9 Aralık 2017 Cumartesi

LOGİO-3 3.KİTAP FİNAL:BEN DÖNDÜM


Karşılıklı iki tepenin üstünde ki her bir orduda yüz binlerce hatta milyonlarca savaşçı karşılıklı duruyorlardı.
Bir tepenin üstünde topraktan bir tahtın üstünde oturan Lio'nun bedeninde ki Drago, diğer tepede ise iki tarafında da üç kişi bulunan Merlin.
Drago'nun ordusu Merlin'inkine göre daha az gibi görünse de; Drago'nun yüzünde ki sırıtış bunun pek sorun olmayacağını bağırıyordu.
Merlin'in yüzünde ise Drago'nun ki gibi kendine güvenen bir ifadeden çok oldukça ciddi bir ifade vardı.
"Beni eğlendirebilecek misiniz? Merlin, umarım gezegenleri yok etmeye başlamadan önce beni yeterince eğlendirebilirsin."
[DN: Hmmm pis ejderya seni !!]
[YN: Nesi pis be :D}
Drago'nun alaycı sesi ile birlikte Merlin, kaşlarını öfke ile çatarken iki yanına gözlerini gezdirdi.
Sağında duran Kira, Osso ve Nina ile birlikte solunda da Merek, Aiden ve Ladres vardı.
[YN: Uzun süredir akla gelmeyen karakterler geldi. İntikam alacaklar :D ]
[DN:Desene o zaman gün intikam günüdür!...]
"DRAGO... Amacımız seni eğlendirmek değil. Seni ortadan kaldıracak Lio'yu kurtaracak ve dünyalara ebedi huzur sağlayacağız!"
Merlin'in kararlı sesi ile birlikte iki tarafında duran altılı hızla ellerini elementleri ile kaplarlarken silahlarını da hazırda tutmaya başladılar.
"Yaptığınız şey kendi ölümünüzü hazırlamaktan başka bir şey değil... DER GİT VE İNTİKAMINI AL!"
Drago'nun ona seslenmesi ile üzerinde ki kırmızı cübbeyi hızla üstünden fırlatan kırmızı saçlı üstü çıplak altında da kan kırmızısı bir pantolon bulunan adam, kendini ateşle kaplayarak hızla ileri atıldı.
"MEREK!"
Üzerlerine gelen ateş ile kaplı olan kişi ile hızla yanında ki Merek'e bağıran Merlin ile Merek, cevap bile vermeden kendini mavi ateşleri ile kaplayarak ileriye atıldı.
İki ateş kullanıcısı hızla iki tepenin arasında ki düzlük alana ilerlerken ateş ile kapladıkları yumrukları birbiri ile buluşarak etrafa kavurucu bir hava dalgası yollamıştı.
"SALDIRIN!"
"ÖLDÜRÜN!"
[DN: Allah allah allah allah.... Hücuuuuuumm!Saldırın askerleeeğrrr!hgfbfb havaya girdim iyicene ]
[YN: Gaza geldi Allah Allah Allah Allah :D]
Merlin ve Drago'nun emirleri ile birlikte ikilinin arkalarında ki milyonlarca asker ve yardakçı hızla bir birine atılarak savaş alanına ilerlemeye başlamışlardı.
Savaş alanının ortasında ki iki ateş ile kaplı kişi de birbirinden uzaklaşarak bir süre birbirini incelemeye başladı.
"Rosso'yu öldürmeyi becerdin... Eğer başka bir öğrencimi öldürseydin seni affeder ve öğrencim olarak alırdım... Şansız birisin, onu öldürmek ölüm fermanını imzalamak dem-..."
Bir anda yüzünün solundan hızla geçen mavi ateş topu ile kendini hızla sağına atan Der, öfke ile çattığı kaşları ile sağ elinde mavi ateş tutan Merek'e bakmaya başladı.
"Ejderha mısın dırdırcı nene mi? Ne lan o yaşlı karılar gibi bıdı bıdı bıdı... Buraya dedikodu yapmaya değil, TÜM EVRENİN KADERİNİ BELİRLEMEYE GELDİK!"
[DN: Bir Kerem gördüm sanki! sadhhbvb]
[YN: (Masum çocuk bakışı) Ben o kadar deli miyin :3 :D]
Merek, son kısımda kükreyerek konuştuktan sonra hızla vücudunun alt kısmını ateşe çevirerek Der'e doğru atıldı.
"Aptal!"
Der sadece bir saniye de yüzünün birkaç santim ilerisine gelen yumruk ile söylediği tek kelimeden sonra ortalık toz dumana gömülmüştü .
Toz bulutu yavaş yavaş dağılırken iki kişinin de yüzlerinde ki şeytani sırıtışlar parlayarak etrafa adeta ışık saçıyordu.
"Hızlısın!"
"Teşekkürler ama hala hızlıları var demek ki. Gerçekten güzel."
İkilinin birdenbire samimi konuşmaya başlaması ile toz bulutu dağıldığında Der, Merek'in yumruğunu yüzüne bir kaç santim kala sol eli ile yakaladığı ortaya çıkmıştı.
Aynı şekilde Der de Merek'in ortaya çıkan bu boşluğu ile karın boşluğuna yumruk atmak için kolunu hızla ileri uzattığında Merek, sol dizini kaldırarak Der'in yumruğunu engellemişti.
"Haklısın!"
Der, mırıldandıktan hemen sonra kendini ateşe çevirerek Merek'in içinden geçtiğin de Merek, önünün boşalması ile ileri doğru iki adım sendelediğinde sırtına yediği tekme ile yüz üstü yere kapaklandı.
"Element dönüşümlerinde hızlı olmak düşmanına sürpriz saldırı yapmak gibi bir çok konuda destek olur."
[DN: Sanki bu sözler birazdan son sözlerin olacak gibi...]
[YN: İyi bir eğitmen sonuna kadar eğitir. Yazar saçmalamasyonda :D]
Der'in konuşmasının bitmesi ile Merek, hızla alttan bir çelme çakarak Der'i sırt üstü yere düşürdüğün de; Der, yüzünde ki şaşkınlık ile gökyüzüne bakarken yüzüne gelen topuk ile hızla kendini ateşe çevirdi
"Yemedim."
diyerek hızla elini ateşe çevirerek önüne doğru savuran Merek'in ateşten elinin çarptığı kırmızı ateşler hızla geriye doğru savrulurken Der, orijinal vücuduna dönerken karnını tutarak sırt üstü yere yapıştı.
"Hadi ama bu kadar kolay mısın ihtiyar?"
Merek'in meydan okuyan ve üzüntü barındıran sesi ile birlikte öfkelenen Der, ellerini iki yana açtıktan sonra tüm vücudunu ateşler ile kaplayarak ortadan kayboldu.
Merek, etrafının bir anda kızıl ateşler ile kaplanması ile gardını alırken beklemeye başladı. Her an bir taraftan gelebilecek olası bir tehlike için tetikte beklerken ateşlerin boyutu yükselmeye başladı.
"Ateş kafesi!"
Der'in sesi etrafta yankılanırken ateşlerin ucu birleşerek bir kafes misali Merek'i içine hapsetmişti.
"Ateş cenazesi!"
Ateşten kafesin yavaş yavaş kapanarak Merek'in vücudunun etrafını kaplaması ile birlikte Merek'in kafası ateşlerden kurtularak önünde ona sırıtarak bakan Der'i görebileceği bir açıklık oluştuğun da Der, sırıtarak tekrar konuştu.
"Ateş bombası!"
"Hadi lan!"
'BOOOOOOM'
Merek'in inanmamazlık barındıran sesi ile etrafını kapatan ateşler hızla şişerek bir anda patlamıştı.
Ateş ile kaplı Merek'in biraz önce durduğu zemin de ortaya çıkan göçük ile birlikte alev alev yanan kırmızı alevler eşliğin de Der, arkasını döndüğü gibi karşısında gördüğü kişi ile geriye sıçradı.
"Ne zaman-..."
"ATEŞ HORTUMU!"
Der'in sorusu havada yarım kalmışken Merek'in ses tellerini yırtarcasına bağırması ile Der'in etrafında mavi alevler ile kaplı ateşten bir hortum oluştu.
"Şeytanın kırbacı!"
Merek, sağ elini havaya kaldırdığın da sağ elinde mavi alevlerden oluşan kırbaç ile birlikte hortumun ortasına doğru bir yol açıldı.
Merek, ağır adımlar ile geçitten geçtikten sonra etrafında ki hortumun sıcaklığı ile nefes nefese duran Der'e sırıtarak baktı.
'ŞLAK'
Elinde ki ateşten kırbacı çekip hızla vurması ile ortaya normal bir kırbaç gibi gelen ses ile birlikte Der, öfke ile dişlerini sıkarken; Merek, elinde ki kırbacı hızla Der'in sırtına savurdu.
'ŞLAK'
'ŞLAK'
'ŞLAK'
Ard arda gelen şaplak sesleri ile elinde ki kırbacı hızla Der 'n sırtına vuran Merek eşliğin de Der'in yüzü ile yer arasında ki mesafe hızla azalmaya başladı.
En sonunda Der'in kollarında ki güç bitince kendini yüz üstü yere attığı vakit Merek, sırıtarak sağ elinde ki kırbacı yok ettikten sonra sağ elini ateş ile kaplayıp hızla Der'in sırtının tam ortasına vurdu.
Mavi alevler ile kaplanan el, Der'in sırtını delip göğsünden çıktığın da Merek, avucunun içinde tuttuğu şeyin tepmesi ile yumruğunu sıkmaya başladı.
Yumruğunu sıktığı gibi elinde ezilen kalp ile birlikte Der, sonsuz uykuya dalarken Merek de kolunu geri çekerek Drago'ya öfkeli gözler ile baktıktan sonra yüzünü sırıyan kılıç darbesi ile kendini geri attıp önünde ki onlarca yardakçıya baktı.
"Hadi bakalım!"
diyerek ayağa kalkan Merek, kendini mavi alevler ile kapladıktan sonra tek kelime daha etmeden hızla önünde ki onlarca yardakçıya karşı saldırıya geçti.
*
"Demek Der öldü... Wolley ileri çık!"
Drago'nun duygusuz sesi etrafta yankılanırken; sarı cübbeli adamda aynı Der gibi üstünde ki cübbeyi attıktan sonra kendini toprağın içine gömerek ortadan kayboldu.
*
"HADİ... HADİ... KAÇ KİŞİ OLURSANIZ OLUN HEPİNİZ GELİN!"
Merek, nefes nefese kalmış bir şekilde önünde ki onlarca yardakçıya karşı dururken arkasında hissettiği hareketlilik ile arkasını döndüğü gibi karnına yediği tekme ile geriye uçtu.
"Çekilin!"
Merek'in karnına yediği tekmesi ile etrafta ki kişiler tam ona saldırmak için harekete geçtikleri sırada konuşan kişi ile hepsi birden geri çekildiğin de Merek, başını kaldırarak konuşan kişiye baktı.
Konuşan kişi iki metre boyunda sarı saçlara ve sarı gözlere sahip biriydi. Adam neredeyse Der'in aynısıydı. Tek farkı; saçları ve gözleri ile giydiği pantolonun sarı renkli olmasıydı.
"Sende... kimsin?"
Merek yorgun olduğu için nefes nefese kalmıştı öfke ile ayağa kalkarken konuştuğun da Wolley, bakışlarını ona çevirdi.
"Ben toprak ejderhası Wolley... yani senin ölümün!"
diyerek hızla ileri atılan Wolley'in hızını bile göremeyen Merek, sonunun geldiği düşüncesi ile sırıtarak gözlerini kapatarak sadece huzurlu olacak olan ölümü beklemeye başladı.
Saniyeler dakikaları kovalarken hala istediği ölüm ile buluşamayan Merek, gözlerini açtığın da Wolley'in yumruğunu elinde ki ince kılıç ile durduran kişiye baktı.
"Teşekkür ederim... anne."
Merek önünde ki toprak ile kaplanmış eli durduran ince kılıcı sıkı sıkı tutan Kira'ya baktığın da Kira, elinde ki kılıcı itelemeye başladı.
"KAÇ!"
Kira'nın kükrercesine çıkan sesi ile birlikte Merek, hızla geri sıçrarken Kira da Merek'in peşinden geriye sıçradı.
Wolley'in yumruğunun önünden çekilen kılıç ile birlikte Wolley'in yumruğu hızla yer ile temas ederek etrafta bir sarsıntıya sebep oldu.
"Benim hedefim Şeytan Kral'ı. Peki sen kimsin?"
Wolley, yere gömülen yumruğunu yerden çıkartırken bakışlarını Kira'ya odaklayarak konuştuğun da Kira, sırıtarak elinde ki kılıcını vücuduna çapraz şekilde tutarak gardını aldıktan sonra konuştu.
"Benim adım Kızıl Kuzgun Kira ve senin yeni rakibin benim."
Kira' nın kendinden emin olan sesi etrafta yankılanırken ikili sırıtarak hızla birbirine atıldığın da Kira, kılıcını geriye çekerken Wolley de elini toprak ile kapladı.
Wolley'in toprak yumruğu ve Kira'nın ince kılıcı birbiri ile çarpıştığında ortaya çıkan sesler etrafa yayılmaya başladı.
İki büyük gücün birbiri ile çarpışmasından oluşan sarsıntılar etrafı sarsarken Kira ve Wolley'in yüzlerinde birer sırıtış yer edinmişti. 
"Göçük"
diye mırıldanan Wolley ile birlikte Kira, kendini geriye atarken biraz önce durduğu toprak zeminde iki metre çapında bir kuyu açılmıştı. 
Kuyunun dibi görünmezken Kira, yüzünde ki sırıtışı daha da büyütürken Wolley'e döndü. 
"Rüzgar toprağı sürükler dostum... RÜZGAR KESİĞİ!"
Kira kükredikten hemen sonra kılıcını önünde savurduğunda kılıcından fırlayan grimsi hava dalgası hızla Wolley'e doğru harekete geçti. 
Kendine gelen hava dalgası ile kaşlarını çatan Wolley, sol bacağını bir adım ileri uzatırken sağ bacağını gererek arkasına doğru uzatarak kendini sabitledikten sonra kollarını çapraz yaparak yüzüne siper etti. 
Üzerinde ki adeta fırtına etkisi yaratan ufak hava dalgası ile dişlerini sıkan Wolley'in vücudu bacaklarından başlayarak toprak ile kaplanmaya başladı. 
Wolley'in vücudu tamamen topraktan bir heykele dönüşmesine rağmen Kira, ardı arkasına kılıcını savurarak Wolley'e saldırmaya devam ediyordu.
Birkaç dakika daha bu saldırılara devam ettikten sonra ortalık Kira'nın yarattığı rüzgarların Wolley'in vücudunu kaplayan topraklara çarpması ile toz dumana gömüldüğünde Kira, kılıcını indirerek beklemeye başlamıştı. 
Etrafta ki toz bulutu yavaş yavaş ortadan kaybolurken Wolley'in toprak heykeli hala yerinde idi. Kira, Wolley'in büyük bir kısmı parçalanmış toprak heykel ile birlikte kaşlarını çattıktan sonra arkasını dönerek kılıcını hızla savurduğunda; Wolley'in toprak kaplı vücudunun başı kopmuştu.
Wolley'in toprak vücudu hala aynı şekilde ellerini Kira'ya uzatmış bir şekilde dururken toprak kafası havalanarak yere düştüğü gibi hızla parçalara ayrılmıştı. 
Kira, hissettiği duygu ile birlikte ileri sıçrarken kendi etrafında dönerek kılıcını tekrar arkasına savurduğunda bu kez kılıcı tekrar toprak Wolley'in göğsüne saplanmıştı. 
Kılıcını geri çeken Kira'ya karşılık topraktan Wolley, hareket etmeye devam ederek Kira'ya saldırıya geçtiğin de Kira, hızla kılıcını tekrar savurduğun da bu kez Wolley'in vücudunun üst kısmı kesilmişti.
Wolley'in bacakları hala olduğu gibi dururken biraz önce ki heykelin kafasına olduğu gibi üst vücudu da yere düşer düşmez parçalara ayrılmıştı. 
Arkasında ki toprakta ki ufak sarsıntı ile hızla arkasını dönen Kira, karşısında gördüğü dev ile birlikte dişlerini öfke ile sıkarken kılıcını sıkıca kavradı. 
"Bu vücudu kullandırttığın için tebrik ederim. Uzun zamandır bu vücudu kullanmaya değer bir rakibim yoktu ve bundan böylede olmayacağı kesin."
Wolley'in sesi etrafta yankılanırken hızla sağ elini geri çekerek büyük bir hızla Kira'nın üzerine ilerletti. 
"GEL BAKALIM!"
Kira, kükredikten sonra kılıcının sivri tarafını Wolley'e uzatarak beklemeye başladı. Wolley'in devasa eli ile arasında bir kaç metre kala kendin ileri fırlatan Kira, Wolley'in devasa eli ile buluştu.
"ŞEYTAN KESİŞİ!"
diyerek kükreyen Kira, ortadan kaybolurken bir anda yerde devasa Wolley'in bileklerinin hemen orada ortaya çıktı. 
'Viuuuv'
Kira'nın elinde ki kılıç hızla toprak Wolley'in bacaklarını keserken Wolley'in devasa vücudu devrilmeye başladı. 
Wolley'in vücudu yerle temas etmeden önce Kira, keskin bakışları ile diğer toprak vücut parçalarına baktı. 
Bel hizasından göğüse doğru gördüğü dalgalanma ile sırttıktan sonra tekrar ortadan kaybolan Kira, Wolley'in karnının orada ortaya çıktığında kılıcını tekrar savurdu.
Kılıçtan çıkan kudretli rüzgar dalgası Wolley'in gövdesini ortadan ayırırken Wolley'in üst vücudu hala hava da dururken alt vücudu toprağa çarparak parçalara ayrıldı. 
Bu görüntü ile sırıtan Kira, tekrar Wolley'in vücuduna bakındığında bu kez Wolley'in sağ elini aşağı doğru uzattığını ve sağ koluna doğru vücudunun hafifçe dalgalandığını gördü. 
Yüzünde yer eden tebessüm ile birlikte ileri atılan Kira, kılıcını tekrar savurduğun da Wolley'in devasa vücudunun sağ kolu dirsek hizasından kopmuştu. 
Tekrar ve tekrar elinde ki kılıcı hızla savuran Kira eşliğin de havada Wolley'in sadece eli kalırken Kira, hızla ileri atılarak Wolley'in havada ki topraktan eline saldırmak için kılıcını geriye çekti.
"YAYLIM FIRTINA!"
Elinde ki kılıcı hızlı hızlı sallayan Kira eşliğin de Wolley'in toprak eli parçalara ayrılırken orijinal Wolley de ufak bir parça toprağın üstünde ortaya çıktı. 
"Geber."
diye mırıldanan Kira, hızla kendini ileri fırlatırken Wolley'in kafasını kılıcı ile boynundan ayırsa da Wolley de eli boş gitmemişti.
Sağ elini sivrilterek bir dikit gibi keskin bir hale getiren Wolley, elini üstüne gelen Kira'nın karnına savurmuştu. 
"Anlaşılan... berabere..."
Kira'nın sesi git gide kısılırken kılıcı tutan elleri gevşeyince kılıç ellerinden fırlayıp gittiğin de Kira'nın ve Wolley'in bedenleri hızla yere düşmeye başladı. 
"ANNNE!"
Etrafta yankılanan ses eşliğin de yere düşen Kira'nın bedenini havada yakalayan devasa mavi bir kuş ile birlikte savaş alanında ki bakışlar kısa süreliğine gökyüzünde ki şahane görüntüye dönse de hızla tekrar herkes savaşlarına odaklanmıştı. 
Mavi kuş hızla yere iniş yaparken pençelerinde ki Kira'yı sarsmamaya özen gösterdiği belli idi. Kira'yı yavaşça yere bırakan mavi kuş mavi alevler eşliğin de dönüşürken Merek ortaya çıkmıştı. 
Mavi alevlerin arasından çıkan Merek, hızla annesinin başına diz çökerek annesinin ellerini avuçları arasına alırken bir eli ile annesinin karnında ki devasa deliği kapamaya çalışıyordu. 
"Anne bana bak! Bana bak ANNE! BANA BAK!"
Merek, elleri altında gittikçe soğuyan vücudu avuçlarını hafifçe ısıtarak ısıtmaya çalışsa da Kira'nın karnında tuttuğu elin kan ile boyanması ile yutkunduktan sonra yalvarırcasına konuşmaya devam etti.
[DN: Ow şet Kira gidiyoor 😱] 
[YN: Sus la bölümü oku :D]
"Anne hadi, anne anne lütfen! Hadi ama daha gidemezsin, lütfen anne... anne... anne lütfen ölme. Daha Hanna'yı gelin getirecektim. Onu sinir edecektik, torununu kucağına alacaktın. 
Mutlu olduğumu göreceksin anne. Lütfen bak, sakın gözlerini kapama. Lütfen anne, lütfen sakın gözlerini kapama. 
Anne lütfen ölme. Sen olmadan ben mutlu olamam anne. Lütfen sakın ölme annem!"
[DN:Ya olu gözlerimm dolduu 😢😭😭]
[YN: Bu kısmı arkadaşıma yazdırdım bu bir gerçek duygusallıkla pek alakam yok zalimin gızı beni de hüzünlendirdi :/ ]
Merek ne kadar ağlamamak için kendini tutsa da yanaklarına akın eden yaş seritleri ile birlikte ne kadar üzüldüğünü bağırır nitelikte idi. 
"Merek..."
Merek, duyduğu mırıltı dolu ses ile birlikte hızla kulağını annesinin dudaklarına yaklaştırarak dinlemeye başladı. 
"Senin... mutlu olduğunu... göremediğim... için üzgünüm... Bana... söz ver... mutlu... olacaksın... Seni seviyorum oğlum... ailene iyi bak oğlum."
Kira'nın oğlum kelimesine vurgu yapması Merek'in kalbini adeta yerinden sökercesine parçalarken Merek, elinden bir şey gelmemesinin çaresizliği ile dişlerini sıktı. 
"ANNE!"
Merek, artık kendini tutmayı bırakmıştı. Ne kadar ciddiyetsiz ve dalgacı biri olsa da konu aile ve dostları olduğunda onlara zarar gelmedikçe yine hiç bir ciddilik bulunmazdı. 
Tüm acılarından kurtulmak için ses tellerini adeta yırtarcasına bağıran Merek'in sesi etrafta yankılanıyordu.
**
"Wolley de çok çabuk öldü... Sen ne dersin?"
Drago, yanında duran kendi gibi siyah cübbeli olan adama baktığın da adam cübbesinin altından parlayan beyaz dişleri ile sırıtarak konuştu. 
"Biri ölür bir diğeri saldırır. Eulb'u yolla."
Siyah cübbelinin sesi iki de bir değişirken Drago, onun söyledikleri ile başını onaylar manada sallayarak önüne döndü. 
"Eulb saldır!"
Drago dan aldığı emir ile birlikte Eulb da aynı Wolley ve Der gibi üzerinde ki cübbeyi atarak hızla ileri atıldı.
[DN: Sonuda onlar gibi olacak...]  
[YN: Bakalım ne olacak :D]
Eulb'un diğerlerinden farkı; aynı Wolley ve Der gibi sadece saçlarının, gözlerinin ve pantolonun renginin mavi olmasıydı. 
Eulb hızla ileri atılırken elini su ile kaplayarak Merek'e arkadan saldırmak için harekete geçtiğin de karanlık bir duman Eulb'un su ile kaplı olan elini tuttu.
"Annen için üzgünüm Merek... Kira gerçekten iyi bir dosttu ama savaş alanında açık vermemen gerekli... EĞER ANNENİ ÜZMEK İSTEMİYORSAN YAŞA MEREK!"
Osso'nun kükremesi ile kendini azda olsa toplayan Merek, yerde yatan annesinin bedenini kucaklarken Merlin'in bulunduğu tepeye döndü. 
"Osso... ölmemeye çalış... lütfen!"
Merek'in endişeli sesi ile birlikte göz ucu ile ona bakan Osso, tekrar bakışlarını önünde ki mavili adama çevirdi. 
"Merak etme henüz ölmek gibi bir niyetim yok."
Osso'nun dedikleri ile sırıtan Merek, kendini ateş ile kaplayıp ortadan kaybolurken; Osso da karanlık ile kapladığı elini biraz daha itelemeye başladı. 
Elinde ki karanlık yavaş yavaş Eulb'a doğru akın ederken Eulb da vücudunu suya çevirerek bir bardaktan dökülen su misali dağıldığında; Osso, elini geri çekerek derin bir nefes aldı. 
"Kısa sürmemesi iyi."
diyerek belini geriye doğru büken Osso, burnunun dibinden geçen su dalgası ile birlikte hızla ellerini toprağa dayayarak geriye doğru bir takla atarken ayağının ucu ile önünde ki sudan vücudun çenesine bir tekme attı. 
Çenesine yediği tekme ile geri savrulan Eulb, öfke ile yerinden kalkarken Osso'ya baktığın da Osso, bir bacağını sola doğru uzatırken diğer bacağını dizinden bükmüş ve dizini de karnına dayamıştı. 
Sağ elini hafifçe ilersine doğru uzatarak gererken sol elini de arkasına doğru uzatmıştı. Sol elinde ki karanlığın şekil alması ile birlikte başını hafifçe aşağı eğen Osso elinde ki karanlığın birleşerek uzun ve ince bir kılıca dönüşmesi ile birlikte Osso kendini hızla ileri attı. 
Osso'nun elinde ki kara kılıç hızla Eulb'un vücudu ile buluşurken Eulb, vücudunu suya çevirerek bu saldırıdan kurtulmak için geriye doğru çekildi.
Eulb'un sudan oluşan vücudunu delip geçen karanlık kılıç ile birlikte Eulb'un vücudu, sarmal şekilde hareket ederek kılıcın üstünden hareket etmeye başladı.
Eulb'un sudan oluşan bedeni Osso'nun vücudunu spiral şekilde sarmaladığında; sanki su bir ipmiş gibi sıkılarak Osso'nun kollarını yanlarına sabitlemeye başladı.
Üzerinde, her geçen saniye ile artan baskıdan dolayı dişlerini daha da sıkmaya başlayan Osso'nun vücudundan gelen çatırtı seslerinin ardından Osso'nun hafif mırıltısı duyuldu.
"Toprak zırhı"
Osso'nun vücudu bir anda toprak ile kaplandığında üzerini spiral şekilde kaplayan su, yavaş yavaş zırh tarafından emilmeye başladı.
Neredeyse yok olan suyun son damlaları da toprak zırh tarafından yutulurken son damlalar hızla yerlerinden ayrılarak uzaklaştıktan sonra yer çekiminin mutlak gücü ile toprağı ıslattı.
Toprağın üzerine damlayan bir kaç su damlası tekrar toprak tarafından hızla yutulurken topraktan açılan bir delikten fışkıran su ile Osso, kılıcını indirerek o tarafa döndü.
Topraktan fırlayan suyun insan şekli alması ile birlikte Eulb, tekrar ortaya çıkarken sol kolunun olması gereken yeri bir boşluk kaplıyordu.
Osso, rakibinin durumunu gördükten sonra sırıtarak kılıcını tekrar kaldırdıktan sonra gardını alarak beklemeye başladı.
Eulb, birkaç saniye boyunca tuhaf bir şekilde kan yerine su damlayan koluna baktıktan sonra kaşlarını çatarak öfke ile Osso'ya çevirdi.
"DENİZ DALGASI!"
Eulb, öfke ile kükrediğinde dört bir tarafta hissedilen sarsıntılar ile birlikte dört bir yanda ortaya çıkan devasa dalgalar hızla Osso'nun üstüne gelmeye başladı.
Osso, üstüne gelen dalgalar ile birlikte sırıtışını büyütürken mırıldandı.
"Suyun zıt elementi ateş dahi olsa... toprak suyu yutar genç... HENDEK!"
Osso'nun sonlara doğru bir anda yükselen sesi ile birlikte dalgaların elli metre ötelerinde açılan muazzam derinlikte ki hendekler ile birlikte savaş alanının etrafı artık kaçınılmaz olmuşken devasa dalgalar ilerlemeye devam ederek hendekleri doldurmaya başlamıştı.
"TABUT!"
Osso'nun tekrar kükremesi ile Eulb'un dört bir yanı üç metrelik toprak surlar ile kaplandığında; toprak surlar hızla kapanarak Eulb'u içine hapsetmişti.
Eulb, karşılıklı duran toprak surlara dayanarak surların üstüne çıkmaya çalışırken üstüne ki ufak aralığın da kapanması ile tekrar surların ortasına düşmesi bir olmuştu.
Osso, sağ elini ileri doğru uzatırken hızla elini yumruk yaptığın da toprak surlar dahada sıkışarak birleşmeye başladılar.
Ortamda sadece on santimetre karelik bir sütun kaldığı vakit sütunda küçülmeye başlamıştı. En sonunda ortada sadece on santimetrelik bir küp kaldığın da Osso, elini gevşeterek ilerlemeye başladı.
Ağır adımlarla yanına geldiği toprak küpü havaya kaldırarak sağ eli ile yakalayan Osso, tuttuktan sonra sağ elini ateşler ile kapladı.
Toprak küp muazzam derecede sıcaklıkta ısınırken şeffaflaşmaya başladı. Birkaç saniye içerisin de toprak küp camdan yapılmış bir hal aldığın da içerisinde ki su da olan hareketlilik ile Osso, iskelet yüzüne bir sırıtış ekledi.
"Güzel bir savaş anısı oldun... Seni iyi saklamam lazım. Oldukça güzel bir hatıra son... uçta..."
Osso'nun cümlesi biterken sonda duraklaması cam küpten gelen kırılma sesi ve kemiklerini delip geçen buzdan hançer ile şaşkınlıktan oluşmuştu.
[DN: Abovv!]
Osso'nun elinde tuttuğu camdan küpün içerisinde ki Eulb, su formunda iken kendini buza çevirerek Osso' nun göğüs kafesine doğru fırladığında Osso'nun kurumuş olan kalbini delip geçmişti.
Osso kalbinde saplı olan buz hançer ile küpü tutmayı bıraktığın da küp buzdan oluşan hançere asılı kalması ile havada dururken Osso, hafifçe kıkırdadı.
"Tek gitmek tercihin değil demek... sözümü tutamadığım için üzgünüm Merek. Sanırım uzun bir süre sonra bu dünyaya... gözlerimi kapamam gerçekten iyi olacak... Sonunda biraz... dinlenebileceğim."
Osso'nun sözlerinin bitmesi ile kalbinde ki buzdan hançer ve hançere asılı olan küpü de kaplayan karanlık, yavaşça yok olurken Osso'nun kemikleri yere düşmeye başladı.
[DN:Abowww! Amaniiin yazar sen ne yapıyon ya herkesi tek tek öldürcen mi sen?]
*
"En azından ölmeden önce kara kuzgunu da öldürmeyi başardı. Bu iyi."
"Öyle görünüyor. Şimdi hangi hamleyi oynayacaksın?"
[DN: Ya abi kim bu, ... ?Aklımda deli sorular... ]
Yanında ki cübbeli kişinin konuşması ile bakışlarını tekrar ona yönelten Drago, gözlerini kısarak onu izlemeye başladı.
"Bunu biliyordun."
Drago'nun sakin çıkan sesine rağmen öfkesinden sıktığı sol yumruğu ile birlikte cübbeli adam hafif bir kahkaha attı.
"İyi bir komutan rakip komutanın fikrinin iki adım ötesini görmeli... Osso'nun Eulb'u öldüreceği kesindi. Ama Eulb da kesinlikle eli boş gidecek birisi değil.
İyi yanından bak en azından karanlık elementin en iyi ikincisi Kara kuzgun Osso ve ateş elementinin en iyisi Kızıl kuzgun Kira öldü.
Savaş alanı bir satranç tahtası gibidir. Rakibinin hamlesini ondan önce bilmeli ve onu yenmelisin. Biz Der, Wolley ve Eulb ile iki fil ve bir kale kaybettik diyelim.
Merlin ise kardeşi olarak gördüğü iki kişiyi kaybetti. Bunlardan biri vezir olan Kira iken diğeri at olan Osso ve sert bir asker olan Merek de ruhsal durumundan dolayı gitti. Yani kalesi yok.
Zaten en başında Kira'yı alarak onun en büyük saldırı ve savunma gücünü düşürdün. Şimdilik en büyük sorunun ise o..."
diyerek sessizliğe gömülen cübbeli, yaptığı uzun konuşmanın ardından ileride yavaş adımlar ile ilerleyen dokuz kuyruklu kadını gösterdi.
"Zihin üstadı Nina... Onu yenmek için en iyisi Nereg gibi duruyor. Sonuçta zihin ilüzyonlar üzerine iken Nereg doğa elementi ile birlikte bitkiler üzerine bir ilüzyon sağlamakta.
Doğa ve bilim çoğunlukla iki büyük düşmandır o yüzden en iyisi Nereg i ilerletmek. Eğer Nina ile savaşır ve ölürse biz sadece bir fil daha kaybederken onun bir başka kalesini de köşeye sıkıştırırız."
Cübbelinin konuşmasının bitmesi ile birlikte Drago başını onaylar manada salladıktan sonra Nereg'e başı ile işaret verdiğin de; Nereg, yüzünde oluşan sırıtışı ile ayaklarında yükselen devasa gül ile birlikte sırıtışı daha da büyürken gül kapanarak tekrar toprağa gömülmeye başladı.
"Umarım dediğin de haklısındır. LOGİO'yu bir an önce açmak istiyorum"
Drago'nun konuşması ile hafifçe kıkırdayan cübbeli yüzünü savaş alanına döndükten sonra konuşmaya katıldı.
"LOGİO'nun için de tüm evrenlerin en güçlü silahı var. Ama henüz o silaha ulaşmak için vakit var."
"Ne kadar sürerse sürsün sonuç belli; sen varken zafer benim!"
"Sana ihanet etmeyeceğimi nereden biliyorsun?"
[DN:Uiiiyyy! Haklı nerden biliyon? ]
[YN: Vakti gelince öğrenirsin :3 :)]
Cübbelinin bakışlarını üzerine çevirerek konuşması ile Drago hafifçe kıkırdadıktan sonra mırıldandı.
"Biliyorum çünkü... eğlenmek istiyorsun."
"HAHAHAHAHAHAH İŞTE BU KONUDA HAKLISIN HAHAHAHAHAHA"
Dakikalar boyunca kahkaha atan cübbelinin kahkahası etrafta yankılanırken Drago, bakışlarını tekrar savaş alanına çevirdiğin de cübbeli de sessizliğe bürünerek savaşı izlemeye devam etti.
[DN: Hmmm...Peki.]
[YN: ._.]
**
"Uyu, uyu, uyu, uyu, uyu, uyu, UYU! UYU!"
Nina, önüne gelen her askerin zihnine verdiği tek bir emir ile önüne çıkan askerleri bayıltarak hızla yoluna devam ederken nefes nefese kalmıştı.
Ard arda aynı büyüyü kullanmak oldukça zordu. Sonuçta kişinin o büyüyü kullanmakta ki yatkınlığı artsa bile harcadığı güç miktarı değişmiyordu.
Önünde bilincini kaybederek oldukları yerlere yığılan onlarca kişiye ufak bir göz gezdiren Nina, derin bir nefes alarak tekrar ilerlemek için adım attığın da:
Altında bir anda yeşeren çimler ile kendini hızla geriye atarak beklemeye başladı. Yeşeren çimlerin bulunduğu yerde devasa bir gül ortaya çıkarken gül açılarak Nereg ortaya çıktı.
Yeşil saçları ve çimen yeşili gözleri ile birlikte yüzünde ki sırıtış eşliğin de Nina'ya bakarken Nina, karşısında ki rakibi ile birlikte hızla gardını alarak beklemeye başladı.
"Burası güzel bahçeme göre çok karışık... Hadi bahçeme gidelim, ne dersin?"
Nereg'in konuşması ile birlikte ikilinin etrafında ki toprak da ikisinin bulunduğu alanın genişliğin de bir çember oluştuğun da oluşan çemberin kenarları aniden büyük ağaçlar ile çevrelenmeye başladı.
Etrafında oluşan ufak ormana rağmen bakışlarını bir an için bile Nereg'in üzerinden çekmeyen Nina, her an saldırmak için hazırda beklemeye devam ediyordu.
"Sence küçük bahçem nasıl?... Demin ki savaş alanından çok daha güzel değil mi?"
Nereg'in 'demin ki' ye vurgu yapması ile birlikte etrafı dinlemeye başlayan Nina, birkaç saniye önce savaş nidaları kopan çevreden çıt çıkmaması ile kaşlarını çatarken karşısında ki kişiye daha tedbirli bir şekilde bakmaya başladı.
"Düşmanın olan kişiler... adını bilmeliler... Benim adım Yeşil ejderha Nereg."
"Dokuz kuyruklu şeytan tilkinin kanından olan Nina Kyubi."
Nereg'in dedikleri ile kendi adını söyleyen Nina ile birlikte Nereg de sırıtarak beklemeye başladı.
"Çiçeklerin dansı!"
Nereg, artık saniyeler boyu süren sessizlik ve sakinlikten bıkmışcasına konuştuğun da arkasından esen gül yaprakları ile birlikte hızla ileri atıldığın da ellerinde ortaya çıkan ikiz kılıçlar ile hızla Nina'ya doğru saldırıya geçmişti.
"Görünmeyen ölüm!"
Nina'nın konuşması ile birlikte Nina hiç var olmamışcasına bir anda yok olduğun da Nereg,gülümseyerek kılıçlarını etrafında savururken dönmeye başlamıştı.
Kendi etrafında attığı her turda etrafa saçılan gül yaprakları oldukça hoş bir görüntü oluştururken gül yaprakları eşliğin de yere düşen ikişerli üçerli kan damlaları ile sırıtışı daha da büyüyen Nereg, kahkahalar atarak dönmeye devam etti.
[DN: Hiiii aman beee!Ölen ölene.. ]
[YN: :D]
Dakikalar boyunca dört dönen Nereg, sonunda durduğu zaman etrafa saçılan gül yaprakları sanki suymuşcasına toprağa çekilirken etrafta sadece yerde bulunan kan damlaları ve kan damlalarının sebebi olan her yeri çizikle kaplı Nina mevcuttu.
"Ne dersin güzel çiçeklerimi beğendin mi?"
Nereg'in dalgacı sesi ile birlikte nefes nefese duran Nina dikleşerek öfkeli gözlerini Nereg'e diktiğinde; Nereg, yüzünü asarak konuşmaya devam etti.
"Bana böyle bakma, kalbimi kırıyorsun. Buyur güzel bir bayana güzel bir gül. UYKU POLENLERİ!"
Elinde ortaya çıkan kırmızı gülü Nina'ya doğru uzatan Nereg, son kısımda sesini yükselterek bağırdığında; Nina, tuzağı fark etmesi ile kendini hızla geriye atarak üzerine gelen sarı tozlardan kaçmak için hamle yapsa da sarı tozlar koluna değmişti.
Sarı kolların vücudunun ufak bir bölümüne de olsa kolunun uyuşması ile dişlerini sıkan Nina, sol elini boş bir şekilde sallandırırken sağ elini ileri uzatarak kılıç tutar bir pozisyonda beklemeye başladı
Birkaç saniye sonra sağ elinden ince bir sis tabakası yayılmasının ardından sisin bir kılıca dönüşmesi ile sırıtan Nina hızla ileri atıldığın da Nereg, bu hareketi beklemediği ortada bir şekilde geri çekilmeye çalışırken ayağının takılması ile yere düşmüştü.
[DN: Oh olsun köpek!]
[YN: Adam emir kulu suçu ne :D]
Üzerine gelen ince ama uzun kılıçla saldıran Nina ile sol elini hızla ileri uzatan Nereg'in elinin altında ki topraktan fırlayan ucu sivri bir sarmaşık hızla Nina'nın kalbini delerken Nina'nın kılıcı da Nereg'in sol kolunu koparmıştı.
[DN:Abow! Getti buda..]
[YN: :3 :D]
"AHHHHH LANET OLASI KADIN..."
Nereg, acıdan dişlerini adeta kırarcasına sıkarken önünde göğsünü delip geçen devasa sarmaşık ile duran Nina'nın cansız bedenine baktı.
Kanayan sol kolundan damlayan yeşil kan damlaları eşliğinde ağır bir şekilde ayağa kalkan Nereg, sol omzunu tutarak gözlerini kapayarak beklemeye başladı.
[DN:Ölmiycek mi la bu?]
[YN:Bilmem :D]
Yüzü kendini kasmaktan şekilden şekle giren Nereg'in sol omzunda ki kesilmiş kısımdan çıkmaya başlayan bitki kökleri daha da kalınlaşırken birbirleri ile spiral şekilde üst üste gelerek adeta birbirine sarılırken köklerden oluşan bir kol ortaya çıkmıştı.
Köklerden oluşan kolun tamamlanması ile kasmaktan kıpkırmızı olan suratını derin nefesler ile normale çevirmeye çalışan Nereg, son kez Nina'nın cesedine baktığın da gördüğü şey ile dişlerini tekrar sıktı.
"Dokuz denmesinin sebebi sadece kuyruğumun sayısı değil... Bunun yanında onlarca sebep daha var... Sana birini söyleyeyim... Benim toplamda dokuz kez ölme hakkım var..."
[DN:Bu koz düşmana söylenir mi bee?]
[YN:Bilmem :D ]
Nina, konuştuktan sonra göğsünü delip geçen kökün kalın tarafını kılıcı ile kestikten sonra; uyuşukluğu giden sol kolu ile göğsünü delip geçmiş olan devasa dikit benzeri kökün düz kısmını tutarak tek hamlede çekerek çıkardıktan sonra Nereg'e döndü.
"Sanırım bu senin."
Elinde ki kökü hızla Nereg'e fırlatan Nina, kökün peşinden hızla ileri atılırken göğsünde ki delik hızla kapanmıştı.
Nereg, kendine doğru gelen devasa dikit benzeri ucu sivri kökün önüne yerden çıkardığı kökler ile ördüğü sarmaşık duvar ile engellediğin de arkasında rüzgarı delen metalin sesini duyması ile gözlerini büyütmesi bir olmuştu.
'COTİNG'
Rüzgarı delen metalin çıkardığı ıslık sesi ile birlikte hızla sol kolunun parmaklarını açarak birleştiren Nereg'in elinin ucu birleşerek sivri bir hal aldığında Nereg, arkasını dönerek Nina'nın kılıcı ile çarpışmıştı.
Ortaya çıkan ses ile birlikte ikili hızla birbirlerini bastırmaya başlamıştı. İkilinin güçleri birbirine denkçesine birbirlerini itekleyemezlerken ikisinin de zorlandığı adeta kırarcasına sıktıkları dişlerinden belliydi.
Yinede ikisinin de gözlerinde ki parlak bakışlar ikisinin de bu savaştan oldukça zevk aldığını bağırıyordu.
"Gül dikeni."
Nereg'in mırıltılı sesini duyan Nina, hızla geri çekilmek için hamle yaparken arkasında yükselen sarmaşıktan fırlayan iğneler ile birlikte bu kez sırtından girip göğsünden çıkan iğne ile birlikte ağzının kenarından bir şerit şeklinde ilerleyen kan ile birlikte Nina'nın vücudu gevşemişti.
Gevşeyen vücudu ile birlikte elinde tuttuğu kılıçta tekrar kaybolurken Nereg, derin nefesler alarak ölünde ölü duran Nina'ya bakmaya devam etti. Derin bir nefes alarak gözlerini kapayan Nereg, boğazına değen soğuk metal ile mırıldandı.
"Kaç tane canın kaldı?"
"Sanırım iki."
[DN: Mal valla mal! Gerizekalı niye diyo niyeee! ]
[YN: Eğlence lazım :D]
"Güzel o zaman hızlı olsam iyi olur... ET YİYEN BİTKİ!"
Nereg'in kükremesi ile arkasında duran Nina'nın etrafını kaplayan devasa yapraklarının kenarlarında sivri dikenler bulunan bir bitki tarafından kaplandığında bitki kapanarak Nina'yı içine hapsetmişti.
"Kaldı bir."
Nereg, hızla konuştuktan sonra gözlerini bir hısımla açarak on metre karelik alanını sivri sarmaşıktan oluşan dikitler ile kapladığın da sarmaşıklara göz gezdirmeye başladı.
Çoğu sarmaşığın üstü gittikçe artan bir kırmızılığa boyanmışken en sonunda baktığı yerde ki sarmaşıkların üzerinde vücudunda ki yüzlerde yara izi ile duran Nina'ya bakan Nereg, derin bir nefes aldı.
"Bu da sonuncusuydu."
diyerek arkasını dönen Nereg, karşısında gördüğü görüntü ile olduğu yerde çakılı kalmıştı.
"Değilmiş!"
[DN:Laflarımı geri aldım canısı :D]
[YN:Afferin :D]
Nereg, adeta çıldırmışcasına kendi kendine konuşurken karşısında ona bakarak sırıtan Nina ile birlikte dişlerini sıkarak elini hızla ileri uzattı.
Eli hizasında yerden fırlayan devasa sarmaşık Nina'nın vücudunu da alıp ileri götürürken Nereg, arkasında hissettiği soğukluk ile hızla arkasına doğru sol kolunu savurdu.
Zaten hala sivri olan sol kolu ile birlikte arkasında duran Nina'nın da karnını delen Nereg, öfkeli bir şekilde arkasını dönerken kolunda ki Nina'yı hızla ileri doğru savurduktan sonra mırıldandı.
"Papatya tarlası."
Saniyeler içersin de yerden fırlayan sarmaşıklar tekrar yer altına çekilirken sarmaşıkların çıktığı yerleri kaplayan on binlerce papatya çiçeğine ufak bir bakış atan Nereg, tekrar konuştu.
"Papatya bombardımanı."
Nereg'in mırıltı şeklinde konuşması eşliğin de papatyalar Nereg'in en yakınından yavaş yavaş sarı bir ışık ile parlamaya başladıktan sonra bir bir patlamaya başlamıştı.
Papatyaların patlaması ile etraf aydınlanırken ortaya çıkan yoğun ışık sebebi ile hiç bir şey gözükmüyordu.
Birkaç dakika sonra papatyaların patlaması ile deminki alanın ortasında bulunan bitkinin yaprakları yavaşça dört bir yana açılmaya başladı.
Bitkinin ortasından çıkan Nereg, etrafına kısa bir bakış attıktan sonra etrafında oluşan devasa boşluğa iç çekerek baktıktan sonra; buradan giderek savaş alanına geri dönmek için harekete geçtiğin de etrafında ki olaylar sebebiyeti ile olduğu yerde çakılı kalmıştı.
Birkaç saniye önce olan şeyler gözünün önünde perde perde geriye giderken patlayan papatyalar ortadan kayboldukları yerde tekrar oluştuğun da altında ki toprak da tekrardan ortaya çıkmıştı.
Etrafında ki cennet vari ortamın değişmesi ile sırıtarak olanları izleyen Nereg, rahatladığını belli edercesine derin bir nefes aldıktan sonra gökyüzüne bakarak mırıltı eşliğin de konuştu.
"Demek hepsi aslında bir illüzyondu!"
[YN: Arkadaş İlüzyon da aslında iki "l" varmış var ya sürekli neyi yanlış diyordum buda benden size bir bilgi olsun :D]
[DN: Bilgi için tşk ]
[YN: Öd :3 :D]
[DN:Vay be o kadar ölmesi demek illüzyonmuş! Vay bee!]
"Öyleydi... En başından beri illüzyonumun içinde oynuyordun."
Nina'nın hiçbir duygu barındırmayan sesi ile birlikte gülümsemesi daha da büyüyen Nereg, son kez etrafına baktıktan sonra sırıtarak Nina'ya döndü.
"En azından seni tek parça bırakmadım..."
Nereg'in cümlesi ile yüzünde şaşkınlık yer eden Nina birkaç salise içersin de sol kolunda hissettiği acı ile dişlerini sıkarak sol omzunu tutmaya başladı.
"Sadece bir kol olsa da... seni yavaşlatacağı kesin..."
diyerek gözlerini karanlığa kapayan Nereg eşliğin de Nina, derin bir nefes alarak kanayan sol kolu ile birlikte dişlerini sıktıktan sonra etrafında ki ormanlık alan dalgalanarak yok olmaya başladı.
Yok olan ormanlık alan eşliğin de etrafta yankılanan kudret dolu savaş naraları ile birlikte Nina, derin bir nefes alarak yüzünde acı çektiği belli olan bir ifade ile ayağa kalkıp ilerlemeye devam etmeye başlamıştı.
**
"NEREG'DE BOŞUNA ÖLDÜ!"
Drago'nun öfke dolu sesi tüm savaş alanında yankılansa bile onlarca savaşan kişi arasından bir kişi bile dönerek ona bakmamıştı.
Herkes karşısında ki kişi ile savaşına devam ederken Drago, cübbeli adamın yakalarını tutarak cübbeliye her an saldırmak için hazırda beklerken bu kez etrafta gür bir kahkaha duyuldu.
"HAHAHAHAHAH HAHAHAHAHAHA HAHAHAHAHAHAHA APTAL!"
Drago'nun bileğini tutan cübbeli ile birlikte Drago, kaşlarını çatarken cübbeli hızla Drago'nun bileğini bükerken konuşmaya devam etti.
"Aptal... Sen beni yenemezsin, henüz yenemezsin... Eğer benim eğlenmemi sağlamazsan sana LOGİO'yu ele geçirmen de yardım etmem... Nereg sadece bir fildi...
Ölümü hiç bir halta yaramadı sanma Nina'nın sol kolu koptu. Bu durum onu bu savaşta sağ bıraksa bile oldukça kolay bir hedef haline getirdi.
Şimdi yapman gerekeni söyleyeyim; Etihw'i gönder ver Nina'ya saldırtarak onlardan bir kişiyi daha al.
Ortaya çıkmayan tek kişi Merek'in eğittiği kişi olan Ladres; Ladres, Ethiw'in saldırısı ile müdüresini korumak için savaşmaya başlayacak.
Ethiw'in hızı ile o ikisi o kadar da zor değil... Eğer LOGİO'yu istiyorsan beni eğlendirmek için elinden geleni yapsan iyi olur Drago...
Aksi halde senin kalbini sökmek sadece saniyeleri mi alır!"
Cübbelinin son tehditleri ile birlikte bileğini kurtaran Drago, öfke ile cübbeliye birkaç saniye baktıktan sonra başı ile Ethiw'e işaret verdiğin de Ethiw, aldığı işaret ile ışık huzmesine dönüşerek ortadan kayboldu.
"KAÇ KİŞİSİNİZ LAN!"
Nina'nın öfke dolu sesi etrafta yankılanırken Nina, kanayan sol koluna rağmen gardını alarak önünde ki onlarca aynı kişiye baktı.
Saçları beyazlaşmış, gözlerinde sadece göz bebekleri olan ve göz rengi olmayan; beyaz gözlü onlarca birbirinin aynısı kopya.
"Benim adım Işığın Ejderhası Ethiw... Efendim Karanlığın Ejderhası adına seni diğer dünyaya göndermek için bulunuyorum."
Aynı anda konuşan onlarca kopyanın gür ve sert sesleri etrafta yankılanırken Nina, sağ kolunu ileri uzatarak sağ elinde tekrar bir kılıç oluşturduktan sonra beklemeye başladı.
"Aynaların dünyası!"
Ethiw'in etkinleştirdiği teknik ile birlikte onlarca kopyası aynı anda oldukça parlak ve yoğun bir ışık saçarak Nina'nın görüşünü engellemeye başladı.
Nina, sağ kolunu gözlerine siper ederek gözlerini korumaya başladıktan birkaç saniye sonra ışık kesilmişti. Işığın kesilmesi ile kolunu indiren Nina karşısında gördükleri ile kaşlarını çattı.
Birkaç saniye önce Ethiw'den onlarca olmasına rağmen şuan kendinden onlarca kopya vardı. Bu kopyaların kimileri sanki tavana asılmış bir ayna misali üstünde iken kimileri de çapraz konulmuş gibi onunla aynı yöne bakıyordu.
Nina ve karşısında ki kopyaların tek farkı hepsi bir ayna misali Nina'nın tersten görünüşü idi.
[YN: Hani aynada sağımız sol olur ya o şekilde anlamayanlar için not yazam dedim :)]
Nina, derin bir nefes aldıktan sonra aklına gelen düşünce ile sağ kolunu havaya kaldırdığın da tersleri de kollarını havaya kaldırmıştı.
"İlginç!"
Nina, hafifçe mırıldandıktan sonra aklına gelen düşünce ile elinde ki kılıcı kendi boynuna dayadığın da; ters kopyaları da aynı şekilde ellerinde ki kılıçları kendi boyunlarına dayamıştı, üstelik aynı anda.
Nina hızla boğazında ki kılıcını çektiğin de; boğazında boydan boya bir kesik attığın da Nina'nın vücudu saniyeler içersinde yere yığıldığın da aynaları da aynı boğazlarını kesmişlerdi.
Onlarca Nina kopyası, aynı anda yere yığılmıştı. Etraf mutlak sessizliğe gömüldüğünde Nina'nın orijinal bedeninin çevresi çatlaklar ile kaplanmaya başladı.
Çatlaklardan yayılan beyaz ışıklar eşliğin de etraf tamamen çatlaklara gömüldüğün de ağır adım sesleri sessiz ortamda yankılanmaya başladı.
Bir adım... iki adım.... üç adım sonra adım sesleri durduğunda etrafta ki çatlaklar parçalanarak yok olduğun da etrafta sarı ışıklar saçan ufak toz parçaları mevcuttu.
Toz parçalarının ardından Nina'nın cesedinin iki adım ötesinde duran Ethiw, başını iki yana salladı.
"Bu fikrin gerçekten işe yarayacağını düşündüğüne inanamıyorum... En azından işim erken bitti."
diyerek arkasını dönen Ethiw, karşısında ki yüzlerce kopya ile birlikte bir kaşını kaldırarak karşısında ki onlarca kopyasına bakmaya başladı.
"Tuhaf."
diyen Ethiw'in sesi etraf da duyulurken Ethiw, sağ kolunu ileri uzatarak yumruğunu sıktığın da etrafında ki onlarca kopya demin ki gibi çatlaklar ile kaplandıktan sonra parçalanarak yok olmuştu.
"Hadi lan!"
Ethiw karşısında ki çatlakların peşinden parçalanan kopyalarına rağmen parçaların ardından tekrar ortaya çıkan kopyaları ile birlikte kaşlarını çatarken sağ elini tekrar açarak kapadı.
Karşısında ki kopyalar tekrar parçalandıktan sonra hala yerlerinde başka kopyalar olduğunu gören Ethiw, öfkeden yüzü kıpkırmızı olduğunda derin bir nefes alarak yumruğunu açarak tekrar sıktı.
Tekrar parçalanan kopyaların yerlerini alan yeni kopyalar ile birlikte öfkesi de katlanan Ethiw, hızla yumruğunu açıp kapamaya başladığın da kopyalar parçalanarak yok olup yerlerine yenileri geliyordu.
"NEREDESİN LAN!"
Ethiw, kükrediği zaman tüm kopyaları aynı anda kahkahalar atmaya başlamıştı. Birkaç saniye sonra kopyaların kahkahaları kesildiğin de kopyalar şekil değiştirmeye başlamıştı.
Tüm kopyalar tek kollu Nina'ya dönüştüğünde kopyalar adım adım Ethiw'e yaklaşmaya başladı. Aynı anda ilerleyen kopyaların adımları etrafta yankılanırken; Ethiw, etrafına dikkat kesilerek beklemeye başladı.
Gözlerini kısarak kopyaları inceleyen Ethiw, kopyalardan birinden gelen ufak bir dalgalanma ile birlikte hızla o tarafa doğru işaret parmağını uzatarak bağırdı.
"IŞIK SİLAHI!"
Ethiw'in parmağından çıkan ışık huzmesi hızla yolunun üstünde ki kopyalardan geçerek kopyaların arkasında ki orijinal Nina'nın karnını delmişti.
Nina, karnında ki küçük ama oldukça tehlikeli olan delik ile birlikte dizlerinde ki gücü kaybederek yere çöktüğün de kopyalarda parçalanarak ortadan tamamen kayboldu.
"Benim tekniğimi bana karşı kullanmak iyi bir fikir gibi gelse de... bu tekniğin zayıflıklarını biliyorum.
Bu teknikte kişinin orijinal bedeni hareket ettiğin de diğer kopyalarda olmayan bir dalgalanma olur.
Bu dalgalanma; aslında orijinal bedeni aynalara yansıtırken, ışığın orijinal bedenden sekmesi sebebiyeti ile oluşur.
Dersine iyi çalışmamışsın zihin üstadı... ama ben dersime iyi çalıştım... Diğer taraftaki dostlarına selam söyle!"
Konuşması boyunca adım adım Nina' nın yerde yatan bedenine yaklaşan Ethiw, Nina'nın iki adım ötesine geldiğin de sağ ayağını kaldırarak Nina'nın üstüne basmak için hamle yaptı.
"Buralarda bir yerde olduğunu biliyordum... Ateş lordu Ladres!"
"Ona ulaşabilmek için..."
Ladres, hızla Ethiw'in ayağını engellediği uzun sopasını iterek Ethiw'i geriye sıçrattığın da gardını alarak cümlesine devam etti.
"Beni geçmen gerekli!"
"Öyle olsun Ateş lordu!"
Ethiw'in sakin çıkan sesi ile birlikte Ladres, hızla ileri atıldığın da Ethiw, tekrar parmağını ileri uzatarak Ladres'e de bir ışık huzmesi yolladı.
Ladres'e temas edip arkasından fırlayan ışığa rağmen Ladres, hiç hızını kesmeden ilerlemeye devam ediyordu.
Ladres ile Ethiw'in vücudu arasında sadece birkaç adım kaldığın da Ladres, kan kırmızısı ateşler ile kaplandıktan sonra parçalara ayrılarak etrafa dağıldı.
Ethiw, şaşkınlık içersin de önüne bakarken sırtına yediği tekme ile ileriye savrulduğun da hızla kolunu arkasına doğru savurdu.
Arkasında ki kan kırmızısı ateşlerin içinden geçen eli, ateşin yüksek sıcaklığı ile yandığından dolayı sol elini tutan Ethiw, yüzünü buruşturarak beklemeye başladı.
Sol eli beyaz bir ışık saçarken yanık izleri yavaş yavaş ortadan kaybolurken Ethiw'in yüzü de acı çeken bir ifadeden öfkeli bir ifadeye geçmeye başladı.
Öfkeden çattığı kaşları ile birlikte etrafına dikkat kesilen Ethiw, arkasında ki çatırtı sesleri ile birlikte sağ elini hızla ileri uzattıktan sonra;
"IŞIN KILICI!"
diye kükredikten sonra hızla elinde oluşan ışıktan kılıcı arkasına doğru savurduğun da kılıç Ladres'in ateş ile güçlendirdiği sopasını keserek ilerlemeye devam etti.
Sopasının ufak bir kısmı bile olsa ateşi ile güçlendirdiği halde kolaycasına kesilmesi ile kaşlarını çatan Ladres, geri sıçrarken vücudu tekrar ateşler ile kaplanmaya başladı.
Tekrar vücudunun kan kırmızısı alevler ile kaplanmasının ardından alevlerin kaybolması ile Ladres, bilinmezliğe karışırken Ethiw'in sol elinde ki yanık izleri tamamen ortadan kaybolmuştu.
"ORTAYA ÇIK KORKAK!"
Ethiw'in öfke dolu kükremesi etrafta yankılanırken Ethiw, kendi etrafında dört dönerek Ladres'i bulmak için ufak bir işaret arıyordu.
Ethiw'in tekrar kendi etrafında dönmesi ile kan kırmızısı ateşler hızla ileri Ethiw'in sırtına doğru atıldığın da Ethiw'in elinde ki ışıktan oluşma kılıcın kabzasının altından fırlayan bir ışık sütunu saniyeler içersin de Ladres in ateşten vücudunu delip geçtiğin de kan kırmızısı ateşler olduğu yere düşmeye başladı.
Kan kırmızısı ateşlerin toprağın üzerine düşmesi ile ateşler şekil alarak göğsünde ki delikten oluk oluk kan akan Ladres'in bedeni ortaya çıktı.
"Ona ulaşabilmek için seni geçmeliydim değil mi? Öyle olsun!"
Ethiw'in sözlerini duyan Ladres, tekrar vücudunu ateş ile kaplamaya başlasa bile kalbindeki delik sebebi ile gücü oldukça düşmüş ve bu sebepten daha birkaç saniye önce saliseler içersin de yaptığı şeyi yeterince hızlı yapamamıştı.
Ethiw'in ışıktan oluşan kılıcı hızla Ladres'in boynunu keserek Ladres'in canını aldığın da Ladres'in cansız bedeni alevler ile yanmaya başladı.
Alevlerin arasında küle dönüşen Ladres' in bedenine bir kaç saniye bakan Ethiw, arkasını dönerek yerde kanlar içersin de yatan Nina' ya ilerlemeye başlamıştı.
"Nerede kalmıştık?"
Nina'nın yanına gelmesi ile sırıtarak konuşan Ethiw, arkasında ki alevlerin oluşturduğu ışık kaynağı sebebi ile önünde ki gölgenin birden bire büyümesi ile iç çekerek mırıldandı.
"Sırayla mı geliyorsunuz böyle?"
Ethiw, mırıldandıktan sonra arkasını döndüğünde kan kırmızısı alevlerin başında ki siyahlı gence baktı.
"Gerçekten de sadık bir kişisin... 'Ona ulaşmak için beni geçmelisin' Hahahhahaha... Seni fazla tanımasam da Ladres... dostumun kanını yerde bırakmam... Bunun anlamı...
SENİN VE DRAGO'NUN ÖLÜMÜ BİZZAT BENİM ELLERİMDE OLACAK ETHİW!
YARATICININ EMRİ: ÖLÜMÜN YAYI!"
Gencin bir anda kükremesi ile neye uğradığını şaşıran Ethiw, gencin elinde ortaya çıkan beyaz sis ile birlikte gözlerini fal taşı edası ile büyütmüştü.
"AİDEN L. NOS, GEBER!"
Ethiw'in yarı şaşkın yarı öfkeli sesi etrafta duyulurken Ethiw, hızla ileri doğru atılsa da; Aiden'in elinde ortaya çıkan mor renkli yayı geren Aiden ile birlikte yayda yoktan var olan mor bir ışık ile parlayan ok ile birlikte Aiden, tekrar konuştu.
"Emrime uy ve... cehenneme git Ethiw."
Aiden'in mırıltı şeklinde çıkan sesi ile birlikte; yayın gergin ipini tutan parmaklarını gevşeten Aiden ile birlikte ok hızla ileri doğru atıldığın da;
Mor bir ışık ile parlayan ışık hüzmesi hızla Ethiw'in alnının ortasına girdiğin de Ethiw, ilerlemeye devam etti.
Git gide yavaşlayan adımlar ile en sonunda Aiden'in bir adım önünde duran Ethiw ile birlikte Aiden, geriye bir adım attığın da Ethiw' in bedeni yere yığıldı.
"Beşi gitti kaldı ikisi... Karanlığın Ejderhası Drago ve Havanın Ejderhası Egnaro... Peki sen kimsin cübbeli?"
Aiden, karşısında ki tepede duran üç kişiye baktığın da kaşlarını öfke ile çatmıştı. Bir tanesi en büyük düşmanı Drago iken diğeri Drago'nun en güçlü adamı olan Rüzgar ejderhası Egnaro idi.
Ama ikilinin yanında duran cübbelinin kim olduğu hakkında fikri olmadığı için şuanlık en büyük tehdit olarak onu görüyordu.
Sonuçta hakkında hiç bir şey bilinmeyen bir düşman ve hakkında adeta kitap yazılacak kadar şey bilinen bir düşman arasında fark vardı.
Birinin yapacağı hamleleri tahmin edebilir ve bu şekilde en iyi hamleleri yaparak onu köşeye sıkıştırabilirdiniz.
Ancak hakkında hiç bir şey bilinmeyen biri tam bir gizemdi. Ne yapacağı hamleyi ne de bu hamlede ki açığını veya herhangi birşeyini bilmezseniz sizi yenmesi mümkündür.
Aiden de bu düşünce üzerine direk atılmaktansa o cübbeli hakkında bilgi edinmeye çalışsa da cübbeli olduğu yerden hiç kımıldamıyor. Sadece arada bir Drago ile konuşuyordu.
*
"YARATICILIKTA YOL ALDIĞINI BİLİYOR MUYDUN?"
Drago'nun öfke dolu sesi etrafta yankılanırken cübbeli umursamazca omuz silkti.
"Sen bilmiyor muydun? Halbuki ben senin bileceğini düşünüyordum; sonuçta onunla uzun bir geçmişe sahipsin."
Cübbelinin alaylı sesi ile birlikte Drago bir hışımla oturduğu tahttan kalkarak cübbelinin yakasına yapışarak Cübbeliyi kendine doğru çekti.
"Eğer bildiğin ve söylemediğin bir şey daha varsa şimdi söylemen iyi olur... eğer öğrenirsem ölümlerden ölüm beğen!"
Drago konuştuktan sonra cübbeliyi iteklediğinde cübbeli yerinden bir milim bile kıpırdamamıştı. Drago'nun yaptığı hareket ile iç çeken cübbeli başını umutsuzca iki yana salladıktan sonra hızla sol kolunu ileri uzatarak Drago'nun boynunu sıkmaya başladı.
"Drago!"
duyulan endişeli ses ile birlikte Drago'nun arkasında ki turuncu saçlı ve turuncu gözlü adam hızla gardını alırken Drago, sol elini kaldırarak durmasını işaret ettiğin de cübbeli Drago'yu hızla tahta geri fırlattı.
"EĞER ŞU İŞE YARAMAZ CANINI ALMAMI İSTEMİYOR VE LOGİO'YU ELDE ETMEK İSTİYORSAN, O ZAMAN SUS VE DEDİĞİMİ YAP! EGNARO, GİT VE SALDIR HEMEN!"
Cübbelinin öfke dolu sesi ile birlikte kaşlarını çatan Egnaro, hızla tekrar gardını alarak cübbeliye döndü.
"Neden senden emir alacak-..."
"Egnaro, git!"
Drago'nun sert sesi ile birlikte cümlesi kesilen Egnaro, ona dönerek 'emin misin' dercesine baktığın da Drago, başını onaylar manada salladığın da Egnaro da aldığı emir ile hızla savaş alanına doğru harekete geçti.
Attığı her adımda etrafında ki toz toprağı havaya kaldıran Egnaro, hızla savaş alanının ortasında ki Aiden'e doğru harekete geçtiğin de Aiden, yerde yaralı bir şekilde yatan Nina'ya yardım etmeye çalışıyordu.
"Kalkabilecek misin?"
"Ben iyiyim, sadece biraz dinlenmem lazım."
Bir eli karnında ki yarada olan Nina, yavaş bir biçimde Aiden'den destek alarak kalmaya çalıştığın da Aiden de Nina'nın kolunu omzuna atarak ona destek olmaya başladığın da üstüne çöken gölge ile bakışlarını yukarı çeviren Aiden, üstüne gelen kılıç ile birlikte geri kaçmak için hamle yaptı.
Tek olduğu zaman rahatça kaçabileceği saldırıdan yanında taşıdığı yaralı Nina'nın olması sebebi ile daha ağır olmasından dolayı saldırıdan yeterince uzaklaşamamış ve kılıç ile arasında sadece bir metre kalmıştı.
"Hay lanet!"
Aiden'in öfkeli sesi etrafta yankılanırken Aiden, Nina'yı hızla altına alarak Nina'yı korumak için sarıldığın da gözlerini kapatarak beklemeye başladı.
Birkaç saniye sonra hala gelmeyen acı ile birlikte gözlerini açan Aiden, başını hafifçe yukarıya kaldırdı.
"Az kalsın geç kalıyordum."
"Merlin!"
Duyduğu ses ile şaşkınca arkasına bakan Aiden, karşısında gördüğü Merlin ve kapıştığı turuncu saçlı gence bakmaya başladı.
"Aiden, Nina'yı al ve uzaklaş. Güvenli bir yere bıraktığında da Drago'ya doğru harekete geç... Lio'yu kurtarmak istiyorsan Drago'yu mühürlemen gerekli, bunun için de Ace'den yardım almalıyız.
Ace hariç Drago'yu mühürleyebilecek kişi yok. Sen hemen git ve Nina'yı güvenli bir yere bıraktıktan sonra Drago'ya saldır. Bende hemen peşinde olacağım."
Merlin, uzun konuşmasını bitirdikten sonra karşısında ki genci geriye ittikten sonra genç, geriye doğru sıçrayarak Merlin ile arasına mesafe açtığın da Aiden'in yanında ortaya çıkan geçitten geçen Aiden ve Nina ikilisi ile geçit kapandığın da Merlin, sırıtarak karşısında ki gence bakmaya devam etti.
"Benim adım Kadim büyücü Merlin Kuro!"
"Havanın Ejderhası Egnaro!"
İki rakip birbirini tanıttıktan sonra ikisinin de yüzlerinde yer eden sırıtış ile birlikte ikili hızla birbirine doğru saldırıya geçmek için ileri atıldı.
"Rüzgar bıçağı!"
Egnaro hırsla kükrediği sırada; elini savurarak elinin hizasında ortaya çıkan grimsi hava dalgası, hızla Merlin'e doğru harekete geçti.
"Toprak duvar!"
Merlin, üzerine gelen hava dalgası ile yerinden kıpırdamadan ellerini kaldırarak yerden yükselttiği toprak duvarın arkasına saklanarak beklemeye başladı.
Şiddetli rüzgarın toprak duvara çarpması ile ortalık toza gömüldüğünde Egnaro, gardını alarak her ihtimale karşı beklerken arkasında ki hareketlilik ile öne doğru atıldı.
Merlin, ortalığın toza gömülmesinden faydalanarak hızla harekete geçip Egnaro'nun arkasına geçmiş ve saldırmak için hamle yapmıştı.
Egnaro, son saniyelere kadar yüzü hala Merlin'in topraktan duvarına dönük olsa da Merlin'in hareket ederken yaptığı rüzgarı fark eden Egnaro, Merlin'in savurduğu kılıç onu kesmeden bir saniye önce ileri atılarak kurtulmuştu.
"Sağanak yıldırım!"
Egnaro, etkinleştirdiği teknik ile ortadan kaybolurken; gökte yoktan var olan karanlık bulutlar ile birlikte Merlin, bakışlarını uğursuz kara bulutlar ile dolu olan gökyüzüne çevirdi.
Çevirdiği gibi de bulunduğu yerden geri sıçraması bir olmuştu. Çünkü birkaç saniye önce durduğu yere bir yıldırım düşmüştü.
Merlin, tekrar gökyüzüne baktığın da karanlık bulutları ara ara aydınlatan yıldırımların üzerine gelmesi ile sürekli oradan oraya sıçramaya başladı.
Üstüne gelen her yıldırımdan kaçarken bir yandan da Egnaro'yu bulmaya çalışan Merlin'in durumu oldukça tehlikede idi.
Sonuçta hem göremediği bir düşmanı arıyor hemde bu sırada ona adeta sağanak gibi yağan yıldırımlardan kaçmaya çalışıyordu.
"Toprak sera!"
Merlin'in etkinleştirdiği teknik ile birlikte Merlin, olduğu yerde dururken ellerini aynı anda hızla gökyüzüne uzattı.
Uzattığı gibide elli metre çapında ki daire alanın kenarlarından topraklar yükselerek bir kubbe misali kapanırken; Merlin'in üstüne gelen yıldırımlar toprağa temas ederek ortadan kayboluyordu.
Toprak kubbenin tamamen birleşmesi ile görüşü kararan Merlin, dikkatle etrafını dinlerken sağ elinde oluşturduğu ateşi yükselterek toprağı ısıtmaya başladı.
Toprak kubbenin yer yer kısımları ateşin yüksek sıcaklığı ile değişim geçirerek şeffaflaşırken kubbenin etrafını kaplayan yıldırımlar da kubbenin etrafını kaplayarak kubbenin dışına kaçışı ve içeriye girişi engelliyordu.
"Demek bana kendimi hapis ettirdin... Onları kendi kazdıkları kuyuya gömeceğiz demek bu olsa gerek."
Merlin, hafifçe mırıldandıktan sonra iç çekerek arkasını döndüğün de vücudunun bir kısmında yıldırım akımı olan Egnaro'ya döndü.
Egnaro'nun sağ kolunun üzerinde ki yıldırım akımı gözle görülür bir şekilde parlayarak hareket ederken vücudunun sol tarafı normaldi.
"Demek dedikleri doğru; hava elementinin ustaları yıldırıma hükmedebiliyor ilginç..."
Merlin'in konuşmasına rağmen kılını bile kıpırdatmayan Egnaro ile birlikte Merlin, bir elini çenesine koyarak Egnaro'yu incelemeye başladı.
"Neden Drago'nun yanındasın?"
"O, ben ve diğerlerinin ağabeyi; ona sonsuz saygı duyarız; onun için ölmeyi şeref sayarız."
Egnaro'nun cevap vermesine şaşıran Merlin, başını onaylar manada salladıktan sonra Egnaro ve diğerlerinin Drago'ya duyduğu saygıyı ve onun için canlarını feda etmelerini düşünmeye başladı.
"Komik... aslında biraz benziyoruz."
Merlin'in hafifçe kıkırdaması ile söylediği sözlere şaşırdığı belli olan Egnaro, Merlin'e dikkat kesildiğin de Merlin sözlerine devam etti.
"Lio yani... Drago'nun olduğu bedenin gerçek sahibi benim liderimdi. Ban, Escanor, Gowther, Diane, King ve ben..
Hepimiz Lio için canımızı hiçe sayar ve ölüme kahkahalar ile gülerdik, bizim için ölüm demek:
Dostumuz ile eğleneceğimiz bir zaman demektir. Bizim için ölüm son da olsa aynı zamanda bir başlangıçtır.
Bir ekip, ortak bir düşman ile savaştığın da ekip üyelerinden biri bile geri de bırakılmadan hep birlikte dönülmek için savaşılır ama bizim için...
Bizim için ekip çalışması... 'Ben yapacağımı yaptım gerisi sende eğer işi bitiremezsen ben seni bitiririm' demektir. Hahahahah..."
Merlin'in dediği garip cümleye tuhaf tuhaf bakan Egnaro eşliğin de Merlin'in kahkahası etrafta yankılanırken Merlin, kahkahasını keserek derin bir nefes aldı.
"Eğer bizden biri elinden geleni yapıp işi diğerine devrettiğinde; diğerimiz işi başaramazsa o zaman bizim için işler büyür.
Biz altımız Lio'ya aynı siz altınızın Drago'ya duyduğu gibi bir bağlılık ve sadakat duyarız. Lio için ölmeyiz, bize bunu yaptıracak kişi yok, biz kimse için ölüme atlamayız. Çünkü:
Zaten bizimle iken o kişiye ölüm nasip değildir. Biz yedimiz; birbirimizi koruyup kollarız, bir birimiz için ölmesek de bir birimiz için tüm evrene kafa tutabiliriz.
[DN: Vay vay laflara geeeel! Adamsııın.]
Sizle bizim aramızda ki fark ne biliyor musun?... Farkımız siz... Drago için ölünce, siz... Drago'nun umurunda bile değilsiniz... Ama biz birimiz için ölürsek... kalanımız bizi öldüren kişinin tüm kan bağı olan kişilerden:
Hatta biri ile tek kelime ettiği bir kişinin ailesini bile hiç acımadan en kısa sürede öldürür ve intikamını alırdı.
DRAGO, SADECE SİZİ KULLANIYOR! UYAN ARTIK!"
Merlin, kükredikten sonra sağ elinde oluşturduğu topraktan kılıç ile birlikte hızla Egnaro'ya karşı saldırıya geçtiğin de Egnaro, beklemediği saldırıya rağmen hızla karşılık vererek yıldırımdan oluşan bir kılıç yarattı.
Egnaro'nun yıldırımdan oluşan kılıcı Merlin'in toprak kılıcı ile çarpıştığı zaman yıldırım kılıç, toprak kılıç üzerinden yol alarak Merlin'in vücudundan geçerek toprağa geçmişti.
"Toprak yıldırımı engeller..."
Merlin konuştuktan hemen sonra Egnaro'yu iteklediğinde Egnaro, dengesini kaybederek sırt üstü yere düştüğün de Merlin hızla Egnaro'ya doğru saldırıya geçti.
Üstüne gelen Merlin ile birlikte rüzgara dönüşen Egnaro, ortadan kaybolurken Merlin dikkatle etrafı incelemeye başladı.
"Eskiden dört elementin zamanında bir söz vardır... su ateşi söndürür... toprak suyu yutar... ve rüzgar toprağı sürükler...
Bu söze göre en güçlü element rüzgar gibi görünüyor yani hava... Ancak rüzgarı yenecek bir şey var.
RÜZGAR DİĞER ELEMENTLERE GÖRE DAHA GÜÇLÜ İSE O ZAMAN BENDE RÜZGARI YOK EDERİM!"
[YN: Ninja kaplumbağaları hatırlayanlar :D o çizgi filmde bir bölümde vardı ateş, toprak, su, rüzgar ve demir ateş demiri eritir, su ateşi söndürür, toprak suyu yutar, rüzgar toprağı sürükler ve bende rüzgarı yok ederim Sprintel Sensei(Yazılısını unuttum :P :D) hey gidi günler hey]
[YN: Tekrar izleyesim geldi lan bir ara tekrar izleyeceğim :D]
Merlin'in kükremesi ile toprak ve camdan oluşan kubbenin içinde yoktan var olan devasa hortum ile birlikte Egnaro da ortaya çıkmıştı.
"EGNARO, ÖLÜMÜ KENDİ KAZDIĞI KUYUDA OLACAK OLAN KİŞİ SENSİN!"
Merlin, kükredikten sonra elinde ki kılıcı savurduğunda hortum hızla Egnaro'ya doğru ilerlemeye başladı.
"BU KADAR KOLAY MI MERLİİİNN!"
Egnaro'nun öfke dolu sesi etrafta yankılanırken hortum Egnaro'yu içine çekerek yavaş yavaş yok olmaya başlamıştı.
Hortumun yok olması ile Egnaro da ortadan kaybolduğun da Merlin, derin bir nefes alarak Drago'nun oturduğu tepeye döndü.
"Geri kalanı sende Aiden."
Merlin, hafifçe mırıldandıktan sonra kendini karanlık ile kaplayarak ortadan kaybolduğun da savaş alanında ki naralar da savaşın başlangıcına göre oldukça azalmıştı.
*
"Demek buradasın!"
Arkasında açılan mor geçitten çıkan Merlin'e göz ucu ile bakan Nina, oturduğu mağaranın girişinden ileride ki savaşı izlemeye başladı.
"Oldukça güçlü bir savaş oldu... Bir çok kayıp verdik... Merlin, sence neden birlikte uyum içinde yaşayamıyoruz?"
Nina'nın sorusu ile birlikte derin bir nefes veren Merlin, ağır adımlar ile Nina'nın yanına geldikten sonra savaş alanına keskin gözler ile bakarak incelemeye başladı.
"Onur ve görkem... geçmişte yaşamış olan kahramanlar tarafından ortaya atılmış bir illüzyon; yiğitlik ve kahramanlık hatırına sayısız genç adamın kanlı ölümlerine sebep olmuştur.
Savaş alanında umut yoktur. Bu sadece zafer tarafından adlandırılan suçu kaybedenlerin ödediği bedelle olur.
İnsan oğlunun gerçek doğası nice devirlerden bu yana bir adım bile ilerleyemedi... İnsanlar hükmetmek ister, yok etmek ve ezmek ister.
Ancak aynı zamanda korudukları kişilerden dolayı başka birinin emri altına girmek ve üzerinde ki yükü hafifletmek ister.
Bu şekilde krallar doğar ve krallarda aynı şekilde üstlerinde ki yükleri hafifletmek için başka birilerinin emri altına girer.
Ve böylece kralların kralı yani tanrı adayları doğar. İnsan oğlunun aç gözlülüğü tüm uyumsuzlukların sebebidir.
Herkesin gözü bir diğerinin malında bulunmaktadır. Eğer insan oğlu aç gözlü olmasa idi; barış ve uyum içinde rahatlık ile yaşardık."
Merlin sözlerini bitirdikten sonra karşı ki dağın üzerinde duran üç kişiye baktı. Bu üç kişiden biri en büyük düşmanları Drago iken biri tüm ümitlerini bağladıkları Aiden'di. Üçüncü kişi ise cübbeli; kim olduğu bilinmeyen bir adamdı.
"Umarım Aiden başarır."
Nina'nın endişeli sesi ile birlikte Merlin de oraya baktığın da cübbeliyi kısık gözlerle incelemeye başladı.
"O sen değilsin değil mi, eğlence düşkünü aptal seni!"
Merlin'in hem endişeli hemde öfkeli sesi ile ona dönen Nina 'Kim o' dermişcesine baktığın da Merlin, bakışlarını tepenin üstünden çevirmeden cevap verdi.
"O cübbeli kişi..."
*
"Demek altısı da öldü... Aptallar yapması gerekenleri yapamadılar."
Drago'nun umursamaz sesi ile birlikte Aiden, yüzünde tek mimik oynatmadan Drago'ya bakmaya devam etti.
"Gülmeyi kes Drago... Buraya ne için geldiğimi biliyorsun... Babamı geri istiyorum!"
Aiden, her kelimenin üstüne basa basa söylediğin de; Drago, tam konuşmak için ağzını açtığın da yanında ki cübbeli kahkahalar ile gülmeye başladı.
"Üzgünüm Aiden ama eğlencemi bozmana izin veremem"
Cübbelinin konuşması ile Aiden bakışlarını ona çevirdiğin de; cübbeli, üzerinde ki cübbeyi açarak Aiden'e bakmaya başladığın da Aiden öfke ile kaşlarını çattı.
"Sen burada ne arıyorsun?"
"Hahahahahha Biraz eğlenmek istedim ve düşündüm; beni düşmanımıza yardım ederek sizi zorlamaktan daha çok eğlendirecek ne olabilir ki? Dimi koca D. HAHAHAHAHA"
"Aynı tas aynı hamam Ban amca!"
[DN: ow shet!. :O Şerefsiz Ban yaaa! Al sana Mustafa gör Bancığının yaptıklarını!! >:( ]
[YN: :D Ban ın suçu yok oku sen]
Ban'ın kahkahaları etrafta yankılanır iken Aiden, derin bir iç çekişten sonra öfkeyle çattığı kaşları ile birlikte Drago'ya döndü.
"BANA BABAMI GERİ VER DRAGO!"
Aiden, kükredikten hemen sonra Drago'ya karşı saldırıya geçtiğin de Drago, yüzünde ki sırıtış ile birlikte Aiden'e bakmaya başladı.
'COTİNG'
"Ne...den?"
Aiden dişlerini sıkarak konuştuğun da karşısında duran Ban'a öfke ile bakamaya başladı.
"Zaten söylemiştim... eğlenmek istiyorum Aiden. Bunun için ne yapmam gerekirse yaparım. HAHAHAHAHAHA"
Ban çıldırmışcasına kahkaha atarak Aiden'i geriye doğru ittikten sonra hızla üstüne doğru atıldığın da Aiden, elinde ki kılıcı ile Ban'ın sopasını engellemeye başlamıştı.
"HADİ AİDEN EĞLENDİR BENİ! HAHAHAHA"
Ban'ın çıldırmışcasına attığı kahkahalar etrafta yankılanırken Aiden, Ban'ı üzerinden atarak gardını aldıktan sonra beklemeye başladı.
"IŞIĞIN HIRSIZI!"
Ban'ın bağırması ile birlikte Aiden'in etrafında ki tüm ışık sanki bir anda ortadan kaybolmuş gibi idi. Hiçbir yer gözükmezken Aiden, gardını alarak beklemeye devam etti.
'VİİUUUV!'
Rüzgarı delip geçen metalin çıkardığı ses ile birlikte Aiden, hızla kendini ileri atarak yerde döndükten sonra Ban'a dönerek beklemeye başladı.
Ne kadar beklese de beklesin etrafın zifiri karanlık olması sebebi ile hiçbir halt göremeyen Aiden, sol elini havaya kaldırıp sol elini ateşler ile çevrelemesine rağmen etrafta hiç bir aydınlanma yoktu.
"Işığın hırsızını böyle basit bir ateş topu ile aydınlatamazsın Aiden..."
Ban'ın eğitici sesi etrafta duyulurken Aiden'in elinde ki ateş topu aniden söndüğünde Aiden, geriye doğru sıçrayarak elinde ki kılıcı vücuduna çapraz tutarak beklemeye başladı.
-Beni kullan ortak.
Aiden, zihninde Zero'nun seslenmesi ile göz ucu ile ona kısa bir bakış attıktan sonra tekrar önünde ki karanlığa gözlerini dikti.
-Ben her şeye dönüşebilen bir kutsal silahım; beni bir fenere dönüştür ve etrafı aydınlat, ortak. Hadi o kadar zor olmamalı.
Zero'nun sesinin tekrar zihninde yankılanması ile tekrar göz ucu ile ona bakan Aiden, dudaklarını oynatarak bir şey mırıldandıktan sonra tekrar bakışlarını etrafında ki karanlığa çevirdi.
"O kılıç seni bu karanlıktan kurtarmayacak, AİDEN!"
Ban'ın sonlara doğru kükremesi ile sesin geldiği yöne hızla bir ateş topu gönderen Aiden, hiçbir ses gelmemesi ile sevinse de karanlığın dağılmaması ile gardını indirmeden beklemeye devam etti.
"Viuv ucuz yırttım... Anlaşılan karanlık veya aydınlık hiç fark etmeden beni duyuların ile bulabilirsin. Peki ya ses çıkarmazsam?"
Ban'ın eğlendiğini belli edercesine konuşması arasında duyulan kıkırtılar ile birlikte Aiden tekrar karanlığı dinlemeye başladığın da sırtına yediği hamle ile ileri doğru sendeledi.
"Gerçekten mi? Eğer duyularını kullanmak için imkan sunmazsam beni bulamazmısın, aptal! Hala sadece gözlerine ve kulaklarına güveniyorsun. AİDEN DUYULAR DEDİĞİN SADECE GÖRMEN VE DUYMAN DEĞİLDİR!
BENİ KOKLA, BENİ TAT, BENİ HİSSET VE SADECE DUYULARINI DEĞİL HİSLERİNİ DE KULLAN! KALBİNE GÜVEN AİDEN!"
Ban'ın kükremesi eşliğin de yavaşça ayağa kalkan Aiden, etrafın tekrar aydınlanması ile kolunu gözlerine siper ederek beklemeye başladı.
"Onu kolayca öldürebileceğin halde neden bunu yaptın?"
Drago'nun hem soru soran hemde öfkeli sesi ile birlikte gözlerinin aydınlığa alışması ile kolunu indiren Aiden, Drago'nun boğazını sıkan Ban'a bakmaya başladı.
"Dinle Drago... Ben hiçbir şeyi elde etmek istemiyorum; ne onu öldürmek istiyorum nede yardım etmek. Aynısı senin içinde geçerli ben sadece eğlenmek istiyorum!"
Ban konuşmasını bitir bitirmez boğazını sıktığı Drago'yu hızla toprak tahtına doğru fırlattığın da Aiden, iki defa öksürerek Ban'ın ona dönmesini sağladı.
"Neden... Neden Drago'ya dostlarının katili olan kişiye yardım ediyorsun?"
Aiden, sorduğu sorunun cevabını tahmin etse de yine de merak ediyordu Ban'ın eğlenmek isteyen bir psikopat olduğunu bilmesine rağmen sadece eğlenmek istemesinden başka bir bahanesi olduğunu da umuyordu.
"Hep söylediğim gibi Aiden... eğlenmek istiyorum..."
Ban'ın dedikleri ile kaşlarını öfke ile çatan Aiden, öfkesine mani olamıyordu. Vücudundan nefret ile yanan ateş vücudunu kaplarken tam konuşmak için ağzını açtığın da;
"Elbette dostlarımı öldürmesi onu öldürme isteği uyandırdı. Yedi büyük günahın ilk kuralı; bir günahın başı belada ise diğer günahlar ona yardım eder.
Escanor, Gowther, Diane hatta King; hepsi ölürken yanlarında idim, Aiden. Her birinin ölümünü izledim ama hiçbir şey yapmadım neden mi? Çünkü..."
Ban, konuşmasını yarım keserek sağ elini ileri uzatığın da elinde yoktan var olan dört küreyi Aiden'e gösterdi.
"Benim çalabildiğim şeyler sadece elle dokunulabilecek şeyler ve duygular değil... Ben insanların ruhlarına kadar her şeyi çalabilirim...
Ruhları ebedi karanlığa gitmeden önce çaldım ve onları sakladım. Bu savaş bittiğin de ruhlar ile yapacağım şeyler değişir. Ama bak Aiden ruhlara bak..."
Ban'ın konuşması ile öfkesi yavaş yavaş azalan Aiden, Ban'ın dedikleri ile temkinli bir şekilde ilerleyip küreleri görebileceği bir mesafeye geldiğin de gördükleri karşısında yutkunmadan duramadı.
Escanor, Diane, Gowther ve King hepsinin beyaz ve çok ufak halleri kürelerin içerisinde idi. Hepsi de oldukça rahat gözüküyor ve Aiden'e el sallıyordu.
"Onlar ne yapacağımı önemsemiyorlar. Neden mi; çünkü sonuç belli... Belki asırlar sonra tekrar bir araya geleceğiz Aiden... Biz günahların ruhları asla yok olmaz, her zaman renkarne oluruz.
Bu şekilde takımımız her daim uyum için de yaşar Aiden... Sana anlatmıştım; dışlanmış kıtaya ilk gittiğim zaman elli yıl önce demiştim ve o zaman da büyük bir şey kaybettim demiştim.
Aiden aslında dışlanmış kıtaya ilk gittiğim zaman elli yıl değil elli bin yıl önce idi... Tüm günahlar renkarne olduklarında ben hala kendi bedenimde idim...
Asla ve asla yaşlanmadım, ölmedim. Her bir renkarne yaşamda günahların güçleri arttı. Her bir yaşamlarında birlikte olmadık tabi kimi zaman bir birimizi uzun yıllar aradık ve bulamadık.
Kimi zaman kardeş olarak başladık bu yolcuğa; hatta diğerlerinin üçüncü yaşamların da altısı da kardeşti. Hahahaha!! Ah o aptallar, ah ne güzel günlerdi..."
Ban, birkaç saniye sessizliğe gömülerek derin bir nefes alarak kendine geldikten sonra devam etti.
"İşte bu yüzden Aiden yaptığım şeylerden pişman değilim. Çünkü onlar beni hatırlıyor, her daim onlarla bir olacağız Aiden sadece uzun yıllar sonra ilk kez eğlenmek için elime bir fırsat geçmişti ama biliyor musun..."
[DN: Yaptıklarımdan pişman değilim ha! Aklım hala YAPMADIKLARIMDA sljkkshjh]
Ban tekrar sessizliğe bürünerek bir kaç kez daha nefes aldıktan sonra Drago'ya döndü.
"Onu şuan ki hali ile saniyeler içerisinde öldürebilirim... ama hayır yapmayacağım... Eğlencemi bozmak istemiyorum Aiden... Ama senin önünden çekileceğim; son savaşı biraz erken yaşatacağım. Hadi Aiden o senin sana engel olmayacağım!"
Ban konuşmasını bitirdiğin de sağına doğru birkaç adım atarak Aiden ve Drago'nun arasından çekildiğin de Drago öfke ile Ban'a döndü.
"Sende diğerleri gibi işe yaramazsın. Bir iş yapacaksan kendin yap derler o zaman seni öldürecek kişi benim AİDEN!"
Drago kükredikten hemen sonra gardını indirmiş ve hazırlıksız duran Aiden'e doğru atıldığın da Aiden, aniden üstüne saldıran Drago'ya hazırlıksız yakalanması ile ikili birlikte tepeden aşağı yuvarlanmaya başladı.
[YN: İki koca düşman bebek gibi yuvarlanıyor... tuhaf...]
[DN: kjkh Benzetme iyiydi.! ]
İkilinin dakikalar boyu tepeden yuvarlanmasının ardından düz zemine çıkması ile ikili birbirinden ayrılarak gardını aldıktan sonra beklemeye başladılar.
Drago'nun elinde siyah görüntüsü ile en karanlık geceye meydan okuyan Kagemure varken Aiden'in elinde bulunan kılıcı Zero da mor bir ışık ile parlayarak şekil değiştirmeye başladı.
"Göze göz demek.!"
Drago'nun öfkeli sesi ile birlikte Aiden'in elinde ki Zero'nun tırpan şekli alması ile birlikte Aiden, elinde ki tırpanı çevrirerek omzuna dayadıktan sonra beklemeye başladı.
"BENİ YENMEK SENİN İÇİN RÜYADAN DA ÖTE BİR ŞEY!"
Drago, kükredikten sonra hızla ileri atılarak Kagemure'yi Aiden'e savurduğunda Aiden, Zero'nun kabzası ile Kagemure'nin keskin metalini engelledikten sonra çevik bir hareket ile Zero'yu yerde sürterek Drago'ya çelme çaktı.
Drago yediği çelme ile sırt üstü yere düşerken Aiden, elinde ki tırpanı tekrar çevirerek tırpanın keskin ucunu hızla Drago'ya doğru savurdu.
Üstüne gelen demirin saplanmasına birkaç santim kala Drago hançerin demir kısmını iki taraftan baskılayarak durdurduktan sonra Aiden'i engellemeye başladı.
Aiden ne kadar güç kullanırsa kullansın Drago'nun tuttuğu hançerini bir milim bile ittiremediği için aklına gelen fikir ile yüzüne bir sırıtış yerleştirip hızla tırpanı tekrar havaya kaldırdı.
Tırpanın aniden ellerinin arasından kayarak gitmesi ile şaşıran Drago; bir anda tekrar üstüne gelen tırpandan kurtulmak için hızla sağa yuvarlandıktan sonra sol eline aldığı bir avuç toprağı hızla Aiden'in yüzüne fırlattı.
Gözlerine giren toprak parçaları ile görüşünü kaybeden Aiden, etrafa kulak kesilirken sağından gelen adım sesleri ile hızla sola doğru atılarak havayı delen metalin sesi ile birlikte hızla tekrar sağına doğru sıçradı.
Sıçradığı sırada hançerin keskin ucunu çevirerek Drago'ya savuran Aiden, hançerinin başka bir metale çarpması ile birlikte hızla kendini öne atarak Drago'dan kurtulduktan sonra beklemeye başladı.
Aiden tekrar Drago'nun hareket etmesi ve bu sırada da ses çıkarması için kulaklarını kabartarak beklemeye başladığın da aniden sırtına yediği hafif darbe ile ileri doğru sendeledi.
Sırtında ciddi bir yaranın acısının olmaması ile tekrar gardını almak için harekete geçen Aiden, tekrar sırtına yediği darbe ile yüz üstü yere kapaklandığında duyduğu adım seslerine kulak kabarttı.
"Sadece sesleri duyuyorsun. Ben duyulmazı duyuyorum, görülmezi görüyorum... Ama belli olan bir şey daha görüyorum; o da ölümün. GEBER AİDEN!"
Drago'nun bağırması ile birlikte dişlerini sıkan Aiden, bu kadar kolay bir şekilde ölmenin verdiği utanç ile yüzünü toprağa çevirirken gözlerinin kenarlarından akan iki damla yaş kuru toprakla buluştu.
Hiçbir şey yapamamıştı, sözde babasının ve dostlarının intikamını alacaktı. Her şeyi eski günlerde ki gibi yapmak için çabalayacaktı. Ama şuan ölümün ona adım adım yaklaşmasını beklemekten başka bir şey yapamıyordu.
"Gerçekten bu kadar kolay mı?"
Duyduğu şefkat ve güven dolu ses ile başını hafifçe kaldıran Aiden, duyduğu sesi hayal olarak nitelendirerek başını iki yana hafifçe salladı.
"Aiden... bu kadar kolay ölmeyi kendine uygun görüyor musun?"
Tekrar aynı şevkat ve güven ile dolu olan sesi duyan Aiden, gözlerinden süzülen yaşların da beraberinde götürdüğü topraklar sayesinde gözlerini yavaşça açarak başını kaldırdığında; başının tam üstüne batan sivri demir parçası ile durarak bakmaya başladı.
Drago'nun kolu tam hançerini Aiden'in başına indireceği sırada sanki taş kesilmişcesine durmuştu. Sanki tüm kanı çekilmişcesine duran kolu ile başını yere yaklaşarak geri çeken Aiden, tırpandan kurtulduktan sonra toprağa oturarak beklemeye başladı.
"Defol... git... LİOOO!"
Drago'nun sert ve öfkeli sesi ile birlikte Drago, taş kesmiş kolunu hızla yere indirdiğin de Aiden geri çekilerek ayağa kalktıktan sonra tekrar gardını alarak beklemeye başladı.
"DRAGO... AİLEMDEN UZAK DUR!"
Lio'nun sesinin etrafta yankılanması ile birlikte şaşkınlıktan gözleri büyüyen Aiden, neredeyse şaşkınlıktan gözlerini yerlerinden fırlatacak kadar açmıştı.
"DRAAGOOOO!!"
"LİOOOOOOO!!"
Aynı anda hem Drago'nun hemde Aiden'in öfke dolu sesleri etrafta yankılanırken seslerle birlikte bir dalga gibi büyüyerek Aiden ve Drago'nun vücutlarının içinde olduğu bir alanı kapsadığın da çemberin etrafı mavimsi ve grimsi bir kubbe ile kaplandı.
[DN:Abi bildiğin sesli sesli söyleyerek; olayı hissederek,yaşayarak düzeltiyorum yaaa jjbghjvbv :) : D ]
*
"Demek zihin odasındayız...Peki kimin zihni?"
Aiden etrafın adeta dört parçaya bölündüğünü fark etmesi ile konuştuktan sonra etrafa dikkatle bakmaya başladı.
Dört parçaya bölünmüş çevrenin bir kısmı adeta cennet gibi bir ortamdı. Ufuktan görülen şelaleden akan sular ve şelalenin etrafını kaplayan yem yeşil ağaçlar insana huzur verirken onun karşısında ki cehennem vari ortam insanın içini huzursuzluk veriyordu.
Cehennem vari bölge de de aynı cennetten çıkma bölge gibi büyük bir dağ vardı. Ancak orada ki dağın üstünden su yerine sıcak lav akarken şelalenin etrafında ise yanmış topraklar ve yer yer lav gölleri mevcuttu.
Kalan iki ortamdan birisi ise sanki buz tutmuş gibi idi. Buzdan oluşan bölgede esen soğuk rüzgarlar her yerde kendini belli ederken buz tutmuş göller de ortama tuhaf bir görüntü veriyordu.
Son olan kısımda hiçbir şey yoktu, hemde hiç bir şey. Tamamen kurumuş topraklardan oluşuyordu. Toprağın kuruluğu toprakta oluşan çatlakların görüntüsünden belli idi.
Aiden'in bulunduğu yerse sanki bu dört yerin tam ortasında yerden yüzlerce metre yüksekte şeffaf bir zeminin üstünde gibiydi. Aiden, etrafta ki dört farklı manzarayı incelemeyi bitirdikten sonra başını kaldırarak karşısında ki ikiliye baktı.
Birisi gece gibi simsiyah bir ejderha iken diğeri özlem duyduğu birisiydi babası; Lio idi.
"Baba..."
Aiden'in duyduğu özlem ile dudaklarından mırıltı şeklinde fırlayan kelime ile ona dönen Lio, oğluna bir tebessüm ile baktıktan sonra tekrar önüne döndü.
"Ailemden ve dostlarımdan uzak duracaksın Drago!"
"Senin aptal dostun olan Merlin ölmeyi bir türlü kabul etmediği için hedefime ulaşamıyorum. İstediğim şeyi her türlü alırım Lio!"
İkilinin sesleri etrafta yankılanırken devasa ortamda yankılanan bir iç çekiş ile birlikte Aiden, bakışlarını o tarafa çevirdi.
"Ace!"
Aiden gördüğü kişi ile birlikte şaşkınlıkta ardı ardına seviye atlarken Ace, tekrar derin bir nefes vererek konuşmaya başladı.
"Drago neden sürekli her birkaç asırda bir sorun çıkartıyorsun ki?"
Ace'in dedikleri ile şaşkınlıkta artık son seviyeye dayanmış Aiden, ağzı şaşkınlıktan yere değecek kadar açılırken beklemeye başladı.
[DN: xdsfdsd :D]
"Sen kimsin?"
Lio'nun sorusu ile birlikte Ace, duruşunu dikleştirerek konuşmaya devam etti.
"Adım Ace Legand, evlat. Senin büyük büyük büyük anlayacağın bayağı büyük bir büyük babanım ve ayrıca Drago'nun yaratıcısıyım."
"Ama Drago'nun yerinde oğlu Rago varken bana Lux ile tanıştığını söylemişti."
"Evet doğru söylemişti ama Drag' nun bir parçası da oğlu Rago'nun içinde idi. Senin gücün ile birlikte Drago'nun ruhu uyandı ve kendi kanından olan Rago'nun ruhunu parçalara ayırarak ortaya çıktı."
Ace'in söyledikleri ile yüzü düşen Lio, bir ümit ararcasına Ace'e döndüğün de;
"Malesef Drago, Rago'nun ruhunu yok ettiği için Rago geri gelemez."
Ace'in söyledikleri ile yutkunduktan sonra derin bir nefes vererek düşünmeye başladı.
"Peki şimdi ne olacak?"
Lio'nun sorusu ile birlikte bakışları Ace'e döndüğün de Ace, derin bir nefes alarak konuşmaya başladı.
"İki seçenek vereceğim; birincisi her şeyi bir süreliğine geride bırakacaksın ve benimle geleceksin Lio L. Nos veya ikinci seçenek Drago'nun bedenini ele geçirmesi için ruhunu parçalara ayıracağım. İki seçenekte bana göre pek farklı değil ne dersin?"
Ace'in teklif'i ne kadar bir teklif gibi görünse de ucunda açık açık bir tehdit vardı. Eğer Lio, Ace ile gitmeye karar verirse ailesi ve diğerleri kurtulacak olsa da onları bir daha görebileceği belli değildi, diğer seçenekte hiç hoş bir şey değildi.
Lio, önüne sunulan iki şıkkı dikkatle düşündükten sonra derin bir nefes alarak Ace'e baktı.
"Nereye gideceğiz?"
Lio'nun sorusu ile cevabını alan Ace, şeytanice sırıtırken konuşmaya başladı.
"İyi seçim... Drago..."
Drago'ya seslenmesi ile sessizliğe gömülen Ace ile birlikte Drago, ümitle kaçmak için arkasını dönerek hamle yaptığın da Ace sol elini Drago'ya uzatarak onu yerine sabitlemişti.
"Ölmeyeceksin aptal... Eğer ölmeni istesem uzun zaman önce öldürürdüm, tekrar görüşene kadar iyi uykular... Drago!"
Ace'in sesinde okunan sevgi hissi ile birlikte yumruğunu sıkan Ace eşliğin de Drago'nun vücudu küle dönüşerek ortadan kaybolduğun da Ace, Aiden'e döndü.
"Aiden... birlikte iyi bir zaman geçirdik... Kısa olsa da eğlendim... Sana bir görev vereceğim... Uzun yıllar boyu burada olmayacağımı anlamışsındır.
Gerçi o kadar aptalsın ki bundan şüpheliyim krararararara..."
[DN: xsfcxcxcs ]
Ace'in attığı kahkahası etrafta yankılanırken Aiden, şaşkınlık ile onun devam etmesini beklerken işin sonunun nereye bağlanacağını merak ediyordu.
"Aiden... Ben yokken güçlen tamam mı? Ne kadar süre burada olmayacağım bilmiyorum ama güçlenmeye bak... Seni Ban'a emanet edebilirim."
Ace, konuştuktan sonra arkasına göz ucu ile baktığın da Aiden ve Lio'nun bakışları da o tarafa döndü.
"Bebek bakıcılığı mı? Aide' i bana emanet ediyorsun! Hahahahahahaha gerçekten, gerçekten komik hahahahahahah"
Ban'ın kahkahası etrafta yankılanırken Ace, ona ciddi bir ifade ile bakıyordu. Birkaç dakika daha kahkaha atan Ban, üzerinde ki ciddi bakışlar ile birlikte durarak ellerini önünde sallayarak konuşmaya devam etti.
"Hayır hayır hayır hayır ve hayır! Beni birine bakmama zorlayamazsınız."
"Mecbursun Ban!"
"Ace bunu yapma lütfen... ben... ben..."
Ban'ın bir anda duygusallaşan sesi ile birlikte Aiden ve Lio'nun şaşkınlığı katlanırken Ban'ın dedikleri ile ikisi de öküz çarpmışa dönmüştü.
"Ben... eğlencemi almanızı istemiyorum."
Ban'ın hafifçe yaşlanmış gözleri ile sanki oyuncağı elinden alınmış bir çocuktan farkı olmaması ile birlikte Ace, tekrar konuşmak üzere ağzını açmışken Lio, şaşkınlığını bir kenara atarak konuşmuştu.
"Aslında Ban'ın benimle gelmesini isterim. Sonuçta o benim en eski dostum... ve ayrıca... bende biraz eğlenmek istiyorum."
[DN: Hihihi >:) Naber Bancım faka mı bastın? hsjggcvc ]
Lio'nun da dediği ile birlikte tekrar konuşmak için ağzını açan Ace, arkasında duyduğu ses ile birlikte tekrar ağzını kapatmıştı.
"Aiden'e ben bakarım."
"Merlin?"
Arkasında duyduğu sesin sahibinin adını mırıldanan Ace, arkasına hafifçe dönerek Merlin'e bir bakış attıktan sonra önüne döndü.
"Bence en iyi seçenek Ban, sonuçta en çok tecrübeye sahip kişi o. Ama dediğiniz gibi Merlin de buna uygun, son karar senin Aiden."
Ace'in adını söylemesi ile şaşkınlıktan yutkunan Aiden, Ban'ın yalvarır yüzüne baktıktan sonra tekrar yutkunarak konuşmaya başladı.
"Ne kadar savaşçı da olsam büyücü olarak gelişmek istiyorum. Bu sebepten Ban'ın yokluğu o kadar da etkili bir faktör olmayacak. Kısaca Merlin'in bakması gerçekten iyi olur. Ban'da o sırada babama göz kulak olur."
"YAŞA BE AİDEN!"
Ban'ın sevinç naraları etrafta yankılanırken Aiden'i bir anda kucaklayarak havaya kaldırması ile birlikte Aiden, ne olduğuna şaşırırken diğerleri de Ban'ın bu çocuksu haline kahkahalar ile gülüyorlardı.
"Yolumuz uzun Lio, hazır mısın?"
Ace'in ona seslenmesi ile kahkahasını kesen Lio, Ace'e döndüğün de yutkunduktan sonra konuşmaya devam etti.
"Şimdi mi? Hemen mi? Biraz oğlumla vakit geçirseydim en azından!"
Lio'nun hem sitemkar hemde üzgün çıkan sesi ile birlikte Ace, derin bir nefes verdikten sonra konuşmaya devam etti.
[DN: Sanırsam yazarcığımız düzeltwoman ini ağlatmak istiyor! ☹]
"Lio, sen gelişmiş bir insansın en az yirmi milyon yaşam ömrün var. İşimizi ne kadar erken bitirirsek o kadar erken gelir ve ailene kavuşursun. O yüzden hemen gitmeliyiz tamam mı?"
Ace'in sesi ne kadar rica eder gibi yumuşak çıksa da kelimelerin altında ki emir gibi cümleler ile iç çeken Lio, başını çaresizce aşağı yukarı salladıktan sonra Aiden'e doğru ilerledi.
"Aiden..."
Babasının ona seslenmesi ile Ban'ın kucağından inen Aiden, hızla Lio'nun karşısına geldikten sonra beklemeye başladı.
"Dinle evlat... Pek iyi bir baba olamadım... yanında pek olamadım sürekli görev, bu, şu derken... işler uzadı gitti... Bir süre daha yanında olamayacağım için üzgünüm evlat. Ancak bu...
Bu süre boyunca sen güçleneceksin tamam mı? Benim yapamadığımı yapmanı istiyorum... Bir aile kur, güven dolu, sevgi dolu bir aile kur ve onları koru... ben anneni koruyamadım özür dilerim evlat...
[DN: Yaaaaağğ! Ama yaaa 😭😭]
Benim yaptığımı yapma, güçlen ve aileni kur... onları sev, gözet ve en önemlisi koru... İnan bana elimden geldiği en kısa sürede döneceğim ve... ve anneni hayata döndürmek için bir yol bulacağım. Bu sırada... bu sırada...
Bu sırada nerede olacağımı bilmiyorum, ne zaman geleceğimi bilmiyorum ama mutlaka geleceğim... Seni seviyorum oğlum."
Aiden, babasından duydukları ile boğazına oturan acı dolu yumru ile zorla yutkunduktan sonra hızla babasına sımsıkı sarılarak bir süre öyle kaldı.
"Ağlamak istiyorsan ağla evlat... seni tutan yok."
Lio'nun ağla ve içini dök dercesine şefkatli konuşmasına rağmen Aiden, kendini sıkarak ağlamamak için çabalarken Lio da onunla aynı durumda idi.
"Evlat uzun bir süre olmayacağım... kendine iyi bak... Seni seviyorum Aiden."
Babasının söylediği cümlelerin ardından ondan ayrılan Aiden, tek kelime etmeden babasına bakmaya başladı.
"Gitmeliyiz Lio."
Ace'in yanına gelip Lio'nun omzuna elini koyması ve konuşması ardından Lio, başını onaylar manada sallayarak beklemeye başladığın da Ban da ikiliye yaklaşmıştı.
"Hadi gidelim."
Ace'in sözü ile birlikte üçlü yerden havalanmaya başladı. Üçlü yerden birkaç metre havalandığında üçlünün etrafını kaplayan şeffaf balon ile birlikte üçlü diğerlerine uzun bir vedadan önce son kez tebessüm ile bakarak veda ettiğin de Aiden, derin bir nefes aldıktan sonra bağırdı.
"SENİ BEKLEYECEĞİM BABA... SENİ SEVİYORUM BABA KENDİNE DİKKAT ET!"
Aiden, bağırırken ellerini veda edercesine salladığında Lio da yüzünde oluşan tebessüm ile birlikte elini salladığında balonun etrafı karanlık ile kaplanarak dışarıya dahil hiçbir şeyi göstermez olduğun da üçlünün etrafı on binlerce ateş topu ile çevrelendi.
"Bunlar..."
Lio'nun şaşkın bakışları karanlığın ortasında ki ateş toplarında iken Ace, Lio'nun sözüne devam etti.
"Dünyalar... uzun bir süre yolculuğumuz olacak Lio... Tanrıların evine kadar sürecek uzun bir yolculuk..."
Ace'in konuşmasının bitimi ile birlikte etraf mutlak sessizliğe bürünürken; üçlünün bulunduğu küre yavaş yavaş ağır ağır önlerinde ki on binlerce gezegenden birine ilerlemeye devam ediyordu.
"Yeni bir gün yeni bir şans derler... Bizim için yeni bir gezegen, yeni bir şans olacak demek."
diyerek kıkırdayan Ban eşliğin de Lio ve Ace, onun bu komik olmaya çalışan hallerine iç çekerek yolculuğun tadını çıkarmak için etraflarında ki muhteşem manzaraya dikkat kesilmişti.
"Ben döndüm evren... tüm herkes bunu bilmeli... ben döndüm."
Ace'in mırıltı şeklinde çıkan sesini kimse duymadığı için Ace de diğerlerine ayak uydurarak manzarayı izlemeye devam etti.
**
Uzakta devasa bir yapının içerisinde yankılana gür kahkahalar ile birlikte yapının içerisinde bulunan bir çok kişi panik içerisinde koşturmaya başlamıştı.
"EFENDİM, EFENDİM!"
Yumruklanan tahta kapının bir anda açılarak içeriye giren kırmızı saçlı kırmızı elbiseli kadının seslenişi ile karanlıkta ki kahkaha sesi kesilerek bir çift mavi göz kapıya döndü.
"Efendim ne oldu? Böyle attığınız kahkaha yaklaşık olarak yetmiş bin adet gezegene etki etti ve bunların yarısının çekirdekleri zayıf olması sebebiyeti ile patladı. Bu kadar komik olan ne ?"
[DN: E ama çüş yani!]
Kadının dediği ile ortamda yankılanan mırıltı sesi ile birlikte gür ve sert bir erkek sesi de yankılandı.
"Sadece yetmiş bin mi? Gerçekten yaşlanmışım... Eski dostumuz Ace... bir öğrenci almış ve hedefi de evimiz olacak. Hahahahahhaaha!"
Gür sesin kahkahası tekrar etrafta yankılanırken zemin tekrar sarsılmaya başladığın da kadın sol bileğinin üstünde parlamaya başlayan dikdörtgen şeklinde ki cihaza baktı.
"Efendim demin ki üç saniyelik kahkahanız ile bu gezegenlerin sayısı yaklaşık yüz bine çıktı ve bunların altmış sekiz bini yok oldu."
Kadının endişe dolu sesi ile birlikte adam kahkahasını keserek derin nefesler almaya başladı. Uzun bir sessizlik odada hüküm sürerken sert ses tek duyuldu.
"Uzun zaman sonra döndün Ace... sonunda döndün!"
*
Ace, zihninde yankılanan ses ile birlikte sırıtarak önüne döndüğünde tekrar mırıltı şeklinde konuştu.
"Ben döndüm!"