9 Ocak 2018 Salı

LOGİO-4 13.BÖLÜM




"Leo! "

Leo'nun adını söylemesi ile birlikte başını hafifçe sağa eğen mor gözlerin sahibi ile birlikte Leo, tekrar zorlandığını belli edercesine kesik kesik nefesler alarak konuşmaya devam etti.

"Benim... adım... Leo..."

Leo'nun kesik kesik ve kısık bir ses ile konuşmasına rağmen onu anlayan mor gözlerin sahibi, Leo'nun cümlesinin bitmesi ile birlikte başını onaylar manada salladıktan sonra sağ elinde ki tırpanı Leo'ya doğru uzattı.

"Şimdi kim olduğunu anlarız. "

Mor gözlerin sahibinin konuşması ile birlikte ikilinin etrafında ki alan, yüzlerce çerçeve ile kaplandığında çerçevelerin içinde ki görüntüler hareket ediyordu. Leo, gördüğü görüntüler ile gözlerini fal taşı edasıyla büyütürken görüntüleri dikkatle inceliyordu.

Bir görüntü de beyaz bıyıklı üç metre boyunda bir adam ile bir şey içiyor, bir görüntü de mavi saçlı kırmızı elbiseli bir adam ile konuşuyor.

Bir görüntü de ise bir kadın ve bir çocuğa sarılıyordu ve bunlar gibi yüzlerce farklı görüntü hepsinin ortak özellikleri ise görüntüde ki kişilerin ona seslenişleri idi: 'Lio' veya 'Lio L. Nos'. Leo, görüntülerden gelen sesler ile birlikte şaşkınlığına seviye atlatsa da neden birkaç görüntü de birilerinin ona sadece 'Lio' diğer bir kaçında da ona 'Lio L. Nos' dediğini anlamamıştı.

"Düşmanlarımız bizim tam adımızı bilmeli ki Lio... bizden korksunlar... adımızdan korksunlar. "

Mor gözlerin sahibinin konuşması ile birlikte etrafta ki görüntüler kaybolurken etraf gene saf karanlığa gömülmüştü.

Leo, iki elini başının iki yanına koyarak başını hızla iki yana sallamaya başladı.

"Hayır hayır hayır hayır hayır, ben Leo'yum. Lio kim bilmiyorum, böyle şeyler yaşamamış olmalıyım. "

Leo'nun kendini inkar etmesi ile birlikte mor gözlerin sahibi, iç çekercesine bir ses çıkardıktan sonra olduğu yerden kaybolmuştu.

S.aniyeler içerisinde tekrar ortaya çıkan mor gözlerin sahibi ile birlikte Leo, başını tutan karanlık ile kaplı el ile birlikte kıpırdayamadan duruyordu.

"Sanırım zorla hatırlatacağım..."

Mor gözlerin sahibi, konuşmasını bitirdikten sonra elini sıkarak Leo'nun başını ezmeye başlamıştı.

Leo, başında ki muhteşem basınç sebebiyeti ile çığlık atarken başını sıkan el bir anda gevşemişti.

"Anlıyorum güzel bir plan kurmuşsun planı mafetmemem için de bir not bırakmışsın he... gerçekten böyle bir planı senden beklemezdim o zaman işi mahfetmiyeyim. "

Mor gözlerin sahibinin konuşmasının bitmesi ile birlikte Leo'nun başında ki gevşeyen el bir anda sıkılaşarak Leo'nun bilincinin kaybolmasına sebebiyet olduğun da Leo, bilincini kaybederek karanlığa gömülmüştü.

*

"Burası da neresi, Ark neredesin? "

Leo, etrafında ki karanlık ile birlikte şaşkın bir şekilde bağırdıktan sonra etrafta ağır adımlar ile ilerlemeye başlamıştı.

Birkaç dakika boyunca uçsuz bucaksız karanlık da ilerleyen Leo, sonunda önünde ortaya çıkan bir çift mor göz ile birlikte geriye sıçramıştı.

"Sende kimsin? "

Leo'nun konuşması ile birlikte mor gözlerin sahibinden iç çekercesine bir ses yükseldi.

"Yine başlıyoruz..."

Mor gözlerin sahibi hafifçe mırıldandıktan sonra etrafında ki karanlığı ad…
[22:02, 26.1.2018] Kerem Nw: LOGİO-4 13.BÖLÜM
[22:03, 26.1.2018] Kerem Nw: "Gördüğün gibi Leo, bir çok şey yaşadın. Bu görüntü gerçekleşmedi, sadece birinin gördüğü bir kehanetti.

Ben o kehaneti, ufak bir gösteriye çevirdim o kadar. Bu kehanet eskiden gerçekleşmesi kesin olsa da şuan bu kehanetin gerçekleşmesi tamamen senin elinde, Leo. "

Görüntünün bir anda ortadan gitmesi ile birlikte Ace konuşmaya başladığın da Leo, yutkunarak bakışlarını Ace'e çevirdi.

"Orada kaç kişi vardı, bana söyler misin? "

"Tam olarak yetmiş sekiz bin beş yüz elli asker ve beş tane imparator vardı. O imparatorlardan iki tanesi dostundu ancak zaman her şeyi değiştirir.

O iki dostun zaman içerisinde senden korkmaya başlayacak ve sana karşı diğer imparatorlar ile birlikte birlik olacak.

O zamana kadar hafızanı geri alman lazım. Neredeyse seksen bin kişilik bir ordu olsalar bile senin tırnağın bile olamayacak kadar zayıflar.

Elbette gelecekte şuan onlardan bir tanesi bile seni toza çevirebilir, bunlar bir yana şuan ki gezegen de özel sınıflar var bildiğin gibi.

Senin özel yeteneğin ise karanlıkların prensi olman, bu şekilde karanlık elementi ile ilgili tüm büyüleri kolayca yapabilirsin ki.

Ayrıyetten istediğin her gölgeye girip farklı bir gölgeden çıkabilirsin. Unutma ışığın olduğu her yerde gölge de vardır, dolayısı ile mükemmel bir gücün var Leo. "

Leo'nun bir anda haykırması ile birlikte Ace oldukça sakin bir şekilde konuşmuştu. Ace'in konuşmasının bitmesi ile birlikte Leo, başını onaylar manada salladığın da Ace sırıtarak sağ elini Leo'ya uzatmıştı.

"Burada ki işimiz bitti, gerçek dünyaya dönme vaktin. Bana seslenmek için adımı seslenmen yeter. "

Ace'in konuşmasının bitmesi ile karanlıktan oluşan bir sütun, hızla Ace'in elinden fırlayarak Leo'ya doğru hücum etmişti.

*

Leo, birden yüzüne çarpan sütun ile gözlerini karanlığa teslim etmişti. Gözlerini bir süre sonra tekrar açan Leo, ilk uyandığı gibi ahşap yıkılmak üzere olan bir tahta tavan görmesi ile birlikte başını tutarak yavaşça yattığı yatakta doğrulmaya başladı.

"Oh, uyanmışsın. "

Leo, duyduğu sesin sahibine başının dönmesi yüzünden bakamasa da sesin sahibinin Ark olduğunu anlamıştı.

Başında ki muhteşem ağrıya rağmen başını onaylar manada salladığında, Ark;

"Kendini fazla yorma, iki gündür baygındın yeni uyanmak biraz baş dönmesi yapabilir. "

Ark'ın uyarıcı ve bilgi verici sesi ile birlikte Leo, kendini yavaşça yatağa geri bıraktı.

"Biraz daha uyuyacağım. "

Leo'nun sesinin neredeyse duyulmayacak kadar kısık çıkması rağmen Ark, Leo'yu duymuş ve başını onaylar manada salladıktan sonra;

"İyi uykular. "

diyerek işine geri dönmüştü. Leo'da etrafta ki sesin kesilmesi ile kendini yavaşça uykunun kollarına teslim etmişti.

*

"Ucuz yırttım. "

Ark, Leo'nun uyumasından yaklaşık yarım saat sonra oturduğu sandalyeden kalkarak Leo'nun yanına ilerlemeye başladı.

Enerjisi ile Leo'nun vücudunu dikkatlice inceleyerek Leo'nun uyuduğunu kesinleştiren Ark, Leo'nun yattığı yatağın altından iki tane cam şişe çıkardı.

Şişelerden birinin ucunda demir bir iğne vardı: İğnenin ucunda ise gözle zor görülecek kadar ufak bir delik vardı ve şişe tamamen şeffaftı.

Diğer şişe ise kahverengi tonunda ucunda bir tıpa mevcuttu. Ark elinde ki iğneli şişeyi masaya koyduktan sonra diğer şişenin tıpasını açarak Leo'nun sol kolunun dirsek kısmının içe doğru tarafına az bir miktar dökmeye başladı.

Şişenin içerisinde ki sıvıyı yeterli miktarda döktüğüne karar veren Ark, şişenin tıpasını tekrar takarak şişeyi masaya koyduktan sonra iğneli şişeyi aldı.

Tıpkı bir hançer tutarmışcasına iğnesi aşağı gelecek şekilde tuttuğu şişeyi yavaş ve dikkatli bir şekilde döktüğü sıvının ortasına saplamaya başladı.

Birkaç saniye içerisinde şişenin içi Leo'nun kanı ile dolduğunda Ark, gülümseyerek yavaşça iğneyi geri çekmeye başladı.

İğneyi tamamen Leo'nun kolundan çıkartan Ark ile birlikte Leo'nun kolunda açılan delik ufak olmasına rağmen hızla kapanmıştı.

"Demek yenileme yeteneği, oldukça eğlenceli olacak. "

Ark, elinde ki içi kan dolu olan şişeyi gözünün hizasına getirerek konuştuktan sonra şişenin iğnesini çıkartarak kanın dökülmemesi için şişeye bir tıpa taktıktan sonra iğneyi ve diğer şişeyi aldığı gibi yatağın altına koyduktan sonra hızla evden ayrılarak ilerlemeye başladı.

[DN: Neden, neden yani 😑]

[YN: Ne neden ]

*

"Demek bir Necromencar, ha! Bakalım homunculusları ne kadar güçlü olacak. "

Havanın sonunda kararması ve güneşin yerini bırakarak ayın yükselmesi ile birlikte Ark, uzun bir yol alarak bir dağda ki girişi çalılar ile örtülmüş bir mağaraya girdiğin de mağaranın girişine bakan ağaçlardan birinin üstünde ki kırmızı cübbeli adam, şeytani gülümsemesi haricinde yüzü gözükmese de sadece yüzünde ki o şeytani tebessüm görenlere büyük bir dehşet getirebilir idi.

Ağaçların tepesinde ki adam sırtını mağaraya dönerek mağaranın baktığı yöne doğru bakmaya başladı.

Neredeyse elli metre uzunluğunda ki ağaçlar sebebiyeti ile hiç bir yer gözükmemesi ile birlikte kırmızı cübbeli adam kendini geriye bırakmıştı.

Havada attığı ters takla ile birlikte büyük bir hızla yere düşen kırmızı cübbeli adam düştüğü yüksekliğe rağmen en ufak ses bile çıkarmamıştı.

Kırmızı cübbeli adam, yüzünde ki şeytani gülümsemesi ile birlikte mağaraya doğru ilerlemeye başladı.

Daha mağaraya gireli sadece birkaç dakika olmasına rağmen duyulan ufak ayak sesleri ile birlikte kırmızı cübbeli adam, olduğu yerde durarak etrafa ufak bir bakış attı.

"İlginç bir homunculus, çift kılıç kullanma yeteneği var. Bakalım güçlü müsün? "

Kırmızı cübbeli adam, karşısına ağır adımlar ile gelen tuhaf yaratığı dikkatlice süzmeye başladı. Yaratığın iki kafası ve toplamda dört kolu ile birlikte dört bacağı vardı.

Kafalardan birisi sanki derisini germiş gibi duruyordu. Büyük ihtimalle diğer ceset ile birlikte sırt sırta yapıştırılmıştı.

Yaratığın ellerinde ki eski kılıçlar oldukça paslı gözükse de iyi bir darbede rakibi kolayca öldürebilecek bir şekle sahip görünüyordu.

Yaratığın ellerinde ki eski kılıçlar oldukça paslı gözükse de iyi bir darbede rakibi kolayca öldürebilecek bir şekle sahip görünüyordu
"Umarım eğlenceli olur. "

Kırmızı cübbeli adam, yüzünde ki büyüyen tebessümü ile birlikte cübbesini iki tarafa savurarak beline asılı duran kemerde ki gümüş bıçaklardan birini alarak havaya fırlattı.

Bıçağı demir kısmından tutarak hedef alır gibi kolunu ileri geri hareket ettiren cübbeli ile birlikte mağarada bir ses yankılanmıştı.

"HIIIGGAARRAGGGGGH! "

Yaratığın adeta savaş narası açması ile birlikte cübbeli, elinde ki bıçağı fırlattığın da bıçak, yaratığın kafalarından birine saplandı.

Bıçağın saplandığı kafa, boynunu aşmış bir şekilde sarkıyordu. Kafalardan birinin ölmesi ile birlikte diğer kafa, adeta kontrolü ele almışcasına tekrar kükrediğinde cübbeli, kıpırdamadan beklemeye başladı.

Yaratık, cübbelinin kıpırdamaması ile birlikte hızla cübbeliye koştuğun da cübbeli ile aralarında iki metre kaldığı vakit cübbeli, hafifçe ilerlemeye başlamıştı.

Yaratık aralarında sadece yarım metre kala ellerinde ki iki kılıcı da çapraz şekilde savurduğun cübbeli de yaratığın yanından yürüyerek geçmişti.

Cübbeli adam ve yaratık aynı hizaya geldiğin de yaratık, sadece üç adım daha attıktan sonra olduğu yere yıkılırken beli ortadan ikiye bölünmüştü. Yaratığın yere yığılması ile birlikte cübbeli ağır adımlar ile ilerlemeye devam ederken ;

"Ümitlerimi boşa çıkarmasan iyi olur, ölüler komutanı Necromancar Ark. "

Kırmızı cübbeli, konuşmasını bitirdikten sonra ağır adımlar ile ilerlemeye devam etmişti. Dakikalar boyunca ilerleyen cübbeli geniş bir alana çıktığı vakit etrafı incelemeye başladı. Alan her nasılsa nereden baksa yetmiş metre çapında ve otuz metre yüksekliğin de idi.

"Büyükmüş. "

Cübbeli, etrafı incelemeyi bitirdikten sonra yetmiş metre ötede ki yolun devamına bakmaya başladı. Saniyeler içerisinde mağaranın devam ettiği yoldan ağır adım sesleri gelmeye ve etraf sarsılmaya başlamıştı. Gelen yaratık ile birlikte sırıtışını büyüten cübbeli, oldukça heveşli bir şekilde gelecek olan şeyi beklerken bakışlarını mağaradan bir an bile ayırmıyordu.

Saniyeler sonra mağaranın sol ve sağ tarafına saplanan bir çift pençe sanki pençelerin vücudunu o mağaradan çıkarmaya çalışıyormuşcasına gerilmeye başladı.

Saniyeler içerisinde mağaradan çıkan devasa uzun iki kola ve iskelet benzeri bir kafa ile şişman bir insan vücuduna benzer bir vücuda sahip olan yaratık çıkmıştı.

"HHHIIIIIIIIAAAAAAAGGGGGGHHHHH! "

Yaratığın kükremesi tüm mağarada yankılanırken cübbeli, yaratığın vücudunu incelemeye başlamıştı.

Yaratığın başı sol gözü bantlı, sırtında yüzgeç benzeri bir şeye sahip iskelet bir kafadan oluşurken iskeletin omza bağlı kısmından iki uzun kol benzeri uzantı ile havada duruyor gibi bir görüntü sunuyordu.

Yaratığın vücudu ise oldukça şişman gibi gözükse de bu sadece gövdesi için geçerli idi. Kolları ve bacakları gayet sıradan bir insanın ki gibi idi.

Sol kolunda tuttuğu oldukça keskin görünen hançer benzeri kılıç ile birlikte cübbeli, sırıtışını daha da büyüterek ağır adımlar ile yaratığa ilerlemeye başladı
Sol kolunda tuttuğu oldukça keskin görünen hançer benzeri kılıç ile birlikte cübbeli, sırıtışını daha da büyüterek ağır adımlar ile yaratığa ilerlemeye başladı.

**

"Denek yetmiş sekiz onu oyalarken, işlerimi hızlandırmalıyım. "

Ark, takip edildiğini fark etmesi ile birlikte mağarada ki iki homunculusunu cübbeliyi oyalaması için göndermişti.

İlk gönderdiği homunculusu oldukça zayıftı. Bunun sebebi ise onun gücünü öğrenmek idi. Cübbelinin saniyeler içerisinde o homunculusu öldürmesi ile birlikte Ark, daha güçlü bir homunculus yollamış ve cübbeliyi oyalamasını sağlamıştı. Ark, cübbelinin homunculus ile kapıştığı sırada elinde ki kan dolu şişenin tıpasını açarak önünde ki altında ateş yanan kazana döktüğün de kazana giren kan, bir anda fokurdadığın da kırmızı dumanlar göğe yükselmeye başlamıştı. Ark, oluşan kırmızı dumanlar ile sırıtarak hafifçe mırıldandı.

"Ölüler orduma güzel bir şeyler katmak eğlenceli olacak. "

dediğin de kırmızı duman tekrar yükselerek etrafa yayılmıştı.