13 Şubat 2018 Salı

Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 1.Part "İzin ver seninle savaşalım"

{Çevirmen:Votin}
{Düzenleyici:Daisy}

İkinci sefer. Önceleri yalnızdı, ama şimdi, yanında güçlü savaşçılar var.

“Yulian-nim, sayım tamam ve herkes burada.”

Haisha, Yulian’a Kırmızı Fırtına’nın toplandığını bildirdi.

Aslında, Haisha’ya hiçbir resmi bir makam verilmemişti, ama geçen yılda, Haisha Kırmızı Fırtınayı yönetme görevini üstlenmişti. O tüm üyelerin durumunu ve kişiliğini biliyordu, titizlikle kumandan muavini gibi çalışarak Yulian’ın bilmesi gereken her şeyi bildiriyordu.

Yulian başıyla Haisha’yı onaylayıp, gurubun toplandığı yere intikal etti.

“Dikkat!”

Haisha’nın demesine bile gerek kalmadan, Yulian göründüğünde, savaşçılar yapmakta oldukları her şeyi bırakıp Yulian’a baktı.

Yulian, her bir savaşçısına bakıp yaydıkları güçle tatmin oldu.

Bunlar geçen yıl bitmek bilmeyen talimlere tabi tutulmuş savaşçılardı.

“Hepinizi buraya topladım çünkü inanıyorum ki biraz gerçek deneyim kazanmanın zamanı geldi. Şimdiye kadarki talim,sadece yeni silaha alışkanlığı arttırmak içindi.

Savaşçılar içten içe gergindi. Sırada ne tür bir işkence metodu olarak kullanacağı talim olduğunu bilmiyorlardı.

İçlerindeki endişeyi farkedince, Yulian içinden kahkaha atarak devam etti.

“Şimdiye kadarki talimin zor olduğunu ben bile biliyorum. Bunun için, çok minnettarım. Bir tane bile kaçağımızın olmaması burada toplanan savaşçıların güçlü olduğunu kanıtlıyor. Ancak, daha da güçlü olmak için bir sebebimiz var.”

Yulian’ın, Kırmızı Fırtına bölüğünü oluşturup onları eğitmesinin amacı Shuareilerin Çöl Kılıcına karşı koymaktı. Ancak, savaşçılar talime ve silaha alışınca, onlara daha önemli bir ayrıntıyı açıklarken kendisiyle olan takım çalışmalarını araştırmak zorunda hissetti.

“Kırmızı Fırtına bölüğü Pareia’nın savaşlarında her zaman öncü olarak hizmet edecek. Silahımızın üstünlüğünü kullanarak, bir sürü savaşçıyı kesip diğer savaşçıların hızlıca düşman hattını dağıtması için yol açmak. Bu bizim vazifemiz olacak. Bunu gerçekleştirmek için, güçlü bedenlere ve kusursuz dövüş yeteneklerine ihtiyacımız olduğunu biliyorum.”

Kırmızı Fırtına savaşçıları Yulian’ın sözlerine kulak kesilmişlerdi. Komutanları sonunda savaş hakkında konuşuyordu.

“Bildiğiniz üzere, biz altmış kişiden az küçük bir bölüğüz. Yolumuzun üzerindeki binlerce düşmanı ve onların düzenini dağıtmak için, normalin çok üzerinde cesarete ihtiyacınız var. Ancak, güç, inatçılık yada öz güven açısından diğer tüm savaşçılara kıyasla hiçbir eksiğimiz yok. Haksız mıyım?

“Haklısın!”

“Birbirinizle olan ilişkiniz temelde aynı olmalıdır, ama Kırmızı Fırtına’nın yetenekleri kusursuzun ötesinde olmalıdır. Bizim gibi sahada hayatlarını ortaya koyan savaşçıların arasında bile olsak, sonuç aldığımızdan emin olmalıyız. Tehlike her zaman bizi takip edecek, ama en büyük savaşçılar olarak, ileri atılıp düşman komutanının kellesini alacağız. Bu benim Kırmızı Fırtınayı kurarken ki hayalimdi. Bunun olmasını sağlayacak kadar öz güveniniz var mı?”

“Tabii ki!”

Kırmızı Fırtına,cevabı haykırdı.

Triquel konuşurken kahkaha atmaya başladı.

“Bu kadar talime katlandıktan sonra, birini kaybetmek… talim eksikliğinden dolayı ölmeyi hayal bile edemiyorum. Ve belki bir gün, Yulian-nimle bile beraberken… hehehe…”

Haisha, Triquel’e bir ikaz bakışı attı, ama Triquel Yulian’a bakarak gülmeye devam etti.

Yulian da karşılık verirken kahkaha atmaya başladı.

“Benimle bir kez olsun savaşmayı dilediğini mi söylüyorsun?”

“Şey, daha çok bir kez olsun gücümüzü gözler önüne sermek istiyoruz. Rakibin Yulian-nim olup olmaması fark etmez, ama eğer Yulian-nim olursa, biraz daha çaba gösterecekmişiz gibi hissediyorum.”

“Hepiniz aynı düşüncede misiniz?”

Yulian etrafına baktığında gözlerindeki ateşi gördü. Ne kadar süredir aşağılanıyorlardı? Geçen yıl boyunca Kırmızı Fırtınada yedikleri fırçanın miktarı, Kırmızı Fırtınaya katılmadan önce yediklerinin onlarca katıydı.

Biraz özgüven kazanmışlardı; savaşçıların her biri bunun utançla sonuçlanmasın bir yolu olmadığını düşünmüştü.

“Triquel, sözlerine dikkat et. Gücümüzü kabilemizin yararı için geliştirdik, gösteriş yapmak için değil.”

Haisha, Yulian’ın yanında onu azarladı ama Yulian kafasını salladı.

“Hayır. Ben yada Kırmızı Fırtına’nın her hangi bir savaşçısı olsun, hepimiz genciz ve enerjiyle yanıp kavruluyoruz. Ayrıca benim de sizinle idman etmeye karşı ilgim var, ama bundan hiç bahsetmememin nedeni sonuç karşısında sarsılıp özgüveninizi kaybetmenizden endişelenmemdi.”

“Ooooooooğh~”

Savaşçılar Yulian’ın dediği şeye inanamamıştı.

Yulian tarafından paçavra gibi görüldükçe gülümsemeye başladılar. Yulian’a bakarken, bir yıl boyunca aşağılama dolu talimlerinin artık sona erdiğini hissettiler.

“O zaman ilk ben.”

Yulian’ın karşısına çıkan ilk savaşçı şaşırtıcı bir şekilde Haisha’ydı.

Yulian konuşmayı bitirir bitirmez, savaşçıların Yulian’a karşı olan saygısızlıklarına inanamayan kişi,ilk öne çıkan olmuştu.

“Sen mi?”

Ayrıca Yulian da şaşırmıştı, ama Haisha kafasını salladı.

“Eğer izin verirseniz.”

“Haisha-hyungnim*, sıraya kaynak yapmayalım.”
(*Hyungnim yola çıkış bölümünden hatırlayacağınız üzere abi mânasına gelen saygı ekiydi)

Bazı savaşçılar itiraz etmeye başlasalar da Haisha’nın geri adım atmaya niyeti yokmuş gibi görünüyordu.

“Eğer dürüst olmamız gerekiyorsa, Yulian-nim hakkında en çok yakınan kişinin büyük kardeş Haisha olduğunu doğrulayabilirim.”

Shubeon dedikodu yapmaya başladığında,Triquel kahkaha attı.

“Sanırım bu anlaşılabilir. O hem bizden hem Yulian-nim'den çekti. Pekâlâ. Onun ilk olması için kenara çekilebilirim.”

“Ah, bir de bunu hepimiz yapacaksak, ilk ben olmak isterdim, kaybetsem bile, en azından bir bahanem olurdu.”

Shubeon’un tekrar konuştuğunu duyan, Haisha’ya kaynak yaptığı için öfkeli olan bazı savaşçılar bile kahkaha atmaya başlayıp kenara çekildiler.

Yulian oyuncak edilmiş gibi hissederek içinden güldü.

Eğer kendi yolundan yapacak olsaydı, bir seferde en az beş kişiyle savaşırdı, ama bu şekilde başladığından zorlu eğitimlerin üstesinden gelmiş olan savaşçıların çabalarını görmezden gelmiş olurdu. Bu yüzden sadece yüzünde bir gülümsemeyle dikildi.

“O zaman onaylandı mı? Haisha, ilk sen misin?

“Eveti Yulian-nim.”

Yulian, Haisha’nın iki büyük kılıcını da sıkı sıkıya tutarken cevap vermesinden içinde tutuşan tutkuyu hissetti. Ayrıca Yulian da iki büyük kılıcını çıkardı.

“Öğretmeniniz olarak, ilk saldırıyı yapmana izin veriyorum. Tüm kuvvetinle saldır.”

Savaşçılar, Yulian’ın sözlerine karşı bağırmaya başladı. Savaşçılar arasında, özel bir durum olmadığı sürece, ünvanlarını kullanılmazdı. Savaşçı X, Savaşçı Y, kullandıkları tek terimdi. Bu,yaş dikkate alınmaksızın, karşılarındaki kişiyi bir yetişkin ve savaşçı olarak kabul ettiğinin göstergesiydi.

Ancak, bu zorlu eğitimden beraber sağ çıktıklarından, kimse bu dayanışmayı bozamazdı. Bu yüzden yoldaş savaşçılardan çok, bir aile gibi hissediyorlardı.  Hyung-nim ve Ah-woo* gibi ekler kullanabilmelerinin sebebi buydu.
(*Ah-woo, Hyung-nim in tersi küçük erkek kardeş)

“Haisha Hyung-nim~! Savaş~!”

“Cehenneme olan yolculuğumuzun sonucunu göster bize!”

“Hyung-nim, her zaman ona kaybedemeyiz. Bu acımasız öğretmeni devirmek için gücümüzü kullanmalıyız!” (ÇN: ne bilenmiş be adamlar)

Tüm savaşçılar tek taraflı olarak Haisha odaklı tezahürat ediyordu.

“Acımasız öğretmen mi? Benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?”

Haisha, Yulian’ın sorusunu başını sallayarak onayladı.

‘Merak ediyorum da,takma adının zehirli dilli ve zehirsiz kuyruklu akrep olduğunu bilse nasıl karşılık verirdi...’

Haisha, öğrenmek için sormadı.

Haisha bunun akıllıca bir karar olduğunu düşünerek, sağ tarafındaki büyük kılıcını omzuna dayayarak dinlendirirken, sol elindeki büyük kılıcı önüne indirip başlama duruşu aldı.

“Hazırlanmak çok uzun sürdü. Bir rakibimin hazırlanmak için bu kadar bekleyeceğini mi düşünüyorsun?”

Yulian sadece iki büyük kılıcının yüzü de yere bakarken dikiliyordu, ama konuşmaya başladığı anda, Haisha uzun bir bağırışla Yulian’a doğru koşmaya başladı.

“Hiyaaaa~~~~aaah!”

Haisha’nın sol elindeki büyük kılıcı olası bir karşı saldırıyı engellemek için vücudunu aşağı tarafına doğru savurulurken, sağ elindeki büyük kılıç güçlüce Yulian’ın üzerine savruldu.

Yulian’ın ilk saldırıyı yapmasını izin verdiğinden, tüm gücüyle saldırdı. Rüyalarında bile Yulia’ın yaralanabileceğini beklemezdi, o yüzden kendini tutmadan tüm kuvvetiyle saldırabilirdi.

“Çok antrenman yaptığını söyleyebilirim. Ancak...”

Yulian geriye bir adım atmadan önce,hızlıca bağırdı. Sağ elindeki büyük kılıcı Haisha’nın sağ elindeki büyük kılıcını savuşturmak için kullandıktan sonra aşağıdan gelen saldırıyı engellemek için kılıcını indirdi.

Bir anda, ayağını ileri attı.

Şaşkına uğramış, Haisha tekrar savurmak için kılıçlarını almaya çalıştı, ancak Yulian,bir anda büyük kılıcın menziline girdiğinde, ne yapması gerektiğini bilemedi.

‘Kılıcı atıp yumruklarımı mı kullanmalıyım?’

Haisha şimdi ne yapması gerektiğini düşünüyordu,Yulian kaybolup, yerini parlak gökyüzü alırken, göğsünde şiddetli bir acı hissetti.

Gümm!

Haisha’nın ince bedeni çöl kumuna düşerek gürültülü bir ses çıkardı.