21 Ağustos 2017 Pazartesi

Ningendo-2.Kitap:İntikam-16.bölüm-Müzakere Çağrısı

"Eee?"dedi Boris."Beni içeri davet etmeyecek misin?"

Melek burnundan nefes aldı,cevap vermedi.Boris buna sevinmiş gibi boynunu kütletti.
"Yüce Kagara'nın yazdığı yasalara göre,kapına gelip doğru cevabı veren herkesi içeri almak zorundasın,hatırlatmama gerek var mı?"
"Hayır yok."dedi Melek sinirle."Lütfen içeri gel."
"Siz burada kalın."dedi Boris arkasında ki iki canavara.
Melek kenara geçip Boris'in içeri girmesine izin verdi,Boris kasılarak koridoru bitirdi,karşısına çıkan yaşlı kadının elini öpüp sandalyelerden birine oturdu,bacak bacak üstüne atıp,tiksintiyle kuşlara baktı.
"Ne pis hayvanlar ama,sıçmaktan başka işe yaramıyorlar.Ha birde bağırmaktan."
"Bana birini hatırlattı."dedi Melek."Ne istiyorsun Boris?"
"Konuşmak."diye cevap verdi Boris,yılışık bir gülümsemeyle."Konuşmaktan başka ne isteyebilirim ki?"
"Silah,zırh,iksir,aklına gelebilecek çoğu şeyi satıyoruz,ilgilendiğin bir şey yok mu?"
"Aslında var."dedi Boris yavaşça,hala ağzını açmamış Yaşlı Kadına bakarak."Bazı şeyler duydum,ilginç şeyler."
"Ne gibi?"
"Yaralı birinin Tenpo'ya rüşvet karşılığında girmesi."
"Ne kadar ilginç,daha önce hiç yaşanmamıştı."
"Ve bu kişinin kolunda biriyle bu sokağa girmesi."
"Bu sokağa her gün yüzlerce kişi giriyor."
"Ve bu yaralı kişinin buraya girmesi."
"Buraya da günde yüzlerce kişi giriyor."
Boris en sonunda kahkaha attı,hemde gerçek bir kahkaha.Aralıksız iki dakika güldükten sonra durdu ve elini karnına koydu.
"Ah ah,Melek.Her zaman ki gibi şüphe çekmemeye çalışırken boka batıyorsun.Buraya gelenin kim olduğunu biliyorum,ve onu görmek istiyorum."
"Neyden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrim bile yok."
"Tabiki de yok,çünkü buraya ordu generali olarak değil,normal bir insan olarak geldim.Herhangi bir rütbem yok."
"Buna inanmamı mı bekliyorsun?"
"Evet."
"Sana inanıyorum."dedi Melek sıkıntıyla,Hartes ve Naceyno'nun saklandığı odaya gözünü kaydırmamak için büyük bir çaba harcıyordu.Boris düzgün,temiz ellerini incelerken,homurdanır gibi konuşmaya başladı.
"Birbirimizi oyalamaya gerek yok Melek,Leotin çocuğunun sana geldiğini biliyorum,sınırların yakınlarında ki geniş çaplı hasarın ona ait olduğunu da biliyorum.Ona söylemek istediğim bir kaç şey var,ilki de kiminle savaştığı,öldürdüğü adamın cesedini bulduk,ama kafası yoktu.Ganimet olarak almış olmalı,değil mi Hartes?"diye bağırdı son anda Boris,kafasını iki gencin saklandığı odanın kapısına çevirerek.Melek bir kaç saniye hareket etmedi,sonra hızla saldırdı,daha Boris'e yaklaşamadan,geriye savruldu.Göz ucuyla Boris'in kalktığını ve kapalı kapıya doğru gittiğini gördü,onu durdurmak istedi,ama hala yere düşüyordu,düşünceleri şimşek gibi hareket ediyor,Boris'in nasıl bir teknik kullanarak kendi çapında zamanı yavaşlatabildiğini düşünüyordu.Boris kapının kulpunu çevirip açtı,sonra göğsüne bir tekme yiyip geriye düştü ve Melek'in üstünde kullandığı teknik kayboldu.Odanın içinden önce Naceyno çıktı,arkadan Hartes.Boris düştüğü yerden sırıtarak kalkmaya çalıştığında,Hartes elini uzatıp yumruğunu yavaşça sıktı,oda birden titredi,sonra Melek tekniğin ismini duydu,hala varolduğunu anlayınca şaşırdı.
"Kılıç Engeli."
Dört bir taraftan beliren kılıçlar,çaprazlama şekilde,Boris'i aralarına alacak şekilde birleşmişlerdi,Ramsey'e olanın aksine saplanmamışlardı,sadece hareketsiz bırakmışlardı o kadar.Boris gülümsedi,sanki sıkışmamış gibi konuşmaya devam etti.
"Hartes Leotin.Seninle yeniden karşılaşmak ne büyük şeref."
Hartes tek kaşını kaldırdı,yapmacık şekilde güldü."Aynısını söyleyemeyeceğim Boris,senin gibi piçleri yeniden görmek bela demektir."
"Hadi ama,o kadar da kötü değilim."
Hartes dişlerini sıktı,kaşları titredi."Benimle konuşmak istediğini söyledin,ne konuşacaksın?"
Boris rahatsızca kıpırdandı."Sana reddedemeyeceğin bir teklif getirdim."
"Vay be,o kadar iyi,ha?"
Boris gülümsedi,dudaklarını ıslattı.
"Sana Tanrı'dan haber getirdim evlat."
Hartes bir an dondu.Kalbi heyecanla çarpıyor,beyni bunun gerçek olabileceğine ihtimal vermiyordu.İkilemde kaldı,sinirle,elini açtı,Kılıçların Dansı'nı kullanamaya hazırlandı.
"Yalan söylüyorsun."
Boris kafasını yana yatırdı,Naceyno'ya baktı.Ciddi bir ifadeyle konuştu.
"Damarlarımda akan Portas kanı üstüne yemin ederim,gerçeği söylüyorum."
"Sen,ne kanı?"dedi şaşkınlıkla Naceyno,ağzı açık kalmıştı."Sen nasıl Lord Portas'ın kanını taşıyor olabilirsin?"
Boris bıkkınlıkla ofladı."Ailem binlerce yıldır onun kanını taşıyor,tatlım.Saçlarımdan ve auramdan anlayabilirsin,ben tanrı soyundan geliyorum."
"Yeter,saçmalamayı kes."dedi Hartes sinirle."Ne haberi getirdin onu söyle."
Boris kafasını olur manasıyla salladı."Hartes Leotin,seni,Tanrı'nın hizmetkarlarından biri olarak,onun emri ve isteğiyle,tarafsız bir alanda,hiçbir zarar görmeyeceğine yemin ederek,müzakereye davet ediyorum."
"Beni önce öldürmeye çalıştı,sonra da buluşmaya mı çağırıyor?Ne kadar da zekice bir yol."
Boris kafasını iki yana salladı.
"Seni öldürmeye çalışmadı o,Ramsey'i seni getirmesi için göndermişti,ama geçmişin acıları Ramsey'in aklını bulandırmış,sana saldırması sonu oldu,haksız mıyım?"
Hartes elini indirip,arkasını döndü,beyni en hızlı tekerleklerden bile hızlı dönüyor,bu davetin arkasında herhangi bir tuzak,veya tehdit olup olmayacağını hesaplamaya çalışıyordu.Haftalardır aradıkları kişi onları konuşmak için çağırıyordu,bu bulunmaz bir fırsattı.Yavaşça arkasını döndü,Boris'in kendisi izleyen yüzüne,Melek'in şüphelisi suratına ve Naceyno'nun kendine beklentiyle bakan güzel yüzüne baktı,hesaplamalara başladı.
"Kendi başıma gitmeliyim,eğer bu bir tuzaksa,kaçma şansım daha yüksek olur,eğer kaçabilirsem,gidebildiğim kadar hızlı şekilde Mürettebat'a giderim,bana orada dokunamazlar.Yada kaçmam,Tanrı'yla ilgili birçok şey var,çok güçlü olduğunu söylüyorlar,belki de sadece benim gibi,içinde güçlü bir varlık taşıyan birisidir,ama ben de Sharanor'a sahibim,onun desteğiyle,onu yenebilir,sonra da Kotan Bölgesi üzerinden güneye geçer,Gölge'yi aramaya başlarım,yada buraya geri..."
"Bu yapılamaz evlat."
Hartes düşüncelerinden sıyrıldı,kaşlarını çatıp Boris'e baktı.
"Ne demek istiyorsun?"
Boris derin bir nefes aldı."Ne düşündüğünü biliyorum,ama bu yapılamaz.Sen,Tanrı'yı yenemezsin,bu yüzden yaptığın planı unut.Çünkü bakışlarından planını anlamak mümkün.Onu öldürmeyi planladın."
"Nereden biliyorsun?"
"Çünkü,bir zamanlar bende o bakışa sahiptim,ve sahip olan bir çok kişiyi öldürdüm.Tanrı,sana veya dostlarına zarar vermeyeceğine söz verdi,sadece konuşmak istiyor."
"Ne hakkında?"diye araya girdi Melek."Bu tanrı diye hitap ettiğin kişi,Hartes ile ne hakkında konuşmak istiyor?"
Boris kılıçların arasında biraz kıpırdandı,rahatsızca boynunu hareket ettirdi.
"Bilmiyorum,bana söylemedi,onunla konuşunca öğrenirsiniz zaten."
"Bu daveti neden kabul edeyim?"
"Başka şansın var mı?Onu arıyordun,ve buldun.Seni çağırıyor evlat,sana değer veriyor ve seni önemsiyor,bu yüzden seninle yüz yüze konuşmak istiyor.Bana düşen bu kadar,gerisi sende."
"Dur bakalım."dedi Melek ileri doğru gelerek."Neden sana inanalım?Senin tanrıya hizmet ettiğini nereden bileceğiz.Yıllardır kralın konseyinde,ona hizmet eden birisin sen."
Boris kafasını başka yere çevirdi,gözlerini kapatıp cevap verdi.
"Yıllardır tanrının emriyle o konseydeyim,benim gibi çok kişi var,tüm kralların ve hatta güzel kraliçe Amelia'nın yanında bile adamları var,son savaşı kimin başlattığını sanıyorsun?Savaşı kral değil,Tanrı başlattı."
"Nasıl?"
Boris'in gözlerinde mahcubiyet ve utanç geçti.
"Kralın kızını bana öldürterek."
Hartes arkasını döndü,bir miktar düşündü,sonra tekrar Boris'e döndü.
"Daveti düşüneceğim,yarın tekrar gel,kararımı o zaman söyleyeceğim.Şimdi siktir git."
Hartes elini aşağıdan yukarı doğru kaldırdı ve kılıçlar aniden yok oldu.Boris sendeleyip diz üstü düştü,kafasını kaldırıp gülümsedi,gülerek ayağa kalktı.
"Son bir kaç şey daha Hartes,savaşın bittiğini sanma,asıl savaş daha başlamadı.Tanrı,gelecekte ki büyük savaşı başlattığı zaman bütün özel kişileri ve,elbette yarı tanrıları da yanında istiyor.Kazanacak tarafı seçmeni tavsiye ederim."
Boris arkasını dönüp gitti,dört kişiyi sessiz,düşünceler içinde bıraktı.Söyledikleri ve anlattıkları,çöle şiddetli bir yağmur yağması gibi etki yapmıştı,herkes söylenenleri anlamaya,sindirmeye çalışıyordu.Hartes nefesini düzeltmeye çalışarak kenara oturdu,dakikalarca sürdürdüğü teknik tam iyileşmemiş vücudunu çok yormuştu,tamamlanmayan çakrası neredeyse dibe vurmuştu.Derin nefesler alarak kendini toparlamaya çalıştı,Naceyno hemen yanına diz çökmüş,durumuna bakıyordu.Hartes Melek'in sessiz,düşünceli yüzüne baktı,aklına gelen soruyu sormakla sormamak arasında kaldı,kendi gözleri sayesinde her şeyi görebilen,bizzat yaşıyormuş gibi anlayan Sharanor'a uzandı,Hartes onunla olan bağını anlatamıyordu;zihninin karanlık bir köşesinde,bir iplik gibiydi,boş,havasız zeminde bilinçsizce sallanıyordu,sonra Hartes kendisine ait olan,kontrol edebildiği,kafasının içinde hissedebildiği ipliği o iplikle birleştiriyor,iplikler sert bir halat gibi genleşiyor ve Hartes'in düşünceleri Sharanor'un bilinciyle doluyordu.Hartes bunu yüzlerce kez yapmış olsa da,hala yaparken ürperiyor,vücudundan garip bir ürpertinin geçmesine engel olamıyordu.İplikleri birbirine değdirdiği anda,tüm vücudu titredi ve bilinci Sharanor'un ki ile birleşti.Sharanor'un ağır,baskıcı bilinci eskiden çok ağır gelse de,artık kaldırabileceği bir seviyedeydi,yaşlı ejderha yavaşça konuştu,yorgun gibiydi,gerçi sürekli öyleydi.Birkaç tanrıyı zapt etmek kolay şey değildi.
"Merak ettiğin sorunun cevabını biliyorum,ama ona sorman daha uygun olur."
Hartes gözlerini kaldırıp Melek'e baktı,mavi gözleri ve beyaz saçıyla değişik,garip bir adamdı,ama çok yakışıklı ve karizmatik idi.Gözlerini kısıp,ona hitaben konuştu.
"Sen,kim,yada daha doğrusu,nesin Melek?"
Melek gelen soruyla dudaklarını birbirine bastırdı,ufak nefesler alarak Hartes'e ve Naceyno'ya döndü,kafasını dikleştirdi,tavanda ki,odada ki tek ışık kaynağı olan lambaya baktı.
"Ben Işık Tanrısı Yoko'nun oğluyum,ben bir Yarı Tanrıyım."