İkinci
sefer. Önceleri yalnızdı, ama şimdi, yanında güçlü savaşçılar var.
“Yulian-nim, sayım tamam ve herkes burada.”
Haisha, Yulian’a Kırmızı Fırtına’nın toplandığını
bildirdi.
Aslında, Haisha’ya hiçbir resmi bir makam
verilmemişti, ama geçen yılda, Haisha Kırmızı Fırtınayı yönetme görevini
üstlenmişti. O tüm üyelerin durumunu ve kişiliğini biliyordu, titizlikle kumandan
muavini gibi çalışarak Yulian’ın bilmesi gereken her şeyi bildiriyordu.
Yulian başıyla Haisha’yı onaylayıp, gurubun
toplandığı yere intikal etti.
“Dikkat!”
Haisha’nın demesine bile gerek kalmadan, Yulian
göründüğünde, savaşçılar yapmakta oldukları her şeyi bırakıp Yulian’a baktı.
Yulian, her bir savaşçısına bakıp yaydıkları güçle
tatmin oldu.
Bunlar geçen yıl bitmek bilmeyen talimlere tabi
tutulmuş savaşçılardı.
“Hepinizi buraya topladım çünkü inanıyorum ki biraz
gerçek deneyim kazanmanın zamanı geldi. Şimdiye kadarki talim,sadece yeni silaha alışkanlığı arttırmak içindi.
Savaşçılar içten içe gergindi. Sırada ne tür bir işkence
metodu olarak kullanacağı talim olduğunu bilmiyorlardı.
İçlerindeki endişeyi farkedince, Yulian içinden kahkaha
atarak devam etti.
“Şimdiye kadarki talimin zor olduğunu ben bile
biliyorum. Bunun için, çok minnettarım. Bir tane bile kaçağımızın olmaması
burada toplanan savaşçıların güçlü olduğunu kanıtlıyor. Ancak, daha da güçlü
olmak için bir sebebimiz var.”
Yulian’ın, Kırmızı Fırtına bölüğünü oluşturup onları
eğitmesinin amacı Shuareilerin Çöl Kılıcına karşı koymaktı. Ancak, savaşçılar
talime ve silaha alışınca, onlara daha önemli bir ayrıntıyı açıklarken
kendisiyle olan takım çalışmalarını araştırmak zorunda hissetti.
“Kırmızı Fırtına bölüğü Pareia’nın savaşlarında her
zaman öncü olarak hizmet edecek. Silahımızın üstünlüğünü kullanarak, bir sürü
savaşçıyı kesip diğer savaşçıların hızlıca düşman hattını dağıtması için yol açmak.
Bu bizim vazifemiz olacak. Bunu gerçekleştirmek için, güçlü bedenlere ve kusursuz
dövüş yeteneklerine ihtiyacımız olduğunu biliyorum.”
Kırmızı Fırtına savaşçıları Yulian’ın sözlerine
kulak kesilmişlerdi. Komutanları sonunda savaş hakkında konuşuyordu.
“Bildiğiniz üzere, biz altmış kişiden az küçük bir
bölüğüz. Yolumuzun üzerindeki binlerce düşmanı ve onların düzenini dağıtmak
için, normalin çok üzerinde cesarete ihtiyacınız var. Ancak, güç, inatçılık yada
öz güven açısından diğer tüm savaşçılara kıyasla hiçbir eksiğimiz yok. Haksız mıyım?
“Haklısın!”
“Birbirinizle olan ilişkiniz temelde aynı olmalıdır,
ama Kırmızı Fırtına’nın yetenekleri kusursuzun ötesinde olmalıdır. Bizim gibi sahada
hayatlarını ortaya koyan savaşçıların arasında bile olsak, sonuç aldığımızdan
emin olmalıyız. Tehlike her zaman bizi takip edecek, ama en büyük savaşçılar
olarak, ileri atılıp düşman komutanının kellesini alacağız. Bu benim Kırmızı
Fırtınayı kurarken ki hayalimdi. Bunun olmasını sağlayacak kadar öz güveniniz
var mı?”
“Tabii ki!”
Kırmızı Fırtına,cevabı haykırdı.
Triquel konuşurken kahkaha atmaya başladı.
“Bu kadar talime katlandıktan sonra, birini
kaybetmek… talim eksikliğinden dolayı ölmeyi hayal bile edemiyorum. Ve belki
bir gün, Yulian-nimle bile beraberken… hehehe…”
Haisha, Triquel’e bir ikaz bakışı attı, ama Triquel
Yulian’a bakarak gülmeye devam etti.
Yulian da karşılık verirken kahkaha atmaya başladı.
“Benimle bir kez olsun savaşmayı dilediğini mi
söylüyorsun?”
“Şey, daha çok bir kez olsun gücümüzü gözler önüne
sermek istiyoruz. Rakibin Yulian-nim olup olmaması fark etmez, ama eğer
Yulian-nim olursa, biraz daha çaba gösterecekmişiz gibi hissediyorum.”
“Hepiniz aynı düşüncede misiniz?”
Yulian etrafına baktığında gözlerindeki ateşi gördü.
Ne kadar süredir aşağılanıyorlardı? Geçen yıl boyunca Kırmızı Fırtınada yedikleri fırçanın miktarı, Kırmızı Fırtınaya katılmadan önce yediklerinin onlarca
katıydı.
Biraz özgüven kazanmışlardı; savaşçıların her biri
bunun utançla sonuçlanmasın bir yolu olmadığını düşünmüştü.
“Triquel, sözlerine dikkat et. Gücümüzü kabilemizin
yararı için geliştirdik, gösteriş yapmak için değil.”
Haisha, Yulian’ın yanında onu azarladı ama Yulian
kafasını salladı.
“Hayır. Ben yada Kırmızı Fırtına’nın her hangi bir
savaşçısı olsun, hepimiz genciz ve enerjiyle yanıp kavruluyoruz. Ayrıca benim de
sizinle idman etmeye karşı ilgim var, ama bundan hiç bahsetmememin nedeni sonuç
karşısında sarsılıp özgüveninizi kaybetmenizden endişelenmemdi.”
“Ooooooooğh~”
Savaşçılar Yulian’ın dediği şeye inanamamıştı.
Yulian tarafından paçavra gibi görüldükçe
gülümsemeye başladılar. Yulian’a bakarken, bir yıl boyunca aşağılama dolu
talimlerinin artık sona erdiğini hissettiler.
“O zaman ilk ben.”
Yulian’ın karşısına çıkan ilk savaşçı şaşırtıcı bir şekilde
Haisha’ydı.
Yulian konuşmayı bitirir bitirmez, savaşçıların
Yulian’a karşı olan saygısızlıklarına inanamayan kişi,ilk öne çıkan olmuştu.
“Sen mi?”
Ayrıca Yulian da şaşırmıştı, ama Haisha kafasını
salladı.
“Eğer izin verirseniz.”
“Haisha-hyungnim*, sıraya kaynak yapmayalım.”
(*Hyungnim yola çıkış bölümünden hatırlayacağınız
üzere abi mânasına gelen saygı ekiydi)
Bazı savaşçılar itiraz etmeye başlasalar da Haisha’nın
geri adım atmaya niyeti yokmuş gibi görünüyordu.
“Eğer dürüst olmamız gerekiyorsa, Yulian-nim
hakkında en çok yakınan kişinin büyük kardeş Haisha olduğunu doğrulayabilirim.”
Shubeon dedikodu yapmaya başladığında,Triquel kahkaha
attı.
“Sanırım bu anlaşılabilir. O hem bizden hem
Yulian-nim'den çekti. Pekâlâ. Onun ilk olması için kenara çekilebilirim.”
“Ah, bir de bunu hepimiz yapacaksak, ilk ben olmak
isterdim, kaybetsem bile, en azından bir bahanem olurdu.”
Shubeon’un tekrar konuştuğunu duyan, Haisha’ya kaynak
yaptığı için öfkeli olan bazı savaşçılar bile kahkaha atmaya başlayıp kenara
çekildiler.
Yulian oyuncak edilmiş gibi hissederek içinden
güldü.
Eğer kendi yolundan yapacak olsaydı, bir seferde en
az beş kişiyle savaşırdı, ama bu şekilde başladığından zorlu eğitimlerin
üstesinden gelmiş olan savaşçıların çabalarını görmezden gelmiş olurdu. Bu yüzden
sadece yüzünde bir gülümsemeyle dikildi.
“O zaman onaylandı mı? Haisha, ilk sen misin?
“Eveti Yulian-nim.”
Yulian, Haisha’nın iki büyük kılıcını da sıkı sıkıya
tutarken cevap vermesinden içinde tutuşan tutkuyu hissetti. Ayrıca Yulian da
iki büyük kılıcını çıkardı.
“Öğretmeniniz olarak, ilk saldırıyı yapmana izin
veriyorum. Tüm kuvvetinle saldır.”
Savaşçılar, Yulian’ın sözlerine karşı bağırmaya
başladı. Savaşçılar arasında, özel bir durum olmadığı sürece, ünvanlarını
kullanılmazdı. Savaşçı X, Savaşçı Y, kullandıkları tek terimdi. Bu,yaş dikkate
alınmaksızın, karşılarındaki kişiyi bir yetişkin ve savaşçı olarak kabul
ettiğinin göstergesiydi.
Ancak, bu zorlu eğitimden beraber sağ
çıktıklarından, kimse bu dayanışmayı bozamazdı. Bu yüzden yoldaş savaşçılardan
çok, bir aile gibi hissediyorlardı. Hyung-nim
ve Ah-woo* gibi ekler kullanabilmelerinin sebebi buydu.
(*Ah-woo, Hyung-nim in tersi küçük erkek kardeş)
“Haisha Hyung-nim~! Savaş~!”
“Cehenneme olan yolculuğumuzun sonucunu göster bize!”
“Hyung-nim, her zaman ona kaybedemeyiz. Bu acımasız
öğretmeni devirmek için gücümüzü kullanmalıyız!” (ÇN: ne bilenmiş be adamlar)
Tüm savaşçılar tek taraflı olarak Haisha odaklı tezahürat
ediyordu.
“Acımasız öğretmen mi? Benim hakkımda mı konuşuyorsunuz?”
Haisha, Yulian’ın sorusunu başını sallayarak
onayladı.
‘Merak ediyorum da,takma adının zehirli dilli ve zehirsiz
kuyruklu akrep olduğunu bilse nasıl karşılık verirdi...’
Haisha, öğrenmek için sormadı.
Haisha bunun akıllıca bir karar olduğunu düşünerek,
sağ tarafındaki büyük kılıcını omzuna dayayarak dinlendirirken, sol elindeki
büyük kılıcı önüne indirip başlama duruşu aldı.
“Hazırlanmak çok uzun sürdü. Bir rakibimin hazırlanmak
için bu kadar bekleyeceğini mi düşünüyorsun?”
Yulian sadece iki büyük kılıcının yüzü de yere bakarken
dikiliyordu, ama konuşmaya başladığı anda, Haisha uzun bir bağırışla Yulian’a
doğru koşmaya başladı.
“Hiyaaaa~~~~aaah!”
Haisha’nın sol elindeki büyük kılıcı olası bir karşı
saldırıyı engellemek için vücudunu aşağı tarafına doğru savurulurken, sağ
elindeki büyük kılıç güçlüce Yulian’ın üzerine savruldu.
Yulian’ın ilk saldırıyı yapmasını izin verdiğinden,
tüm gücüyle saldırdı. Rüyalarında bile Yulia’ın yaralanabileceğini beklemezdi,
o yüzden kendini tutmadan tüm kuvvetiyle saldırabilirdi.
“Çok antrenman yaptığını söyleyebilirim. Ancak...”
Yulian geriye bir adım atmadan önce,hızlıca bağırdı.
Sağ elindeki büyük kılıcı Haisha’nın sağ elindeki büyük kılıcını savuşturmak için
kullandıktan sonra aşağıdan gelen saldırıyı engellemek için kılıcını indirdi.
Bir anda, ayağını ileri attı.
Şaşkına uğramış, Haisha tekrar savurmak için
kılıçlarını almaya çalıştı, ancak Yulian,bir anda büyük kılıcın menziline
girdiğinde, ne yapması gerektiğini bilemedi.
‘Kılıcı atıp yumruklarımı mı kullanmalıyım?’
Haisha şimdi ne yapması gerektiğini düşünüyordu,Yulian
kaybolup, yerini parlak gökyüzü alırken, göğsünde şiddetli bir acı hissetti.
Gümm!
Haisha’nın ince bedeni çöl kumuna düşerek gürültülü
bir ses çıkardı.


