{Çevirmen: Votin}
Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 5.Kısım Altın Kaplumbağa 1
{Düzenleyici: GeceSair}
Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 5.Kısım Altın Kaplumbağa 1
Eğer uzun sürdüğünü düşünüyorsan, uzun sürmüştür,
eğer kısa sürdüğünü düşünüyorsan, kısa sürmüştür. İki şekilde de, Kızıl Fırtına
iki ayı canavarlar çölünde harcadı.
Bu süre içinde beş tane yolculuk amaçlı sırt çanta dolusu canavar ruhu topladılar, bu Kırmızı Fırtına savaşçılarının ne kadar çok
canavarı yendiğini anlamanıza biraz yardımcı olur.
Bitmek bilmeyen bir sis çöl boyunca yayıldı, ve
güneşin yoğun sıcaklığı sanki tüm bu sisi kovalamaya çalışır gibi aşağıya
dökülüyordu, ama sise ve sıcağa rağmen, tüm bu savaşçılar yüzlerinde sırıtmalar,
ve tam bir özgüvenle son canavara boyun eğdirmeye gidiyorlardı.
Bu turun boyun eğdirme talimin sonuydu.
Thrint’in savaşçı kadrosu, talimi en son sırada
bitirenlerdi , geri döndükleri zaman Yulian’ın ne tür bir ceza uygulayacağı
hakkında endişeliydiler. Ancak, yine de hayatta kaldıkları için mutluydular.
Talimi birinci sırada bitiren takım Shubeon’un takımıydı. İkinci sıradaki Haisha’nın
takımını ucu ucuna geçmeyi başarmışlardı.
“Yulian-nim, talimi ilk sırada bitiren savaşçılara ödül
olarak ne vereceksiniz?”
Yulian Shubeon’un sorusunu yanıtladı.
“Ne ödül vermemi dilerdin?”
Shubeon dikkatlice konuşmadan önce diğer savaşçılara
baktı.
“Umarım ödül ve cezalandırma bir birini dengeleye
bilir.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Thrint’in hatası için olan cezalandırma, umarım
ödülümüz olarak onları bağışlarsın.”
Yulian ona emrini geri almasını söyleyen Shubeon’a
dik dik baktı, ama bunun sebebinin yalnızca yoldaşları için geldiğini bilerek, tekrar
sakin bir ifade takındı.
“Bu sizin dileğiniz mi?”
“Bu durum için aynı şeyi dilemekte olan tüm takımım
adına konuşuyorum.”
Yulian bakışlarını Thrint’e çevirdiğinde, Thrint Yulian’ın
gözlerine bakamayıp kafasını çevirdi.
‘Görünen o ki çoktan ikna olmuş. Tek cezalandırılacak
olanın kendisi olmayacağı için mi acaba?’
Yulian’ın aklından geçen, gururlu Thrint’in böyle
bir yardımı asla kabul etmeyeceğiydi. Eğer takım arkadaşları için olmasaydı,
Thrint’in bu kadar sessiz kalmasının bir yolu yoktu.
“Pekala, bunu onaylayacağım.”
Yulian onayını verdikten sonra, tüm savaşçılar gülümsemeye
başladı. Yulian’ın fikrini değiştirmemesi için çığlık atamıyorlardı, ama hepsi
çok mutluydu.
Yulian ve Kızıl Fırtına yavaşça çölün ortasına
ilerlerken bir sürü canavar yakalamaya devam ettiler.
“Bunu söylemenin bir anlamı yok biliyorum, ama bir çoğumuz
burada diye savunmanızı inirmeyin.”
“Emredersiniz efendim.”
“O zaman hadi bir fırtına gibi süpürelim.”
“Waaaaaaaaah!”
Savaşçılar görünürdeki canavarlara doğru koşarken
bağırmaya başladılar. Yulian ava katılmadı anormal bir durum yaşanmaması için,
bölgeyi ve savaşçıların durumunu gözlemledi.
“Ha? Ne tür bir canavar bu? Bu bir hayvan mı?”
Haisha toprağın altından gelen altınımsı ışığa
bakıyordu, kumun üstünde yüzermişçesine sürünen yumruk büyüklüğünde bir
canlıydı. Haisha canavara doğru koştu.
Yaklaştıkça, kaplumbağa şekilli canlı, onu hareketli
altın küpü olarak çağırmak yanlış olmazmışçasına, daha da kuvvetli parlıyordu.
Haisha görmekte olduğu canavara yada canlı gibi
görünen başka bir canlı duymadığını fark etti.
‘Eğer bunu yakalarsam, eminim şamanlar ve kabile
halkı bu olağan üstü görüntüden mutlu olacaklardır.’
Haisha büyük kılıcını yerine yerleştirdi ve
göğüsünden sosoontasını çıkardı. Onu çıplak ellerle yakalaya bilecekmiş gibi
görünüyordu, ama dönüşebiliyor olma durumuna karşı hazırlıklı olmak istedi.
Hasiha yavaşça altın kaplumbağaya doğru yöneldi. Altın
kaplumbağa normal bir şekilde çölde yüzermiş gibi ilerliyordu, ama birden bire
sanki Haisha’nın canice arzusunu fark etmiş gibi kafasını kuma sokup kazmaya
başladı.
“Ah hayır yapma!”
Altın kaplumbağa kuma doğru ilerlemeye başlayınca,
Haisha kaplumbağayı yakalamak için atıldı.
Neyse ki, altın kaplumbağa yalnızca bir hayvan gibi
görünüyordu. Kaçmak için bacaklarını savurmaya başladı.
“Bu şey, sadece bacaklarında mı kuvvet var?”
Haisha elindeki sert altın kabuktan hiç güç
gelmediğinden kendi kendine mırıldandı.
“Haisha!”
Yulian’ın ona bağırıp üzerine doğru geldiğini fark etti.
Haisha Yulian’ın neden telaş içinde olduğunu
anlamayıp Yulian’a bakarken karmaşa içinde kafasını salladı.
Yulian’ın bağırışına tek şaşıran Haisha değildi.
Yulian’ın bağırmasına savaşçılar da şaşırmıştı, daha sonra tekrar Haisha’ya
bakıp yüzleri bem beyaz olurken adını haykırarak üzerine doğru yönelmişlerdi.
“Neler oluyor? Ha, herkes neden bu kadar büyük
görünüyor?”
Hasiha herkesin ona doğru koşuşunu izlerken şaşıp
kalmıştı. Herkes normalden en az iki kat uzun görünüyordu. O zaman belki de, bu
halüsinasyonlara sebep olan bir hayvan olabilir miydi?
“Yakala!”
Yulian Haisha’ya kalın bir ip atarken seslendi.
“Neden birden bire atıyorsun…!”
Haisha aşağıya bakınca sonunda anladı. Belinden aşağısını
göremiyordu.
“Kayan kum!”
Elindeki altın kaplumbağa yüzüyormuş gibi
dörünmüyordu, gerçekten de kumda yüzüyordu.
Haisha’nın içinde olduğu kayan kum diğer çöl
kumlarından farklı görünmüyordu.
Kayan kum sürekli aktığından dikkat edebilirdin ama
bu hiçte farklı görünmüyordu, hatta Haisha gibi ihtiyatlı ve özenli bir savaşçı
içine düşüyordu.
Başlangıçta yavaşça içine çekiliyordu, ancak
baldırları da içine girdiğinden beri, yer çekiminin merkezi üstüne çökmüş gibi
çökme hızı çok artmıştı.
“Haisha! Yakala!”
Haisha dikkatini toplayıp Yulian’ı ve diğer tüm
savaşçıları dinleyip altın kaplumbağayı bıraktı. İpi yakalayana kadar, kum
çoktan göğsüne gelmişti.
“Çek!”
Haisha ipi yakalayınca, Yulian kuvvetle bağırarak
tüm gücünü ipi çekmek için kullandı.
Onu takiben, diğer tüm savaşçılarda ipi çekmeye
başladı, ancak boynuna kadar kuma gömülü olan Haisha’yı dışarı çekmeye yeterli
değildi.
Ayrıca, omuzlarından hiç güç alamadığından, Haisha’nında
ipi çekecek gücü yoktu. Haisha kumda batmaya devam etti.
“Hasiha!”
Herkes onun adını haykırıp tüm güçleriyle çekerken, Haisha
tamamen kayan kuma batmıştı.
Kısa bir süre zarfında, Yulian çabucak Haisha’nın
düştüğü yerdeki kumun nasıl akmadığını düşünerek orada bir delik olması
gerektiğine karar verdi.
‘Durum buysa, burasının bir dibi de olmalı. Eğer bir
dip varsa, onu çıkarmak için de bir yol olmalı.’
Tabii daha doğrusu büyük ihtimalle Yulian’ın tüm
bunları düşünecek kadar vakti yoktu ve iç güdüsüyle hareket etti, ama her neyse.
Yulian koşmaya başlayıp ipi baldırlarına dolarken haykırdı.
“Sıkıca tutun. Gidip onu getireceğim!”
Bir çok savaşçı onu yakalayıp durdurmaya çalışsa da,
Yulian çoktan kayan kumdaydı ve ayakları batmaya başlamıştı.
Savaşçılar şaşkınlıkla iple onu dışarı çekmeye çalıştı,
ancak Yulian çoktan bedeninin alt tarafını daha ağırlaştıran “Chun-gun-choo,”
denen dövüş sanatını kullanmıştı, ve kuma hızla batıyordu.
Kırmızı Savaşçıları yüzlerinde mahvolmuş bir bakışla
sıkıca tutmakta oldukları yerdeki iki ipe bakıyorlardı, ve yalnızca Yulian’ın
dediği gibi güvenle gelmelerini bekleyebiliyorlardı.
Yulian’ın beklediği gibi, kum akmıyordu, ve bedeni
sadece kumda daha da batmaya devam etti.
Yulian batarken, önünde bir ip ucu fark etti. Bunun Haisha’nın
bağlı olduğu ip olduğunu idrak edince, Yulian ipe doğru uzanıp kendini kumda
daha da hızlı batmaya zorladı.
“Daanng!”


