Buna büyük, güçlü ve keskin olan iki kılıcın
savrulmasından çıkan rüzgarlar sebep oluyordu.
Bu rüzgarlara sebep olan kişi bir çocuk olarak
çağrılmak için çok fazla büyümüş, ama hala genç yetişkin* olarak çağrılması
için çok erkenmiş gibi görünüyordu.
*18-24 yaş aralığı*
Buna rağmen, onu genç yetişkin olarak kabul etmek
durumu vücudundaki sıkı ve güçlü kaslardan, ve sıradan insanların bile
hissedebileceği, etrafını sarmalayan güçlü aurasından geliyordu.
Ek olarak, eğitiminde, neredeyse kendisi kadar uzun,
avuç içi kadar geniş olan iki kılıcı dünyayı süpürecekmiş gibi savurması, onun
genç yetişkin olarak çağrılması için yeterliydi.
ÇN: bir kılıç demek için fazla büyüktü kocaman kalın
ve fazlasıyla sert; aslında ham demir yığını gibi bir şeydi :P
Yulian şimdi on sekiz yaşında, vücudunu aurayla
doldurmaya odaklanmış durumda, hazır olduğu an erkeklik sınavı için ayrılacak.
Pareia kabilesi için, erkeklik sınavı kişinin
kabilesi adına kullana bileceği bir yeteneğinin olduğunun ispatıdır, ayrıca
onurlu, Pareia savaşçısı ünvanını taşıma hakkına nail olurlar.
Gençlerin çoğu erkeklik sınavında kabilelerine
güçlerini ispatlamak, devasa bir hayvan yada yaratık yakalamak için yıllar boyu
geliştirdikleri şemşir ve prima sürme tekniklerini kullanmak zorunda kalırlar.
Bunu yapmak zor ve tehlikeli bir yoldur.
Sadece bir prima, silah ve ekipman ve acil durum
kumanyalarıyla, bir canavar veya dev hayvan avlamak için çölde ve vahşi
doğada bir başına dolanmak, tecrübeli bir savaşçı için bile sayısız günler
sürerdi. Son derece kapsamlı bir eğitim alarak ayrılmış olsalar bile, bu kadar cesaret ve yetenek
isteyen bir görevi tamamlamak hiçte sıradan bir meziyet değildi.
Görev gençlerin çoğu için bir aydan uzun sürer, ve
yalnızca birkaç tanesi yaralanmadan görevi tamamlarlar. Buna rağmen, erkeklik
sınavı tamamlanıncaya kadar tecrübeli savaşçılar gizlice gençleri takip eder.
Bu görevlerin gençlerin ölümü ile sonuçlanma ihtimalini ciddi bir şekilde
azaltsa da, hala savaşçıların eve gençlerin cansız bedenleri ile döndüğü
oluyordu.
Tehlike ne olursa olsun, hiçbir genç (erkek)
erkeklik sınavından vazgeçmeyi seçmezdi. Bütün bu gelişimin ve hazırlıkların
nedeni gençlerin erkeklik sınavını amaçları olarak görmesiydi. Yulian da
yeteneklerini erkeklik sınavın yoluyla gösterme niyetindeydi, biraz endişeli
olmasının sebebi buydu. Tabii ki de kendine güveni de vardı. Çünkü o Yulian'dı ,
ustasının sıkı eğitimini özümseyen kişiydi, hatta aklından “Hangi aptal
canavar benimle yüzleşmeye cesaret edebilir ki?“ diye geçiriyordu.
Endişesinin kaynağı onun Genç Yıldız olmasıydı.
Erkeklik sınavıyla yüzleşen bir gencin tek başına bir canavar yenmesi kolay bir
iş değildi ama Yulian kabilesine gerçek değerini göstermek istiyordu.
O gelecek Yıldız olarak bilinmesiyle bile insanların
yüreğine su serpe bilecek bir kişi olmak istiyordu.
Böyle bir durumda, babasından, yani Yıldız Baguna'dan
tavsiye ve cesaretlendirmeler duymak istiyordu ama babası meşgul olduğu için
oğlunun erkeklik sınavını göremeyecekti.
Yulian savurma esnasında kılıcında bir gerginlik
hissetti.
Hayatta bir kere başına gelecek olan erkeklik
sınavına babasının kutsaması olmadan gitmek çok üzücüydü ama Yulian kendini
babasının şerefi ve sorumlulukları ile teselli etti.
“Babam, Pareia da ki herkesin babasıdır”
Düşünceler kafilesini bitirdiği gibi, nefesi de
kesildi. İki büyük kılıç Yulain’in sırtındaki kemere yerleşti.
“Tamam mısın ?”
Chun Myung Hoon bulunduğu yerden sordu. Gözlerinde, disiplini hakkında hiç şüphe ve endişe yok idi.
“Evet, Usta.”
“Birkaç hayvan getireceğim diye ortalığı velveleye
verme. Kolay kolay bir yerler de dayak yemezsin. Yine de yetenek ve becerilerin
hakkında tatmin olmuş değilim, o yüzden hemen bitirip geri dön.”
Yulain ustanın aslında ne demek istediğini anladı,
gülümsedi ve cevap verdi.
“Daha hızlı kesin bir son için ne yapabilirim?
Ayrıca, ustama muhteşem sonuçlarımı göstermek için ne yapabilirim? Bunlar
aklımdaki cevap vermeye çalıştığım
sorular. Hahaha.”
“Gidip bir deste çöl solucanı yakalamakta Pareia
için baş ağrısına sebep olur.”
Etraflarındaki insanların surat ifadeleri Chun Myung
Hoon’nun sözleri ile değişti. Chun Myung Hoon’un bahsettiği şey S-sınıfı bir
canavardı, canavar çöl ejderi denebilecek kadar büyüktü. Çöldeki yaratık
arazisinde, o canavar besin zincirinin en tepesindeki birkaç canlıdan biriydi.
Canavar sıklıkla çölde sürünür ve pirmalara
saldırır, sadece Pareia’nın değil tüm çölün canını sıkarlardı. Sayılarını
azaltmak amacıyla, yılda üç kere, zapt etme guruplarıyla, tüm çöl bireysel
olarak üç yüzün üzerinde deneyimli savaşçı gönderirdi. Buna rağmen, bu
yaratıklardan sadece bir iki tane yakalayabilirlerdi. Yine de Genç Yıldıza tek başına
böyle bir yaratık yakalamasını söylüyordu.
Yıldız Baguna adına Yulian’ı kutsayacak olan şaman
Tuma Takata, konuşmak için hemen öne çıktı.
“Savaşçı olma yolundaki biri. Yulian, bize
yeteneklerini göstermek için her şeyi yapmalısın. Lütfen hiçbir şart altında
çöl ejderine dokunma.”
Tuma Takatayı dinlerken ki Chun Myung Hoon’un
yüzündeki kuşkudan dolayı, Tuma Takata Chun Myung Hoon’u kınadı.
“Değerli misafir, Genç Yıldıza nasıl böyle bir şey
söylersin? Bizim erkeklik sınavımız yetişkin olduğunu kanıtlar. Bu ne kadar
pervasız olduğunu kanıtlamak için yapılan bir sınav değil.”
Etraftaki bir çok insan Takata’nın sözlerini
onaylayarak başlarını salladılar ve Chun Myung Hoon’un yüzüne bakıp kaşlarını
çattılar.
Chun Myung Hoon etrafındakileri dikkate almak yerine
Yulian'a bakıp sordu.
“Öz güvenin yok mu ?”
Yulian ustasının sert bakışlarını hissederek,
hızlıca başını salladı ve cevap verdi.
“Hiçte bile. Onlardan yakalamayı zaten düşünüyordum.”
“Yulian!”
“Genç Yıldız!”
Tuma Takata bulunduğu yerden bağırınca, arkasından
birçokları Genç Yıldıza seslendi.
“Bu kadar yaygaraya gerek yok. Ben, Yulian, ben Genç
Yıldızım. Çöl ejderi yakalayarak yeteneklerimin göstererek Yıldız olmayı hak
ettiğimi kanıtlayacağım.”
Yulian’ın kararlı sesini dinlerken, Tuma Takata,
Yıldız Bagunaya haber vermesi için birini göndermesi gerektiğini hissetti.
“Tuma Takata efendim, fazla endişelenme. Benim nasıl
biri olduğumu biliyorsun, değil mi ?”
Yulian, insanların ve Tuma Takata'nın endişelerini
göz ardı ederek ekipmanını toplamaya başladı. Zırhını, on yıldan fazladır
beraber olduğu pirmaya, döşeğini ve küçük panoesini ise başka bir pirmaya
yüklemeye başladı.
Yulian’ın gözlerinde korkudan hiçbir zerre sezemeyen
halk, başlarını sallayıp genç Yıldızın erkeklik sınavını başarıyla tamamlaması
için dua ettiler.
Her şeyi yükledikten sonra ayrılmadan önce ailesine
veda etmeye gitti. Yıldız Baguna'nın, üç karısı ve üç çocuğu vardı. Yulian’ın
annesi, Yıldız Baguna’nın ilk karısı Mariez, çoktan vefat etmişti, bu nedenle
ailesi toplamda altı kişiydi. Pareia’nın yeni annesi, Sena Snia, kutsanmak için
önünde diz çöken Yulian’ın alnından öptü.
“Provoke ailesinin en büyük oğlunun erkeklik sınavı.
Bu anne, görevini tamamlayıp güven içinde geri dönmeni umut ediyor.”
Bunun ardından, üçüncü annenin kutlaması başladı ve
ardından Provoke ailesinin tüm küçük kardeşleri sırayla, erkeklik sınavı için
olan Hyung* yada Oppa** kutsamalarını tamamladı.
*Küçük erkek kardeş için kullanılan terim **küçük
kız kardeş için kullanılan terim
“Pere'yi göremiyorum, ona söylemediniz mi ?”
Sena Provoke ailesinin ikinci oğlu, Pere Provokeyi
göremeyince suratını astı. Etrafındakilere onun nerede olduğunu sorunca, üçüncü
oğul Orca cevapladı.
“ Ona Büyük Hyung-nim’imin erkeklik sınavının bu gün
olduğunu söyledim ama Pere Hyung-nim yarın ki kendisinin erkeklik sınavı için
hazırlanması gerektiğini söyledi.”
“Bu nasıl bir saçmalık?!”
Sena, öfkeyle bağırdı.
Sena oğlunun da bir sonraki Yıldız olmak istediğini
çok iyi biliyordu. Pera Yulian'dan bir gün sonra doğmuştu, ve sadece bir gün
fark yüzünden Yulian’ın bir sonraki Yıldız olacak olmasını kabul edemiyordu. Ek
olarak, Pera’nın tanrı vergisi yetenekleri olduğu söylenebilecek kadar güçlü olmasıyla beraber muhteşem bir savaşçı olabilecek becerilere sahipti. Bunlardan ötürü Yıldızlık
pozisyonundan vazgeçmeye niyeti yoktu.
Yıldızlık pozisyonu, Yıldızın en yetenekli oğluna
geçerdi ama Pareia’nın merhum annesinin hatırına ve Yulian küçüklüğünden beri
Yıldızlığa yaraşır davranışlar sergilemesinden, kabilenin büyük bölümü Yulian'ı
bir sonraki Yıldız olarak kabul etmişti. Bu sebeple Yıldızlık
pozisyonunu Yulian'dan almak zordu.
“Anne, Pere hatalı değil. Erkeklik sınavına
hazırlanan bir erkek olarak, hazırlıklarına ara veremez.”
Yulian Pere'yi savunmaya çalışsa da, Sena başını
sallayarak bağırmaya devam etti.
“Nasıl bir kişi erkeklik sınavı için ayrılacak olan aile
üyesini kutsamaz! Daha da ötesi biz Yıldız ailesiyiz. Diğer tüm ailelere örnek
olması gereken aile. Ek olarak, Pere erkeklik sınavı için ayrılacağı zaman sen
burada olmayacaksın. gitmeden önce birbirinizi kutsasanız ikiniz için de hoş
olmaz mı?! Pere'yle pek geçinemediğinizi biliyorum, ama bazı şeyler olması
gerektiği gibi olmalı. ”
Sena, Orcaya emrederek.
“Orca, git Pereyi bul ve hemen buraya gelmesi
gerektiğini söyle.”
“Tamam, anne”
Orca gidince, Yulain ihtiyatla Sena'yla konuştu.
“Anne, eğer Pere'yi azarlarsanız, erkeklik sınavı
öncesi kardeşimin onuru ve cesareti sarsılabilir.”
Sena derince bir iç çekerek, Yuain’ın omzunu sıvazladı.
“Huff~. Onu bağışlamalısın. Dışardan böyle davransa
bile, içinden onun kadar ailesini önemseyen biri yoktur. Bunu en iyi ben
bilirim.”
“Tabii ki de. Anne, Pere bir gün Provoke ailesi ve Pareia
kabilesi için önemli bir savaşçı olacak.”
Sena, Yulain’in sözlerine karşı gülümsedi.
“Umarım, Orca daha küçük kardeşlerinin hatalarını
örtebilecek kadar, Yulain gibi anlayışlı biri olarak büyür.”
Orca’nın annesi, ve Yıldızın üçüncü karısı olarak,
Libre, laf arasına girdi, Sena içten içe hiç mutlu değildi.
Sena, Yulian'la olan konuşmasını tam tatlıya bağlayacakken,
Libre araya girip Pera'nın hareketlerinin son derece yanlış olduğunu söyledi.
Sena Libre’nin bu hareketini hiç beğenmedi.
Mariez’in yaşadığı zamanlarda, bunun gibi varis
kavgaları yada anlaşmazlıkları hayal bile edilemezdi ama Mariez göçüp gittiğinden
beri, bir kaygı tohumu Provoke Ailesi'nin içinde kök salmaya başlamıştı.
Eğer Sena, Pareia’nın onurlu annesi gibi
davranmayıp, kendi oğlu Pere'yi Yıldız yapmaya çalışsaydı, Yulian’ın zor bir
hayat yaşamaktan başka bir çaresi kalmazdı ama Sena ve Mariez birbirlerine öz
kardeşmiş gibi davrandılar ve Sena içten içe Mariez’e şükran duyuyordu. Mariez
öldükten sonra Sena, Yuain ve Pere'ye en ufak bir fark gözetmeksizin eşit
davrandı.
Sena’nın tek sorunu, Libre'nin onu sıklıkla rahatsız
ederek sinirlendirmesiydi.
İki annelerin savaşına dahil olma gibi bir niyeti
olmayan, Yulian, anlamamazlıktan gelerek, küçük kardeşlerinin kutsamalarına
karşılık vererek devam etti.
Bir süre sonra, Orca ve Pere içeri geldi.
“Anne, sen mi çağırdın?”
Yulian zaten akranlarından uzundu ama Pere,
Yulian'dan en az bir karış daha uzun ve iriydi. Ayrıca Pere’nin kulağa hoş gelen
tok bir sese sahipti. Ayrıca on sekiz yaşındaymış gibi görülmemesini sağlayan, pala
bıyığı vardı.
Pere, annesini selamlamak için başını eğdi.
“Omo*, sanırım Pere beni göremiyor bile.”
*amanın gibi bir şey sanırım*
Libre, tam bir kavga daha başlatmak üzereyken, Sena
biraz tedirgin bir sesle konuştu.
“Aynı zamanda sende Pere’nin annesisin, birilerinin
görünür olup birilerinin olmamasıyla ne demek istiyorsun? Konuşmadan önce biraz
daha düşün.”
Libre, birkez daha cevap vermez duruma gelince, Sena,
haşin bir bakışla Pere'ye döndü.
“Erkeklik sınavı hazırlıkların iyi gidiyor mu?”
“Evet, anne.”
“Erkeklik sınavı için hazırlıklarını yapıyor olsan
bile, erkeklik sınavı için gidecek olan Hyung'unu kutsamayı düşünmüyormuydun? Yarın
yola çıkmadan önce hyung'unun kutsamasını almak senin için de iyi olmaz mıydı?”
“Anne haklı”
Annesiyle tartışmak gibi bir niyeti olmadığından,
Pere yakınma olmaksızın cevap verdi. Bakışlarını sırayla Sena ve Yulian'a çevirerek konuştu.
“Umarım görevini başarıyla tamamlayıp deri dönersin.”
“Teşekkürler. Umarım Savaşçılar Tanrısı, Marius, ve
bu kabilenin koruyucusu olan, Fırtınalar Tanrısı, Neo Latin, seninle olur.”
Pere, başını hafifçe Yulian'a eğdi ve çıkışa doğru
yöneldi. Bir an için paoenin içinde serinlik hissetti ama Yulian hemencecik
bir kahkaha patlattı ve ailesine veda etti.
“Çok ayrı kalmayacağım. Sena ve Librie anneler yokluğumda
lütfen barış içinde kalın. Geri kalanınız ise, Pere ve benim yokluğumda, annelerimize
iyi davranın.”
“Güvenle geri dön.”
Sera ve Librie, veda için Yulainin alnına birer
öpücük kondurdu. Kardeşleri ise birbirlerinden bağımsız olarak Hyunglarının
erkeklik sınavından güvenle geri dönmesi için dua ediyorlardı.
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>


