Grace’nin aniden meydan okumasıyla, Yulian gergin
bir ifadeyle ona baktı. Grace geri çekildi ve dizlerini büküp saldırı duruşu
almadan önce, baldırlarından iki Sosoonta* çıkardı.
****ucu eğik paladan hallice kısa kılıç
“Bunun anlamı da nedir?”
Yulian şaşkınlıkla Grace’ye sordu, ve o cevabını vermek
için önce omzunu kaldırdı.
“Belirttiğim gibi, bir karşılaşma. Kadın olduğum
için yumuşak davranma düşüncesini bir kenara at. Bilmeni isterim ki ben bir
kadın bedeniyle erkeklik sınavını tamamlayarak, Rivolde’nin bir savaşçısı olmuş
biriyim.”
Grace’nin gerçek bir savaşçı olduğunu duyan, Yulian
inanamıyordu.
“Hangi kabile bir kadına erkeklik sınavı yaptırır? Özellikle
de batının en güçlü kabilesi Rivolde kabilesi…”
Tabiki de çölün kadınlarının güçlü kişilikleri
vardı ve çöl kabilelerinin mizaçlarından dolayı doğal olarak serttiler. Avlarda da rol alan kadınlar vardı ama yetişkinlik işareti kazanmak erkeklik
sınavı vasıtasıyla oluyordu. Ayrıca kabile savaşlarına katılmakta erkeklerin
işiydi.
Henüz savaşçı olmamış genç erkekleri korumak onların
işiydi ve kadınlar onların yanında savaşamazlardı.
“Sebebini açıkla, Pareia savaşçıları nedensiz
savaşmaz.”
“Eğer yenersen, sebebini söylerim.”
Grace, Yulian’a hızlıca çömelmiş pozisyonda saldırmadan
önce cevapladı.
Yulian cevap olarak büyük kılıcını hafifçe savurdu ama Grace daha da eğilerek kılıcın kafasının üzerinden geçmesini sağladı, ve
yaklaşmaya devam etti, hareket ediş şekliyle emekliyormuş gibi görünüyordu.
“Ne?!”
Onun hareketi çok hızlıydı öyle ki Yulian sol elini
kullanıp kılıcını kuma saplayarak bedenini havaya kaldırmadan önce şaşkına
dönmüştü. Hemen ardından, Grace’nin Sosoontası, Yulian’ın büyük kılıcına çentik
atarak yanından geçti.
Yulian az daha vücudunun kesileceğinden biraz
öfkelendi, ve bağırdı.
“Bu mücadelenin sebebini açıkla. Eğer açıklarsan,
senin bir savaşçı olduğunu kabul eder ve seninle ciddi bir şekilde savaşırım.”
“Eğer kazanırsan söyleyeceğimi dememiş miydim?”
Grace, sosoontanın hızını ve keskinliğini Yuian’a
saldırmak için kullanmadan önce, onu kışkırtmaya çalışırcasına sohbet edermiş
gibi konuştu.
Saldırı, onun bir kadın olduğundan hafife alınması
için fazla isabetliydi ve rakibi yetişkinlik işaretini aldığını belirtmişti. Yulian onu hafife almamaya karar verdi.
Yulian gücünü yarı yarıya azaltıp büyük kılıcını
savurmaya başladı.
“Eğer pes etmek istersen, çekilme istediğin an pes edebilirsin.”
“Beni küçük görme.”
Grace, Yulian’ın uyarısına öfkelendi ve bunun yerine
Yulian’a daha sert saldırmaya başladı.
Koca bir büyük kılıç ve iki karış büyüklüğündeki sosoontanın
savaşı çok anormaldi ama Grace hatırı sayılır miktarda yeteneği olduğunu
gösterdi. Yulian sol elindeki büyük kılıcını sık sık kullanmaya mani olamadı.
Aşağı yukarı yirmi kere çarpıştıktan sonra.
Yulian’ın büyük kılıcından çevikçe kaçınmakta olan
Grace, neredeyse anında varmış olan Yulian’ın sol elindeki büyük kılıçtan
sakınamadı ve engellemek için iki soosontasını bir araya getirdi.
“Şılang.”
Talim büyük kılıcı olduğundan kılıç keskin değildi,
ama sanki bu yüzden daha güçlüydü. Tek bir büyük kılıcın iki sosoonta keskin
bir çarpışma sesi çıkardı ve Grace büyük kılıcın gücünden geriye savruldu. Önündeki iki sosoontayla beraber aynı duruşta geriye kaymasıyla.
Sinirlenmişti ve tekrar saldıracakken, Yulian, Grace
geri kayarken peşinden gitmişti ve büyük kılıcıyla tekrar aynı noktaya vurmasıyla
iki sosoonta çakıştı. Grace dengesini kaybedip sırt üstü düşerek sürüklendi.
Yulian çok sert çıkmış gibi hissetti ve hemen
arkasından koşarak kalkmasına yardım etti.
“İyi misin?”
Kişiliğinin ani bir şekilde değişmesiyle, Grace hiçbir
şey demeden Yulian’ın yardımını aldı, ve diz çöküp kafasını eğmeden önce, sanki
ruhunun derinliklerine bakarmışçasına gözlerini ona dikti.
“Aniden neden böyle yapıyorsun?”
Yulian gergin bir şekilde onu kaldırdığında, Grace
cevapladı.
“Kim olduğumu biliyor musun?”
“Seni daha önce kabilemizde görmedim… Tanışmış mıydık?”
Karşısındaki kişinin onu tanıdığını var sayarak,
Yulian kadının kim olduğunu hatırlamaya çalıştı, ama hiçbir şekilde hatırlayamadı.
“Grace Nellisi. Gerçekten de bu ismi daha önce
duymadığını mı söylüyorsun?”
Grace tekrar sorduğundan, Yulian dikkatli bir
şekilde düşünmeye başladı.
“Grace Nellisi… Grace Nellisi… Rivolde kabilesinin Nellisi
ailesi…”
Yulian’ın kafasında hemen bir düşünce belirdi.
“Eğer bu Rivolde kabilesinde Nellisi ailesiyse, tek
aile Yıldızın ailesiydi.”
Yulian şüpheci bir şekilde sordu.
“Rivolde kabilesinin yüce Yıldızı Dejaine ile olan
ilişkiniz nedir?”
“O babam olur.”
“Ahi O zaman… sen güzel bakire* Grace olmalısın…”
****Evli olmayan genç kız anlamında
Tam cümlesini bitirmek üzereyken, Yulian’ın kafasında
bir ışık yandı ve dehşete düşmüş bir ifade yapmadan önce, babası, Yıldız Baguna’nın
sözlerini hatırladı.
--Sen ve Rivolde Yıldızın kızıyla olan evliliğinizi gerçekleştirmeyi
onayladım.
“Sen… sen….”
Yulian şaşkına düşmüş bir ifadeyle kelimelerini dile
getiremezken, Grace cevap vermeden önce gülümsedi.
“Demek duymuşsun. Bir an hatırlamayacağından endişelendim.
Rivolde kabilesinin güzel bakiresi, Grace Nellisi, nişanlısı olan, Pareia
kabilesinin genç Yıldızı, Çöl Fatihi, Yulian Provoke-nim’i taktim ediyor.”
Grace’nin sözlerini duyan, etraflarını çevirmiş
olan, Kırmızı Fırtına savaşçıları keyifle çığlık attı. Gelecekte Pareia’nın
annesi olacak kadını görmek kötü değildi.
Yulian'ın yüzü utançtan kızarmış bir şekildeyken,
ağzını açtı.
“Sen nasıl buradasın… bi dakka, tek başına mı
geldin? ”
Grace kafasını sallayarak cevapladı.
“Evet, tek başıma geldim.”
“Ne sebeple buraya geldin… Yüce Yıldız Dejaine
Nellisi bunu biliyor mu?”
“Tabikide bilmiyor. Eğer bilseydi, eminim ki bana
delicesine sevgiyle tutkun olan babam izin vermezdi.”
Grace bunu ufak bir gülümsemeyle yanakları
kızarırken söylemesini dinlerken, Yulian kalbinin delicesine attığını
hissederek başını çevirdi.
“Buraya gelmemdeki amaç gelecekte kocam olacak olan
Pareia’nın genç Yıldızının kim olduğunu görmekti. Benden daha zayıf bir
savaşçıyı kocam yapamazdım, değil mi?”
Grace’nin devam ettiğini duyan Yulian dilini kedi
kapmışçasına sessizdi, ve etraflarını sarmış olan savaşçılar bir nara attı.
“Eğer…kaybetmiş olsaydım…”
Yulian konuşmak için kıvranırken, Grace emin, ama
sıcak bir sesle.
“Eğer benden zayıf olsaydın, ne olursa olsun, nişanı
atardım. Ancak, Yulian-nim’in çok güçlü olduğunu görmek, düşüncelerimin baştan
itibaren yanlış olduğunu fark ettirdi. Sen gerçekten de Çöl Fatihi ünvanını hak
ediyorsun ve ben, Grace, çok rahatladım.”
“Ne!”
Yulian, Grace’nin cevabı karşısında hayrete
düşmüştü. Çölün bir kadını olsa bile, nasıl olur da gelecekteki kocasını
sınardı.
Yulian daha da hayrete düşmüşken, etraflarını sarmış
olan savaşçılar neşeli naralarını arttırdılar.
Grace neşeli bir şekilde Yulian’ın yanında dikildi
ve Kızıl Fırtına savaşçıları’nın önünde eğildi.
“Pareia’nın güçlü savaşçılarının talimini böldüğüm
için özür dilerim. Ayrıca, öylesine meraklıydım ki buraya geldim, bu asi bayanı
çok azarlamanızı istemiyorum.”
“Hue! Hue!H ue!”
Savaşçılar neşe ile bağırışırken, savaşçılardan
biri, Çabuk ayak Chenji Warita bağırarak konuştu.
“Pareia’nın gelcek annesi karşısında böyle üstü başı
dağınık göründüğümüz için özür dileriz. Ben, Chenji, Kırmızı Fırtına
savaşçılarıyla beraber, güzeller güzeli bakire bayan Grace’nin çabucak evlenip Pareia’ya
gelmesi için dua ederiz.”
Grace karşısında başlarını eğen bir sürü erkek
karşısında hiç çekinme göstermeden tekrar başını eğdi.
“Tabikide. Bende bu günün çabucak gelmesini
umuyorum.”
Yulian orada daha fazla kaldıkça yüzünün kızarıp
patlayacağından konuşmadan önce uzaklaşmaya başladı.
“Misafir geldiğinden dolayı, bu şekilde kalamayız.
Hadi paoeye gidelim. Anne ve baba geldiğini bilerek mutlu olacaklarıdır.”
Yulian arkasına bile bakmadan, saygısızca yola koyulunca,
onun tuhaf adımlarını gören Grace aklından geçenleri bilerek gülümsedi, ve onun
peşinden gitmeden önce savaşçılarla son kez vedalaştı.
“Kırmızı Fırtına’nın eğitiminde yer almayı dört
gözle bekliyorum. Yakın bir gelecekte tekrar karşılaşacağız.”


