1 Aralık 2017 Cuma

LOGİO-4 7.BÖLÜM:AKŞAM YEMEĞİ


"Sevgili konuklar! Merak etmeyin, eğer değerli eşyalarınızı adamlarıma verirseniz sizin canınızı bağışlayabilirim. "
Flan'ın boynuna kılıcı dayayan kaplan maskeli adamın, konuşmasının bitmesi ile maskeli adamın etrafını; siyah cübbeli, yüzlerinde kedi maskesi olan adamlar kapladığın da kalabalığın arasında da aynı görünüşe sahip gruplar ellerinde çuval benzeri çantalar ile dolaşmaya başladılar.
Etrafta gezinen maskeliler, etrafta ki tüm herkesten değerli eşyalar toplarken muhafızların başında da bir grup durarak isyan çıkarmalarını engelliyordu.
En sonunda sıra Lio'ya geldiğin de Lio, hiç kımıldamadan Flan'ın boynuna kılıç dayayan kaplan maskeli adama bakmaya çalışıyordu.
Önünde ki kedi maskeli adam, elinde ki torbayı Lio'ya doğru uzattığın da Lio, hiç tepki vermeden kaplan maskeliye bakmaya devam etti.
"PARANI VER LAN! "
Kedi maskelinin kükremesi ile birlikte bakışlarını uyuşuk ile birlikte ona çeviren Lio ile birlikte maskeli, elinde ki çuvalı tekrar ileri uzattı.
'BOOM'
Bir anda; maskeli yüzüne yediği yumruk ile birlikte geriye doğru uçarken, etrafta ki cübbelilerin bakışları da o tarafa dönmüştü.
"İşlerimi uzatmış oldunuz, bu yüzden sizi öldüreceğim. Bu kişisel değil, yanlış anlamayın. Sadece işlerime karışanlardan nefret ederim. "
Lio, konuşmasını bitirdikten sonra hızla ileri doğru atıldığın da kaplan maskelinin etrafında ki kedi maskeliler de Lio'ya doğru atılmıştı.
Kedi maskelilerden birisi karanlığın içinde kaybolurken Lio, hissettiği titreme hissi ile ayaklarını sürterek durduktan sonra; geriye sıçradığın da ayaklarının dibinden yükselen karanlık bir dikit ile birlikte gardını alarak karanlık dikite bakmaya başladı.
Karanlık dikitten fırlayan karanlık ile kaplı bir uzuv, hızla Lio'ya ilerlerken Lio, gelen uzuvu tutarak durdurduğunda uzuva kısa bir bakış attı.
"Karanlık elementi: Gölge hareketi!Demek eskiden teknik adlarını söylemem gerekirdi, ama artık gerekmiyor. Yinede alışkanlıklar kolay vazgeçilmez; IŞIK ELEMENTİ: BEYAZ KÖRLÜK! "
Lio'nun konuşmasının ardından; Lio'nun vücudundan yayılan beyaz ışıklar, etrafta kör edici derecede bir parlaklık yaymaya başlamıştı.
Birkaç saniye sonra ışıkların sönmesi ile birlikte çevrede ki herkes afallamıştı. Kimileri ışığın yüksek parlaklığından dolayı geçici körlük yaşarken, kimileri vaktin de tepki vererek gözlerini korumuştu.
Bu gruba kaplan maskeli ve onunla birlikte üç kedi maskeli ile birlikte sadece muhafızlar dahildi. Beyaz ışığın sönmesi ile Lio, hızla önünde ki kişileri tek hamlede etkisiz hale getirerek ilerlemeye devam ediyordu.
Maskelilerin karşılık vermediğini gören tutsak edilmiş muhafızlar, hızla saldırıya geçerek onları tutsak eden maskelilere saldırarak önlerini açmaya başlamıştı.
Lio, etrafında ki maskelileri indirdiğin de karşısında sadece üç tane maskeli kalmıştı. Sırıtarak üçlüye bakan Lio, bu üçünün diğerlerine göre daha zor olacağını düşünerek sağ elini ileri uzattığın da;
Karanlık sanki bir yılan edası ile Lio'nun eline akın ederek bir tırpan şekli aldığın da; Lio, elinde oluşan tırpanı çevirerek gardını aldıktan sonra maskelilere baktığın da maskelilerden biri hızla Lio'ya doğru koşmaya başladı.
Silahsız bir şekilde saldırıya geçen maskeli ile birlikte Lio, elinde ki tırpanı savurmasıyla beraber maskelinin başını vücudundan ayırmıştı. Bu şekilde elinde ki tırpanın gerçekten tehlikeli olduğunu fark eden maskeliler yoldaşlarının ölümüne rağmen kıpırdamadan durmaya devam ediyordu.
Lio, tırpanın metal kısmının az aşağısını omzuna dayayarak maskelilere bakmaya başladı. Maskelilerin ikisi de hemen hemen aynı boy ve aynı cüssede bir vücuda sahipti: Vücutları fazla uzun olmasa da uzun denilebilecek bir boydaydı.
Üzerlerinde ki cübbeler sebebi ile kalıbı hakkında fazla bir karar veremese de; cübbelerin fazla geniş olmaması ile ya sıska yada ideal bir vücuda sahip oldukları kesindi.
"Siz kimsiniz? "
Lio'nun sert çıkan sesini duyan ikili hiç kıpırdamadan Lio'ya bakmaya devam ettiklerinde Lio, öfke ile çattığı kaşları ile haykırdı.
"KİMSİNİZ DEDİM? "
Lio'nun bağırmasına rağmen kıpırdamayan ikili ile öfkesi artan Lio, dişlerini sıkarken tırpanı tutan elini dahada sıkarak tekrar tıslarcasına konuştu.
"Demek öyle. "
"L. lerin sonu! "
Maskeli adamlardan birinin konuşması ile birlikte Lio, olduğu yerde durarak beklemeye başladı.
"L. lerin sonuncusu, Dünyaların Fatih'i olacak kişi. "
"Ustamız haklıymış kardeşim. Onun kaderini görebiliyorum; kanla yıkanmış bir yol. "
"Cesetlerden oluşan bir tepe. "
"Çeşitli şekiller de ölmüş onlarca suçlu veya masum insan."
"ZAFERE GİDERKEN SEVDİKLERİNİN CESEDİNDEN OLUŞAN BİR KÖPRÜ!"
Son kısmı aynı anda bağıran ikili ile birlikte Lio, daha da öfkelense de merak duygusu öfkesine engel olmuştu.
"Ustanız mi? Zafere giderken sevdiklerimin cesetlerinden oluşan bir köprü mü? Neyden bahsediyorsunuz siz? "
Lio'nun şaşkınlığını fark eden ikili, bir birlerine baktıktan sonra Lio'ya dönerek aynı anda konuşmaya başladı.
"Bunun için vaktin erken, Dünyaların Fatih'i . Vakti geldiğin de size hizmet edeceğiz. Efendimiz Dünyalar Fatih'i, evrenin en güçlü hazinesin sahibi olacak kişi,
DÜNYALARIN EN GÜÇLÜ ŞEYİNİ BARINDIRAN Oİ L. GİO'NUN KUTUSU LOGİO'YU ELİNDE TUTACAK KİŞİ! "
İkili, konuşmasını bitirdikten sonra karanlığa dönüşerek ortadan kaybolduğun da; Lio, derin bir nefes vererek Flan'ın boynuna hala kılıç tutan ve tir tir titreyen kaplan maskeli adama döndü.
Kaplan maskeli adam, elinde ki kılıcı titreyerek tutuyordu. Saniyeler içerisinde en güçlü iki adamı onu terk etmiş, esir ettikleri muhafızlar bir anda üstünlük kurmuş ve yarısını esir ederken, kalan yarısı da siyah saçlı kan kırmızısı gözlere sahip tırpanlı bir genç tarafından saniyeler içerisinde öldürülmüştü.
Kaplan maskeli adam, bir anda omzuna dokunan el ile birlikte Flan'ın boynuna dayadığı kılıcı hızla savurarak arkasında ki adama saldırdığın da ;
Arkasında ki kişi, kılıcı sadece iki parmağı ile tutarak durdurmuştu. Kaplan maskeli, karşısında gördüğü kırmızı gözler ile korkudan yutkunurken;
Kırmızı gözlerin sahibi olan Lio, parmaklarını hareket ettirerek kılıcı kırdıktan sonra hızla maskelinin yüzüne kafasını gömmüştü.
Maskeli, yüzüne yediği kafa darbesi ile birlikte esir edilen maskelilerin üzerine doğru uçarak onları ezdiği sırada; muhafızlar onu da diğerleri gibi hızla esir ederek etrafta başka sorun olup olmadığını kontrol etmeye başladı.
"Genç savaşçı! "
Lio, yanında duyduğu ses ile birlikte göz ucu ile soluna baktığın da Flan'ın elini uzatarak ona sırıttığını gördü.
"Benim adım Flan Glav, sen kimsin genç savaşçı? "
Lio, birkaç saniye Flan'a baktıktan sonra Flan'a doğru dönerek başını hafifçe eğip selam verdiğin de; Flan, yüzünde ki sırıtışı bozarak elini indirmişti.
"Genç savaşçı, lütfen bana adını bahşeder misin? "
Flan'ın konuşması üzerine Lio, konuşmak için ağzını açsa da aklına gelen fikir ile açtığı ağzını tekrar kapatarak başını iki yana hafifçe salladı. Maskesi yüzünden ağzının hareketleri gözükmüyordu.
Lio, yüzünde ki sırıtışı ile birlikte hızla sol elini ileri uzattığın da elinde ortaya çıkan kağıt ve kalem ile yazı yazmaya başladı.
Birkaç saniye sonra Lio, elinde ki kağıdı Flan'a uzattığın da; Flan, yüzünde oluşan şaşkınlık ile kağıdı eline alıp okumaya başladı.
"Adım Leo Alive. Bir gezginim, küçükken konuşma yetimi kaybettim. Evarlion'u gezerek kendime bir şifa kaynağı arıyorum. "
Flan, elinde ki kağıdı dikkatle okuduktan sonra başını onaylar manada sallayarak kağıdı Lio'ya uzattı.
"Anlıyorum, hastalığın için üzgünüm. Evimde işinin ehli şifacılar mevcudiyette, eğer istersen gel bir baktıralım. Belki de derdinin dermanı oradadır. "
Flan'ın söyledikleri ile birlikte Lio, eline başka bir kağıt alarak tekrar yazmaya başladı. Birkaç saniye sonra elinde ki kağıdı da Flan'a uzattığın da Flan, kağıdı alarak okumaya başladı.
"Ne yazık ki bunun mümkün olduğunu sanmam; derdimin devası için özel bir bitki aramaya çıktım. Bitkinin adı; Ay ışığı zambağı, gerçekten özel bir bitki. Ne yazık ki sizde olduğunu sanmam. "
Flan, kağıdı okuduktan sonra iç çekercesine nefes vererek tekrar Lio'ya baktı.
"Anlıyorum, Ay ışığı zambağını daha önce de duymuştum. Ama efsanelere konu olan bir çiçeği bulmak boşa ümitlenmektir.
En azından beni ve ailemi daha önemlisi; halkımı kurtardığın için bu akşam ki kutlama da misafirim ol. "
Flan'ın konuşması ile Lio, kısa saniyeli bir düşünce dalgasında kalmıştı: Eğer Flan'ın teklifini kabul ederse Ban ile buluşamama şansı olsa da eğer kabul etmezse de oldukça dikkat çekici bir hareket olurdu.
Başını onaylar manada sallayan Lio ile birlikte Flan, yüzüne tekrar bir tebessüm yerleştirdikten sonra konuştu.
"Akşam güneş battığı vakit, ileri de ki tepede ki büyük ağacın altına gel; kutlama yemeğimiz orada olacak. "
Flan'ın işaret ettiği tepeye bakan Lio, tepenin üstünde ki devasa ağaç ile birlikte tekrar bakışlarını Flan'a çevirdikten sonra başını onaylar manada salladıktan sonra karanlığa dönüşerek ortadan kaybolmuştu.
*
"Kutu... Kutu... Kutu... Kutu... KUTUUUUUUUUUU! "
'BOOOM'
Ban, öfke ile ezdiği tahta sandıklara lanetler ederken, öfkeden derin nefesler almaya başlamıştı. İlk bulduğu sandığı açtığın da; içinden bir boy küçük bir kutu daha çıkmıştı.
"Vardır bir önemi. "
diyerek sandığın içinde ki sandığı da açan Ban, tekrar başka bir sandık ile karşılaştığın da şaşırsa da bu sandığı da açmıştı.
Yine bir sandık ile karşılaştığın da iç çekerek sandığı tekrar açtığın da; tekrar bir sandıkla karşılaşmıştı.
Açtığı her sandığın içinden bir öncekine göre daha küçük bir sandığın çıkması ile sonunda bir metreye elli santim olan sandığın boyutu sonunda on beş santime beş santimlik küçük bir sandık olmuştu.
[DN:.... Peki 🙄]
"İyi bir halt olmazsan; seni bu evin sahibine sokacağım. "
Ban, öfke ile küfrettikten sonra elinde ki ufacık sandığı da açtığın da sandığın içinden çıkan anahtarı incelemeye başladı. Anahtarın arkası bir hilal şeklinde iken ucu da bir yıldız şeklinde düzdü.
"Sokayım sana! "
Ban, küfrettikten sonra derin bir nefes vererek suya dönüşerek ortadan kaybolmuştu. O kadar saat burada olmasına rağmen eline geçen şeyler sadece; onlarca, içinde kutu olan kutu ve bir anahtardı.
Anahtarın yanında olan ufak kağıdı da yanına aldığı için sıkıntısı olmadan oradan ayrılan Ban, tekrar hanın arkasında ortaya çıktığın da etrafı kolaçan ederek içeriye ilerledi.
İçeride hemen herkes sanki bir olay olmuşcasına toplanmıştı. Ban, bu görüntüye şaşırsa da öfkesinden dolayı bu durumu şu anlık boş vermeye karar vererek hızla odalarına doğru ilerledi.
Hızla odasına giren Ban, kendini koltuklardan birine atarak elinde ki kağıt parçasını incelemeye başladığın da;
Kağıt da sadece bir tepe üzerinde ki devasa bir ağaç vardı.
"Sokayım sana ya! "
Ban, küfrederek elinde ki kağıdı buruşturarak fırlattığın da Lio'da odaya girmişti.
"Durumlar ne Ban? "
Lio'nun sorusu ile öfkesinden dolayı sinirli olan Ban, hızla kükrercesine konuşmaya başladı.
"Ne olsun! Sandık hamile imiş. Sandık doğurdu; içinden sandık çıktı, oda hamile çıktı, oda sandık çıkardı.
[DN: Hmm 🤔 Anlatış biçimi efso😶]
Anasına kadar sandık çıktı. Sonunda kutu çıktı; kutudan da anahtar çıktı, anahtarda bir halta yaramadı.
Yanında resim var ama neye yarar. O sandığın içine sandığı koyan ev sahibi adamın içine anahtarı sokacağım lan..."
Ban, uzun bir süre konuştuktan sonra sakinleşmişti. Derin nefesler alarak soluklandıktan sonra Lio'ya dönerek;
"Rahatladım be... Senden ne var ne yok kaptan? "
Tekrar ciddiyetsiz bir şekilde konuştuğun da Lio, onun bu haline şaşkın bir şekilde bakmaya başladı.
"Neyse... Akşam bir yemek varmış; şehir lordu saldırıya uğradı, onu kurtardım beni yemeğe davet etti. Uemek tepede olacakmış. Aklıma gelmişken kağıtta ne vardı? "
Lio'nun sorusu ile birlikte Ban, yerde buruşmuş olan kağıdı alarak Lio'ya uzattığın da; Lio, kağıtta tepenin üzerinde çizilen ağaç ile Flan'ın dediklerini hatırladı.
'Tepede ki ağacın büyük ağacın altı. '
Orada normalde kutlama için yemek yenilecekti. Ancak belli ki orada yemek yenmesinin başka bir sebebi daha vardı.
Büyük ihtimalle bu anahtarın açacağı yer, o tepede bir yerde idi. Lio, yüzünde oluşan sırıtış ile birlikte pencereye doğru yöneldi.
Birkaç saniye boyunca dışarıyı izledikten sonra mırıltı şeklinde konuştu.
"Akşam yemeği için hazırlansak iyi olur. "