Her köşe de çeşitli gösteri yapan tuhaf kişiler vardı. Bunların kimileri ellerinde ki bir düzine topu hızla ellerinde çeviriyor...
Kimileri ateş üflüyor, kimileri ise yüzlerinde ki tuhaf makyajlar ile birlikte birbirlerini kovalayarak komiklikler yapıyorlardı.
"Pekala Ban, sen kalabalığa karışıp bir şeyler öğrenmeye çalış ve anahtarın açacağı deliği bul, bende bu süre de ortama hakim olacağım.
Flan Glav'a yakın duracağım ve bu şekilde hem birkaç şey öğreneceğim hemde onunla iyi ilişkiler kuracağım.
Baktım her şey kötüye gidiyor; bir şekilde hepsini uyutacağız ve eğlencemize bakacağız. "
Lio'nun yüzünde oluşan şeytani sırıtış ile birlikte Ban da sırıtırken, karanlığa karışıp ortadan kaybolması sadece saniyeler sürmüştü.
Arkasında ki hareketliliğin kesilmesi ile Ban'ın gittiğini anlayan Lio, yüzünde ki şeytani sırıtışı sıradan bir tebessüme çevirerek ilerlemeye başladı.
"Leo, sonunda geldin. "
Lio, duyduğu ses ile birlikte soluna göz ucu ile baktığın da ona doğru gelen Flan ile birlikte vücudunu o tarafa çevirip beklemeye başladı.
"Hoş geldin Leo. Gel hadi bu taraftan. "
Flan'ın konuşmasının ardından başını onaylar manada sallayan Lio ile birlikte Flan, arkasını dönüp ilerlerken Lio da onun peşinden ilerlemeye başladı.
İkili birkaç dakikalık bir yolun ardından kare şeklinde dizilen masalardan oluşan büyük bir sofraya geldiklerin de;
Flan, hızla Flan ile yaşıt gözüken bir kadın ile Lio'nun göründüğü yaşlarda ki bir kızın arasında ki boş yere oturduğun da Lio da Flan'ın iki sağında; genç kızın yanında ki boş yere oturdu.
"Leo, tanıştırayım bunlar; karım Fiona ve kızım Lacertilia. "
Flan, sıra ile önce solunda ki kadını ardından da sağında ki kızı tanıttığın da Lio, başını onaylar manada salladığın da; Flan, açıklama gereği duymuşcasına konuşmaya devam etti.
"Bu genç savaşçı; bu sabah ki suikast girişiminin engellenmesinde büyük rol oynadı. Ne yazık ki bir hastalık sebebiyeti ile konuşma yetisini kullanamıyor, çok özür dilerim Leo ama tam adın Leo Alive'di değil mi, tam hatırlamıyorum da. "
Flan, cümlesini bitirirken hafifçe kıkırdamıştı. Belli ki kendi unutkanlığını biraz komik buluyordu. Lio başını onaylar manada salladığın da Flan, yüzünde oluşan tebessüm ile karısına dönerek konuşmaya başladığın da Lio da etrafı dikkatle incelemeye başlamıştı.
"Şey... Leo..."
Lio, omzuna dokunan el ile soluna döndüğün de Flan'ın kızı Lacertilia ile karşılaştığın da başını 'Ne oldu' dercesine sağa yatırmıştı.
"Babamı kurtardığınız için teşekkür etmek istiyorum. "
Lacetilia'nın sözlerinin bitmesi ile başını teşekkür edercesine eğdiğin de Lio'da başını onaylar manada salladığın da gözlerini kısarak Lacertilia'yı incelemeye başlamıştı.
Siyah saçlar ve zümrüt yeşili gözler, yüzü ile orantılı minik ve tatlı bir burun ile ne dolgun nede küçük tam yüzü ile orantılı dudaklara sahipti.
Lio, kızı incelerken yüzünde oluşan tebessüm ile birlikte düşünceler denizine dalıp gitmişken Flan, ikilinin birbirlerine hiç konuşmadan baktıklarını fark edince sırıtarak karısı Fiona'ya kaş göz işareti ile ikiliyi işaret etti.
Fiona, göz ucu ile ikiliye baktığın da yüzünde oluşan tebessüme engel olamadı. Emindi ki bu kocasına yardım eden genç savaşçının ailesine katılması bir çok artı sağlayacaklardı.
Lio'nun gücünü kocasından dinlemişti: büyük ihtimalle Leo (Flan Lio'yu Leo bildiği için böyle söyledim), yaşadıkları şehirde ki en güçlü kişileri geç belki de yaşadıkları krallıkta ki en güçlü kişilere meydan okuyabilirdi.
Leo'nun gücünü iyi bir şekilde kullanmayı başarırlarsa da bu onlara krallık ile aralarında ki ilişkiler de artılar sağlayacaktı.
Lio'nun ise aklında çok daha farklı şeyler vardı: Lio karşısında ki kızı tek bir kişiye benzetmişti ve bu yüzden de ona ilgi duymuştu.
[DN: Ah Olivia, ah! 😔]
Sevdiği tek kadın olan Olivia'ya büyük benzerliği ile birlikte derin bir nefes çeken Lio, yüzünde oluşan sırıtış ile birlikte ayağa kalkarken cübbesinin iç cebinden çıkardığı bir kağıdı Flan'a uzattı.
Flan, Leo'nun uzattığı kağıda kısa bir bakış attıktan sonra kağıdı eline alarak okumaya başladı.
'Biraz dolaşacağım, birkaç dakikaya gelirim. Kusura bakmayın izniniz ile... '
Kağıtta yazan yazıyı okuyan Flan, başını Leo'ya çevirip başını onaylar manada salladıktan sonra;
"Fazla uzaklaşmamaya çalış Leo, yemek birazdan başlayacak. "
dedikten sonra tekrar önüne döndüğün de Leo, başını onaylar manada sallayarak arkasını dönüp ilerlemeye başladı.
[YN: Yazar bu Lio'yu gerçek adı ile mi yazsa Leo ile mi yazsa kafası yandı. ]
[DN: Duruma göre yaz işte, biz anlıyoruz. Değil mi millet? 😏]
Birkaç saniyelik kısacık bir yürüyüşün ardından kalabalığın sesinden yeterince uzaklaşan Lio, olduğu yerde ki çimlerin üstüne oturarak derin bir nefes aldıktan sonra sağ elini cübbesinin içine soktu.
Eline gelen küçük kutuyu daha önce defalarca yaptığı gibi hızla çıkararak açtıktan sonra kutudan silindir bir çubuk çıkardığın da çubuğu dudakları arasına koyduktan sonra tekrar cebine yerleştirdi.
Sağ elinin işaret parmağını alevlendiren Lio, yanan parmağını ağzında ki sigaranın ucuna getirdiğin de derin bir nefes alarak elini sallamaya başladı.
Elinde ki ateş sönerken aldığı derin nefesi veren Lio, rahatlamış bir ifade ile gökyüzüne baktıktan sonra mırıltı eşliğin de konuşmaya başladı.
"Sence Olivia'yı geri getirmem mümkün mü? "
Lio, birkaç saniye sessiz kaldıktan sonra etrafında sessiz olması le birlikte öfkeli bir nefes vererek tekrar konuştu.
"Ace sorumu cevaplar mısın? "
-Bağırmana gerek yok velet, sadece birkaç şey düşünüyordum.
"Ne gibi? "
Ace'in konuşması ile birlikte Lio, tek kaşını kaldırarak konuştuğun da, Ace tekrar sessizliğe bürünmüştü.
"Konuşacak mısın? "
Lio, sabırsızlığını tekrar dile vururken Ace'in cevap vermesi için tekrar sessizliğe gömülmüştü: Dakikalarca Ace'in konuşmaması ile birlikte tekrar konuşmak için ağzını açtığın da ;
-Birkaç yol var: Homunculus yaratma, ruhu başka bir bedene aktarma veya Ryuk ile anlaşman ve birkaç yol daha var ama en kolayları bunlar.
Ace'in konuşması ile birlikte Lio, açtığı ağzını kapatarak düşünmeye başladı. Homunculus yaratmak gerçekten kolaydı sadece uygun bir beden ve ruhu bulmak lazımdı; işte sorunda buydu.
Olivia'nın ruhu şuan da diğer dünyada idi. Bir kişinin homunculusa dönüştürülmesi için yapılması gereken şeylerden biri onun ruhunun da kullanılması idi.
Birinin ruhunu bir bedenden diğerine aktarmak zor olsa da imkansız değildi. Tabii ki bunun için bir süre vardı; ölen kişinin ruhu en fazla altı saat içinde bir başka bedene aktarılmaya başlamalıydı.
Ama Olivia öleli uzun zaman olmuştu ki bu da kötü haberdi. Şuan da Olivia'nın ruhu hiçliğe karışmış olmalıydı.
"Olivia'nın ruhu ne yazık ki kaybolmuş olmalı, bu durumda onu geri getirmem imkansız. "
Lio, öfkeden yumruğunu sıkarak yere vurduğun da sakinleşmek için ağzında ki sigaradan derin bir nefes daha aldı.
-En azından senin için...
Ace'in konuşması ile aldığı nefesin adeta boğazında bir su misali kalması ile öksürük krizine giren Lio, duyduğu şey ile birlikte öksürüğünü gidermeye çalışmıştı.
Birkaç saniye sonra kendine geldiğin de demin duyduğu şeyin nasıl olduğunu merak ettiği için tekrar konuşmuştu.
"Ne demek benim için? "
-Sen bir ruhu Ghostworld'dan geri getiremezsin, Ghostworld; bir kişinin öldüğünde ruhunun altı saat içersin de gittiği gezegendir.
-Ghostworld de eski bir dostum var. Adı Ryuk, Ölümün Fatihi olarak bilinir ve oldukça güçlüdür yaşamımda onunla karşılaşmış ve savaşmıştım.
-Ryuk bir delidir, her gün on binlerce ruhu özümsediği için duyguları çok karışık bir yaratık bir anda sana yardım ederken bir saniye sonra seni öldürebilir.
-Ryuk'un gezegeni yani Ghostworld gerçekten güzeldir. Milyarlarca ölen ruh ile Ryuk'a sonsuz bir güç sunar.
Ace'in konuşmasının bitmesi ile birlikte Lio da sessizliğe gömülürken ortamı büyük bir sessizliğin kaplaması ile Lio, iç çekerek konuşmak için harkete geçti.
"Peki ona nasıl ulaşabilirim? "
Lio'nun sorusu ile birlikte Ace'in kıkırdama seslerinin ardından attığı kahkahalar Lio'nun zihnin de yankılanmaya başlamıştı.
-O iş kolay ama şunu söyle: Ryuk ile konuşmak için emin misin?
Ace'in sorusu ile birlikte Lio, kaşlarını çatmıştı. Birkaç saniye sonra elinde ki sigarayı yere bastırarak söndürdüğün de
kaşlarını tekrar gevşettiğinde yüzüne yerleştirdiği sırıtış ile konuştu.
"Sevdiğim kişiyi geri almak için ölüme bile giderim. "
Lio'nun cevabı ile kahkahalar atan Ace ile birlikte Lio, yüzünde ki sırıtışı bir kenara bırakırken Ace'in devam etmesini bekledi.
-Pekala öyle olsun. Merak etme bana lazım olacağın için ölmeyeceksin ama ölümün nasıl bir şey olduğunu deneyim edineceksin. Acaba ne yapsam; kalbini mi durdursam yoksa kafanı mı kopartsam...
-Sanırım en iyisi kalbini patlatmak olacak... Ölümün sıradan olmayacak, öyleyse patlatalım mı? Üç iki bir ve bom.!
"Dur bir dakika ne-...."
'BOOOOOM'
Lio'nun sesi etrafta yankılanan patlama sesi ile birlikte kesildiğin de Lio, sol göğsünde açılan delikten akan oluk oluk kana baktıktan sonra gözleri fal taşı edası ile açıldığında sırt üstü çimenlerin üstüne düşmüştü. Saniyeler içerisinde vücudu soğuklaşır iken altında ki yeşillik alan kırmızıya boyanmıştı.
-Kalbinin patlaması bence güzel bir ölümdü. Bakalım Ryuk ile ne gibi şeyler yaşayacaksın, KRARARARARARA..
Ace'in kahkahası kulaklarında çınlarken Lio, gözlerini karanlığa kapatarak ölümün huzurlu ve rahat kollarına kendini bırakmıştı.
**
Yeşil çimenler ile kaplı kırsal bir alanın ortasında ki siyah saçlı kırmızı gözlü genç yüzünde ki tehlikeli bakış ile birlikte etrafa bakarken ağır adımlar ile bilinmezliğe ilerliyordu.
"Neredeyim ben Ace? "
Lio, bulunduğu yeri tahmin etse bile Ace'den bir onay alma ihtiyacı varmışcasına konuşmuştu. Eski yaşamlarında bir çok kez ölmüş olsa bile öldüğü zamanlar ruhu her zaman başka bir bedende yeniden doğmuştu.
Bu yüzden asla öteki tarafa geçmek gibi bir şansa sahip olamamıştı. Bu yüzden şuan bulunduğu yer ;Yüce Bilge Lux'un bile bilmediği bir dünya idi. Lio, yüzünde istemsizce oluşan bir sırıtış ile birlikte ilerlemeye devam etmişti.
Yüzünde oluşan sırıtışın sebebi basitti: Öğrenme hevesi, yeni bir dünya, yeni bir yer, yeni tehlikeler ve daha yeni nice şeyi öğrenme sevinci ile yüzünde oluşan tebessüm her geçen saniye büyürken Lio ilerlemeye devam etti.
[YN: Ah be şu Lio'da ki öğrenme hevesi bende de olsa keşke. Gerçi o kadar tuhaf şey öğrendim ki önemli olanlara yer kalmadı :/ ]
Saniyeler dakikaları kovalarken etrafa mutlak bir huzur ve sakinlik hakimdi. Hiç bir ses yokken ortamda ki bu sakinlik ile Lio, her an bir şey olabilir diye tetikte bekliyordu.
"Lio..."


