Rivolde’nin genç kızı, güzeller güzeli bakire Grace
Nellisi’nin, Pareia’yı tek başına ziyaret etmeye gelişi orman yangını gibi
yayıldı, ve Kırmızı Fırtınayı ziyaret edip Yulian'la bir karşılaşma yapmasından
dolayı herkesi şaşkına döndürmüştü.
Ve mücadele sona erip Grace’nin bildirisini
duyduklarında, herkes mutluydu ve yiğit genç Yıldızlarının gelecekte yanında
duracağı, nasıl yiğit bir karısı olacağı hakkında konuşuyorlardı.
Onu gören herhangi bir savaşçı, güzelliği karşısında
en az bir kere kalplerinin çelindiğini hissetmiştir.
İlaveten, havalı kişiliği ve başkalarına karşı
titizliğinden dolayı ona, sadece çöldeki en muhteşem kadına verilen, Güzeller
Güzeli Bakire adı verilmişti. Grace’nin yarattığı tüm bu popülerliğinden dolayı
Pareia kabilesi patlamaya hazırdı.
Herkes parmaklarını çapraz tutup onun, genç
Yıldızınla bir an önce evlenip gelmesini umuyorlardı ve bu Yüce Yıldız Dejaine
ve ‘Yardım Sever Göz’ Yıldız Baguna’yı germişti.
İkisi de evlilik için gerekli olan hazırlıkları
hemen başlattı.
İki aile de Yıldız ailesi olduğundan, evlilik
hediyeleri dolup taşıyordu, ve çevre kabilelere davetler göndermek ve tören
için bir vaha seçmek gibi, ortada çok zaman alan işler vardı. Ama iki
Yıldızında çabası sağ olsun, ayrıntılar aksaksız bir şekilde belirlendi.
Sonunda düğün gününde.
Batı Çölünün en büyük kabilesi Rivolde, ve Doğu
Çölünün en güçlü kabilesi Pareia, iki Yıldızın da geçmişi olağan üstüydü.
Çöldeki on iki kabile arasından hiç biri onları
tebrik etmesi için bir temsilci heyeti göndermemezlik yapmadı.,
Pareia kabilesinin baş düşmanı Shuarei kabilesi
bile, Rivolde kabilesiyle olan ilişleri nedeniyle bir temsilci gurubu
göndermişti.
Rivolde Yıldızı Dejaine Nellisi, sonuçtan son derece
tatmindi.
Doğrusunu söylemek gerekirse, kızının evliliğini
ayarlamasının nedenlerinden biri Güçlü bir düşman olan, Shurei kabilesini
püskürtmek değil miydi? Shurei kabilesinin gönderdiği temsilcileri görmesi
görevin başarılı olduğunu bilmesi için yeterliydi.
Shurei ve Pareia hala ufak çaplı savaşlara
giriyordu, ancak, Rivolde kabilesi artık rahat bir nefes alabiliyordu.
Tabii bu tek sebep değildi. Bu İnama Krallığı’nın
piçleri Grace’ye göz koymuştu.
Son olarak, çöl boyunca adı yayılan, Yulian hakkında
işittikleri hoşuna gitmişti.
Bu şekilde, Yulian ve Grace’nin düğünü için, Pareia
ve Rivolde kabilesi dışında on binlerce misafir mevcuttu. Çölün nüfusunun beş
milyonu aşmadığını düşünecek olursak, bu kayda değer bir sayıydı.
Evlilikleri, bir çok insan tarafından kutsanmış,
barışçıl bir şekilde tamamına ermişti, Baguna ve Dejaine yıldızların emri
üzerine, iki kabilede üç günlük kutlama başlatmıştı.
Herkes mutluydu, yiyor, içiyor, muhabbet
ediyorlardı.
İlk gece.
Daha yetişkin bile değilken yaratıklar çölüne
yolculuk etmiş olan çocuk, ve kocasını sınamak için büyük bir çöl bataklığıyla
bir çok vaha geçmiş olan kız. Karı kocanın gözü pekliği, sanki hiç var olmamış
gibi kaybolmuştu.
İkisi de birbirine küçük bakışlar attıkça utanarak
yanakları kızarıyordu.
Birbirlerini uzun bir süre dikizledikten sonra,
biraz daha iyi olan Grace hüsrana daha fazla katlanamayıp ilk konuşan oldu.
“Böyle mi gidecek? İlk gecemizde birbirimize tuhaf
tuhaf bakmamız mı gerekiyor?”
Yulian’ın kırmızı yüzü daha da kızardı. Yulian artık
yetişkin bir erkekti. Zamanı olmadığı için kadınlara ilgi göstermemişti, ama
ilgisizde değildi.
Ve bir dereceye kadar kadın erkek etkileşimleri
hakkında bilgi sahibiydi.
“hmm…hmm…”
Yulian ne söyleyeceğini düşünürken yalnızca kuru öksürükler
yapabildi.
“Sadece öksürmeyi keste bir şeyler söyle.”
“Öhö…”
“…”
Yulian Grace’nin sözleri karşısında biraz aceleci
hissedip içinden ‘haydi hayırlısı’ diye karar vererek, onun iki elini birden
tutarken. Grace biraz şaşırıp yüzü kızardı, ve utandığından yüzün biraz aşağıya
çevirdi.
“Sana hayalimi söyleyeceğim.”
“Ne?”
Son derce gergin olan Grace, şaşkına dönüp gözlerini
Yulian’a dikti.
“Demek istediğim… eee…şey… hayalim… kar…karım, demek
istediğin bu…”
“Pfff~”
Yulian’ın sözlerine karşı, Grace içinden derin bir
iç çekti. Çöldeki kızların cinsel eğitimde daha iyi oldukları anlaşıldı.
Doğrusu, kaslarıyla gösretiş yapan çöl savaşçıları muhtemelen evde de aynı davranıyorlardı. Baba oğul
ilişkisi eylemler yoluyla gösterilirdi, ama ana kız ilişkisi arkadaşlık
gibiydi; bir birleriyle sık sık iletişim kurup, konuşmalarıyla. Bu durumu
açıklıyor olabilir.
Ama tüm sebep bu muydu?
Ev ahalisinin bir çok şeyi kadın tarafından karar
verilirdi. Tabiki de, erkek, esas kararları verenin kadın olduğunu farkına
varmıyordu. Tüm gördükleri cennettelermişçesine kadınların kocalarına ve
oğullarına hizmet ettiğiydi.
“Sanırım bu çölün en büyük savaşçısı ve kocamla olan
ilk konuşmam.”
Grace, Yulian’ın yanında oturarak ilgileniyormuş
gibi yaptı.
--Erkekler kadınlar gibi hikayelerinin dinlenmesini
ister. Ama içtikten sonra dedikleri hiçbir şeyi dinlememek gerek, muhtemelen
dediklerinin yüzde doksanı yanlıştır.
Grace annesinin öğrettiklerini hatırlayarak,
Yulian’a devam et anlat der gibi, gözlerini genişçe açtı. Yulian’a bir
beklentisi varmış gibi baktı.
Grace’yi öyle gören, Yulian biraz rahatlama hissedip
konuşmaya başladı.
“öyleyse… nerden başlasam… hayalim bir savaşçı
olmaktı.”
Grace elini hafifçe Yulian’ın göğsüne koyup, başını
hafifçe Yulian’ın omzuna yaslayarak konuştu.
“Artık senin karınım. Normal bir şekilde
konuşabilirsin.”
Yulian kocaman gülümsedi. Görünen o ki, Yulian çöldeki
diğer erkekler gibi, kırbaçlanmış adam sevgi dolu koca olduğunu iddia ediyor şeklinde
sonuçlanabilirdi. (kore halk sözü, kamçılanıp kadının her dediğini dinleyen
adamın diğerlerine karşı onu derinden sevdiğinden böyle olduğunu iddia etmesi.)
“Oh… tamam.”
“Hehe, bu şekilde belirgin bir biçimde gerginken
yüzün çok sevimli oluyor. Duyduğuma göre senden bir bakış çalan her hangi bir
kız mutlu olabilirmiş, bunu şimdi kendim de görebiliyorum, sanırım doğruyu
söylüyorlarmış."
“Hmm hmm… Bu sadece abar…abartı.”
Böyle söylemesine rağmen, o kadar büyük gülümsüyordu
ki bu ona ağzı yırtılacakmış gibi hissettirdi.
“Çoktan savaşçı olduğuna göre, sanırım hayalini
gerçekleştirdin.”
Grace’nin sözlerine karşı, başını hızlıca sağa sola
sallayarak cevapladı.
“Hayır, daha büyük bir şeyden bahsediyorum. Demek istediğim
çölün en üstün savaşçısı olmak.”
“En üstün savaşçı mı?”
Yulian başını yukarı aşağı salladı.
Bu onun yalnızca ustasına söylediği hayaldi. Şimdi, bunu
karısıyla paylaşma zamanıydı, kalan tüm hayatını beraber geçireceği kişiyle.
“Pareia’nın ötesine bakmak ve çöldeki en yüce savaşçı
olmak istiyorum. Tabiiki de Pareia’nın Yıldızı olarak sorumluluklarımı
başarıyla tamamlayıp, daha ötesine bakarak, çöl halkını birleştirmek istiyorum.
Eğer daha da ileri bakabilirsem…”
Yulian daha da ilerinde ne olacağını söylemek üzereydi,
ama şimdiye kadar sadece düşünüp herhangi bir eylem planı yapmadığı için,
burada durdu.
“Çölü birleştirmek hakkında mı konuşuyorsun?”
Grace şaşkın bir şekilde sordu.
“Evet, eğer yapabilirsem, kan akan çöl adını, Kırmızı
çöl olarak değiştireceğim. Çölün eskiden tek kabile olduğunu anlatan hikayelerdeki
gibi, tüm insanların birbirine yardım ettiği barışçıl bir çöl istiyorum.”
“Mm.”
Grace hafifçe iç çekti. Babası ve o yanılmamıştı. Bu
kadar büyük tutkuları ve hayalleri olan bir savaşçıyla evlenmek Grace’yi son
derece mutlu etti.
Yulian ona sordu.
“Neden? Hayalim çok mu gerçek dışı görünüyor?”
Grace hararetle başını hayır anlamında salladı ve
cevap verdi.
“Hayır, senin bunu başarabilecek kapasitede olduğuna
inanıyorum. İç çekişim bu büyük hayalini gerçekleştirmekte yardımımın olup
olmayacağı hakkındaki endişemden geliyor.”
“Hayalimi onaylayan ilk kişi benim karım. Ustam hareketleri
vasıtasıyla birkaç kelime konuşan bir adam, bu yüzden sen ilksin.”
Grace bile Pareia’ya Çöl fatihini yaratmak için
gelen yabancı hakkındaki gizli dedikoduyu biliyordu.
“Şimdi sen deyince fark ettim, henüz ustanla tanışamadım.
Ne zaman beni onunla tanıştıracaksın? O törenimizde miydi? Öyle biri yoktu.”
“Ne yazık ki, ustam şu an burada değil.”
“O zaman nerede.”
“Bende emin değilim. Bir yıl önce, rüzgar gibi
kayboldu. Özenle çalışmama devam etmemi emrederek gitti. O yüzden geri
döneceğini biliyorum.”
Grace başını salladı.
“Biliyorum, biraz hayal kırıklığı oldu, ustamla
tanışmanı istiyordum.”
Ustası hakkında konuşurlarken, Yulian birden bire
ustasını görmek istedi.
Geri döndüğü zaman, onun talimini gözlemleyip dövüş
sanatlarını sınayacaktı ama hala onu gerçekten de görmek istiyordu.
‘ah! Muhtemelen ilk olarak dayak yiyeceğim. Ona Kırmızı
Fırtınadan bahsetmek zorunda kalacağım….”
Bir anda, özlem kaybolup kalbini korku kapladı. Asla
alışamayacağı şeylerden biri ustasının dayağıydı.
“Ustam hakkında herhangi bir herhangi bir hayalin
olmasın.”
“Ne?”
“O döner dönmez ölümüne dayak yiyebilirim.”
Grace iyice yaklaşmaya başlayınca Yulian
sakinleşmeye başladı, Yulian ustası hakkındaki tüm endişelerini paylaştı.
“Bu dünyada korktuğu hiçbir şey yoktur, ve eğer o
bir şey der ise, ona bağlı kalır. Gerçekten de dayaktan ölebilirim.”
“Ne hakkında konuşuyorsun?”
“O savaşçıların gururunu birazcık bile anlamıyor. O gerçekten
de tüm savaşçıların üstündeki savaşçı olduğundan olabilir… bu noktaya
gelebilmek için ne kadar çok dayağa maruz kaldığımı bilmiyorsun… ve onun kişiliği…
o çok seçici. Eğer beğenmediği bir şey olursa, ne olursa olsun düzeltmen gerek.
Eğer doğrusunu söylediğini söylüyorsa, doğru olduğunu söylemen gerekir. Eğer söylemezsen,
tekrar dayak yersin…”
Yulian geçmişi düşününce bir titreme hissetti.
“Yok artık…”
Grace şüpheyle cevapladı, Yulian kendini ona
inandırmak zorunda hissetti ve samimi bir bakış ve sesle konuştu.
“Gerçek bu. Lütfen bana inan.”
“Ah! Evet… tabii ki de sana inanıyorum.”
Yulian ciddiyetle konuştuğundan, Grace şaşırıp bu
şekilde cevaplamıştı, ve ancak bundan sonra Yulian başını salladı nihayet
tamamdı.
“Ustam etraftayken biri kesinlikle gardını indiremez.
Bu sözlerimi hatırla, öyle yaparsan daha sonra pişman olmazsın.”
“Puh.”
Yulian kaygılanmaya başlamışken, Grace ufak bir
kahkaha patlattı.
“Uyarını tabii ki de dikkate alacağım. Ama gerçekten de bu şekilde
kalmalı mıyız?”
Yulian’ın yüzü tekrar kızardı ve Grace ona
yaslanmışken, elini Grace’nin omzuna koydu.
Ve gece devam etti…


