Lio uyandığı gibi mutfağa geçip yemek yemeye başladı. Bir süre sonra Hung'da esneyerek yanına geldi.
Hung: Günaydın Lio.
Lio önemsemedi ama karşılıksız bırakmanın kabalık olacağını bildiği için konuştu.
Lio: Günaydın Hung.
Hung: Hey Lio, dün dediğinde ciddi miydin?
Lio: Hmm... Hangi konuda?
Hung: Göreve gitmek konusunda. Ölme riski varmış, gitmek konusunda emin değilsen ip-
Lio: Oraya gideceğim Hung. Başka bir şey yoksa izninle.
Lio, Hung'un sözünü keserek konuştuktan sonra kaldığı evden ayrılıp akademiyi gezmeye başladı. Gittiği her yerde ya bir düello oluyor ya da birileri büyü çalışıyordu. Lio görev için toplanacakları yeri bilmediği için bir kaç öğrenciye sordu. Çoğu kişi onu yeni geldiği için başından savmıştı. Lio oflayarak bir kayanın yanına oturdu.
???: Şey... Yardımcı olabilir miyim?
Lio ince bir ses duyup kafasını kaldırdığında melekleri bile kıskançlıktan çatlatacak birini gördü. Karşısında beyaza çalan sarı saçlara, okyanus gibi mas mavi gözlere ve çilek rengi dudaklara sahip bir kız vardı. Kız, Lio ile hemen hemen aynı yaşta gözüküyordu, boyu Lio'dan biraz daha kısaydı. Lio kıza hayranlıkla bakıyordu. Kız kafasını sola yatırarak tekrar konuştu.
???: Eh... Sen iyi misin?
Kızın dediği ile kendine gelen Lio, hızla kafasını sağa sola hareket ettirerek kendini topladı. Ardından konuşmaya başladı.
Lio: Şey... Aslında dün bir görev için gönüllü oldum ama nerede buluşmamız gerektiği hakkında hiç bir fikrim yok.
Lio bunları söylerken nedense utanmış hissetti. Yanakları al al olmaya başladı, bunu gören kız hafifçe kıkırdayıp konuştu.
???: Anladım. Benim adım Olivia. Şuradaki yolu takip et, seni görev binasına götürür. Oradaki bir görevliye sor, o sana gerekli bilgileri verir.
Lio: T-Teşekkür ederim.
Konuşmanın ardından Lio öğrendiği 'Su Kertenkelesinin Adımı' tekniğini kullanıp Olivia'nın gösterdiği yolda koşmaya başladı. Kalbi deli gibi atıyordu. Bir dakika sonra karşısına, girişinin üstünde 'Görev Binası' yazılı bir tabela olan bir bina çıktı. Arkasına baktığında şaşırmadan edemedi.
Sadece bir dakikada eğitim yaptığı ormanla evi arasındaki mesafenin nerdeyse üç katını koşmuştu!
Ama bırak yorulmayı, tek damla ter bile dökmemişti.
Lio: Sanırım Michael'ın kullandığı su yasası vücuduma etki etmiş. Bu şekilde hiç yorulmadım. Ne güzel!
Lio bunları düşünerek görev binasına girdi. İçerisi bar gibi düzenlenmiş bir yerdi. Birçok yuvarlak masa ve masaların etrafında bir sürü tabure vardı. Lio etrafa baktı ve bir kaç üniformalı kişi gördü. Üniformalı kişilerden birinin önüne geçip konuştu.
Lio: Afedersiniz, bir keşif görevi için gönüllü olmuştum. Ne yapmalıyım?
Üniformalı adam hızla önündeki kâğıtları karıştırdı. Yaklaşık iki dakika sonra yüzünde acıdığını belli eden bir ifade ile Lio'ya dönüp konuştu.
Görevli: Ölüm Getiren Raguo'nun sığınağının keşif görevi... Grup arka tarafta bekliyor. Bu arada ismin ne?
Lio: Adım Lio efendim.
Görevli: Hayır hayır... Gerçek adın değil! Bak, bu görevler ölüm riski taşır. Bu yüzden katılanlar kendilerine bir ad seçerler. Bu şekilde kimliğinin bulunması zorlaşır ve yakın çevren daha güvende olur. Adın hakkında bir fikrin var mı?
Lio biraz düşündü. Bu sistem sayesinde kimsenin dostlarının hayatı tehlikeye girmezdi. Aklından bir kaç isim düşündü, sonunda birinde karar kıldı. Adama doğru dönüp tekrar konuşmaya başladı.
Lio: Adım L. Sadece böyle yazın.
Görevli bu adı duyduğunda biraz şaşırmıştı yine de fazla kurcalamayıp L.'yi katılanlar listesine yazdı. Lio'ya onay verip arka tarafın yolunu gösterdi. Lio arka tarafa geldiğinde yaklaşık elli kişilik bir grup gördü. Grupta birçok kişi vardı, giyiniş tarzlarından kimilerinin savaşçı, kimilerinin büyücü, kimilerinin ise avcı olduğu belliydi. Lio geldiğinde elli kişinin ortasında duran kişi Lio'ya baktı, ardından tekrar kalabalığa dönüp konuştu.
???: Yoldaşlar, herkes toplanmıştır. Bu gün Ölüm Getiren Raguo'nun sığınağı olarak düşündüğümüz yere baskın yapacağız! Benim adım Ra, bu görevin komutası bende olacak. Başka bir şey yoksa hazırlanın.
Ra isimli adam konuştuktan sonra herkes daire oluşturdu. Lio'da daireye katıldı. Daireye girdiği gibi gözüne takılan kişiden dolayı boğazında bir yumru oluştu. Hızla gördüğü kişinin yanına gitti ve kızın yüzünü kendine çevirdi. Bu kardeşi Lucy idi.
Lio: Burada ne arıyorsun?
Lucy: G-Görev için gelmiştim abi.
Lio: Ölüm riski var! Niye kabul ettin?
Lucy: Çünkü sende kabul ettin!
Lio: Evet ama-
Lio devamını getiremedi. Ona Michael'den bahsedemezdi, bu yüzden öfke ile konuştu.
Lio: Bundan sonra ölüm riski olan görevler yasak. Çıkarsan geri döndüğünde seni öldürmekten beter ederim! Haberin olsun.
Lio, Lucy'nin konuşmasına fırsat vermedi, daha doğrusu veremedi. Çünkü Lio konuştuktan sonra daire olan elli kişinin etrafında beyaz bir ışık parladı. Işık kaybolduğunda Lio, Lucy ve diğer herkes çayırlık bir alanda idi. Lio bunu giriş sınavında Morris'in yaptığı şeye benzetti. Herkes toparlandıktan sonra Ra tekrar konuştu.
Ra: Hedefimiz karşıki dağlar! Ölüm Getiren Raguo hakkında size biraz bilgi vereyim. Kendisi 99.seviye bir savaşçı-büyücü. Silahı bir tırpan. Çok dikkatli olun, o tırpanın üstünde belki de milyonların kanı var. Şimdi planı anlatmaya başlayacağım. 20 kişi direk giriş kapısından girecek, kalan 30 kişi de 10'ar kişilik gruplara ayrılıp diğer kapılardan girecekler.
Ra planı anlattıktan sonra Lio'nun olduğu grup sığınağın giriş kapısına doğru yol aldı. İçeri girdiklerinde bir koridorda yürümeye başladılar. Yürümeye devam ederken Lio, Michael'ın sesini duydu.
Michael: Evlat ilerden sola dön. Kagemure yakınlarda olmalı.
Lio başıyla onaylayıp etrafına bakındı. Şu an grubun en arkasındaydı, bu işine gelirdi. Michael'ın dediği gibi ilk soldan döndü, ardından talimatlara uyarak dümdüz ilerledi. Bir süre sonra büyük bir kapı ile karşılaştı.
Michael: İçeri gir velet. Onun silahını almalısın!
Lio: Kimden bahsediyorsun Michael?
Michael: Şu Ölüm Getiren adlı karıncadan velet. Onun silahı sana çok uygun. Hala beni tam olarak kabul etmedin. Eğer o silahı alırsan veya büyük bir acı yaşarsan, benim hakkımdaki tüm anılar ve bilgiler aklına dolacak. Şimdi içeri gir.
Lio başını onaylar bir biçimde sallayıp kapıyı iterek açtı. Kapının ardından çok büyük bir oda onu karşıladı. Odanın her tarafı siyah ve beyaz renklerinde boyanmıştı. Odanın ortasında gri renkli bir taht vardı, tahtın üstünde ise gri ve siyah giysiler içersinde bir adam vardı. Adamın elinde uzun bir tırpan vardı. Tırpanın sapı kara demirden, keskin kısmı ise saf gümüşten yapılmış gibi gözüküyordu. Adamın yüzünde sadece gözlerini örtmeyen bir bez vardı. Adam kafasını kaldırıp Lio ile göz göze geldi. Lio o anda bir şey fark etti.
O adamın göz akı katran siyahıydı!
Adam Lio'ya baktı, ardından tırpanına bakıp konuştu.
???: Sonunda yeni bir sahibin olacak Kagemure...
Lio sonunda adamı tanıdı. O, Ölüm Getiren Raguo'nun ta kendisiydi! Raguo konuştuktan sonra tırpanı hafif gümüş bir ışık yaydı. Bunun ardından Raguo tekrar konuştu.
Raguo: Demek saldıranlardan biri... Değer verdiği biri... Bakalım beni öldürebilir mi? Bakalım sahibin olabilir mi?
(D.N: Ben bu kısımdan hiçbir şey anlamadım. Ritimle falan mani söyler gibi mi söylüyor acaba?)
Raguo konuştuktan sonra Lio hızla duvara uçtu. Lio çarptığı duvarı yıkarak geçti. Çıktığı odada ise kılıç çarpışma sesleri yankılanıyordu. Anlaşılan grubu sığınağı basmayı başarmış ve ufak bir savaş çıkmıştı. Lio doğrulmaya çalışırken Lucy onun yanına gelerek onu kaldırmaya çalıştı ama kaldıramadan Lio'nun önüne bir şey yuvarlandı. Lio tekrar yere kapaklandı ardından Lucy'de yere düştü. Lio gördüğü manzara karşısında taş kesmişti. Raguo, Lucy'nin kafasını kesmişti ve Lio'ya sırıtarak bakıyordu. Raguo tekrar konuştu.
Raguo: Velet, oldukça güçsüzsün, hahaha! İnsanların sevdiklerini öldürmek çok eğlenceli, hahaha!
Lio, Raguo'nun sözlerine karşı sadece kıpırdamadan oturuyordu. Bir şey yapamazdı, kardeşi gözleri önünde öldürülmüştü. Sonunda öfke ile feryat etti.
Lio: MICHAELLL! GÜCÜNÜ BANA VER!
Lio, Michael'dan yardım istedi, Raguo ise hala sırıtarak Lio'yu izliyordu. Lio bağırdıktan sonra bir süre sessiz kaldı, ardından kahkaha atmaya başladı.
Lio: Hahaha... Hahahahaha! Sonunda gerçek gücümü kullanacağım... Tanıştığıma sevindim Raguo, ben Lio L. Michael Nos ya da kısaca Bay L.
Ama senin için ecelin!
Lio'nun gözleri açık kırmızı bir ton aldı. Lio bir anda ortadan kayboldu ve o sırada yüksek bir ses duyuldu.
SU STİLİ: SU EJDERİNİN GAZABI
Lio bu tekniği kullanarak Raguo'ya yüksek basınçlı ejder seklinde bir saldırı yolladı ama Raguo bu saldırıyı sadece tırpanı ile kesme hareketi yaparak yok etti. Ardından tekrar konuştu.
Raguo: Tüm yapabildiğin bu mu sayın ecelim?
Lio: Daha yeni başlıyorum. Su stili... Hayır, bu yetmez.
KADER STİLİ!
CEHENNEMİN 1.KATI: SEL FELAKETİ
Raguo bu teknik karşısında hem şaşırmış hemde gururlanmış bir ifade takındı.
Raguo: Cidden sensin L! Uzun zaman oldu... GEL. GEL VE GÜNAHLARIMI DA YANINA AL. HAHAHAHA!
Lio yaptığı büyüyü Raguo'ya yolladığında tsunami dalgasına benzer bir dalga bir anda yoktan var olmuştu. Raguo ise sanki bu anı yıllardır bekliyor gibi sevinmişti. Dev dalga Raguo'ya çarptığında kahkaha sesleri kesildi, daha doğrusu tüm sesler kesildi. Sığınakta daha bir kaç saniye önce savaşan herkes sadece bir dakika içinde ölmüştü. Lio büyünün yarattığı hasara baktıktan sonra Michael'dan aldığı anılara baktı. Ardından düşündü.
Lio: İlk seviyesinde böyle bir teknik ise... 7.seviyesini görmek istemem. Yoksa ister miyim?
Lio bunları düşünerek etrafına bakındı. Gözüne Raguo'nun tırpanı Kagemure ilişti. Hızla tırpanın yanına gidip tuttuğu gibi kaldırdı. Elinde döndürüp sağ omzuna aldı. Tırpanın yanında bir de kırmızı bir küre gördü. Ne olduğunu bilmesede küreyide aldı. Ardından sığınaktan ayrıldı. Sığınaktan çıkarken arkasına son kez baktı. Michael'ın bilgilerini ve öldürmekte ki umursamazlığı aldığı için dost düşman fark etmeksizin kaç kişiyi öldürdüğü halde hiçbir şey hissetmiyordu. İç çekip tekrar önüne döndü. Biraz yürüdükten sonra durup düşündü.
Lio: Okula dönüş yolu için bir portal açmalıyım ama gerekli malzemeleri bulmak zor olur...
???: Sadece istediğin yolu düşün ve kes.
Lio duyduğu ses ile etrafa bakındı ama bırak bir insanı hiç bir canlı görmedi.
???: Hey etrafa mal mal bakınmayı kes ortak.
Lio elindeki tırpana baktı. Aklına çok saçma bir düşünce geldi ve konuştu.
Lio: Kimsin sen?
???: Benim adım Kagemure ortak. Tanıştığımıza sevindim.
Lio şimdi anlamıştı. Michael sayesinde birçok zehir ve bilgi öğrenmişti. Öğrendiği bilgilerden biri de ruh silahlarıydı. Bu silahlar kullanıcısının en iyi kullanabileceği silahın şeklini alıyordu. Fakat ruh silahlarına sahip olmak o kadar kolay değildi. Silahlar sadece onu yapan İblis ve onu öldüren canlılar tarafından kullanılabilirdi. Ruh silahları Demirci İblisler tarafından yapılsada oldukça nadirdi çünkü eğer bu silahları yaparlarsa İblisler tüm yeteneklerini kaybediyordu. Yetenekleri silah tarafından yutuluyordu ve İblis'i öldüren kişi silahın yeni sahibi oluyordu. Döngü bu şekilde devam ediyordu. Lio, Raguo'yu öldürdüğü için bu tırpanın yeni sahibi olmuştu. Fakat hâlâ anlamadığı bir şey vardı. 'Kes' derken ne kastetmişti?
Lio: Hey Kagemure, sana bir şey sorabilir miyim?
Kagemure: İstediğini sormakta özgürsün. Sonuçta ortağımsın.
Lio: Güzel. 'Kes' derken ne demek istemiştin?
Kagemure: Bu muydu ortak? Sıkıntı yok. Kesmeni söylerken cidden kesmeni söyledim. Benim özelliğim karanlık, mekânlar arasında atlama yapabilmemi sağlıyor. Mesafe sadece senin gücüne bağlı, bu yüzden okula dönmek senin için sıkıntı değil.
Lio: Hmm... Demek öyle. Peki, ben ne kadar uzağa gidebilirim?
Kagemure: Sen... 500 kilometrelik bir yolu gidebilirsin. Bu arada hemen sevinme! Önceki ortağım Raguo senden çoook daha uzun mesafeleri gidebiliyordu. Bu arada, yapman gereken çok basit. Gideceğin mekânı görmen ve o mekânı hayal etmen gerek, ardından havaya bir kesik at ve bu şekilde bir portal oluştur.
Lio başını onaylar biçimde sallayıp gözlerini kapadı. Akademide birçok yer vardı ama en net hatırladığı yer odasıydı. Bu yüzden en mantıklı yer olarak orayı düşünerek havaya kesik attı. Kesik havada siyah bir çizgi şeklinde 5 metre ilerleyip ardından iki yana genişleyip bir kapı şekli aldı. Lio arkasına son kez baktı. Öldürdüğü kişiler ve ölen kardeşi Lucy aklına geldi. Onun öldüğünü ailesine söylemeliydi. Portaldan geçmeden önce ceset yığınının bulunduğu yere dönüp kardeşinin cesedini yüzüğüne depoladı. Normalde bu duruma ağlar hatta bağırırdı ama artık gözleri ay rengi gibi gümüş değil, sanki bir katilin gözlerini kurbanlarının kanıyla boyamış gibi kızıldı. Kardeşinin cesedini yüzüğüne alıp portaldan geçti.


