30 Ağustos 2017 Çarşamba

Ningendo-2.Kitap:İntikam-28.bölüm-Bilge Kişi(3)

"Ben..."dedi Hartes kekeleyerek. "Teşekkür ederim."

"Bana şimdi teşekkür etmene gerek yok,bunu bir iyilik olarak say,bir gün ödeyeceksin."
Ödeyeceksin."Ödeyeceğimi biliyor."diye düşündü Hartes."Kahinlik böyle bir şey sanırım."
"Birkaç sorum daha var,ama cevaplarına karşılık sana borçlanmaktan korkuyorum."
"Sor."dedi Kahin."Sor ve içini rahatlat."
Hartes hangi sorudan başlaması gerektiğini düşündü."Portas,benden ne istiyor?"
"Hmm,"dedi yaşlı adam,elini kel kafasına götürüp kaşıdı."Sanırım seni bir tehdit olarak görüyor,ama küçük bir tane tehdit,Altın Modlu ve Shranorlu olman,seni dünyanın en tehlikelisi yapmıyor,senden daha tehlikeli,daha nüfuzlu kişiler var,sadece Kronos dan da bahsetmiyorum,güneyde,batıda ve daha gizli yerlerde kolayca binlerce kişilik ordular toplayabilecek aileler var,sence onlar Kronos'un kendilerini kolayca çiğneyip geçmesine izin verir mi?Tabi ki de hayır.Portas da yönetmek istediği insanların yok olmasını istemiyor,eğer bu yola baş koyarsan,karşında ilk onu bulursun."
"Anlıyorum."dedi Hartes düşünceli bir şekilde,sakin görünse de,bir miktar endişeliydi,dünya üzerinde ki hiç kimse savaş tanrısını karşısına almak istemezdi,ama o ve Portas çoktan karşı karşıya gelmişlerdi;Yalnız Adalarda Hartes onu yaraladığı zaman.
"Pek anladığını sanmıyorum."diye lafa girdi Jack,bütün konuşmalar süresince sessiz kalmıştı,ama şimdi lafa girdiğine göre söyleyecekleri vardı."Savaş Tanrısından bahsediyoruz evlat,normal tanrılar zaten çok güçlü olurlar,ama Portas serseri bir tufan,hortum gibidir,öfkesi her şeyi yakıp yıkar,kaç kişi öldürdüğüne de bakmaz,dediğim gibi,hem de o savaş tanrısı,bütün hamleleri,manevraları,planları tahmin edebilir.Onu savaşta yenmek,kuzunun kurdu yemesi kadar imkansız."
"Birşeyler düşünürüz."diye konu kapatma amaçlı bir cevap verdi Hartes.
"Öyle olsun."dedi Kahin,elinde tutttuğu ahşap ağızlık yerini ağzına getirdi ve çekti,cam şişede hareketlenen suyu izledikten sonra,büyük bir miktar duman üfledi."Diğer soru."
"Gölgeyi yenecek miyim?"dedi Hartes hızlıca,tüm kalbiyle bilmek istediği cevap buydu,ama ne yazık ki cevap o kadar güzel olmayacaktı.
"Bilmiyorum."
"Ailemle buluşacak mıyım?"
"Bilmiyorum."
"Annem yaşıyor mu?"
"Bilmiyorum."
"Ne demek bilmiyorsun!"diye bağırdı Hartes."Sen kahinsin,bilmen gerekir,bilmek zorundasın!"
"Değilim!"diye bağırdı yaşlı adam,Hartes derin bir nefes alıp geriye kaykıldı,aklına geçmiş anılar doluştu,yaşlı adam ne zaman böyle bağırsa,korkardı.
"Kahinlik öyle işlemiyor çocuk,her şeyi bilip,her şeyi göremem,öyle olsaydı,çoktan dünyaya hükmetiyor olurdum."
"Nasıl işliyor peki?"
"Gelecekle ilgili ufak,küçük parçalar ve imgeler,içime doğan iyi veya kötü hisler,hakkında bilgiler,ve birkaç şey daha,gördün mü?Geleceği tamamen,kesinkes bilemem,hiç kimse bilemez.Bunun sebebi,geleceğin sürekli değişiyor olması,şu anı düşün;bu gemidesin ve buradan çıkıp Gölge'nin peşine düşeceksin,bu ilk seçenek,ikincisi seçenek ise hala otururken,tahtaların arasından fırlayan çok zehirli bir akrebin seni sokması ve gemide gerekli tedavi veya tedaviyi uygulayacak şifa büyücüsü olmadığı için öleceksin,üçüncü seçenek ise Gölge nin aniden burada belirip hepimizi öldürmesi,bu döngü yüzlerce seçeneğe kadar gidiyor,her an gelecek değişiyor,bir ilk seçenek oluyor,bir üçüncü seçenek,işte,gelecek budur,ve şunu da düşün,bu kadar kafa karıştırıcı,bunaltıcı birşeyin içinden çıkıp sabırlı olmasına rağmen huysuz,iyi kalpli olmasına rağmen kötü,dürüst olmasına rağmen yalancı rolü yapan mızmız bir çocukla uğraşıyorsun."
Hartes güldü,hemde tüm içtenliğiyle.Gözlerini kaydırıp hala yanında duran baltasına baktı,ilk sahip olduğu şeylerden biriydi o,tüm hazinelerden,tüm ünvanlardan, kadınlardan daha değerliydi,paha biçilemezdi.
"Peki ya bunu,Dul Feryadını kaybedecek miyim?"
Kahin bir miktar düşündü,sonra cevap verdi.
"Dul Feryadı ancak ve ancak,sahibi onu atalarından birine kaldırınca kırılır,başka türlü yok edilemez,ne de olsa içinde dünyanın en değerli ve tehlikeli şeylerinden birini taşıyor."
İşte bu Hartes'in dikkatini çekmişti.
"Neymiş o taşıdığı şey?"
Kahin sanki çok gizli,ve kutsal bir şeyi söylercesine fısıldadı.
"Theodor'un kemiği."
***
"O pislik yine ortadan kayboldu."
"Peh,sanırım artık alışmalıyız."dedi Melek."Ne de olsa aranan biri."
"En azından Cango'yu öldürmüş."dedi Boris."Bu da birşey,ama nereye kaybolduğunu bende merak ediyorum."
"Kapa çeneni Boris,yoksa bir daha kullanamazsın."dedi Megas sinirle."Neden hala burada olduğunu açıklamadın,neden Harte ile birliktesin?"
"Bunu söyleme zorunluluğum yok."diye cevap verdi Borsi sakince."Ayrıca,beni yenebileceğini sanıyorsan çok yanılıyorsun."
"Sen-"diye sözüne başlayacakken,birisi sözünü kesti Megas'ın.
"Onu boşuna burada aramayın,gitti,ama geri dönecek"
Hepsi aynı anda arkalarını dönünce,karşılarında muhteşem bir varlık buldular.Ela gözlü,beyaz tenli muhteşem bir kız,üstüne giydiği bol kıyafetle karşılarındaydı,Melek Loren ve Malyen'in nefes almadığı fark edince,öksürüp dikkatlerini çekti.Sonra da kıza hitap edercesine konuştu.
"Afedersiniz,ama bunu nereden biliyorsunuz ve,siz kimsiniz?"
"Ben,"diye başladı kız konuşmasına,"Kamalı Jack Donnet'ın dostlarından biriyim,Hartes Leotin'i bir kaç saatliğine önemli birkaç hususu görüşmek üzere alıkoydu,ama merak etmenize gerek yok,kendisine hiçbir zarar gelmeden buraya geri gelecek,ben,sizin içinizi rahatlatmak için buradayım,Hartes gelene kadar,beni esiriniz olarak görebilirsiniz."
"Şu anda bizim esirimiz olmanız pek iyi olmaz."dedi Megas,çölün ortasına ki bir gölmüş gibi kıza bakan Loren ve Malyen'e bakarak."Kamalı Jack Hartes'e zarar gelmeyeceğinin garantisini verdiyse,ona güvenmemek ve sizi esir olarak tutmamız için bir sebep yok,yalnızca,size uygun davranabilmemiz için bize isminizi bahşetmenizi talep ediyoruz".
Kız ciddiyetini bozmadan konuşmaya devam etti,Malyen'e yada Loren'e bakmıyordu bile,bugün yeterince utanmıştı.
"Dostça tavrınız için teşekkür ederim,ismim Afrodit,soyadımı geçmişte yaşadığım bazı sorunlar dolayısıyla söylemeyeceğim için affınıza sığınıyorum."
"Önemli değil,Afrodit,bizler de seni soyadına göre yargılayacak değiliz,bize bu konuda da güvenebilirsin."
Afrodit kafasını eğerek onayladığını belli edince,Megas birkaç adım uzaklaşarak grupla aralarına mesafe koydu,birkaç saniye sonra Melek de yanına gelmişti.Ona bakmadan konuştu.
"Kamalı Jack'in Hartesle ne işi olabilir?O adam her ne kadar güçlü olsa da,karada etkisi olmayan bir korsan,Hartes den denizlerde yararlanamaz,acaba karaya nüfuz etmek mi istiyor?"
Melek bir anlığına Afrodit'e baktı,ama bu bakış diğer erkeklerin ki gibi hayranlık ve şehvet içermiyordu,tamamen merak ve düşünceliydi.
"Yüzlerce yıl boyunca,Altın Mürettebat denizlere hakim olma sırasında birinciydi,ikinci de kesinkes bir şekilde Kamalı Jack idi,üç yıl öncesine kadar hiç kimse Altın Mürettebat'ın karada ki bir savaşı kazanabileceğini düşünmezdi,ama kazandılar,sadece mücadeleyi de değil,tüm savaşı.İşler değişiyor,aslında çoktan değişti bile,Mürettebat denizlerde ki başarısını karaya taşımışken,neden aynısını Kamalı Jack de yapmasın ki?Güney ve Batı güçlü görünselerde,zayıflıkları yakında ortaya çıkacak,Jack Donnet ani ve güçlü bir saldırıyla krallıklardan birini ikiye bölebilir,ayrı bir krallık kurabilir,ve birde bunu Hartes'in ve Hartes'in sayesinde elde edeceği Mürettebat desteğiyle yaptığını düşün,herhangi bir krallığın başına geçebilir."
Megas bu uzun cevabı uzun uzadıya düşündü,iyice tarttı,bu sırada arkasını dönüp kızı kontrol etti,Loren Afroditle konuşmaya çalışıyor,Lara ona kızgın bakışlar atıyordu.Yavaşça Melek'e döndü.
"Bu çok zor,dediğin gibi Jack,Mürettebat'tan sonra ki en büyük deniz gücü,Rades buna izin verse de vermese de,bu böyle,ama Rades karada kendisine rakip olabilecek bir krallık istemez,ayrıca Hartes'e de çok değer veriyor,yani Jack Hartes'i öldürürse,Rades hem denizi,hem karayı ona dar eder."
Melek yere tükürdü,rahatsızca konuştu.
"O zaman Kamalı Jack Hartes ile ne konuşuyor?"
"Onun Kamalı Jack ile konuştuğunu nereden biliyorsunuz?"
Megas ve Melek hızla arkalarına döndüler,kendilerini izleyen Afrodit'e baktılar.
"Ne demek istiyorsun?Hartes Jack Donnet ile konuşmuyor mu?"
Afrodit başını iki yana salladı.
"Hayır,Hartes Kamalı Jack'den çok daha büyük,çok daha yüce biriyle,geleceğini yönlendirmek için konuşuyor."
Megas ve Melek birbirlerine baktılar.
"Kimmiş o kişi?"
Afrodit tam ağzını açıp konuşmaya başlayacaktı ki,alanda hissedilen devasa bir aura dalgası konuşmasını engelledi,herkes kafasını aura dalgasının hissedildiği yere çevirince,gözleri kör eden bir ışık vuku buldu,hepsi gözlerini kapatmakla kalmayıp,elleriyle bariyer kurdular,emindiler ki,bu ışık değil bu şehri,tüm dünyayı aydınlatmaya yeterdi,ışık birkaç saniye sürüp yok olduğunda,herkes ışığın birleşerek oluşturduğu beyaz varlığa baktı,daha önce buna benzer bir ana şahit olanlar,daha önce duydukları,eğer itaat edilmezse sonuçlarının korkunç olacağı kelimeleri duydular,direkt olarak emre itaat ettiler.
"Diz çökün Ölümlüler!Ben,Işık Tanrısı Yoko!"