{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: Daisy}
{Düzenleyici: Daisy}
Canavarlar çölü, kabilelerin çoğunun sağ salim atlatılması
için en az üç yüz deneyimli savaşçı göndermelerini gerektiren tehlikeli bir
bölgedir.
Burası, sonsuz sayıda canavarın ortaya çıktığı bir yerdi ve birilerinin canavar çölünde tehlikelerle yüzleşmeye gelmesinin nedeni canavarlar çölündeki canavar miktarının artışını kontrol etmekti ama önemli
bir kısmı da bir çok savaşçının gerçek tehlikelerle yüzleşirken diğer
savaşçılarla beraber çalışarak takım çalışması geliştirmekti.
Bu
yirmisinden bir gün bile daha büyük göstermeyen, elli kadar savaşçı, tehlikeli
canavarlar çölüne yol alıyorlardı. Eğer savaşçılar daha yeni yirmisine
girdiyse, bu,daha deneyimli savaşçı bile olmadıkları anlamına gelirdi.
Kabilenin en büyük savaşçıları ve vaha şefleri
onları aksine ikna etmeye çalışmış olsa da, Yulian ve Kırmızı Fırtına hala
canavarlar çölüne yol alıyorlardı.
Kırmızı Fırtına’nın sıradaki talim yerine...
Kırmızı Fırtına’nın belli bir seviyede yeteneğe
eriştiğini görünce, Yulian gerçek savaşları deneyimlemeleri için bu konumda
karar kılmıştı. Canavarların ruhlarını toplamak da bunun yanında fazladan bir
faydaydı.
“Sonunda silahlarımıza çok para harcandığı için yakınıp
duran usta demirciler karşısında başımızı dik tutabileceğiz.”
Herkes Triquel’in sözlerine kahkaha atmaya başladı.
Yeteneklerine güvenleri tam olsa ve bu yerde tek
başına hayatta kalmış olan Yulian da yanlarında olsa bile, burasının hala
canavarlar çölü olması hepsini geriyordu.
Yulian konuşmadan önce etrafını süzdü.
“Paoelerimizi buraya kuracağız. İki aylığına burada
olduğumuzdan dolayı, derin kazıp sağlam olduklarından emin olmalısınız. Buradaki
canavarların tehlikeli olduğu bir gerçek, ama çöl fırtınaları canavarlardan
daha korkutucu.”
Yulian’ın sözlerini duyan herkes, pirmalarından inip
paoelerini kurmaya başladı.
Yulian savaşçılara yere derin kazmalarının
talimatını verirken erkeklik sınavı sırasındaki cefasını da yansıtıyordu, o
noktada neredeyse paoenin yarısı kumun içindeydi. Paoeleri kurup, su kapları ve
kurutulmuş erzaklarını içlerine yerleştirmek biraz vakit aldı. Farkına varmadan
birkaç saat geçmişti.
“Hazır olduğunuzda sıraya geçin.”
Haisha bağırdıktan sonra, savaşçıların büyük bölümü
sıraya geçmeye başladı. Birkaç sona kalan kişi de hemen hazırlıklarını tamamlayıp
kısa sürede onlara katıldı.
Herkes toplandıktan sonra, Yulian etraflarındaki tehlikeler
hakkında onları bilgilendirdi.
“Şu andan itibaren, bu gerçekten ciddi bir husus. Gevşek
tavırlarınızı bırakıp odaklandığınıza emin olun. Bir günün on altı saati
canavarlarla savaşıp sekiz saatte yemeğe ve uykuya harcayacağız. Dört saatte
nöbete harcayacağınızı varsayarsanız, uykumuzun süresi günde yalnızca dört saat
olacak. Üstümüzde aşırı miktarda bitkinlik olacağını biliyorum. Ayrıca bunun
tehlikeli olabileceğini de biliyorum. Ancak, buraya oyun oynamaya gelmedik. Buraya
gerçek savaş deneyimi kazanmaya geldik; yeteneklerimizi bilemeye geldik.”
Yulian’ın sesi daha da yükselmeye başladı.
“Savaş alanında, düşman yorulduğumuzda da saldırmaya
devam edecek; onlar bitkinliğimizin bizi yavaşlatmasını önemsemeyecek. Bu vakti
savaş alanında olmadan önce bunu deneyimlemek için kullanın. Buradaki düşmanımız
yalnızca canavarlar olmayacak; burada olduğumuz sürece doğal felaketler de meydana
gelecektir.
Yulian devam ederken rüzgarı hissetmek için elini
açtı.
“Eminim ki hepiniz bunu zaten biliyorsunuz, ama eğer
kum fırtınasının geldiğini görürseniz, yer altına saklanın. O zaman bile, yer
altında canavar varmışçasına, gözlerinizin ve kulaklarınızın açık olduğundan
emin olun.”
Gözleri yanıp tutuşan savaşçılara bakarak, Yulian biraz
endişelendi.
Acı verici bir eğitim devresi olacaktı.
“Size söylemem gereken son şey bedeninizin kıymeti,
sadece kendiniz için değil ama Pareia ve benim için vücudunuzla
ilgilendiğinizden emin olun. Eğer yakınınızda bir tehlike sezerseniz,
etrafınızdaki yoldaşlarınızla beraber çalışın. Herhangi bir yaralanma ve ölümü
affetmeyeceğim. Anlaşıldı mı?”
“Evet, anlaşıldı.”
Kırmızı Fırtına birlik içinde cevapladı. Hepsinin en
azından bu kadar muhakemesi vardı.
“Harika. Sizi gruplara ayıracağım. Haisha, Triquel,
Shubeon ve Thrint.”
Yulian dikkate aldığı isimleri çağırdı. Her birinin
eşsiz becerileri vardı, ve grup içinde Kırmızı Fırtına’nın dört binicisi
olarak isimlendirilmişlerdi. Ayrıca bu isimle yaşayacak yetenekleri de vardı.
“Evet.”
Yulian, çağrısına cevap verip öne gelmeye başlayan
dört savaşçıya doğru konuştu.
“Her birinizin on iki kişilik gurubu olacak. Kalan sekiz
benimle gelecek. Grubunuzu oluştururken, arkadaşlarınızdan ziyade, herkesin
bireysel ve beraber çalışırken ihtiyaç duyacağı yeteneklerini değerlendirin.
Eminim ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Başlayın.”
Yulian emri verir vermez, Dört Atlı her bireyin
kişiliğini ve yeteneğini göz önüne alarak, takımlarını oluşturmaya başladı. Birazcık
vakit aldı, ama dört takım oluşturuldu ve sekiz savaşçı Yulian’la gitti.
“Harika. Şu andan itibaren, birbirimizle rekabet
içindeyiz. Kazanan en çok canavar ruhu toplayan takım olacak. Tabii ki
kalitesini de hesaba katacağız. Normal akreplerin canavar ruhları, dev
akreplerin canavar ruhlarıyla bir tutulamaz. Talimin son gününde, ilk ve son
sıradaki takımları ve verilecek olan büyük ödülle acımasız cezalara karar
vereceğiz. Bunu tekrar söyleyeceğim. Savaş bittiği zaman, kazanılan başarımları
düzgünce ödüllendirmeliyiz. Bu durumda, eminim bazılarına olan davranışımız
değişecek.”
Savaşçıların tutuşmakta olan savaşma ruhu Yulian’ın sözleriyle
daha da körüklendi. Her biri başkasına kaybedebileceğine inanmayan gururlu
savaşçılar olduğundan, bu değiştirilemezdi. Önceden takım arkadaşlarıyken,
şimdi ise rakiptiler.
“Öğleyin ve gece yarısı. Günde iki kere, bu paoeye
dönmelisiniz. Her takım paoeyi korumak için bir seferde iki üyesini gönderecek.
Ben dahil olmak üzere, beş takım lideri sırasıyla paoenin güvenliğini
gözetecek. Kalan zaman her bir takıma bağlı. Ne zaman uyuyacağı, ne zaman
yiyeceği, bu tip şeyler. Sorusu olan var mı?”
Shubeon elini havaya kaldırdı.
“Bir arkadaş için soruyorum… Her bir takımın bir çöl
ejderini alt edebilecek nitelikte olduğunu düşünüyor musunuz?”
Yulian biraz kafa yorduktan sonra kafasını hayır
anlamında salladı.
“Hayır. Eğer bir çöl ejderiyle karşılaşırsanız
kaçın. Yeteneklerinizin ciddi tehlikeden kaçınmaya yeteceğini düşünüyorum. Ancak
daha önce de bahsettiğim gibi, hiçbir yaralanma yada ölümü kabul etmeyeceğim. Burada
ölmeniz tüm bu çalışmaları israf etmez mi?”
“O zaman sizin takımınız fazla üstün değil mi? Tek başına
bir çöl ejderini haklayabildiğinden…”
Yulian gülümsedi. Sonunda Shubeon’un ne hakkında
endişelendiğini anladı.
‘Eminim diğer savaşçılar da Shubeon’un ifade ettiği
gibi düşünüyor.’
Savaşçı Shubeon çok büyük bir güce sahipti, ve
kişiliği de kaybetmekten nefret ederdi. Adı olan Three Toras* bu durumu
ispatlıyordu.
(*yer altında yaşayan ve yırtıcı tehlikesine karşı evlerine
birden fazla giriş ve çıkış hazırlayan küçük hayvanlar)
“Endişelenme. Diğer dört takımın kaybetmesi için
fazla çaba göstermeyeceğim. Tabii , paoeyi benim gözettiğim günlerde, bizim
takımımız diğer tüm takımlardan daha fazla kayba uğrayacak, bu yüzden
gerektiğinde bunu telafi edeceğim.”
“Yulian-nim bile şaşırtıcı bir şekilde işini
biliyor.”
Triquel, Yulian dedikleri üzerine konuşup kahkaha
attı.
“Bu çok açık. Sizin takip ettiğiniz kuralları bende
takip edeceğim. Hala, takımımın sonuncu olmayacağından şüphem yok. Şimdi yeniden
diyorum, kazanan takım büyük bir ödül alırken sonuncu olan takım… pekala, bunu
sizin hayal gücünüze bırakacağım.”
“Diyorlar ki; hangisinin büyük hangisinin daha küçük
olduğunu görmek için yan yana koyman gerekir. Kim bilir? Belki de Yulian’ın kendi
kendine ceza vermek zorunda olduğunu görürüz.”
Diğer tüm savaşçılar Triquel’in yanıtına gülmeye
başladı.
“Çok doğru. Hangisinin uzun hangisinin kısa olduğunu
söyleyebilmek için yan yana koymalısın. Kendime ödül verdiğimi düşündükçe mahcup
oluyorum.”
Yulian çekinmeden sert bir şekilde cevap verince,
savaşçıların kahkahası daha da arttı.
“Başka soru var mı ?”
Kırmızı Fırtına’nın Dört Binicisi kafalarını aynı
anda hayır anlamında sallayıp, birbirlerine baktı.
“Evet.”
Savaşçılar diğer takımların üzerinde üstünlük kurmak
için çabucak kendi takımlarına dağıldı.


