"Rago... o küçük velet..."
diyerek sonsuz gökyüzüne bakan Ace eşliğin de Aiden, gözlerini kısarak tüm dikkati ile Ace'i dinlemeye başladı.
"Uzun zaman önceydi... Sanırım yüz bin yıl kadar önce, Daha küçük bir çocuk olduğum zamanlardan bir hikaye."
**
Ağacın dallarından birine oturan siyah saçlı mor gözlü çocuk, gözlerini hiç kırpmadan gökyüzüne bakıyordu.
"Gerçekten de büyük bir dünya mı burası, merak ediyorum. Oldukça sıkıcı bir yer. Bizden güçlüleri yok, eğlence yok,.."
diyerek mırıldanan çocuk eşliğin de etrafta bir ses yankılanmaya başladı.
"Ace, Ace! Neredesin Ace?"
Etrafta yankılanan ses ile mor gözlerin sahibi, ayaklarını sarkıtarak dalda oturur pozisyon aldıktan sonra sol tarafında ki meşe palamudunu koparıp önünde ki çalılığa baktı.
"GEEELİİİİYOOOOORR"
diye bağıran Ace, elinde ki palamudu çalılara fırlattı. Birkaç saniye sonra palamut aynı noktadan geri geldiğin de Ace, palamudu yakalayıp arkasına attı.
"Ne oldu?"
diyerek çalılardan çıkan siyah saçlı mavi gözlü siyah bir elbiseye sahip boynunda kırmızı bir fular ile sağ elinde ince kılıcını tutan bir kız, ortaya çıktı.
"Derse geç kalacağız, Ace."
diyerek sitemkar bir ses ile kılıcını kınına sokan kız eşliğin de Ace, oflayarak aşağı atladı. Ardından ellerini cebine koyup kızın yanından geçti.
"O zaman acele et. Yaratıcılık dersiydi, ilgilendiğim sayılı konulardan birisi."
diyen Ace, kızın tek kelime etmesine izin vermeden ilerlemeye başlamıştı. Kız, Ace'in bu haline iç çekse de ona alışmıştı. O yüzden fazla önemsemeyerek Ace'i takip etmeye başladı.
İkili, beş dakikalık bir yürüyüşün ardından etrafı beyaz sütunlar ile çevrili arena gibi bir alana geldiler.
"Hoş geldin Ace. Bugün erken kalkmışsın."
diyerek kıkırdayan kırklı yaşlarında ki adam eşliğin de Ace, omuz silkti.
"Eğer yaratıcılık olmasaydı, yataktan kalkmaya tenezzül bile etmezdim."
diyerek diğerlerinin yanına ilerleyen Ace eşliğin de adam, başını çaresizce iki yana salladı.
"Pekala, Ace de geldiyse herkes tamamdır. Bugün hepinizin bildiği gibi yaratıcılıkta ilk dersimizi yapacağız.
Yaratıcılık, oldukça zor bir sanattır. Size normalde kılıç, balta, mızrak gibi çeşitli silahlar yaratmayı sağlasa da usta yaratıcılar canlı da yaratabilir.
Tıpkı büyük usta Aiden'in yarattığı yüz kişilik ordu gibi hepsi oldukça güçlüdür. Öyle değil mi Ace? büyük babanın kuklalarını birinci elden tatma imkanına sahipsin sonuçta. Hahahaha..."
diye bir süre kahkaha atan adam eşliğin de Ace, hiç bir şey demedi. Buraya gelme sebebi sadece yaratıcılığın kökenini öğrenmekti.
Onun dışında hiçbir şey onun umurun da değil. Sonuçta yaşıtları arasında en iyisi oydu ve küçüklüğünden beri büyük babasının kuklaları ile mücadele ettiği için yaratıcılık ile yaratılan kuklaların gücünü çok iyi biliyordu.
Ama aklında olan tek bir soru vardı. Sıradan bir insan kuklası, bu kadar güçlü ise bir aslan veya daha iyisi bir ejderha, ne kadar güçlü olabilirdi?
Bu sorunun cevabını bulmak için tek yapabileceği şeyin kendisinin bir ejderha yaratmasıydı. Bunun için eğitmenin yaptığı şakaları hiç önemsemiyordu.
Eğitmen, bir süre daha kahkaha attıktan sonra kendini toparlayıp devam etti.
"Yaratıcılık sınıfında, canlı yaratmak oldukça zordur. O yüzden denemenizi pek tavsiye etmem. Yaratıcılıkta önemli olan iki şey vardır:
Birincisi hayal gücünüz, yaratacağınız şeyi hayal etmek konusunda hiçbir sorun yaşamamalısınız. İkincisi de bilgi.
Mutlak lazım olan şey bilgidir. Yaratacağınız şey hakkında hemen her şeyi iyi bilmeniz lazım. İster bir kılıç, isterse bir canlı olsun bu mutlaka gerekli.
Bilgi, aslında ne kadar önemli olsa da bir o kadar da önemsizdir. Eğer bir homunculus yaratacaksanız bilgi çok önemli.
Onun dışında kılıç ve diğer silahlardan herhangi birini yaratacaksanız hayal gücü yeterli olur. Şimdi derse başlayalım.
Basit bir kılıç yapmak iyi bir başlangıç olur. Önce ellerinizi birbirine kenetleyin ve ardından da hayal edin.
Kılıcınızın boyunu kabzasını ve istediğiniz her şeyi hayal edin onu zihniniz de hayal ettiğiniz de ellerinizi yavaşça çekmeye başlayın.
Ellerinizin arasında beyaz bir sis olacak. Bu sis hayal ettiğiniz şekli alacak. Ardından kılıcınızı kabzasından tutun ve gardınızı alın. Geri kalanı çok kolay, konsantrasyonunuzu kaybetmeyin yeter. İzleyin."
diyerek ellerini bir birine vuran adam, gözlerini kapatıp bir kaç saniye bekledi. Ardından adamın ellerinden yayılan ince bir sis ile adam, ellerini ayırmaya başladı.
Elleri arasında ki sis, yavaş yavaş şekil alırken devasa bir ağır kılıca dönüştü. Adam, hızla sağ elini kılıcın kabzasına atıp gardını aldığın da kılıç formunu aldı.
Kılıcın yarısı kırmızı yarısı da beyaz tonlarında idi. Kabzası ve demir kısmının tam ortasında kırmızımsı bir taş vardı.
"İşte, gördüğünüz gibi bu kadar basit. Kılıcı yok etmek içinde kılıcın tekrar sise dönüşüp dağıldığını düşünmeniz yeter."
diyerek kılıcı tutan elini gevşeten adam eşliğin de kılıç tekrar şeffaflaşarak ortadan kaybolduğun da adam, önünde ki öğrencilere baktı.
"Sıra sizde."
diyen adam, öğrencileri izlerken öğrenciler adamın dediği gibi yapmaya başladılar. Önce ellerini birbirine vurup ellerinin etrafında sis oluştururken yere saplanan kılıç ile birlikte Ace konuştu.
"Ben tamamım."
diyen Ace eşliğin de hoca, ona ve önüne ki kılıca baktı. Kılıcın kabzası siyahken ucunda bir aslan kabartması vardı.
Kılıcın tam tam ortasında ve metal kısmının başlangıcından biraz yukarıda sarı renkli taşlar mevcuttu. Metal kısmın sadece keskin yerleri parlarken kalanı tamamen siyah renkliydi.
"Gerçekten güzel. Zaten daha azını beklemezdim. Pekala, şimdi de bir mızrak yap ba-..."
"Hayır kalsın."
diyen Ace eşliğin de adam, yüzünde ki tuhaf ifade ile iç çekti.
"Tamam, neyse ne. Nereye gidiyorsan git, Ace. Yalnız büyük baban seni bulursa ben karışmam ve dersten kaçtı derim, haberin olsun."
"Hay hay."
diyen Ace, önünde ki devasa kılıcı kaybettikten sonra arkasını dönerek yavaş yavaş uzaklaşmaya başladığın da mavi gözlü kız bir süre daha onu izledi.
"İşinize odaklanın!"
diye gürleyen adam eşliğin de kız, bakışlarını Ace'den ayırıp kılıç yaratmaya devam etti.
"Aman be, çok sıkıcılar."
diyerek sitem eden Ace, ormanın derinliklerine doğru ilerlemeye başlamıştı. Omzu üstünden arkasına baktıktan sonra etrafa aurasını salarak kimsenin olmadığına kanat getiren Ace, sol bacağını hafif geri çekerek koşmak için hazırlandı.
Bir saniye de koşmaya başlayan Ace, önüne çıkan ağaçlara hiç çarpmadan ilerlemeye devam etti.
Birkaç dakikalık bir koşunun ardından önünde ki devasa kayalıklar ile sırıtan Ace, koşmayı bırakarak yürümeye başlamıştı.
Kayaların dibine ilerleyen Ace, çalıların toplandığı araya geldiğin de çalıları kenara çekerek ortaya çıkan küçük oyuktan içeri girdi.
İçerisi oldukça genişti. En az yüz metre genişliğin de ve elle metre yüksekliğin de büyük bir alandı. Ace, etrafa göz attıktan sonra sırıtarak yüzüğünden birkaç kitap çıkardı.
"Pekala, bakalım ejderhalar hakkında ne çeşit bilgiler var. Yakında büyük babama taş çıkartacak bir canlı yaratacağım, krarararararara.."
diye kahkaha atan Ace'in sesi devasa mağarada yankılanmaya başlamıştı. Birkaç saniye sonra Ace, kahkahasını keserek kitaplardan birini alıp okumaya başladı.
<< Önceki Bölüm I Tanıtım I Sonraki Bölüm >>


