordu,ayak bileklerinde ki ve kanatlarında ki sarılıklar dışında tamamen kan kırmızısıydı,Hartes'e tepeden bakıyordu,Hartes'in kafasını tek ısırışta koparabilecek gibi duran ağzının içinde,boynuzlarının büyüklüğünden yüz yaşını geçtiği anlaşılabilen bir geyik tutuyordu,devasa patilerini yere sağlam bir şekilde basmıştı,kocaman ve dehşet verici bir yaratıktı,ama en ilginç kısmı gözleriydi;biri gökyüzü kadar mavi,diğeri ise kan gibi kırmızıydı.Ve ikiside kızgınlıkla bakıyordu.
"Bu bir Anka Kuşu,diğer adıyla Ateş'in Çocuğu,"dedi Sharanor yavaşça."Sakın hareket etme,ama hazır ol,çok hızlı ve çok güçlüdür,çenesinin gevşediğini buradan bile anlayabiliyorum,ağzında kini bırakıp sana saldırmak için fırsat kolluyor,belki onunla konuşabiliriz,savaşmak en son çare,bu yaratık en az Gök Seviyedir."
Hartes kılını dahi kıpırdatmadı,içine derin bir nefes çekip,hızlı manevra yapabileceği bir mevki aradı,aklından bin bir türlü şey geçiyordu,bu yaratık saldırırsa eğer,kaçmak için neredeyse hiç şansı yoktu,savaşırsa da,Sharanor olmadan büyük ihtimalle yenemezdi,çünkü bunun gibi vahşi ve gizemli yaratıkların diğer türlerden farklı güçleri olurdu,diğer canavarlar ekstra hız,güç gibi yeteneklere sahipken böyle fazla göz önünde bulunmayan türler ilizyon veya çeşitli element güçlerine sahip olurlardı,bu da Hartes'in Altın Modu son zerresine kadar kullanıp ona karşı koyması anlamına geliyordu ki bu çakrasının azalmasına veya bitmesine,ve Gölge'nin karşısında güçsüz olması anlamına gelirdi,her türlü,bu yaratığın saldırması Hartes'in zararınaydı.Aklından bu yaratıkla ilgili okuduklarını ve duyduklarını getirmeye çalıştı,hatırladığı kadarıyla yüzlerce yıldır insanların dünyasında görünmemişti,güçleri değişiyordu,Hartes onları görmek istemezdi,hepsinden öte,yüce ve onurlu bir yaratıktı.Ağzını açıp konuşacaktı ki,Anka ağzını açıp geyiği yere bıraktı,bir kurt gibi uludu,sonra da genizden gelen,ama cinsiyetini belli eden bir sesle konuşmaya başladı.
"Yuvamı kirleten de kim?"dedi dişi Anka Kuşu,gözleri tehditkar ve vahşiydi,farklı renk olmalarıysa insanı ister istemez ürkütüyordu.
"Ben,Hartes Leotin,yuvanı kirletmedim cesur varlık,sadece bir süre misafir oldum."
Hayvan gözlerini kısıp dişlerini gösterdi."Bunun için iznimi aldın mı?Yuvama izinsiz girerek,bana resmen meydan okudun seni küçük insan."
Hartes yutkundu,sakin olmaya çalıştı."Sana meydan okumak gibi bir niyetim yok,burada savaşmak ve kan dökmek için bir sebep de yok,yolumu aç gideyim,kimseye zarar gelmesin."
"Ya dediklerini yapmazsam?Ne yapacaksın insancık?"
Hartes dik durdu,elini baltasına götürdü."Seni öldürmek zorunda kalırım."
Anka ağzını açıp parlak dişlerini gösterdi,kıs kıs güldü.Patisini öne doğru uzatırken,Sharanor'un gücü  Hartes'in içinden fırladı,hızla Anka'ya saldırıp onu geriye püskürttü,görülemeyen güç dalgası devasa kuşu havada tutmaya çalışırken,Anka kanatlarından birini havada savurdu,Sharanor'un çakrası havada kesilip dağılırken,Anka iki ayağı üstünde yere indi,daha gürültülü kükreyip,Hartes'in üstünde zıpladı.
Hartes hızla baltasını çıkardı,ancak geç kalmıştı.Anka kanatlarını bir kez çırptı ve kendisine doğru uçtu,gagasını Hartes'in koluna yolladı ve baltayı ağzında bulunan küçük ama sert ve keskin dişlerinin arasına aldı,Hartes baltayla beraber savrulmamak için baltayı bıraktı,Anka da baltayı savurup mağaranın içine yolladı,Hartes geriye doğru çekilip nefeslendi,hızla ne yapması gerektiğini düşündü.
"Fortan'ın Volkanı ve Ruh Yumruğu çakramı sömürür,hem Gölge'nin karşısına çıktığımda kendi çakrama ihtiyacım var,Sharanor'un ki çok güçlü olduğundan onunkini önce özümsemem,sonra da kendiminkine katmam gerekiyor,buda çok zamanımı alır,geriye yapılacak tek bir şey kaldı,onu şimdi burada kullanmak istemezdim,ama mecburum,bu yaratığı başımdan def etmem lazım."
Hartes sağ yumruğunu vücudunun sol tarafına çekti ve bir zamanlar savaştığı tanrının tekniğini kullandı.
"Portas'ın Öfkesi!"
Anka havada kendisine doğru gelirken,Hartes yumruğunu tüm gücüyle savurdu,Savaş Tanrısının tekniğiyle güçlenmiş yumruk,havada manevra yapamayan Anka'nın suratında patladı,hızla geriye doğru uçup mağaranın kenarında ki uçurumun kenarına sürüklense de,kanatlarını kullanıp kendisini hızla toparladı ve doğruldu,hala güçlü görünse de,Hartes gagasının hafifçe çatladığını hissetmişti,bu acı onu rahatsız ederdi.Hartes çakra kaybetmemek için Portas'ın Öfkesini kapattı ve soluklandı.Bu tekniği Naceyno ile birlikte yola çıkmadan bir hafta önce öğrenmişti,üstünde fazla pratik yapmadığı için açarken biraz zorlanıyordu,vücudu tekniğe daha tam alışamadığı için açmak ve açık tutmak için aşırı çakra gerekiyordu,bu yüzden en son çare olarak bu tekniği tutuyordu,normalde bütün tanrı teknikleri çok çakra yer,ayrıca çok da güç ve hız gibi şeyler kazandırırdı,ama vücut tekniğe alıştıkça,tekniği açıp kullanmak için yeterli olacak olan çakra miktarını hesaplar,aşırıya kaçmazdı,ama Portas'ın Öfkesinde durum farklıydı,tüm tanrı teknikleri gibi bu teknik de yaratıcısına benziyordu:dengesiz ve aşırı güçlü.Çok güç verdiği doğruydu,ama karşılığında aldığı çakra çok fazlaydı.Lanet olasıca herif,element tanrıları gibi bir veya iki sefer kullanılacak bir teknik yerine kullanma süresi arttıkça harcadığı çakra miktarını artıran bir teknik yaratmıştı.
Anka ağzını açıp bağırdı,gerinip tekrar saldırmak için hazırlandı,Hartes Altın Modunu açıp,saldırıyı karşılamak için hazırlandı,o anda Sharanor'un baskıcı gücü alanı ele geçirdi,Hartes'de,Anka da yere zar zor çöktü,Hartes,Sharanor'un Anka'nın zihnine girerek onunla konuştuğunu hissetse de,konuşulanları duyamadı,yaklaşık bir dakika boyunca,bu böyle devam etti,sonra Sharanor baskıyı yok etti ve Hartes'e seslendi.
"Gitmemize müsaade edecek,onunla bir antlaşma yaptım."
"Ne vaat ettin?"
"Tam olarak bir şey vaat etmedim,arkamızdan gelip Gölge'yle yapacağın savaşı izlemesini,ve savaşın sonucuna bağlı olarak seni mühürlüsü olarak seçebileceğini."
Hartes bir an çok şaşırdı,daha önce de bir mühürlüye sahip savaşçılar veya büyücüler görmüştü,ama hiçbir zaman kendisininde bir ortağa,bir mühürlüye sahip olabileceğini düşünmemişti.Çünkü o,yalnız savaşmayı ve yaşamayı kendine uygun görmüştü,ona göre,eğer bir kişi yükselmek istiyorsa,kimseyle birlik olmadan,kendi gücü ve çabasıyla güçlenmeliydi,Sharanor yüzünden kendiside bunu tamamen yapamasa da,onun ülküsü buydu.
"İyi de neden?Onu alt edebilirdik."
"Ona bir bak Hartes,hayatında,benim dışımda kaç tane böyle yüce ve efsanevi bir hayvan gördün?Hayatını bir ortağın olmadan geçiremezsin,benim dışımda,sırtını yaslayabileceğin birine ihtiyacın var,üstelik Anka Kuşları çok güçlü,ve de sevimli hayvanlardır,bunun böyle olduğuna bakma,biraz sinirlendi o kadar,ama,eğer senin ortağın olmayı kabul ederse ki bunun için Gölge'yi yenmen ve tüm hünerlerini gösterip onu etkilemen gerekecek,senin için iyi bir müttefik olur."
Hartes cevap vermedi,zaten zaman kaybedip duruyorlardı,kafasını sallayıp kendisine artık daha sakin bakan Anka Kuşuna baktı.
"Öyleyse gidelim,..."
Anka kuşu onun neden öyle kaldığını anladı ve gagasını oynatmadan zihin sesiyle konuştu.
"Benim adım Verüna Nüsar,sen bana Venüs diyebilirsin."