Naceyno dev ahtapot Aron'un kollarıyla kocaman bir köpek balığını sarmasını ve ezerek öldürmesini izledi,büzülmüş canavar suya geri düşerken,koca ahtapot sekiz kolunu da zafer edasıyla havaya kaldırınca,Naceyno arkasını döndü ve metrelerce yukarıdan izlediği canavardan uzaklaşmaya başladı,Lord Portas'ın dediğini yapıyordu;kutsal canavarları arıyor,yerlerini tespit ediyor ve hafızasına kazıyordu,şimdiden birkaçını bulmuştu,ama daha çok vardı,özellikle en önemlisini hala aramamıştı:Hartes Leotin.Portas ona ihtiyacı olabileceğini düşünmüştü,Naceyno onu bulmayı kabul etmişti,ama daha başlamamıştı.
Güney Toprak Krallığının en güneyinde bulunan bu dar körfeze gelebilmek için çok uğraşmıştı,tam kesin bir yer olmadığı için ışınlanamamış,saatlerce at üstünde ilerlemişti.Yaşına göre dolgun ve şekilli olan bacakları morarmıştı ve ağrıyordu.Körfezden uzaklaşırken bu görevlerden sonra neler yapacağını düşündü,henüz on altısında bir genç kızdı,belki Portas burada kalmasına izin verirdi,bu dünya her ne kadar yozlaşmış ve pislenmiş olsa da,yine de yaşanılabilecek bir yerdi,Naceyno atının yanına gelip üzengiye bastı ve üstüne çıktı,daha gidecek çok yolu vardı,atını dehleyip koşturdu.
Hızla körfezden uzaklaşırken,kendisini öldürmeye çalışan askerleri bıraktığı yerin yanından geçti,koku onu rahatsız etse de,kusturacak kadar ağır değildi.Alanı geçip ormana yaklaştığında havaya yükselen bir duman fark etti,önce kararsız kalsa da,sonra kararını verip atını oraya çevirdi ve ağzını ve alnını maskesiyle kapatıp yüzünü gizledi,yaklaşınca,bir adamın ateş yaktığını ve bir şey pişirdiğini gördü.Atını yaklaştırıp adamın önüne geçti,sesini kalın tutmaya çalışıp konuştu.
"Kimsin sen?"
Adam,kafasını kaldırıp ona baktığında Naceyno'nun içinden bir güç dalgası geçti,Naceyno anında anladı adamın kim olduğunu.
"Bir gezginim,güçlüdür sezgilerim.Hissettim burada seni,dedim o da görmeli beni."
Naceyno başlığını açıp adama baktı."Sen Zinon'sun,Yıldırım Tanrısının Mühürlüsü,bu yüzden böyle konuşuyorsun."
Adam başını salladı."Bir lanettir bu,düzgün konuşmak tabu."
Naceyno atından indi ve ona yaklaştı."Burada ne işin...tabi ya,beni görmek için geldin buraya,ama neden?"
"Güç bir yol senin ki,yardım etmek ister içimde ki."
Naceyno bakışlarını ateşe çevirdi,nasıl olduysa bu adam böyle çorak bir yerde tavşan yakalamıştı,adamın ayağa kalktığını fark edince ona döndü,adamın elinde az önce fark etmediği,değişik şekilde süslenmiş bir baston vardı.Naceyno adamın gözlerinin içine baktı.
"Kartal Zinon neden bana yardım etmek istiyor?"
Adam konuşmakta zorlanır gibi olduysa da,sakince konuştu.
"Bilmiyorum ben,ondan öğrenirsin sen."
Naceyno onayladı ve yere oturdu,onun görevi canavarlarla veya taşıyıcılarıyla kavga etmek değil,yerlerini bulmaktı.Adam biraz sonra konuşmaya başladı.
"Bir görev verildi sana,ama söylemezsin bana,ben biliyorum ama,Portas oynar sürekli dama."Adam kıkırdadı,Naceyno bu adamın deli olup olmadığını merak etti,gerçi içinde bir canavar taşıyanların hepsi biraz sorunlu olurdu,Naceyno en güçlüyü içinde barındıran Leotini düşündü,bunlar böyle ise,o nasıldı acaba?Adama odaklandı.
"Lord Portas,bana bütün kutsal canavarların yerini bulmamı emretti."
Adam başıyla onayladı,gözlerinin içi gülüyordu.
"Biliyordum zaten görevini,arıyorsun birde Hartes Leotini."
Naceyno ürperdi."Nereden biliyorsun bunu?"
"Söyleyemem sana,kızar sana oynayan dama."
Naceyno kaşlarını çattı,bu delinin görevlerinden birini nasıl bilebileceğini düşündü,düzgün bir cevap bulamadı,imkansızdı.
"Ne istiyorsun?"
Adam çömelmesini değiştirdi ve bacaklarını altına alarak yere oturdu,Naceyno'nun ela gözlerine baktı.
"İstiyorum görevini yapmanı,Portas çok takıntılı."
"Neye?"
"Genç kız tenine,bir de Hartes Leotine."
Naceyno saçma kafiyelerden sıkılsa da,belli etmedi,bu deli bir şey biliyorsa öğrenmeliydi.
"Neden?Ne için istiyor Leotini?"
"Biliyor ben,ondan duymalısın sen."
Naceyno hızla ayağa kalktı ve yere tükürdü."Saçmalıklarından sıkıldım,ilgileneceğim bir şey söylemeyeceksen gidiyorum."
Adam gözlerini kapatıp biraz düşündü,açtığında saatler olmuş gibiydi,derin bir nefes aldı.
"Gitmelisin doğuya,bayağı uzaklara,bulmalısın Hartes'i,sevecektir seni,deneme onunla dövüşmeyi,kırarsın kendi kalbini."
Naceyno bir saniye dondu kaldı,adam yavaşça kalktı,kızarmış tavşanı aldı ve içinden geçirdiği sopayla birlikte Naceyno'nun eline tutuşturdu.Son bir şey daha söyledi.
"İstiyorsan Hartes ile tanışmak,yarın öğle karşısına çık."
***
Naceyno atına atlayıp son sürat koşturmaya başladı,bir taraftan da delinin söylediklerini düşünüyordu.Deli kendisine Hartes ile tanışacağını ve Hartes'in onu seveceğini ve,onunla dövüşürse kendi kalbini kıracağını söylemişti.Bütün bunlar ne demekti böyle?Görevi canavarları ve kendine tanrı diyen adamı bulmaktı,en son Leotin'in peşine düşecekti ama şimdi...atını öldürmeye çalışarak doğuya sürüyordu,burada olduğu süre boyunca biraz bilgi toplamıştı,Hartes Altın Mürettebat'ın kalesinde yaşıyordu.Naceyno'nun yarın öğlen vakti orada olması imkansızdı,bu yüzden gidebildiği kadar gidecek,sonra ışınlanacaktı.Başka çaresi yoktu,onunla tanışmalıydı,belki de deli onunla da konuşur,yarın öğlen vakti bir yere gitmesini söylerdi.Naceyno şaşkınlıkla içinin garip bir hisle dolduğunu hissetti.Daha görmediği bu kişiye karşı bir yakınlık hissetti,kafasını dağıttı,görevini yapmalıydı,onun işi buydu.
Ani bir parlamayla at korktu ve şaha kalktı,Naceyno düşmemek için ayaklarını üzengilerden çıkardı ve sırt üstü düşen attan kurtuldu,ayağa kalktığında karşısında Işık Tanrısı Yoko vardı.Adet üzre diz çöktü,Yoko bembeyaz saçları rüzgardan dalgalanırken ona doğru yürüdü ve ayağa kalkmasını işaret etti.Naceyno ayağa kalkıp uzun tanrının ifadesiz yüzüne baktı,beyaz gözlerini inceledi.Başını eğip selam verdi.
"Lordum."
"Naceyno,tanrıların sadık hizmetkarı,yoksa artık Portas'ın mı?"
Naceyno düz bir sesle cevap verdi."Ben,tahtın sahibine hizmet etmek için yemin ettim,ve o kişi de şuan da Lord Portas."
Yoko güldü."Öyle mi?Yanılmıyorsam Portas sana canavarları bulmanı emretmişti,ama sen genç Leotinle tanışmaya gidiyorsun."
"O da görevlerimin arasında."
"Biliyorum."
Naceyno nasıl bildiğini sormadı,bir şekilde öğrenmişti.Yoko kafasını kaldırıp gökyüzüne baktı.
"Bu çöplüğe gelmeyeli uzun zaman olmuştu,elimde olsa asla gelmezdim,ama sana söylemem gerekenler var."
Naceyno çenesini kaldırdı."Dinliyorum."
Yoko'nun bembeyaz gözleri parladı."İlk görevine devam etmene gerek yok kızım,diğer canavarları istesen de bulamazsın."
Naceyno şaşırdı."Ne demek bu?"
Yoko ofladı."Bulamazsın işte,bu yüzden diğer görevine odaklanmalısın."
Naceyno kıpırtıyla sordu."Leotin'in yanına gidiyorum yani."
Yoko yüzünü ekşitti."Hayır aptal kız,diğer görev."
Naceyno önce hatırlayamadı,ama sonra aklında belirdi.Kendi kendine konuştu.
"Lord Portas kendine tanrı diyen bir adamın peşine düşmemi emretmişti."
Yoko kafasını salladı."Bunu söylemek beni rahatsız etse de,Portas'ın o görevi vermiş olmasından memnun oldum.Diğer canavarlar ya ortadan kayboldular yada saklanıyorlar,bu adam,kendine tanrı diyen,yükselen ve güçlenen bir tehdit,elimde olsa onu hemen bulup gebertirdim,ama her ne yapıyorsa,kendini bizden,gerçek tanrılardan gizleyebiliyor."
Naceyno ürperdi.
"Bu imkansız."
Yoko kaşlarını çattı."İmkansız falan değil aptal kız,olağan üstü bir güçle birlikte,bu yapılabilir."
Naceyno kafasını salladı."Benden tam olarak ne istiyorsunuz?"
Yoko gerindi."Senden,Hartes Leotinle birlikte bu tanrı denilen adamı bulmanızı istiyoruz,Hartes'i bize hizmet etmesi için ikna etmeni istiyoruz."
Naceyno iyice şüphelendi."Leotin'in ejderha Sharanor'a sahip olduğunu biliyorum,ama neden özellikle onu istiyorsunuz?"
Yoko biraz düşünür gibi oldu ve dudağını büzdü."Onu sadece Sharanor için değil,kimliği için de istiyoruz,o, yaşayan son Leotin olabilir.Korumamız gereken bir düzen var,Leotin bu düzeni sağlayabilir.Ona ihtiyacımız var."
Naceyno pek bir şey anlamasa da,başını eğdi."O zaman,izninizle ona gidiyorum."
Yoko kafasını iki yana salladı,saçları dalgalandı."Hayır,seni başka bir yere göndereceğim,orada Leotin hakkında bilgi edineceksin,yarına kadar onunla ilgili öğrenebildiğin her şeyi öğrenmelisin,seninle temasta olacağım."
Naceyno biraz bozulsa da,emredileni yaptı."Kimin yanına gideceğim?"
Yoko tek kaşını kaldırdı."Kim değil,kimlerin?Seni zeki sanırdım,birisini,eski dostlarından daha iyi kim tanıyabilir ki?"


