20 Şubat 2018 Salı

Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 3.Kısım Dört Binici ve Onların Takımı

{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: Daisy}




Canavarlar çölü, kabilelerin çoğunun sağ salim atlatılması için en az üç yüz deneyimli savaşçı göndermelerini gerektiren tehlikeli bir bölgedir.

Burası, sonsuz sayıda canavarın ortaya çıktığı bir yerdi ve birilerinin canavar çölünde tehlikelerle yüzleşmeye gelmesinin nedeni canavarlar çölündeki canavar miktarının artışını kontrol etmekti ama önemli bir kısmı da bir çok savaşçının gerçek tehlikelerle yüzleşirken diğer savaşçılarla beraber çalışarak takım çalışması geliştirmekti.

Bu yirmisinden bir gün bile daha büyük göstermeyen, elli kadar savaşçı, tehlikeli canavarlar çölüne yol alıyorlardı. Eğer savaşçılar daha yeni yirmisine girdiyse, bu,daha deneyimli savaşçı bile olmadıkları anlamına gelirdi.

Kabilenin en büyük savaşçıları ve vaha şefleri onları aksine ikna etmeye çalışmış olsa da, Yulian ve Kırmızı Fırtına hala canavarlar çölüne yol alıyorlardı.

Kırmızı Fırtına’nın sıradaki talim yerine...

Kırmızı Fırtına’nın belli bir seviyede yeteneğe eriştiğini görünce, Yulian gerçek savaşları deneyimlemeleri için bu konumda karar kılmıştı. Canavarların ruhlarını toplamak da bunun yanında fazladan bir faydaydı.

“Sonunda silahlarımıza çok para harcandığı için yakınıp duran usta demirciler karşısında başımızı dik tutabileceğiz.”

Herkes Triquel’in sözlerine kahkaha atmaya başladı.

Yeteneklerine güvenleri tam olsa ve bu yerde tek başına hayatta kalmış olan Yulian da yanlarında olsa bile, burasının hala canavarlar çölü olması hepsini geriyordu.

Yulian konuşmadan önce etrafını süzdü.

“Paoelerimizi buraya kuracağız. İki aylığına burada olduğumuzdan dolayı, derin kazıp sağlam olduklarından emin olmalısınız. Buradaki canavarların tehlikeli olduğu bir gerçek, ama çöl fırtınaları canavarlardan daha korkutucu.”

Yulian’ın sözlerini duyan herkes, pirmalarından inip paoelerini kurmaya başladı.

Yulian savaşçılara yere derin kazmalarının talimatını verirken erkeklik sınavı sırasındaki cefasını da yansıtıyordu, o noktada neredeyse paoenin yarısı kumun içindeydi. Paoeleri kurup, su kapları ve kurutulmuş erzaklarını içlerine yerleştirmek biraz vakit aldı. Farkına varmadan birkaç saat geçmişti.

“Hazır olduğunuzda sıraya geçin.”

Haisha bağırdıktan sonra, savaşçıların büyük bölümü sıraya geçmeye başladı. Birkaç sona kalan kişi de hemen hazırlıklarını tamamlayıp kısa sürede onlara katıldı.

Herkes toplandıktan sonra, Yulian etraflarındaki tehlikeler hakkında onları bilgilendirdi.

“Şu andan itibaren, bu gerçekten ciddi bir husus. Gevşek tavırlarınızı bırakıp odaklandığınıza emin olun. Bir günün on altı saati canavarlarla savaşıp sekiz saatte yemeğe ve uykuya harcayacağız. Dört saatte nöbete harcayacağınızı varsayarsanız, uykumuzun süresi günde yalnızca dört saat olacak. Üstümüzde aşırı miktarda bitkinlik olacağını biliyorum. Ayrıca bunun tehlikeli olabileceğini de biliyorum. Ancak, buraya oyun oynamaya gelmedik. Buraya gerçek savaş deneyimi kazanmaya geldik; yeteneklerimizi bilemeye geldik.”

Yulian’ın sesi daha da yükselmeye başladı.

“Savaş alanında, düşman yorulduğumuzda da saldırmaya devam edecek; onlar bitkinliğimizin bizi yavaşlatmasını önemsemeyecek. Bu vakti savaş alanında olmadan önce bunu deneyimlemek için kullanın. Buradaki düşmanımız yalnızca canavarlar olmayacak; burada olduğumuz sürece doğal felaketler de meydana gelecektir.

Yulian devam ederken rüzgarı hissetmek için elini açtı.

“Eminim ki hepiniz bunu zaten biliyorsunuz, ama eğer kum fırtınasının geldiğini görürseniz, yer altına saklanın. O zaman bile, yer altında canavar varmışçasına, gözlerinizin ve kulaklarınızın açık olduğundan emin olun.”

Gözleri yanıp tutuşan savaşçılara bakarak, Yulian biraz endişelendi.

Acı verici bir eğitim devresi olacaktı.

“Size söylemem gereken son şey bedeninizin kıymeti, sadece kendiniz için değil ama Pareia ve benim için vücudunuzla ilgilendiğinizden emin olun. Eğer yakınınızda bir tehlike sezerseniz, etrafınızdaki yoldaşlarınızla beraber çalışın. Herhangi bir yaralanma ve ölümü affetmeyeceğim. Anlaşıldı mı?”

“Evet, anlaşıldı.”

Kırmızı Fırtına birlik içinde cevapladı. Hepsinin en azından bu kadar muhakemesi vardı.

“Harika. Sizi gruplara ayıracağım. Haisha, Triquel, Shubeon ve Thrint.”

Yulian dikkate aldığı isimleri çağırdı. Her birinin eşsiz becerileri vardı, ve grup içinde Kırmızı Fırtına’nın dört binicisi olarak isimlendirilmişlerdi. Ayrıca bu isimle yaşayacak yetenekleri de vardı.

“Evet.”

Yulian, çağrısına cevap verip öne gelmeye başlayan dört savaşçıya doğru konuştu.

“Her birinizin on iki kişilik gurubu olacak. Kalan sekiz benimle gelecek. Grubunuzu oluştururken, arkadaşlarınızdan ziyade, herkesin bireysel ve beraber çalışırken ihtiyaç duyacağı yeteneklerini değerlendirin. Eminim ne demek istediğimi anlamışsınızdır. Başlayın.”

Yulian emri verir vermez, Dört Atlı her bireyin kişiliğini ve yeteneğini göz önüne alarak, takımlarını oluşturmaya başladı. Birazcık vakit aldı, ama dört takım oluşturuldu ve sekiz savaşçı Yulian’la gitti.

“Harika. Şu andan itibaren, birbirimizle rekabet içindeyiz. Kazanan en çok canavar ruhu toplayan takım olacak. Tabii ki kalitesini de hesaba katacağız. Normal akreplerin canavar ruhları, dev akreplerin canavar ruhlarıyla bir tutulamaz. Talimin son gününde, ilk ve son sıradaki takımları ve verilecek olan büyük ödülle acımasız cezalara karar vereceğiz. Bunu tekrar söyleyeceğim. Savaş bittiği zaman, kazanılan başarımları düzgünce ödüllendirmeliyiz. Bu durumda, eminim bazılarına olan davranışımız değişecek.”

Savaşçıların tutuşmakta olan savaşma ruhu Yulian’ın sözleriyle daha da körüklendi. Her biri başkasına kaybedebileceğine inanmayan gururlu savaşçılar olduğundan, bu değiştirilemezdi. Önceden takım arkadaşlarıyken, şimdi ise rakiptiler.

“Öğleyin ve gece yarısı. Günde iki kere, bu paoeye dönmelisiniz. Her takım paoeyi korumak için bir seferde iki üyesini gönderecek. Ben dahil olmak üzere, beş takım lideri sırasıyla paoenin güvenliğini gözetecek. Kalan zaman her bir takıma bağlı. Ne zaman uyuyacağı, ne zaman yiyeceği, bu tip şeyler. Sorusu olan var mı?”

Shubeon elini havaya kaldırdı.

“Bir arkadaş için soruyorum… Her bir takımın bir çöl ejderini alt edebilecek nitelikte olduğunu düşünüyor musunuz?”

Yulian biraz kafa yorduktan sonra kafasını hayır anlamında salladı.

“Hayır. Eğer bir çöl ejderiyle karşılaşırsanız kaçın. Yeteneklerinizin ciddi tehlikeden kaçınmaya yeteceğini düşünüyorum. Ancak daha önce de bahsettiğim gibi, hiçbir yaralanma yada ölümü kabul etmeyeceğim. Burada ölmeniz tüm bu çalışmaları israf etmez mi?”

“O zaman sizin takımınız fazla üstün değil mi? Tek başına bir çöl ejderini haklayabildiğinden…”

Yulian gülümsedi. Sonunda Shubeon’un ne hakkında endişelendiğini anladı.

‘Eminim diğer savaşçılar da Shubeon’un ifade ettiği gibi düşünüyor.’

Savaşçı Shubeon çok büyük bir güce sahipti, ve kişiliği de kaybetmekten nefret ederdi. Adı olan Three Toras* bu durumu ispatlıyordu.
(*yer altında yaşayan ve yırtıcı tehlikesine karşı evlerine birden fazla giriş ve çıkış hazırlayan küçük hayvanlar)

“Endişelenme. Diğer dört takımın kaybetmesi için fazla çaba göstermeyeceğim. Tabii , paoeyi benim gözettiğim günlerde, bizim takımımız diğer tüm takımlardan daha fazla kayba uğrayacak, bu yüzden gerektiğinde bunu telafi edeceğim.”

“Yulian-nim bile şaşırtıcı bir şekilde işini biliyor.”

Triquel, Yulian dedikleri üzerine konuşup kahkaha attı.

“Bu çok açık. Sizin takip ettiğiniz kuralları bende takip edeceğim. Hala, takımımın sonuncu olmayacağından şüphem yok. Şimdi yeniden diyorum, kazanan takım büyük bir ödül alırken sonuncu olan takım… pekala, bunu sizin hayal gücünüze bırakacağım.”

“Diyorlar ki; hangisinin büyük hangisinin daha küçük olduğunu görmek için yan yana koyman gerekir. Kim bilir? Belki de Yulian’ın kendi kendine ceza vermek zorunda olduğunu görürüz.”

Diğer tüm savaşçılar Triquel’in yanıtına gülmeye başladı.

“Çok doğru. Hangisinin uzun hangisinin kısa olduğunu söyleyebilmek için yan yana koymalısın. Kendime ödül verdiğimi düşündükçe mahcup oluyorum.”

Yulian çekinmeden sert bir şekilde cevap verince, savaşçıların kahkahası daha da arttı.

“Başka soru var mı ?”

Kırmızı Fırtına’nın Dört Binicisi kafalarını aynı anda hayır anlamında sallayıp, birbirlerine baktı.

“Evet.”

Savaşçılar diğer takımların üzerinde üstünlük kurmak için çabucak kendi takımlarına dağıldı.