Yoko devasa kapılardan dışarı çıkar çıkmaz kafasını dağıtmak için yok oldu,Portas rahatsız tahtan kalkıp belini oynatarak kütletti,Theodor'un bu tahta nasıl yüzlerce yıl oturduğuna şaşırıyordu,tahtın merdivenlerinden inip hizmetçilerden bir kupa şarap aldı,içmeyi severdi,özellikle savaştan önce,savaştan sonra ve savaş sırasında.Ama en çok da,savaşı planlarken,hayal ederken içmekten ayrı bir zevk alırdı.Kupayı kafasına dikip yumuşak içkiyi bitirdi ve kupayı kenara attı,hizmetkar hemen yere atlayıp kupa düşmeden onu yakaladı.Portas gereksiz sesten nefret ederdi.Yavaşça yürüdü,büyüyle güçlendirilmiş,tamamen kırmızı elmastan yapılmış zırhı vücuduna tam oturuyordu,büyü sayesinde esnek ve sağlamdı.Ayaklarında,diz kapaklarına kadar gelen ejderha derisinden botlar,altında ise aslan derisinden pantolon vardı.Zırhın altına,göğüs kısmına bir şey giymeyi sevmezdi,ama Yalnız Adalarda olan olaydan sonra,asıl zırhın altına bir de zincir örgü giymeye başlamıştı.Sinirle yumruğunu sıktı,Leotin veledi şansa bala onu yaralamıştı,yüzlerce kişinin önünde kanı akmış ve küçük düşmüştü,Naceyno'yu onu bulması için göndermişti,ama az önce de Yoko gelmiş,Naceyno'nun görevlerinde değişiklik yaptığını söylemiş,Leotin ile birlikte Tanrı denilen kişiyi aramaya başlamışlardı.Portas taht odasının balkonundan baktı,gökyüzünde ki şehre,üstünde yaşayan kişilere baktı,hepsi yarı tanrıydı,bazıları hapsolmamış tanrıların,bazıları hapsolmuş tanrıların soyundan gelenlerdi.Çok güçlülerdi,ama yine de Portas'ın 'ordu'diyebileceği bir topluluk değillerdi,yeryüzünde ki insanoğlu kadar öfke,kin ve hırs dolu değillerdi.Altın Gök de barış içinde yaşamak onları tembelleştirmiş ve zayıf düşürmüştü.Ama Portas bunu değiştirecekti.
Biraz dengesiz,hatta deli olsa da,aptal değildi.O,Savaş Tanrısıydı,yaklaşmakta olan bir savaş varsa,herkes den önce onun haberi olurdu,o planlarını yapıp tarafını seçtikten sonra savaş başlardı,ama şimdi devir değişmişti,Portas savaşın yaklaştığını hissedebiliyordu,ama kimlerin arasında yaşanacağını,yani tarafları tam kestiremiyordu.Birkaç yıldır süren savaş onu güçlendirmişti,bu sayede diğer tanrılara boğun eğdirmiş ve kral olmuştu.Ama biliyordu ki,hepsi sonsuza kadar hakimiyet altında kalmak istemezdi,bu yüzden isyankarların temizlenmesi gerekiyordu,daha güçlü bir ordu eğitmeli,ve bununla yeryüzünü istila ederek gücüne güç katmalıydı.Bir kaç hafta önce ki savaşı anımsadı,bu onun hoşuna gitti.İki güçlü kişinin savaşı,beklemediği anda vuku bulmuş,taraflardan biri Qerzost kullandığı halde yenildiğinde,çok şaşırmıştı.Şimdi ise,bir şeyler oluyordu.Güya,savaş bitmişti,ama niçin kılıçlar kınlarına girmiyordu?Portas kocaman,canavarımsı ellerini balkonun kenarlarına koydu,sinirle aşağıya baktı.Naceyno'yu görmeye çalıştı.
"Anlat Naceyno."
***
"Saçının renginden anlamalıydım."dedi Naceyno."Yoko'nun saçları da bembeyaz."
"Bunun mümkün olup olmadığını bile bilmiyordum."dedi Hartes."Sen bir tanrının oğlusun yani?"
"Aynen öyleyim."dedi Melek.Konu onu rahatsız etse de,Hartes den başka kime söyleyecekti ki?
"Peki adın niye Melek?"diye sordu Naceyno merakla.
Melek'in çenesi kasıldı,önce söylemek istemese de,yıllardır sakladığı bilgileri birileriyle paylaşma ihtiyacı duydu.
"Annem,gecenin bir yarısı gelip ona tecavüz eden şeyin bir melek olduğunu,benimde onun yükünü taşımam gerektiğini söylerdi.Adım buradan geliyor."
"Bu.."dedi Hartes."Çok ağır bir yük."
"Öyleydi,eskiden."diye devam etti Melek,söylediği her şeyde biraz daha açılıyordu."Garip bir şekilde,zengindik.Annem'in çok parası vardı,nereden geldiği belli değildi.Saçma sapan şeylere harcayıp dururdu ama,bazen yüzlerce köle alır,sonra hepsinin boğazlarını kesip kanlarını avluya akıtırdı."
"Bu çok korkunç!"dedi Naceyno tiksinerek.Bir annenin çocuğunun önünde böyle bir şey yapmasının çocuğu nasıl etkileyeceğini düşündü.Titredi.
"Neden yapıyordu ki bunu?"
"Annem,Yoko'nun çocuğunu taşıyabilmişti,ama gücünü taşıyamamıştı.Annem delirmişti."
Hartes dudaklarını ısırarak bakakaldı,sürekli,içten içe annesinin olmaması onu üzer ve kızdırırdı,eğer annesi olsaydı,mutlu ve daha normal bir hayat yaşayabileceğini düşünürdü.Melek'in söylediği bu cümle,onun hayalinde ki güzel resmi yok etti.Melek bir sandalyeye oturup devam edince,Hartes dikkatini ona verdi.
"Yaşım küçüktü,ama bazı şeyleri anlıyordum.İlki,saçlarımın beyaz olmasının bir nedeni vardı.Bunu ilk kez anneme sorduğumda,bana bedenimi oluşturan ışığın kafamda birleştiğini söylemişti,o zamanlar anlamamıştım.Bir diğer şey ise,diğer çocuklardan daha güçlü,daha yetenekli ve daha zeki olmamdı.Okula birincilikle girdim,sınıfın da,okulunda birincisiydim.Ama beyaz saçlarım ve annemin deli olması yüzünden sürekli alaya alındım,aşağılandım.Sonra bir ustaya verildim,bir grubum olmuştu.Ama bu kez farklıydı,okulda ne kadar garip varsa,benim grubumdaydı.Sessiz,utangaç ve saf Megas,havalı,agrasif,zeki Zandor,ve bir kız."
"Ama dört kişiymişsiniz,gruplar üç kişilik olur."
"Biz farklıydık,hiç bir usta kızı grubunda istemedi,mecburen bize kaldı."
Naceyno Melek'in bazı anılara girdiğini anladı,üstüne gitti.
"Sonra ne oldu?"
"Kız,ki ismi Vinay dı,gruba olağan üstü bir uyum sağladı.Megas'ın aksine sessiz değildi,Zandor'un aksine havalı değildi,benim aksime garip hiç değildi.Biz üçümüz,değişik varlıklardık,ama Vinay aramızda ki melekti,ben değildim.Birlikte görevlere gittik,yavaşça birbirimizi tanıdık,güvendik,başarıdan başarıya koştuk,ismimiz duyuldu,konsey bizi Ölüm Oyunlarına gönderdi,oraya gitmemiz ilk büyük hatamızdı."
Neden diye sormadı Hartes,Ölüm Oyunlarını bilen biri olarak,yaşananları tahmin etmişti.Ama kafasında takılı olan bir soru vardı.
"Beni eğitmek için Kotan Bölgesine geldiğinde,sadece üçünüzün turnuvaya katılıdığını söylemiştin."
"Yalandı,sizi motive etmek içindi,neyse,oyunlara katıldık,Ölüm Dağlarında tuzağa düştüğümüzde,Zandor neredeyse ölüyordu.Ama zor da olsa finallere çıktık.Finallerde,Vinay'ın rakibine bir şey oldu,çocuk başlarda normaldi,sonra...değişti."
"Hangi anlamda?"
"Daha güçlü,saldırgan ve dengesiz oldu,Vinay korkup pes etti,ama çocuk hakemi dinlemeyip saldırdı,bizde müdahale ettik.Biz arenaya inene kadar,çocuk Vinay'ı yaralamıştı.Ustamız çocuğu öldürdü,biz Vinay'ın yanındaydık,Vinay son nefesinde Melek isminin bana çok yakıştığını söyledi."
Melek nefeslenip gözlerini kapadı,yıllar önce ki olaylar kafasına dolmuştu.Parçalanmış bir arena,zemin kan,gök kara.Tekrar gözlerini açtığında karşısında ki iki çocuğun üzgün,meraklı bakışlarıyla karşılaştı.Hikayenin devamını anlatmaya başladı.
"Olanlardan sonra,dağıldık.O zaman grubun en büyük genciydim,on beşime yeni basmıştım,ustamızdan izin isteyip,ayrıldım.Krallıkları gezip,kafamı dağıttım.Güney Krallığında,o zamanlar pek yaygın olmayan yüksek okula gittim,maliye sanatını öğrenip uzun bir süre krallıkların açıklarından faydalandım,Güney ve Batı krallıklarında iyi tezgahlar kurdum,çok para kazandım,sonra diğerlerinin haberlerini aldım.Megas,Kuzey ordusuna katılmıştı,Zandor yaz adalarına gidip içkiye gömülmüştü.Yıllar geçip gitti,büyüdüğüm köyden,annemin çok hasta olduğunu yazan bir mektup aldım,hızla gittim,neler olduğunu anlattılar,yine köle keserken,birisi zincirlerini koparıp anneme saldırmış,annem son nefesinde,bana Işık Tanrısının oğlu olduğumu söyledi.O öldükten sonra da,bu şehre geldim,yaşlı kadınla tanışıp,onunla çalışmaya başladım."
"Sanki,büyük bir savaşçının hayatını okumuş gibi oldum.Yani dinlemiş."dedi Naceyno.
"İçten içe büyük biri olduğunu düşünürdüm,ama şimdi anladım.Sen gerçekten büyük birisin Melek."
Melek güldü,yorgun bir şekilde Hartes'e baktı."Beni boş ver şimdi,kararını verdin mi?Gidecek misin?"
Hartes geriye yaslandı."Başka şansım yok,önemli konulardan konuşacağımıza eminim,bu olmasaydı bile,sırf tanışmak için giderdim.Yani evet,gideceğim.Ama önce,bir mektup yazmam gerekiyor.Rades için."
***
Güneş,tepede muhteşem bir şekilde parlarken,Megas Tenpo şehrinin kapılarından hızlıca geçip,seyrek sokakta yürümeye başladı,arkasında,dört genç birer gölge gibi hareket ediyor,sessiz adımlarla onu takip ediyorlardı.Dehşet verici bir hızla buraya gelmişlerdi,yorgunlardı,yürüyecek takatleri bile yoktu ama,hepsinin kalbini heyecanla çarptıran,küçük olsa bir umut kırıntısı bu şehrin sokaklarındaydı,ve ona gittikçe yaklaşıyorlardı,Megas yakıcı güneşin etkisi azaltmak için birkaç saniye içinde kafasını akan çeşmelerden birinin altına uzatıp çıkardı,doğrulup arkasını döndüğünde çocukların,kendisine doğru gelen bir adama doğru harekete geçtiklerini fark etti,kim olduğunu görünce,şansına küfretti.Boris Selon dehşet verici karizmasıyla ve kralları bile kıskandıracak kıyafetleriyle karşısındaydı,hınzırca gülümsüyordu.
"Oh,Megas,seni burada görmeyi beklemiyordum."
Megas kaşlarını çatıp kısık sesle cevap verdi,tanınmayı göze alamadı.
"Bende seni Boris,burada ne işin var?"
Boris'in gülümsemesi,söndü,kaşları çatılırken,yüzünü ekşitti.
"Genç Leotinle randevum var,ya sen?"
'Genç Leotin' lafı Megas'ın heyecanlanmasına,Lara'nın sesli ve hızlı bir şekilde nefes almasına sebep oldu.Megas eğer iş savaşa varırsa işi hızlıca bitirmek için hazırlandı.
"Ne tesadüf,benim de onunla bir randevum var."
"Ne hayal kırıklığı,"dedi Boris sertçe."Onu kimseye kaptırmaya niyeti olmayan birinin emriyle buradayım."
Megas yumruğunu geri çekip,ileri gönderdi,Boris'in ifadesi değişmezken,üstünde durdukları zemin havaya uçtu.


