17 Şubat 2018 Cumartesi

Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 2.Kısım Kırmızı Fırtına Savaşçılarıyla Savaşmak

Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 2.Kısım  Kırmızı Fırtına Savaşçılarıyla Savaşmak

{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: Daisy}




Hasiha yerde iki seksen yatarken yalnızca gözlerini kırpabiliyordu. Bir anda ne olduğunu idrak edememişti.

Yulian bir anda Hasiha’nın üzerine yürüyerek güçlü bir omuz darbesiyle onu göğe göndermişti.

Tabii ki de Yulian’ın onlardan daha güçlü olabileceğini tahmin ediyorlardı, ama kimse Kırmızı Fırtınadaki en güçlü savaşçılardan birinin tek bir basit darbeyle, bu kadar ezileceğini tahmin edememişti.

Yulian Haisha’nın kumdan kalkmasına yardım ederken konuştu:

“Büyük kılıç son derece güçlü ve erimi yüksek bir silah, ancak, düşmanın silahın etkili menzilini geçmediğine emin olmanız gerektiğini söylemedim mi? Ve bu o kısa tereddüt, sanırım kılıçları bırakıp bırakmamayı düşünüyordun değil mi?”

Haisha yerden kalkmak için Yulian’ın elini tutup başını sallayarak onayladı, kuma düşüşünün etkisinden hala başı ağrıyordu.

“Tabii ki de, kılıçlarını atıp yumruk savaşına girişmeliydin. Ayrıca benim silahımda büyük kılıç değil mi?”

‘Kimse bu kadar ani tepki veremezdi.’ Haisha, Yulian’a bunu demek istedi, ama Yulian nerede hata yaptığını paylaşırken, bunu diyemezdi.

Kırmızı Fırtına savaşçılarının sözlerinden biri başlarda cehennem gibi eğitimin üstesinden üstesinden gelmelerine yardımcı olmuştu, ‘Eğer Yulian yapabiliyorsa, bende yaparım.’

“Sıradaki.”

Hasiha derin düşüncelere dalmışken Yulian bağırdı, savaşçılar birbirlerine bakmaya başladı. Hepsi Haisha’nın tek bir darbeyle havaya uçurulduğundan endişeliydi.


“Hepiniz korktunuz mu? Önceki özgüveninize ne oldu? Bugün, size neden Kırmızı Fırtınayı yarattığımı ve eğittiğimi hepinize en şiddetli şekilde göstereceğim. Ben, şimdiye dek yedi yıldır çalışıyordum; birazcık daha farklı olmam gerekmez mi?”

Yulian’ın onları teşvik ettiğinin farkındaydılar, ama hala, aşağılamalardan dolayı yanıp tutuşuyorlardı.

“İlk ben.”

“Sonra da ben o zaman.”

Birkaç farklı savaşçı öne çıktı.

“İlk saldırıyı yapmana izin vereceğim. Hadi gel.”

Yulian’ın sözlerine karşın, savaşçılar tüm güçleriyle saldırdılar. Sonuç…

Pat.

Uçan savaşçılar.

Güm.

Düşen savaşçılar.

Tek seferde on savaşçı birden kılıçları yerine yumruklarıyla, omuzlarıyla, kafalarıyla saldırdı. Ama Yulian içten içe kahkahaya boğuluyordu.

Savaşçılar tüm kuvvetleriyle saldırmaya devam ettiler, ama sonuç aynıydı.

Savaşçıların bazıları savunma odaklı kılıçlarını savururken arkadan tüm güçleriyle saldırmayı düşündüler, ama böyle durumlarda, Yulian karşı konulamaz güçle kılıcını savurarak onları bastırırdı.

‘Çok şaşırmış durumdayım konuşamıyorum bile.’

Haisha, Yulian’ın tüm savaşçıları bir saatten kısa sürede yenerken ki saldırganlığı ve ihtişamına inanamıyordu.

“Bu sonuncu muydu?”

Yulian sona kalan savaşçıya bakarken sakince güldü, Thrint.

Thrint, sıkıca büyük kılıcını tutup gözlerini Yulian’a dikerek ileri doğru yürüdü.

‘Normal yöntemi kullanırsam, Yulian-nim'e denk olmadığımı biliyorum. En güçlülerimizin, Haisha’nın, ve hatta bu çenesi düşük Triquel’le Shubeon’un durumu buydu. Hepsi tek bir darbeyle havaya uçuruldu. Eğer bunu sadece bir talim olarak düşünerek saldırırsam, benim de sonum böyle olacak.’

“Diğerleri gibi, ilk saldırıyı sana veriyorum. Eğer tereddütlüysen, kılıcı yersin.”

Yulian bunu hala kılıcın darbesinden dolayı kıvranmakta olan savaşçılara bakarak söyledi. Thrint tüm savaşma ruhunu saldırmak için topladı.

‘Bu bir savaş alanı. Utanç verici bir durum içindeyiz tüm Kırmızı Fırtına son kişiye kadar kılıçtan geçirildi. Eğer öleceksem, en azından bir kolunu, hiç değilse bir parmağını yanımda götürmeliyim.’

Thrint kendi düşüncelerini baskılamaya başladı. Eğer aklın baskılanırsa, bedenin takip eder.
Thrint herkesten daha çok talim yapmıştı çünkü yüksek miktarda öz saygısıyla aşırı boyutta bir gururu vardı. Bunun aracılığıyla, bedeni kontrol edenin akıl olduğunu öğrenmişti.

Ve aklını kontrol etmek, hiçbir zaman yüzünü kara çıkarmamıştı.

“Hooo~Hooooo~”

Thrint derin derin nefesler alarak değişmeye başladı.

Bu değişimi tanıyarak hassas bir şekilde karşılık veren ilk kişi Yuliandı.

‘Bu, öldürme isteği mi?’

Yulian şaşırmışken, Thrint iki büyük kılıcını da kaldırarak Yulian’a doğru saplamaya başladı.

“Ne!”

Yulian, Thrint’in hızından çok, öldürme arzusuna şaşırmıştı. Yulian kılıçların ıskalamasını sağlamak için bedenini hareket ettirdi, ve dirseğiyle Thrint’in omzuna saldırmak için etrafında döndü.

“Ahh.”

Thrint omzuna gelen sert darbeden dolayı güçlüce bağırdı, kılıcının düşmesine izin vermeyerek, Yulian’a tekrar savurmak için döndü.

Yulian, Thrint’in tek saldırıyla düşmesini beklemişti. Thrint düşmek yerine tekrar saldırınca, Yulian kılıcını kullanıp saldırıyı savuşturmak için hazır değildi.

“Oh!”

Gücünü diğer savaşçıların bağırışmalarından alırmışçasına, Thrint büyük kılıcını hızlıca savurarak Yulian’a saldırmaya devam etti.

‘Eğer seni öldüremezsem, ben öleceğim.’ düşüncesiyle saldırıyordu.

Thrinti incitmemek için, Yulian kılıcını Thrintin her bir saldırısını savuşturmak için kullanırken ayağını ve kılıcının geniş yüzünü onu indirmek için kullanıyordu. Şaşırtıcı bir biçimde, bu hafif saldırılar beni asla düşürmez dermişçesine, Thrint Yulian’a saldırmaya devam etti.

Thrint’in öldürme isteği büyüdükçe, Yulian bu şekilde devam edemeyeceğini anladı.

Kırmızı fırtına savaşçıları arasından, Thrint gözüne ilk yakalananlardandı.

Haisha gibi kılıcının isabetine, yada Triquel gibi hızına odaklanmıyordu.

Bu Shubeon gibi çevik olduğu anlamına da gelmiyordu, ama sahip olduğu sebat, her şeyin üstesinden geliyordu.

Thrint taliminde son derece kararlıydı, aynı onun Chun Myung Hoon’la talim yaptığı zamanlardaki gibiydi.

Haisha, Thrint’in pek konuşmadığını ve soğuk olduğunu biliyordu, ama şaşırtıcı bir biçimde, diğer savaşçılarla güven bağı geliştirmişti.

‘Nasıl bir yöntem kullanmalıyım? Bu eğitiminde edindiği kuvvet değil. Çok kuvvetli bir zihni mi var?’

Ama bu değildi. Bu vücudunun limitlerinden birini yok saymaktı. Bu gelecekte sorun yaratabilirdi. Bu yürümeyi yeni öğrenmiş bir bebeğin koşmaya çalışması gibiydi.

“Dur!”

Yulian kuvvetli bir şekilde bağırdı. Ama Thrint Yulian’ı duymuyormuş gibi saldırmaya devam etti.

Gözleri kan çanağına dönmüş ve tüm kasları titriyordu, ama hala en başında olduğu gibi hareket etmeye devam ediyordu.

Mantığını kaybetmişti, deli bir savaşçı gibi Yulian’a kılıcını savuruyordu.

Yulian böyle devam etmesine izin veremeyeceğini biliyordu ve kuvvetlice saldırıyı savuşturarak Thrint’in kullarının açılmasını sağladı. O anda, aceleyle Thrint’in yakasından yakaladı.

“Kendine gel Thrint.”

Thrint, Yulian’ın tutuşunda kurtulmaya çalışırken, Yulian Thrintin koca bedenini havaya kaldırdı.

“Gaah…gaaaaah.”

Thrint nefes alamıyordu. Acı içindeyken, kılıçlarını düşürüp Yulian’ın bileklerini yakaladı, ama Yulian’ın tarafında bir hareket yoktu.

“Hareket etmek için kendini kandırmak yardımcı olmaz, bu gücünü arttırmakla olur. Bu tip düşünce şeklini gerçek savaşlar için saklayın. Eğer yapmazsanız, gerçekten de delirmiş bir savaşçı olacaksınız!”

Yulian, Thrint’in bedenini fırlatırken bağırdı.

Shubeon hemen Thrint’in yanına koştu şoktaydı ve onu tokatlamaya başladı.

“Thrint, Thrint, uyan.”

Thrint’in dönmüş olan irileşmiş gözleri, eski haline döndü.

“İyi misin?”

Shubeon’un sorusuna karşı, Thrint hemen kalkıp etrafına baktı.

“Thrint, ne olduğunu hatırlamıyor musun?”

Yulian yaklaşarak sorunca, Thrint evet anlamında başını salladı.

“Kısa bir süre için kendini kandırmayı başardın. Ama bir dahaki sefere bu yöntemi kullanma,'bunu yapabilirim, bunu yapabilirim’ diye tekrar etmek kesinlikle yardımcı olur, ama aklını kaybettirip bir noktadan sonra neler olduğunu hatırlamaz olduğunda hiçbir yardımı olmaz.”

Yulian, Thrint’in kullanmış olduğu yöntemi tanıyormuş gibi konuştu. Bu yoldan o da geçmişti.

“Yulian-nim, özür dilerim.”

Thrint başını eğip özür dilediğinde, Yulian omzuna dokunarak herkese doğru konuştu.

“Ustam sıklıkla anlayamadığım ‘Guayoubulgup’ kelimesini kullanırdı. Dediğine göre aşırı olmak, yetersiz olmaktan daha kötüdür demekmiş. Çalıştıkça bedeniniz daha da güçlenir, ayrıca zihinsel gücünüzde artar. Ancak, eğer belli bir noktayı geçerseniz, bu sizi yok eder. Ustam kendi limitlerimin üstünde çalışmamamı söylüyordu.

Tüm savaşçılar Yulian’a bakarken.

“Ustam benim limitimin ne olduğunu biliyordu, ama şu an için başka insanların limitlerini görebilecek durumda değilim. Bunu kendi başına öğrenmelisiniz. Zihnin bedeni kontrol ettiğini söylerler, ama eğer sınırınızı geçerseniz, bedeninizin zihninizi yönetmesiyle son bulur. Aynı az önceki Thrint gibi. Şuanda öğrendiğim şeyleri size öğretiyorum, ve bunların her biri son derece tehlikeli. Biz sadece vücudumuzu eğitmiyoruz aynı zamanda zihnimizi de eğitiyoruz. Diğer savaşçılara kıyasla, en az iki katı tehlikeli.

“…”

“Ben çoktan yedi yıldır bu şekilde çalışıyorum yapıyorum. Sizin gibi sadece bir yıldır çalışan birinin, benim seviyemde olmaması çok normal. Tabii, şu anki gücünüzle, kabilemizin deneyimli savaşçıları sizi yenemezler. Sizi rakibim gibi almamın nedeni diğer savaşçılardan daha güçlü olduğunuz için egoist olmamanız için uyarmaktı.”

Tüm Kırmızı Fırtına bir saatte bozguna uğradığından, buna itiraz eden bir savaşçı yoktu. Daha doğrusu, hepsi eğer çalışmaya devam ederlerse bir gün Yulian’ın seviyesine gelebilecekleri için heyecan ve umut dolmuştu.

“Ben her zaman sizi gözeteceğim. Bahsettiğim üzere, bizim eğitimimiz diğerlerinden iki kat daha tehlikeli. Onarın arasında, içten gelen bir doğal yanma var. Bizim kelimelerimizle, bunu sakat kalmak olarak düşünebilirsiniz. Durum ne olursa olsun asla zihninize hükmetmeyi bırakmayın. Hayatınızın kalanında buna dikkat etmelisiniz. Bunu unutmayın.”

“Evet, anladık.”

Savaşçıların cevabı üzerine, Yulian başıyla onaylayarak konuşmaya devam etti.

“Harika. Eminim ki bu şekilde kaybettiğiniz için hepiniz sinirlisinizdir. Hadi bugün biraz eğlenelim. Bana saldırmak için yapabileceğiniz her şeyi yapın. Hepiniz birden saldırabilirsiniz. Ancak, bu tehlikeli olabileceği için, savaşmak için yalnızca bedenlerimizi kullanalım.”

Yulian’ın dediklerini duyan savaşçılar bunun intikam vakti olduğunu düşünerek, savaş ruhuyla tutuşmaya başladı.

O gece, Pareia’nın şamanları bir anda gelen yaralı savaşçıları iyileştirmek için uyuyamadı. Yulian da ufacık bir yarayla onların arasındaydı.