31 Aralık 2017 Pazar

Red Storm (Kitap 1) - 2. Bölüm 3. Part "Yola Çıkış"

{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: Xeia}
Şiddetli bir güç kumlu çöl zeminini dövmeye başladı.

Buna büyük, güçlü ve keskin olan iki kılıcın savrulmasından çıkan rüzgarlar sebep oluyordu.

Bu rüzgarlara sebep olan kişi bir çocuk olarak çağrılmak için çok fazla büyümüş, ama hala genç yetişkin* olarak çağrılması için çok erkenmiş gibi görünüyordu.
*18-24 yaş aralığı*

Buna rağmen, onu genç yetişkin olarak kabul etmek durumu vücudundaki sıkı ve güçlü kaslardan, ve sıradan insanların bile hissedebileceği, etrafını sarmalayan güçlü aurasından geliyordu.

Ek olarak, eğitiminde, neredeyse kendisi kadar uzun, avuç içi kadar geniş olan iki kılıcı dünyayı süpürecekmiş gibi savurması, onun genç yetişkin olarak çağrılması için yeterliydi.
ÇN: bir kılıç demek için fazla büyüktü kocaman kalın ve fazlasıyla sert; aslında ham demir yığını gibi bir şeydi :P

Yulian şimdi on sekiz yaşında, vücudunu aurayla doldurmaya odaklanmış durumda, hazır olduğu an erkeklik sınavı için ayrılacak.

Pareia kabilesi için, erkeklik sınavı kişinin kabilesi adına kullana bileceği bir yeteneğinin olduğunun ispatıdır, ayrıca onurlu, Pareia savaşçısı ünvanını taşıma hakkına nail olurlar.

Gençlerin çoğu erkeklik sınavında kabilelerine güçlerini ispatlamak, devasa bir hayvan yada yaratık yakalamak için yıllar boyu geliştirdikleri şemşir ve prima sürme tekniklerini kullanmak zorunda kalırlar. Bunu yapmak zor ve tehlikeli bir yoldur.

Sadece bir prima, silah ve ekipman ve acil durum kumanyalarıyla, bir canavar veya dev hayvan avlamak için çölde ve vahşi doğada bir başına dolanmak, tecrübeli bir savaşçı için bile sayısız günler sürerdi. Son derece kapsamlı bir eğitim alarak ayrılmış olsalar bile, bu kadar cesaret ve yetenek isteyen bir görevi tamamlamak hiçte sıradan bir meziyet değildi.

Görev gençlerin çoğu için bir aydan uzun sürer, ve yalnızca birkaç tanesi yaralanmadan görevi tamamlarlar. Buna rağmen, erkeklik sınavı tamamlanıncaya kadar tecrübeli savaşçılar gizlice gençleri takip eder. Bu görevlerin gençlerin ölümü ile sonuçlanma ihtimalini ciddi bir şekilde azaltsa da, hala savaşçıların eve gençlerin cansız bedenleri ile döndüğü oluyordu.

Tehlike ne olursa olsun, hiçbir genç (erkek) erkeklik sınavından vazgeçmeyi seçmezdi. Bütün bu gelişimin ve hazırlıkların nedeni gençlerin erkeklik sınavını amaçları olarak görmesiydi. Yulian da yeteneklerini erkeklik sınavın yoluyla gösterme niyetindeydi, biraz endişeli olmasının sebebi buydu. Tabii ki de kendine güveni de vardı. Çünkü o Yulian'dı , ustasının sıkı eğitimini özümseyen kişiydi, hatta aklından “Hangi aptal canavar benimle yüzleşmeye cesaret edebilir ki?“ diye geçiriyordu.

Endişesinin kaynağı onun Genç Yıldız olmasıydı. Erkeklik sınavıyla yüzleşen bir gencin tek başına bir canavar yenmesi kolay bir iş değildi ama Yulian kabilesine gerçek değerini göstermek istiyordu.

O gelecek Yıldız olarak bilinmesiyle bile insanların yüreğine su serpe bilecek bir kişi olmak istiyordu.

Böyle bir durumda, babasından, yani Yıldız Baguna'dan tavsiye ve cesaretlendirmeler duymak istiyordu ama babası meşgul olduğu için oğlunun erkeklik sınavını göremeyecekti.

Yulian savurma esnasında kılıcında bir gerginlik hissetti.

Hayatta bir kere başına gelecek olan erkeklik sınavına babasının kutsaması olmadan gitmek çok üzücüydü ama Yulian kendini babasının şerefi ve sorumlulukları ile teselli etti.

“Babam, Pareia da ki herkesin babasıdır”

Düşünceler kafilesini bitirdiği gibi, nefesi de kesildi. İki büyük kılıç Yulain’in sırtındaki kemere yerleşti.

“Tamam mısın ?”

Chun Myung Hoon bulunduğu yerden sordu. Gözlerinde, disiplini hakkında hiç şüphe ve endişe yok idi.

“Evet, Usta.”

“Birkaç hayvan getireceğim diye ortalığı velveleye verme. Kolay kolay bir yerler de dayak yemezsin. Yine de yetenek ve becerilerin hakkında tatmin olmuş değilim, o yüzden hemen bitirip geri dön.”

Yulain ustanın aslında ne demek istediğini anladı, gülümsedi ve cevap verdi.

“Daha hızlı kesin bir son için ne yapabilirim? Ayrıca, ustama muhteşem sonuçlarımı göstermek için ne yapabilirim? Bunlar aklımdaki  cevap vermeye çalıştığım sorular. Hahaha.”

“Gidip bir deste çöl solucanı yakalamakta Pareia için baş ağrısına sebep olur.”

Etraflarındaki insanların surat ifadeleri Chun Myung Hoon’nun sözleri ile değişti. Chun Myung Hoon’un bahsettiği şey S-sınıfı bir canavardı, canavar çöl ejderi denebilecek kadar büyüktü. Çöldeki yaratık arazisinde, o canavar besin zincirinin en tepesindeki birkaç canlıdan biriydi.

Canavar sıklıkla çölde sürünür ve pirmalara saldırır, sadece Pareia’nın değil tüm çölün canını sıkarlardı. Sayılarını azaltmak amacıyla, yılda üç kere, zapt etme guruplarıyla, tüm çöl bireysel olarak üç yüzün üzerinde deneyimli savaşçı gönderirdi. Buna rağmen, bu yaratıklardan sadece bir iki tane yakalayabilirlerdi. Yine de Genç Yıldıza tek başına böyle bir yaratık yakalamasını söylüyordu.

Yıldız Baguna adına Yulian’ı kutsayacak olan şaman Tuma Takata, konuşmak için hemen öne çıktı.
“Savaşçı olma yolundaki biri. Yulian, bize yeteneklerini göstermek için her şeyi yapmalısın. Lütfen hiçbir şart altında çöl ejderine dokunma.”

Tuma Takatayı dinlerken ki Chun Myung Hoon’un yüzündeki kuşkudan dolayı, Tuma Takata Chun Myung Hoon’u kınadı.

“Değerli misafir, Genç Yıldıza nasıl böyle bir şey söylersin? Bizim erkeklik sınavımız yetişkin olduğunu kanıtlar. Bu ne kadar pervasız olduğunu kanıtlamak için yapılan bir sınav değil.”

Etraftaki bir çok insan Takata’nın sözlerini onaylayarak başlarını salladılar ve Chun Myung Hoon’un yüzüne bakıp kaşlarını çattılar.

Chun Myung Hoon etrafındakileri dikkate almak yerine Yulian'a bakıp sordu.

“Öz güvenin yok mu ?”

Yulian ustasının sert bakışlarını hissederek, hızlıca başını salladı ve cevap verdi.

“Hiçte bile. Onlardan yakalamayı zaten düşünüyordum.”

“Yulian!”

“Genç Yıldız!”

Tuma Takata bulunduğu yerden bağırınca, arkasından birçokları Genç Yıldıza seslendi.

“Bu kadar yaygaraya gerek yok. Ben, Yulian, ben Genç Yıldızım. Çöl ejderi yakalayarak yeteneklerimin göstererek Yıldız olmayı hak ettiğimi kanıtlayacağım.”

Yulian’ın kararlı sesini dinlerken, Tuma Takata, Yıldız Bagunaya haber vermesi için birini göndermesi gerektiğini hissetti.
“Tuma Takata efendim, fazla endişelenme. Benim nasıl biri olduğumu biliyorsun, değil mi ?”

Yulian, insanların ve Tuma Takata'nın endişelerini göz ardı ederek ekipmanını toplamaya başladı. Zırhını, on yıldan fazladır beraber olduğu pirmaya, döşeğini ve küçük panoesini ise başka bir pirmaya yüklemeye başladı.

Yulian’ın gözlerinde korkudan hiçbir zerre sezemeyen halk, başlarını sallayıp genç Yıldızın erkeklik sınavını başarıyla tamamlaması için dua ettiler.

Her şeyi yükledikten sonra ayrılmadan önce ailesine veda etmeye gitti. Yıldız Baguna'nın, üç karısı ve üç çocuğu vardı. Yulian’ın annesi, Yıldız Baguna’nın ilk karısı Mariez, çoktan vefat etmişti, bu nedenle ailesi toplamda altı kişiydi. Pareia’nın yeni annesi, Sena Snia, kutsanmak için önünde diz çöken Yulian’ın alnından öptü.

“Provoke ailesinin en büyük oğlunun erkeklik sınavı. Bu anne, görevini tamamlayıp güven içinde geri dönmeni umut ediyor.”

Bunun ardından, üçüncü annenin kutlaması başladı ve ardından Provoke ailesinin tüm küçük kardeşleri sırayla, erkeklik sınavı için olan Hyung* yada Oppa** kutsamalarını tamamladı.
*Küçük erkek kardeş için kullanılan terim **küçük kız kardeş için kullanılan terim

“Pere'yi göremiyorum, ona söylemediniz mi ?”

Sena Provoke ailesinin ikinci oğlu, Pere Provokeyi göremeyince suratını astı. Etrafındakilere onun nerede olduğunu sorunca, üçüncü oğul Orca cevapladı.

“ Ona Büyük Hyung-nim’imin erkeklik sınavının bu gün olduğunu söyledim ama Pere Hyung-nim yarın ki kendisinin erkeklik sınavı için hazırlanması gerektiğini söyledi.”

“Bu nasıl bir saçmalık?!”

Sena, öfkeyle bağırdı.

Sena oğlunun da bir sonraki Yıldız olmak istediğini çok iyi biliyordu. Pera Yulian'dan bir gün sonra doğmuştu, ve sadece bir gün fark yüzünden Yulian’ın bir sonraki Yıldız olacak olmasını kabul edemiyordu. Ek olarak, Pera’nın tanrı vergisi yetenekleri olduğu söylenebilecek kadar güçlü olmasıyla beraber muhteşem bir savaşçı olabilecek becerilere sahipti. Bunlardan ötürü Yıldızlık pozisyonundan vazgeçmeye niyeti yoktu.

Yıldızlık pozisyonu, Yıldızın en yetenekli oğluna geçerdi ama Pareia’nın merhum annesinin hatırına ve Yulian küçüklüğünden beri Yıldızlığa yaraşır davranışlar sergilemesinden, kabilenin büyük bölümü Yulian'ı bir sonraki Yıldız olarak kabul etmişti. Bu sebeple Yıldızlık pozisyonunu Yulian'dan almak zordu.

“Anne, Pere hatalı değil. Erkeklik sınavına hazırlanan bir erkek olarak, hazırlıklarına ara veremez.”

Yulian Pere'yi savunmaya çalışsa da, Sena başını sallayarak bağırmaya devam etti.

“Nasıl bir kişi erkeklik sınavı için ayrılacak olan aile üyesini kutsamaz! Daha da ötesi biz Yıldız ailesiyiz. Diğer tüm ailelere örnek olması gereken aile. Ek olarak, Pere erkeklik sınavı için ayrılacağı zaman sen burada olmayacaksın. gitmeden önce birbirinizi kutsasanız ikiniz için de hoş olmaz mı?! Pere'yle pek geçinemediğinizi biliyorum, ama bazı şeyler olması gerektiği gibi olmalı.

Sena, Orcaya emrederek.

“Orca, git Pereyi bul ve hemen buraya gelmesi gerektiğini söyle.”

“Tamam, anne”

Orca gidince, Yulain ihtiyatla Sena'yla konuştu.

“Anne, eğer Pere'yi azarlarsanız, erkeklik sınavı öncesi kardeşimin onuru ve cesareti sarsılabilir.”

Sena derince bir iç çekerek, Yuain’ın omzunu sıvazladı.

“Huff~. Onu bağışlamalısın. Dışardan böyle davransa bile, içinden onun kadar ailesini önemseyen biri yoktur. Bunu en iyi ben bilirim.”

“Tabii ki de. Anne, Pere bir gün Provoke ailesi ve Pareia kabilesi için önemli bir savaşçı olacak.”

Sena, Yulain’in sözlerine karşı gülümsedi.

“Umarım, Orca daha küçük kardeşlerinin hatalarını örtebilecek kadar, Yulain gibi anlayışlı biri olarak büyür.”

Orca’nın annesi, ve Yıldızın üçüncü karısı olarak, Libre, laf arasına girdi, Sena içten içe hiç mutlu değildi.

Sena, Yulian'la olan konuşmasını tam tatlıya bağlayacakken, Libre araya girip Pera'nın hareketlerinin son derece yanlış olduğunu söyledi. Sena Libre’nin bu hareketini hiç beğenmedi.

Mariez’in yaşadığı zamanlarda, bunun gibi varis kavgaları yada anlaşmazlıkları hayal bile edilemezdi ama Mariez göçüp gittiğinden beri, bir kaygı tohumu Provoke Ailesi'nin içinde kök salmaya başlamıştı.

Eğer Sena, Pareia’nın onurlu annesi gibi davranmayıp, kendi oğlu Pere'yi Yıldız yapmaya çalışsaydı, Yulian’ın zor bir hayat yaşamaktan başka bir çaresi kalmazdı ama Sena ve Mariez birbirlerine öz kardeşmiş gibi davrandılar ve Sena içten içe Mariez’e şükran duyuyordu. Mariez öldükten sonra Sena, Yuain ve Pere'ye en ufak bir fark gözetmeksizin eşit davrandı.

Sena’nın tek sorunu, Libre'nin onu sıklıkla rahatsız ederek sinirlendirmesiydi.

İki annelerin savaşına dahil olma gibi bir niyeti olmayan, Yulian, anlamamazlıktan gelerek, küçük kardeşlerinin kutsamalarına karşılık vererek devam etti.

Bir süre sonra, Orca ve Pere içeri geldi.

“Anne, sen mi çağırdın?”

Yulian zaten akranlarından uzundu ama Pere, Yulian'dan en az bir karış daha uzun ve iriydi. Ayrıca Pere’nin kulağa hoş gelen tok bir sese sahipti. Ayrıca on sekiz yaşındaymış gibi görülmemesini sağlayan, pala bıyığı vardı.

Pere, annesini selamlamak için başını eğdi.

“Omo*, sanırım Pere beni göremiyor bile.”
*amanın gibi bir şey sanırım*

Libre, tam bir kavga daha başlatmak üzereyken, Sena biraz tedirgin bir sesle konuştu.

“Aynı zamanda sende Pere’nin annesisin, birilerinin görünür olup birilerinin olmamasıyla ne demek istiyorsun? Konuşmadan önce biraz daha düşün.”

Libre, birkez daha cevap vermez duruma gelince, Sena, haşin bir bakışla Pere'ye döndü.

“Erkeklik sınavı hazırlıkların iyi gidiyor mu?”

“Evet, anne.”

“Erkeklik sınavı için hazırlıklarını yapıyor olsan bile, erkeklik sınavı için gidecek olan Hyung'unu kutsamayı düşünmüyormuydun? Yarın yola çıkmadan önce hyung'unun kutsamasını almak senin için de iyi olmaz mıydı?”

“Anne haklı”

Annesiyle tartışmak gibi bir niyeti olmadığından, Pere yakınma olmaksızın cevap verdi. Bakışlarını sırayla Sena ve Yulian'a çevirerek konuştu.

“Umarım görevini başarıyla tamamlayıp deri dönersin.”

“Teşekkürler. Umarım Savaşçılar Tanrısı, Marius, ve bu kabilenin koruyucusu olan, Fırtınalar Tanrısı, Neo Latin, seninle olur.”

Pere, başını hafifçe Yulian'a eğdi ve çıkışa doğru yöneldi. Bir an için paoenin içinde serinlik hissetti ama Yulian hemencecik bir kahkaha patlattı ve ailesine veda etti.

“Çok ayrı kalmayacağım. Sena ve Librie anneler yokluğumda lütfen barış içinde kalın. Geri kalanınız ise, Pere ve benim yokluğumda, annelerimize iyi davranın.”

“Güvenle geri dön.”


Sera ve Librie, veda için Yulainin alnına birer öpücük kondurdu. Kardeşleri ise birbirlerinden bağımsız olarak Hyunglarının erkeklik sınavından güvenle geri dönmesi için dua ediyorlardı.

<<Önceki Bölüm  |Tanıtım|  Sonraki Bölüm>>