{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: GeceSair}
Burada, patika boyunca sıklıkla karşılaşılan tuzaklar gibi, orman boyunca gizlenmiş tehlikeler mevcuttu. Chen Bo kazık çukuruna düşmekten ucu ucuna kaçınarak ölmekten kurtulmuştu. Neyse ki, çukuru üstüne basmadan önce fark edecek kadar dikkatliydi. Yoksa, bu kadar basit bir tuzağa düşerek ölüp kendini utandırırdı. Bu olaydan sonra, fikrini değiştirdi. Artık o araştırılmamış yollar boyunca tuzak aramaya gitmedi. Bunun yerine, Nie Yan’ın gözden kaçırmış olabileceği tuzakları arıyormuş gibi yaprak, bölgeleri Nie Yan’ın çoktan dolaştığı yerlerle değiştirerek kendini meşgulmüş gibi gösterdi.
On dakika sonra bile, Chen Bo’ya başka aksilik olmadı; daha dikkatli olduğundan değil, geçtiği tüm yol boyunca tuzakların etkisiz hale getirildiği için.
Chen Bo, Nie yan’ın az önce geçtiğini gördüğü bir açıklıktan geçerek yakındaki bir bölgeyi araştırıyormuş gibi yaptı. Açıklığın ortalarına geldiğinde, ayağının altındaki toprağın biraz yumuşak olduğunu hissetti; ancak, önemsemeyerek ve düşünmeyerek ileri doğru devam etti.
[Patırt] Yer sarsıldı ve tam altında devasa bir delik açıldı, bunun üzerine yapış yapış bir çamur çukuruna düştü. Chen Bo’nun tüm bedeni pislikle kaplıydı. Dahası, zehirli pislik ve çamur karışımı olduğundan, saniyede iki can kaybetmesine neden olan zehir durumu etki etti. Hoşnutsuz bir ifadeyle, düştüğü yeri ölçüp tartmak için kafasını kaldırdı. Etrafını saran toprak üç metre yüksekliğindeydi. Bu tuzak çukuru çok derin olduğundan, dışarı çıkmak bayağı bir çaba sarf etmesini gerektiriyordu.
Tuzak çukurunun üzerinden yürümüş olan, Nie Yan kafasını çukura sokarak konuştu,
“Ah? Kardeş Chen Bo, başka bir tuzağa düşmeyi nasıl becerdin? Seni önceden uyarmadım mı? Bir hırsız olarak, etrafındakilere her zaman dikkat etmelisin. Nasıl öylece geçip giderek doğruca birinin daha içine girdin?”
“Orospu çocuğu! Senin bu bölgeden hiç bir sorun olmadan geçtiğini açıkça gördüm! Bilerek bana tuzak kurdun!”
Chen Bo öfkeyle lanet okudu. Bir aptal olabilirdi ancak hala ne olduğunu anlayabiliyordu.
“Sen kendi kendine içine girdin. Seni ben içine itmedim, öyleyse bu nasıl benim hatam oluyor? Sen sadece ihmalkardın, hepsi bu. Ayrıca sana başka bir tavsiyem de var: yalnızca benim bir bölgeden güvenle geçmiş olmam, senin de aynı şekilde yapabileceğin anlamına gelmiyor. Herkes eşit yaratılmamıştır.”
Nie Yan kafasını sallamadan önce Chen Bo’ya hor görerek baktı.
“Sen çok faydasızsın!”
Geçmişe reankarne olmadan bile önce, Nie Yan, Chen Bo’nun nasıl bir kişilikle doğduğunu iyice anlamıştı: dar kafalı, kindar ve her hangi bir aşağılamaya müsamahasız. Eğer birine kin güderse, o kini ölüme kadar taşırdı. Bu durumda, kafasında ne entrikalar kurarsa kursun, Nie Yan hepsini karşılamaya hazırdı!
“Nie Yan, orospu çocuğu, bunu unutmayacağım! On sekizinci kuşağa kadar ki atalarını sikeyim senin! Benimle dövüşecek kadar taşşağın varsa götünü tekmeleyeceğim!”
Chen Bo’nun ağzı öfkeyle köpürüyordu.
“Bu halde bile faydasız olurdun. Belki de yanında bir kaç kişi daha getirmelisin; öbür türlü sıkıcı olacaktır.”
Nie Yan, chen Bo’nun paylamasından etkilenmemişti. Arkasını döndü ve Börek(Dumpling) ve takımını çağırdı.
“Gelin onu dışarı çekin. Hala rotaya devam etmeliyiz.”
Dusk, Tang Yao ve diğerleri göz gezdirerek, Nie Yan'ın, Chen Bo’ya bayağı acınası bir durumla işkence etmiş gibi hissettiler.
[Sistem: Oyuncu Chen Bo Takımdan Ayrıldı.]
Chen Bo daha fazla kalmak için çok utanmış hissediyordu, bu yüzden takımdan ayrılarak kendini dışladı.
“Güzel! Rahatsız edici arkadaş çıktığından, hadi seyre dam edelim. Zaten onsuz daha iyiyiz.”
Nie Yan, Chen Bo istenmediğini bildiği için takımdan ayrılarak daha düşünceli bir hareket yaptığını düşündü/hissetti.
“Fazla ileri gitmedin mi?”
Yu Lan kaşlarını çatarak sordu. Onun da Chen bo dan nefret etmesine rağmen, o hala takımın bir üyesiydi. Nie Yan onu kovaladığından rahatsız hissetti.
“Daha önce ne olduğunu sizde gördünüz. Uyumakta olan bir treanta aptalca yürüyen ben değildim, yada dikkatsizce tuzaklara yürüyen. Kendi hareketlerinden kendisi mesul ve sonuçları kendi beceriksizliğinden dolayı. Ben o öfkeyle dolup çıkmadan önce ancak birkaç söz sarfettim. Bundan beni mesul tutamazsınız, değil mi? “
Nie Yan başını Yao Yao’ya çevirerek masumca sordu,
“Burada hatalı olan ben miyim?”
Nie Yan’ın görünüşüne bakarak, Yao Yao çoktan bir kahkaha patlatmanın eşiğindeydi. Bu adam çoktan istediğini elde etmişti, ancak hala onun hatalı olmasını ister gibi davranıyordu.
“Abla, Chen Bo’nun tavırları çoktandır kötüydü zaten. Nie Yan biraz aşırıya kaçmış olsa da, tüm aksilikler gerçekten de Chen Bo’nun dikkatsizliklerinden kaynaklandı. Ayrıca, o Nie Yan’ı takip ederek kendi görevinden kaytarmamalıydı.”
Yao Yao’nun da Chen Bo için olumlu bir görüşü yoktu. Bu nedenle, ağzını açar açmaz Nie Yan’ın lehinde konuştu.
“Neyse ne. Hadi önce zindan seferine odaklanalım. Bunu seferden sonra tartışırız,”
Yu Lan kafasını sallayarak bunu dedi.
“Her durumda, bu seferden sonra bu takımla olan iş birliğim bitiyor. Chen Bo sizin takımınızda olduğu sürece, beni başka bir sefere davet etseniz bile, gelmeyeceğim. Dedikleri gibi, göz görmezse, kalpte üzülmez. Şartlar tekerrür etmediği sürece, daha sonrası için kızmaya gerek yok. Gelecekte belasını aramaya geldiğinde bile takımınızda yapabileceği bir şey yok.”
Nie Yan ekledi. Yao Yao’nun daveti olmasa, Yu Lan’ın takımıyla zindan seferini hiç düşünmezdi. Chen Bo fazla gözüne batıyordu; onu kovaladıysa ne olmuş? Buddha bile belli bir dereceden sonra öfkelenirdi. Chen Bo’nun böyle ilerlemesine izin verirse omurgasız bir faydasız olurdu.
“Nie Yan, çok özür dilerim...”
Yao Yao özür diledi. Nie Yan onun daveti yüzünden çok çekmişti.
Yao Yao çok yumuşak kalpliydi. Bu olay Chen Bo’nun suçu olsa da o suçu kendine yöneltmişti.
“Bu senin hatan değil. Ben böyle biriyim. Eğer anlaşamadığım biri varsa, bela ararım. Ben zaten yalnız oyuncu olmaya alışığım ve tek olmakta fena değil. Eğer bir takıma girersem, kim bilir bana ne tür yasaklar koyarlar. İleride, zindan seferine çıkmak istersem kendime iyi ve düzgün bir takım kurarım.”
Nie Yan kaygısız bir tavırla kahkaha attı.
Safı oynayıp olayı eğip bükerek geçiştirdi. Yao Yao’nun görüşünde, Nie Yan uysal ve endişesiz biriydi. Yao’nun onun hakkındaki izlenimi bir kez daha değişmişti.
“Tamamdır! Bir süre sonra, takım olarak kendi insanlarımızı bulacağız!”
Tang Yao şevkle ekledi.
Nie Yan eğer bir takım yaratmak için insanları davet edecekse, en azından, katılmak isteyen üyelerin çok usta olmaları gerektiğine inanıyordu.
“Eğer sizler kendi takımınızı oluşturursanız, korkarım size katılamam.”
Yao Yao özür diler gile konuştu. O zaten sabit bir takımdaydı. Chen Bo’yu sevmese bile, Yu Lan da takımdaydı. Bu Nie Yan olsa bile, o asla başka birinin takımına katılmak için Yu Lan’a ihanet etmezdi.
“Haha! Endişelenme. Zaten farkındayım. Tamamdır, hadi tekrar zindan seferine odaklanalım. Zindan seferinde yenilerek kardeş Chen Bo’ya alay edebileceği bir şey vermeyelim.”
Nie Yan gülümseyerek söyledi.
“Kardeş Nie, tamamdır,”
Dusk gülümsemeyle karşılık verdi. Nie Yan’ın bayağı ilginç biri olduğunu hissetmişti.
....
Eerie ormanının içinde ağaçlar arasında açık bir yerin kenarında, bir gurup treant aylak aylak etrafta dolaşıyordu, ilerideki yolu gözlüyorlardı. Nie Yan bu düşmanlara yaklaşarak kaç kişi olduklarını saydı----toplamda on sekiz treant. Muadillerine kıyasla yüzde otuz daha fazla cana sahiptiler ayrıca kayda değer ek istatistikler de kazanmıştılar. Ayrıca dikkat edilmesi gereken, bağlama—Topluluk kontrol yeteneği(hareket özelliklerini sınırlayan özellikler)---ve kırbaçlama----hasarlarını arttıran bir yeteneğe sahiptiler. Takımları bir seferde ancak üçüyle baş edebilirlerdi. Daha fazlasında, işler biraz tehlikeli olabilirdi. Eğer beş yada fazlasıyla karşılaşacak kadar şanssız iseler, kaybedecekleri kesindi. Oyun hala yeni olduğundan, birçok rahip iyileştirme veya diriltme yeteneğine sahip değildi. Aslında, takımların Treant Ormanına gelmesinin asıl nedeni düşük iyileştirme kitabı elde etmekti.
“Karşılarından onlardan on sekiz tane vardı. Beyler sizden olduğunuz yerde kalmanızı istiyorum,” Nie Yan emretti. Yakındaki bölgenin arazisini inceleyerek bir plan oluşturmaya başladı.
“Bu kadar Treantla başa çıkabilmemizin bir yolu yok.” dedi Yu Lan. Açıkçası, o an bu zindana uzman zorlukta girdiklerini fark etti, çoktan biraz olsa da huzursuz hissetmeye başlamıştı. Eğer yeniden kaybederlerse, üyelerinden birkaçı seviye düşecekti, ve önceki seviyelerine çıkmaları baya bir vakit alırdı.
“Endişelenmeyin. Hepsiyle aynı anda yüzleştirecek kadar aptal değilim.”
Nie Yan mesafeyi ölçmeye başladı. En takın treant yaklaşık on metre uzaktaydı. Kafasını kaldırıp orman örtüsünü inceledi. Tam yanında dalları bir kişiyi taşıyacak kadar, uzun bir ağacın bulunması baya talihli bir olaydı. Yüksekten daha avantajlı bir nokta sağlayabilirdi. Elini uzattığında, İpek Eğitici yüzüğünden üzerindeki ağacın dalına bir ağ fırlattı. Ağın sağlam olduğundan emin olduktan sonra, çevikçe ağaca çıktı.
“Ne yapacak?” Yao Yao yanındaki Yu Lan ve diğerlerine bakarak kafası karışmış bir şekilde sordu.
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm >>


