Ön duvar yıkıldığında askerler sevinçle nara attılar,ama yıkılan duvarın arkasında ki birlikleri görünce bağırmayı kesip küfürler ederek saldırmaya başladılar.Destek birlikler gelene kadar,savunmacılar saldırganları katledip duvarı yeniden inşa etmişlerdi bile.Generaller öfkeyle yeni emirler verirken,askerler korku ve bıkkınlıkla yeniden saldırdılar.
Perses sırtını yarım yamalak bir duvara dayayarak nefeslendi,böyle bir cehennemde olduğu için kendine küfretti.Etrafına baktı,yaşanmakta olan hengameyi izledi.
Kuzey Ateş Krallığının askerleri dört bir yandan Altın Mürettebatın doğu sahilinde ki büyük kalesine saldırıyorlardı,gecenin köründe gemilerle yapılan çıkarma hala devam ediyordu ve güneş tepede dikilerek öğlen olduğunun işaretini veriyordu.Kral ve konseyi üç yıl boyunca sınır kalelerine saldırmaktan ve kazandıkları kaleleri bir gün olmadan kaybetmekten bıkmışlardı,intikam için yanıp tutuşan kral daha fazla sabredememiş,bütün askerlerini doğu sahilinden Mürettebatın kalesine saldırmaları için göndermişti,krala sadakat yemini eden ailelerden biri oldukları için Perses ve ağabeyleri de asker olarak buraya gelmişlerdi.Perses yere tükürüp ağzını sildi,binlerce askerin duvarlara tırmanışını ve geri düşüşünü izledi.Devasa kale saatlerdir süren saldırıya hala dayanıyordu,Perses söylentilerin doğru olup olmadığını merak etti.Anlatılanlara göre;Mürettebat Yalnız Adalara saldırmış ve orayı yok etmişti,ve bir Leotini ganimet olarak almışlardı,ya da Adalara saldırmışlar,ama yenilmişlerdi ve Mürettebat kraliçeye sadakat yemini edip oradan ayrılmıştı,kraliçe de ona ödül olarak bir Leotin vermişti,yok yok,kraliçe yenilmişti,Mürettebatın kaptanına sadakat yemini eden oydu ve bir Leotin'i ilk vergi olarak vermişti.Tabii bunların hepsi birer söylentiydi,ama hepsinin bağlandığı nokta,Mürettebatın safkan bir Leotine sahip olduğuydu.
Perses onun kim olduğunu çok iyi biliyordu,üç yıl önce defalarca karşılaştığı çocuktu,Hartes.Kayıt binasında,Ölüm Ormanında ve arenada.Onu defalarca görmüştü,ama hep hafife almıştı,revirden zar zor çıkıp maçı izlemeye gittiğinde ise çocuğun Rob'u öldürdüğünü görmüş ve ondan korkmuştu,sonra da Mürettebat saldırmıştı,Perses yaralı haliyle kaçmaya çalışırken ustası Ramsey gelip onu kurtarmıştı,Perses o günden beri kendini iyice eğitmeye çalışmış,bir daha Hartes'in karşısına çıkarsa ona denk biri olmak için elinden geleni yapmıştı.
Şimdi ise bu mümkündü,bütün istihbaratlar aynı şeyi söylüyordu:Leotin bu kalenin içindeydi.Ve Perses onu bulup öldürmek için yanıp tutuşuyordu.Saklandığı duvardan çıkıp savaş alanına çıktı,son gücüyle koşmaya başladı,generaller yeni emirler yağdırırken,Perses büyük bir gümbürtüyle sol kanattan bir duvarın yıkıldığını gördü ve oraya doğru yöneldi,kaleye girilmesi gerekiyordu,sadece kendisi için değil,ailesinin onuru için de yapmalıydı bunu.
Kralın askerleri savunmacılarla kıyasıya bir savaşın içine girmişlerdi,yerler ceset doluydu,Perses gümüş modunu açıp hengameye daldı ve gördüğü her düşman askerine vurmaya başladı.Ani gelen saldırıyla savunmacılar geri çekilirken kralın askerleri gelen takviyelerle daha da ilerlediler ve nihayet büyük dış duvarı yıkıp içeri girdiler.Perses en önde,gururla ilerlerken biri kolundan tutup onu geriye çekti ve önü,onur ve şöhret adına savaşmak için saldıran barzolarla doldu.
Perses arkalardan ilerleyerek kalenin dış bölümüne çıktı,kralın askerleri gördükleri herkesi öldürerek ilerlerken Perses kafasını kaldırıp kan kokan havadan ciğerlerini temizlemek isterken,onu gördü.
Kalenin en yüksek yerinde birisiyle birlikte duruyordu,üstünde tamamen altından yapılmış bir zırh vardı ve güneş gibi parlıyordu.Sarı saçları rüzgarda dalgalanıyordu,boyu uzamıştı,vücudu irileşmişti ama çok iri değildi,kaslı ve güçlü görünüyordu,Perses gümüş modu sayesinde gözlerinde ki altın renkli parıltıyı görünce o olduğunda emin oldu,yanında ki uzun ve iri adamda ustası ve Mürettebatın kaptanı Rades Kerbeks olmalıydı.
Perses heyecanla dudaklarını ısırdı,saldırmakta olan askerlerle birlikte ilerlemeye devam etti.İç kalenin yakınlarına geldiklerinde onları bir bölük karşıladı,Perses dövüşme işini barzolara bıraktı ve geride durdu,sayı üstünlüğüyle galip gelen barzolar zaferin etkisiyle iyice güvenle dolmuşlardı,durmaksızın ilerliyorlardı,yıkılan duvardan büyük mancınıklar getirilirken,Perses ailesinden birkaç kişinin de geldiğini gördü.Komutanın emretmesiyle mancınıklardan fırlayan taşlar iç kalenin surlarını dövmeye başladı.Perses geride durup herşeye karşı hazırlıklı olmak istedi,surun tepesinden büyük kayalar ve kızgın yağ atılırken Perses yüzünü korudu,kızmış yağla yanan adamların acı çığlıkları kulakları doldururken,Perses küfürler yağdırdı,böyle giderse destek birlik gelecek ve geri püskürtüleceklerdi.Perses her şeyin bittiğini düşündü,ama beklemediği bir şey oldu.
Kan kırmızısı aurayla kaplanmış bir adam,Perses'in bir insanı kolayca öldüreceğinden emin olduğu bir yumruğu duvara gömdü ve içine göçen duvarın ortası delindi,mancınıklarla gerisi yok olup giden duvar dökülürken,kralın askerlerinden destek geldi ve nihayet iç kaleye girildi,binlerce asker az sayıda ki savunmacılara saldırırken,Perses kırmızı auralı adamı aradıysa da bulamadı,vaz geçip kaleye doğru koşmaya başladığında,havada ki değişimi fark etti.Hava;moloz ve duman kokuyordu,Perses kafasını kaldırdığında sebebini gördü,önce Rob'un hayatına son veren teknik olduğunu sandı,ama hemen sonra daha değişik olduğunu gördü,Perses kendini kalenin içine atarken,alanda güçlü bir erkek sesi yankılandı.
"Yenilmez Stili,Son Yağmur!"
Perses gümüş modu sayesinde,dışarı da ki herkesin vücutlarına saplanan devasa,tamamen alevden yapılmış oklar yüzünden öldüğünü gördü,tüyleri ürperdi,dışarıda en az iki bin adam vardı,daha fazlası geliyordu,Perses bunu yapanın kim olduğunu düşünürken,birisi boğazına sarıldı.Ani bir refleksle kendini tutan adamın ellerine sarıldı,baktığında,üç yıl önce gördüğü birine rastladı.
"Senin burada ne işin var?"dedi Megas."Ölmüş olman gerekiyordu."
Perses kendini eskiden dövüştüğü çocuğun ustasının elinden kurtardı,ona baktığında,sıradan bir üniforma giydiğini ve saçlarını neredeyse kazıttığını gördü.
"Gördüğün gibi yaşıyorum."
Megas tekrar boğazına sarıldı."Burada ne işin var?"
Perses kendini kurtarmaya çalışırken cevap verdi."Ülkeme karşı görevimi yapıyorum."
Megas onu bıraktı."Ben de öyle."
Perses yarım ağızla sırıttı."Öyle mi?Üç yıl önce ülkesine ihanet eden kişiye hiç benzemiyorsun."
Megas kaşlarını çattı."Sana hesap verecek değilim çocuk,ayağıma dolanırsan boynunu kırarım."
Perses ellerini kaldırıp sırıttı."Öyle bir niyetim yok."
Megas dişlerini sıkıp geri çekildi."Neden kaleye girdin?"
"Bilmem,belki dışarıda ki herkes aniden ölüp gittiği içindir,kendimi buraya attım."
Megas birkaç saniye ona baktı ve arkasını dönüp yürümeye başladı.Perses aylakça onu izlemeye başladı.
"Sen burada ne yapıyorsun?"
Megas dönmeden cevap verdi."Hartes'i arıyorum."
"Neden?"
"Çünkü burada zorla tutuluyor."
"Peki bunu nereden biliyorsun?"
Megas hızla arkasını dönüp Perses'in yakasına yapıştı."Çünkü biliyorum,burada olmak istemiyor o."
Perses nefeslendi."Konuşma tarzına bakılırsa,başkaları Hartes'in kaçırıldığını düşünür,ama senin gözlerinde ki öfke ve pişmanlık başka şeyler düşündürüyor,nedir onlar usta Megas?"
Megas genç adamı bıraktı ve karşısında dikildi."Hartes buraya kendi isteğiyle geldi,çünkü bana öfkeliydi,şimdiye öfkesi geçmiştir,buraya onu almaya geldim."
Perses tek kaşını kaldırdı."Öyle mi?"
Megas sinirlice güldü."Haini olduğum krallığın ordusuna neden gizlice geldiğimi sanıyorsun?"
Perses başını salladı."Sana inanıyor..."
Aniden gelen bıçaklar ikisini de geriye doğru atlamaya mecbur bıraktı,Perses yere düştüğünde Megas'ın birkaç kişiyle dövüştüğünü gördü,arkasını dönüp kaçmaya başladı,koridorlardan şimşek gibi geçerken karşısına bir adam çıktı,terli ve yorgun gözüken iri biriydi,ama Perses'i görünce neredeyse kükredi ve saldırdı.Perses gümüş modunu açıp kendini savunmaya başladı,demir gibi gelen yumruklar ve tekmelerden kendini korumaya çalışırken,karnına bir yumruk yedi,iki büklüm oldu,başını kaldırmaya çalışırken sırtına da bir dirsek yedi,dizlerinin üstüne çökerken yüzüğünden bir bıçak çıkardı,önünde durduğu adamın baldırına sapladı,adam baldırını tutarken Perses başka bir bıçağı adamın boğazına soktu,atar damarını parçaladı.Nefes nefese cesetten uzaklaşmaya başladı,onlarca koridor sonra bir duvara yaslandı ve dinlendi,dışarıdan gelen taşlar surları döverken Perses yoluna devam etti,karşısına çıkan merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı,iki kat çıktıktan sonra katta bulunan kapıların alt kattakilerden çok daha iyi ve kaliteli olduğunu gördü,odaları tek tek kontrol etmeye başladı,önce kapının altından bakıyor,içeride gölge olup olmadığını anlamaya çalışıyordu,sonra aklına gümüş modunu açmak geldi ve kendine küfretti,tam modunu açmışken,arkasında ki genci gördü.
"Beni mi arıyorsun Dortak?"


