{Çevirmen: Deku }
{Düzenleyici: GeceSair}
Salona döndüklerinde karşılaştıkları şey tüm bu süre boyunca orada olan bir izleyici topluluğuydu.
Tahtın önünde küçük bir masa ve iki sandalye vardı. Masanın
üzerinde ise…
“Satranç
tahtası?”
Bu sefer Sora’nın kafası karışmıştı. Elf büyüsü ile karışmış
bir sürü hileli oyun düşünmüştü ama satranç hayal dünyasının çok ötesindeydi.
Her şeyden önce bir insan satrançta nasıl hile yapabilirdi ki? Beklentilerinin
dışına çıkıldığı için gerilmişti. Kurami sandalyelerden birine otururken monoton
bir sesle açıkladı.
“Evet
satranç. Ama normal bir satranç değil.”
Ardından yanındaki küçük kutuyu açtı ve 16 sı beyaz 16 sı
siyah 32 taş kendi başlarına satranç tahtasındaki yerlerini aldı.
Bu sanki…
Kurami sanki Sora’nın düşüncelerini okumuş gibi,
“Evet
doğru, bu satrançta taşların kendi iradeleri var. Parçalara emir verince
otomatik olarak emir doğrultusunda hareket ediyorlar.”dedi.
“…Anladım.
Demek böyle olacak.”
Oldukça zor
bir oyun seçmiş.
Sora hile yapabileceği yolları düşünürken dilini şaklattı.
“…Ne
yapacağız Shiro?”
Bu normal satranç olsaydı Shiro kesinlikle kazanırdı.
Ama normal satranç değildi.
Karşıdakinin hile yapmak için büyü kullandığı gerçeğinden ise
bahsetmeye gerek yoktu.
“Endişelenme,
oyun satranç ise kaybetmemin imkanı yok.”
Shiro bunları dedikten sonra cesurca ileri çıktı.
Bundan önce
Sora onayladı.
“Oyunun
ortasında değişim yapsak sorun olur mu?”
“Ha?”
Shiro da en az Kurami
kadar şaşırmıştı.
“Ne yazıkki
ikimiz bir oyuncuyuz. Ayrıca oyuna sadece bir taraf aşinaymış gibi duruyor.
Oyun alanı da bu durumda eşitlenmiş olur, haksız mıyım?” Sora tüm
bunları telefonuyla oynarken söylemişti. Kurami ise Sora’nın düşüncelerini
okumak istermiş gözlerini onunkine dikmişti. Sonuçta ise hiçbir şey anlamamış
gibi görünüyordu.
Onun gibi
biri, 『 』’un kanatlarından biri olsa bile
bana eşit olamaz.
“İstediğinizi yapın.”
Gerek Sora’nın
elindeki telefondan olsun gerekse yüzünden hiçbir şey okuyamamasından Kurami
gerilmişti. Kelimeler ağzından tükürür gibi çıkmıştı.
“…Nii, sence Shiro…?”
Boşluğun
kanatlarından diğeri olan kız kardeşinden gelen bu beklenmedik itiraz
karşısında Sora:
“Shiro, çok aceleci davranıyorsun. Eğer normal bir satranç maçı olsaydı
kaybetmen için 100.000 de 1 bile şans olmazdı.”
Fakat..
“Onunda söylediği gibi bu normal
bir satranç değil.”
“…”
“Unutma! Biz ikimiz biriz. Biz
ikimiz [ ]’uz. Tamam mı?”
“Ö..özür dilerim. Di…di…dikkatli
olacağım!”
“Tamam o zaman. Hadi başlayalım.”
Dedikten sonra
Shiro’nun kafasına elini sürdü ve kulağına eğilerek “Hilelerini görüp ona göre bir plan yapana kadar git ve oyunu kazan!”dedi.
Shiro kafasını
salladıktan sonra masaya doğru ilerledi.
“Konuşmanız bitti mi? O zaman
başlayalım, ilk hamle sizin olsun.”
Bu apaçık meydan
okumaya karşın Shiro bir iki saniye kaşlarını çattı.
Bir açıdan satrancın
tic-tac-toe dan bir farkı yoktu.
İki oyuncu da sürekli
en iyi hamleleri yaparsa, beyaz kazanırdı.
Sonradan başlayan
kişi için karşı tarafın en azından bir kez hata yapması gerekiyordu. Böylece o
da [Beraberlik] hakkında düşünmeye başlayabilsin.
“b2 piyon b4’e.”
Shiro biraz bozulmuş
bir biçimde komutu verdi ve maç başladı.
Taşlar ellerini
hareket ettirmeden sadece sesli komutlarla hareket ediyordu.
Kurallara uygun bir
şekilde piyonlar sadece ilk hamlelerinde iki kare ilerleyebilirdi.
Fakat Kurami “Taşların kendi
iradesi var.” demişti.
Kendi kendi
ilerlemesine doğal olarak itiraz edemezlerdi.
Sora düşüncelere
dalmış bir şekilde tahtaya bakarken Kurami sessizce komutunu verdi.
“Yedi numaralı piyon
ilerle!”
Ve aniden komutu alan
piyon…
Üç kare ilerledi!
“Ne!?”
Kalabılığında Sora
gibi sesi yükselmişti.
“Size bu taşların
kendi iradeleri olduğunu söylememiş miydim?”
Kurami’nin yüzünde
hafif bir gülümse belirdikten sonra konuşmasına devam etti,
“Taşlar oyuncunun ‘karizma’,
‘yönetme kabiliyeti’,‘kral olmaya uygunluğu’na bakarak ne kadar ilerleyeceğine karar veriyor. Sizce de bir kralı seçmek için çok iyi bir oyun değil mi?”
“Tch”
Sora dilini şaklattı
fakat panik yapılacak bir şeyin olmadığının farkındaydı.
“d2 piyon d3’e…”
Shiro basit ve sakin
bir şekilde oynayışını sürdürdü.
“Bu kadar sakin bir
şekilde oynayışını sürdürmek normal mi?”
Shiro bir kere
oynamaya başladı mı üzerinde kullanılan tüm provakasyonlar etkisizleşir. Ayrıca
abisi de arkasındaydı. Shiro’nun konsantrasyonu çok yüksekti.
Tanrıları bile yok edebilir.
…Ardından.
Gerçeklikte.
Kurami’nin taşları
istiflerini bozmadan kurallara karşı hareket etmeye devam ediyordu. Shiro da
herhangi bir tehlikeye düşmeden oynamaktaydı.
“…Anlıyorum.”
Sora belli bir şeyden
korkuyordu.
Eğer, Kurami’nin
dediği gibi “taşların kendi iradesi” olayı bu oyunda anahtardı, fakat… Korkusu
çok yakında gerçek olacaktı.
“Piyon 5, ilerle.”
Emir verilen piyon…
İlerlemedi.
“Ha?”
Shiro oyunun
başlangıcından beri ilk defa bir şaşkınlık ifadesi göstermişti. Benzer şekilde
Steph ve izleyecilerde şaşırmıştı.
Dilini şaklatan
Sora’nın düşündüğü şey gerçek olmuştu. Bu satranç oyunun anahtarı olan karizma
ile taşlar kuralları yok sayarak hareket edebilirdi- teoremi yanlıştı. “Taşlar
yeterli karizma olmadan hareket etmez”doğrusuydu. Eğer taşlar gerçek olsaydı
[asker olarak] kullanılan ilk strateji, kullanılamaz olurdu.
“Yapamayız.”derlerdi. Taşları feda edemezlerdi.
“Savaş
uğruna mutlu bir şekilde canlarını vercek insanlar gerçekte yoktu. Bu starateji başlangıçtaki delilik ile
harmanlanmış emirler vasıtası ile oluşmuştu. Fakat artık taş feda edemezlerdi.”
“—“
Shiro uzun bir düşünme süreci sonunda tırnaklarını yemeye
başladı. Fakat her nasılsa Kurami’nin askerleri en ufak bir emre itaatsizlik
göstermeden, öleceklerini bilseler bile, hareket etmeye devam ediyorlardı.
Bu şimdiye kadar avanatjı elinde tutan Shiro’yu geri
püskürttükleri ilk seferdi.
“Durum bir
anda tersine döndü. Morallerinin bozulması ile taşlar daha sık emre itaatsizlik
etmeye başlayacak ve bu moralleri daha çok bozacak…. Eğer böyle giderse
kazanmamız mümkün değil.”
Büyük ihtimalle kendi içinde Shiro’nun kazanması için bir yol
kalmadığını biliyor. (Kurami den bashediyor.)
Fakat… bu kadarı
yeterliydi.
Shiro, Sora’nın yeterince anlamasına yetecek kadar maça
tutunmuştu.
Zombi gibi gözler, kendini küçük görme…. Ne taraftan bakarsak
bakalım Shiro’da karizmadan eser kalmamıştı. Kurami’nin taşlarının hareketleri
ise Sora’ya hilenin %120 doğru yüzünü göstermişti. Elini, kardeşinin uzun beyaz
saçlarına koyup “Shiro, hadi değişelim!”
dedi.
“…”
Kardeşinin kahkülleri gözlerini kapatmıştı fakat Sora kahküllerin
altında kalın bir gözyaşı tabakası ile kaplanmış bir çift göz olduğunu çok iyi
biliyordu.
Aslında bu beklendik bir şeydi fakat 『 』satranç gibi
kardeşinin hiç kaybetmediği bir oyunda yenilgi alamazdı.
“N..Nii….öz…ür dilerim!”
“Ah, ne oldu?”
“Ben…kay….kaybettim.”
Shiro bunları
söylerken yüzünü Sora’nın göğsüne gömmüştü.
“Haa, ne diyorsun sen ya. Daha
oyunu kaybetmedik.”
“…..”
“Biz kimiz 『 』uz. Bende kaybedene
kadar kaybetmiş sayılmayız.”
Shiro bunları
söyleyen Sora’ya bakarken onun her zamanki gibi kaybetmeyeceğine emin olan
kendine güvenini gördü.
“Ayrıca bu oyun satranç değil. Ve sen bu oyunda beni bir kere bile
yenmedin.”
“Ha?”
“İzle ve öğren. Bu oyun benim
sorumluluk alanımda.”
Burun çekme sesi…
Kızkardeşinin
gözlerinden akan yaşlar perçemleri tarafından kapatılıyordu. Shiro sandalyeden
kalkmaya yeltendi dakat Sora onu durdurdu.
“Ağlak bir bebek ha! Oyunun
ortasında maçı bırakıyor ve *bu noktadan
sonra* abisinin maçı çevirebiliceğini mi sanıyor! Anlaşılan sizde bir kral
olmak için aranan özelliklerin hepsi var! Tek sorun bahsettiğim kralın ‘Soytarı
Kral’ olması.”
Sora, Kuraminin
sözlerini duymazdan gelerek küçük kardeşini kucağına aldı.
“…”
Shiro’nun vücudu bir
anda taşınmanın verdiği şokla kaskatı olmuştu.
Onbir yaşında olmasına rağmen kardeşimin vücudu oldukça hafif.
Kardeşini aldıktan
sonra sandalyenin hizasına çekerek hemen kucağına oturttu.
“İkimizin 『 』olduğunu söylemedim mi? Ve şimdi
burada sakinliğimi kaybedersem bana yardım eli uzatmanı istiyorum.”
Sora konuşmayan
kardeşinin yüzüne baktı.
Yüzündeki küçük
gülümseme ile etrafı ürküten Sora, Kurami’ye bakıp,
“Pff, ne kadar sıkıntılı…”
“Seğn, onu bana mı didin!?”
“O ya da bu deliğini satarak elflerden aldığın bu
hileli oyunda seni yeneceğim. O yüzden şimdiden özür dilemeye başlasan çok iyi
olur çünkü kardeşimi ağlatmanın bedeli büyüktür seni fahişe!”
Kurami’nin yüzü
kasıldı fakat Sora onu görmezden geldi.
Tahtaya bakarken
derin bir nefes aldı ve…
“TÜM ASKERLERE!”
Kucağındaki kardeşi
de dahil herkes Sora’nın bu duvarları sallayan, camları parçalayan sesinin ne
diyeceğini duymak için kulaklarını kabartmıştı…
“BU SAVAŞTA BAŞARI GÖSTEREN HER
ASKERE, KRAL OLMANIN VERDİĞİ YETKİ İLE, HOŞLANDIĞINIZ KIZLA BİR KERELİK
İLİŞKİYE GİRECEĞİNİZE SÖZ VERİYORUM!...”
Bir anda tüm salonu
sanki denizin dibindelermiş gibi bir sessizlik kapladı. Bu sessizliği; kafa
karışıklığı, küçümseme ve hayranlık oluşturuyordu. Fakat Sora bunları takmadan
konuşmasına devam etti.
“DURUN DAHA BİTMEDİ! ÖN SAFLARDA
SAVAŞAN HER ASKER, BU SAVAŞTAN SONRA, ASKERİYEDEN AYRILACAK, ONLARA AYLIK MAAŞ BAĞLANACAK VE ÖMÜR BOYU VERGİDEN MUAF TUTULACAK! BUNLARIN HEPSİNDEN ÖNEMLİSİ
İSE BAKİR OLARAK ÖLMEYECEKSİNİZ! SİZİN BEKLEYEN AİLENİZ VE SEVDİKLERİNİZ İÇİN
CANLI OLARAK DÖNMELİSİNİZ!”
Yine Sora’nın
söyledikleri sayesinde salona sessizlik hakim olmuştu.
Fakat satranç
tahtasından…
“UvvvvvoĞĞĞĞĞĞĞĞHHHHHHHH!!” diye bir ses çıktı.
Bir savaş çığlığı
salonda yankılandı.
Sokak kalenin içinde
ne olduğunu bilmediği için karışık bir durumdaydı. Fakat konuşma daha
bitmemişti.
(Burada
azcık karıştırmış olabilirim sori.)
“Ordum, askerlerim! Kulaklarınız iyi açın! Bu savaş bizim, Elkia’nın, İnsanoğlu’nun! Bu savaş son kalemizi kimin yöneteceğini belirliyor! Gözlerini açın ve bakın, ülkeyi….”
“Ordum, askerlerim! Kulaklarınız iyi açın! Bu savaş bizim, Elkia’nın, İnsanoğlu’nun! Bu savaş son kalemizi kimin yöneteceğini belirliyor! Gözlerini açın ve bakın, ülkeyi….”
Ardından karşısındaki
Kurami’yi göstererek,
“….bu zombi kılıklı akıl yoksunu
sürtüğe bırakmak gerçekten iyi bir fikir mi?...”
“Bir saniye, ne?”
Sora sersemlemiş
Kurami’yi yok sayarak elini kız kardeşinin kafasına koydu. Kahküllerini yukarı
kaldırıp beyaz saçlarını geriye attı ve bembeyaz tenini ortaya çıkardı.
Üzüntü ile ıslanmış, büyük yakut rengi gözleri de açığa çıkmıştı.
“Eğer zafer bizim olursa
kraliçe işte bu kız olacak. Evet doğru, sonrasında ne olacağını siz düşünün! O
bize zaferi getirmek için kalbini her türlü duyguya kapatıp emirler verdi fakat
siz onu birer birer hayal kırıklığına uğratıp, onu ağlattınız! O yüzden size
sadece bir kez soracağım! SİZ HÂLÂ KENDİNİZE ERKEK DİYEBİLİYOR MUSUNUZ!?..”
Ardından bir piyonu
işaret edip,
“Sen! Yedinci Piyon Birliği!
Düşman bizim ön hatlarımızı işgal ediyor! Eğer bu durumda daha fazla kalırsak
düşma bizi yanlardan vuracak! İlerle ve onlara kanatlardan vurarak güvenliği
sağla!”
Yedinci piyon emre karşılık olarak bir savaş çığlığı attı ve piyon hareket
etmeye başladı. İki kare ilerledikten sonra durmadı
ve ilerlemeye devam ederek düşman piyonunu yok etti.
“Ne!
İmkansız!”
Sora şaşkınca bakan Kurami’ye dönerek,
“Hmm,
seninde yaptığın bir şeye neden bu kadar şaşırdın anlamıyorum doğrusu?”
Sora’nın üstündeki Shiro mırıldanarak,
“Ama, Nii-san, eğer bu gerçek bir savaşsa…. askerler hareket ettikleri için yorulacak…
ve bir süre hareket edemeyecektir.”
“Aynen
dediğin gibi fakat, ikinci süvari birliği yedinci süvari birliğinin yanına
giderek bize yolu açan ‘kahramanları’ ne pahasına olursa olsun koruyun!”
Ve taş karşıdakinin sırasını beklemeden hareket etti.
“Vezir ve
Şah, siz teknik açıdan biz olsanız bile önemli değil, acele edin ve ön saflara
yardıma gidin!”
Ve bu satranç kurallarına hiç uymayan emirlerle
izleyicilerin, hatta Shiro’nun bile gözleri sonuna kadar açılmıştı.
Fakat şaşıranların en önünde ise..
“Hey! Benim
sıramı yok sayarak ne yapıyorsun sen?!”
Kurami’nin itirazlarına karşı Sora ona bir sokak köpeğine
acınıldığında atılan bakışlardan attı ve
“Sen aptal
mısın? Gerçek bir savaşta düşmanının sana hamle yapmak için sıra vereceğini mi
sanıyorsun?”
Satranç tahtasında taşlar hareket etmeye devam edip Sora’nın
emirlerini uyguluyordu.
“Eğer sıran
hakkında bu kadar endişeliysen ben vermeden emir vermeye bak.”
Eğer bir problemin varsa satranç tahtasına söyle, demişti
Sora son cümlesinde. Satranç tahtasında taşlar hareket etmeye devam ettiğine
göre bunda bir sorun olmamlıydı. O zaman…
“Piyonlar!
Hemen bir savunma hattı kurun!”
Kurami hızlıca kendine gelerek karşılık vermişti.
Sora kusurları ilk bakışında bulmuştu.
“Öhaha! Şu
askerlerinin acınası durumuna bakın, kendilerini bir hatla korumaya çalışıyorlar.”
Abartılı bir şekilde elini sallayarak, mükemmel
oyunculuğuyla,
“Siz ne
biçim kral ve kraliçesiniz. Arka saflarda keyfinizi sürerken askerleriniz ön
saflarda can veriyor. Kral ve kraliçe, yöneticiler, halkının her zaman yanında
olmalı ve onlara yol göstermelidir. Şimdi sıfatlarınızın hakkını vermenin
zamanı geldi, ileri çıkın ve askerlerimizi koruyun!”
El altından karşı tarafın taktiklerini aşağılamak ve bu
sırada kendi tarafına moral konuşması yapmak gerçek dünyada propaganda adıyla
anılan eylemlerdi. Sora tekrardan Kurami ve yönettiği taşlara dönerek,
“Hmm, askerlerinin moralini artırmak için onları elf büyüsü
ile zorlamak… Galiba bu gerçek savaşlarda beyin yıkama olarak geçiyor.”
Kurami’nin ifadesi hafiften buruştu.
“Kanıtlanması
zor ve bu oyunda sana büyük bir avantaj veriyor. Karşındaki bu oyunda bir uzman
olsa bile, taşlarını feda edemeyince veya hareket ettiremeyince sonunda
askerlerinin saygısını kaybedecekti…”
“…Fakat
büyük bir hesaplama yaptın.”
Tekrar sesini yükselterek,
“En eski
zamanlardan beri, askerlerini ileri sürüp onları zorba bir şekilde savaşmaya
zorlayan hükümdarların ismi hiçbir zaman anılmamıştır. Her şeyden önce insanlar
adalet için savaşırlar! Ve sadece tek
bir adalet vardır.”
Genelde ruhsuz ve gözleri yarı kapalı olan kız kardeşi,
konunun gidişatı üzerine gözlerini tamamen açmıştı. Bu durumunda olunca ona
bakanı büyüleyecek bir görüntü çıkmıştı.
“Şu an
kraliçenin huzurundasınız! Eğer siz piçler gerçekten adamsanız, kraliçenizin
gözlerinin bir daha yaşla dolmasına izin vermezsiniz!”
Ve cevap verircesine tahtadan bir savaş çığlığı daha
yükseldi.
“Aynen….
'tatlılık’ tek gerçek adalettir.”
Kucağındaki kardeşini kucaklarken cesurca açıkladı.
Tahtadan gelen tek cevap odadakinden çok daha farklı bir
atmosfer yaratmasıydı fakat Sora buna hiç dikkat etmedi.
“Erkeklerin
canlarını riske atmasının nedeni varoluştan beri değişmemiştir!
Sevdikleri içindir, arzuladıkları içindir! Açık açık söylemek gerekirse, erotizmdir! Söylemenin hiçbir yolu yok!”
Sevdikleri içindir, arzuladıkları içindir! Açık açık söylemek gerekirse, erotizmdir! Söylemenin hiçbir yolu yok!”
“5. Piyon! Karşı
tarafın süvarisini yok et!”
Kurami, süvarisine saldırı emri vermişti fakat…. Sora, kollarını kardeşine dolarken emrini vermeyi
ihmal etmemişti.
“Oh, bizim şanlı şövalyemiz, sıkı bir
eğitimden geçmiş ve eğitimin sonunda Kraliçemiz tarafından şövalye unvanı ile
onurlandırılan yiğit kişi! Nasıl böyle
sefil bir piyon tarafından katledilmeyi bekleyebilirsin! Kraliçenin adı ile
sana emrediyorum, şövalye unvanını taşıdığın sürece iznimiz olmadan ölmen YASAK!
Düşman sadece bir piyon, sana karşı bir şansı var mı? Ana hattımıza geri dönerek şanlı kılıcın ve
kalkanınla bize zaferin yolunu aç!”
Piyon tam şövalyeyi yakalamak üzereyken….
Yakalamadan
hemen önce parçalara ayrıldı.
“Bizim asil
şövalyemiz, bugün çok iyi savaştın ve bir çok kişinin dayanamayacağı sıkıntılara
göğüs gerdin! Şimdilik geri çekil ve dinlen. Bugün savaş alanında yaptığın
kahramanlıkların karşılığını, adım üzerine yemin ederim ki, alacaksın!”
Sora’nın sözlerini üzerine şövalye, basit görünüşlü bir
satranç taşı, Sora’ya… hayır Kral’a dönerek bir baş selamı verdi ve bir puf
sesi ile tahtanın kenarında belirdi.
“Eş zamanlı
öldürme mi!? Bu durum satrançta imkansız!”
Kurami’nin bu sözleri üzerine Sora dalga geçer gibi,
“Hahahahah!
Aptal! Satranç gerçek savaştan özenilen bir oyun değil mi? Benim gibi
Civilization veya Daisenryaku veya Age of Mythology gibi oyunlarda hiç
kaybetmeyen birine karşı basitleştirilmiş bir strateji oyununda
kazanabileceğini mi sanıyorsun?”
Bu oyunun satranç değilde bir strateji oyunu olduğu doğruydu.
Ve yardım aldıkları bu moral yükselten büyü, strateji oyunlarında gerçekten
büyük avantajı olan bir büyüydü. Fakat
bu tür bir büyü bile sosyal statü farklılıklarını devam ettiriyordu. Ayrıca Sora
bu sistemlerin zayıflıklarına oldukça aşinaydı.
(Burayı tam çeviremedim galiba.)
Özünde ise oynayış şekli o zayfılıklara dayalıydı.
Eğer karşı tarafın oynayış şekli anlaşılırsa…
Artık bir maç olmazdı.
“Üçüncü
piyon! Bu şansı değerlendirip düşmanın filini yok et!”
Kendine güven dolu bir şekilde mata ilerleyen Sora emir
vermeye tekrardan başladı. Fakat piyon, file ulaşmadan hemen önce….
Siyaha
boyandı.
“Ne!?”
Kalabalık tekrardan şaşkınlığa düşmüştü fakat bu sefer bir
farklılık vardı. Sora da bu kalabalığın içindeydi. Kurami sadece Sora’nın yüz
ifadesin bakarak bunun beklentilerinin çok dışında bir şey olduğunu
söyleyebilirdi.
“Beyin
yıkama… Böyle ilginç sonuçlara neden olabiliyor. Beyin yıkama ile böyle
olaylarda dahil her şey mümkün!”
Saldıran bir taşı kendi tarafına çekmek…
Zorla beyin yıkamak…
Diğer bir deyişle tüm saldırıları engellenmişti.
…Siktir.
Siktir.
Siktir siktir siktir siktir siktir siktir siktir siktir!
Sora, yüzünde herhangi bir şey belirtmese de ölümcül bir hata
yaptığının farkındaydı. Karşı tarafın hilesinin sadece askerlerin arasındaki
morali yüksek tutmak olduğunu düşünmüştü.
Yaptığı hata birkaç gün önce onu ısırmış olan Steph’in
dikkatini kibirlice kendi üstüne çekmek gibiydi.
Başarısız oldum, başarısız oldum, başarısız oldum, başarısız
oldum! Ne kadar acınası bir zavallıyım ..
Neden bunu
akıl edemedim ki! Tam bir aptalım!
“Tüm
birimler geri çekilin! Düşman beyin yıkama büyüsü kullanıyor! Hiçbiri ile
temasa geçmeyin!”
Sora’nın ezici liderliği altında normalde geri çekilmesi
mümkün olmayan taşlar geri çekilmeye başladı.
“Haha! Bir
savaş Kralı mı olmaya çalışıyorsun?Anca kendi kıçını kollarsın sen! Etrafta
oynamayı kes!”
Durumun tam tersi durumuna döndüğünü gören Kurami, sözleri
ile karşı tarafın kralını diğer birdeyişle Sora’yı hedeflemeye başladı.
Siyah Kraliçe(Vezir), beyaz şahın yanına varmak üzereydi.
“Vezir,
beyaz şahı yok et! ŞAHMAT!”
“Nii….!”
Shiro yaklaşan tehlikeyi sezerek sesini yükseltmişti. Tüm
salon maçın gidişatı üzerine uğultu ile dolmuştu. Fakat Sora…
“Kraliçem….
Lütfen kılıcınızı indirin…. güzelliğiniz için…”
“Ne!?!?!?”
Bu sefer kalabalıkla birlikte Kurami, hatta Shiro bile
şaşırmıştı. Fakat Sora onları takmayarak tutku ile Kraliçenin (vezirin)
gururunu okşamaya devam etti.
“Sevgili Kraliçem! Siz her istediğini yapan bir krala hizmet
ediyorsunuz fakat hiç düşündünüz mü? O kral sizin hizmetinizi hak ediyor mu?”
Sora, on numara bir oyunculukla ile playboy sesini kullanarak
kraliçenin kalbini çalmaya başlamıştı.
“Askerlerin,
sivillerin ve masumların beynini yıkayarak onları oyuncak gibi kullanıp en kötü
durumlarda sizi ileri süren ve saklanan bir kral, sizin güzelliğinizi görmezden
gelen bir kral, sizce sizin hizmetinize lâyık olabilir mi?”
Clang!
Siyah vezirin kılıcı yere düştü ve düşüş sesi tüm salonda
yankılandı.
Bu sefer siyah vezir, beyaza boyandı!! Koskoca salondan en
ufak bir ses bile çıkmadı. Kısa süre sonra duyulan tek ses, konuşamayacak
duruma gelen Kurami’nin kekelemesiydi.
“N…n…..ne
o…..?”
“Haha! Galge, kardeşimden daha iyi olduğum birkaç oyundan
biri!”
“S…..se…sen?”
Kurami’nin dişlerini gıcırdattığını duyan kalabalık
rahatlamış gibi derin bir nefes aldı. Eğer Sora, Kurami’nin yaptığı şeyi
yapabilirse durum tekrardan berabere hâle gelebilirdi. En azından düşünceleri
bu yöndeydi.
Fakat bu tamamen yanlıştı. Bu durum sadece Sora ile siyah
vezir arasındaydı ve diğer taşlara uygulanamazdı. Fakat Kurami, emin olamasa
da, her taşı kendi tarafına çekebilir gibi duruyordu. Şu anda ilerde olabilecek
tek şey iki kelime ile açıklanabilirdi. “Kesin Yenilgi!”
Bir şeyler
olmalı… Sora sen 18 yaşında bakir bir erkeksin yapabileceğin bir şeyler olmalı…
Sora yüzündeki gülümsemeyi sabit tutabilmek için elinden
gelen her şeyi yapıyordu. Ne kadar gülümsemese de beyni bir çıkış yolu bulabilemk
için her şeyi yapıyordu. Sonuç olarak ise bir yol bulmuştu…
Sadece
olasılık… Rakip bu hileye düşecek mi?
Bu her şeyi kazan ya da kaybet kumarıydı. Eğer tutarsa oyuna
tutunabilirdi fakat tutmazsa kazanma şansı kalmazdı. Bu aşırı durum
hormonlarının tavan yapıp yavaş yavaş sakinliğini kaybetmesine neden olmuştu.
Bu sefer Shiro devreye girip elleriyle Sora’nın yüzünü kavradı.
“…Ne?...”
Birden yüzünde küçük ve sıcak bir çift el hisseden Sora
şaşırmıştı. Shiro ise direkt Sora’nın gözlerine bakıp kısık bir sesle
“Nii..
demiştin ki…. Yardıma ihtiyacım olursa beni sakinleştir…”
“….”
“…İkimiz
boşluğuz.”
Ahh…
“E..evet
haklısın.”
“İyi misin
şimdi?”
Sence işe
yarar mı?
Sora sadece gözleriyle sormuştu bunu.
Kız kardeşi ise bu mesajı anlayıp sessizce cevap vermişti.
İşe
yarayacak.
Shiro, dahi ve abisinin gurur duyduğu kardeş. Normal satranç
kurallarının üzerinde oynayan bir rakibe karşı saf satranç kuralları ile uzun
süre dayanabilen kişi. Karşı tarafın hamlelerini okuyabildiği sürece yenilmesi
çok zordu. Fakat Sora piskolojik taktiklerde kardeşinden iyiydi.
Bir kez daha Sora kendi kendine düşünmeye başladı.
Unutma ki,
senin kardeşin Tanrı’yı bile yendi. Eğer o durumu değerlendirip işe yarayacağını
söylüyorsa neden ona güvenmeyeyim ki? Eğer tuzağa düşersek yeni bir strateji
inşa edebiliriz!
Kısa süre sonra Kurami omuzlarını sallayarak “Şövalye! Hain
kraliçenin kafasını kes!”dedi.
Düştü!
Kendi elleri ile kendini tuzağa itti!
Siyah şövalye sanki bir iç çatışma yaşıyormuş gibi başını iki
yana salladı ardından….
Beyaza dönüştü!
“N….ne? Ne
yapıyorsun sen?!”
Buraya kadardı! Oyuna tutunmanın tek yolu buydu. Kurami’nin
anlamadığı şey eğer gerçekten insan ırkı için savaşıyor olsaydı, ihanet eden
kişiyi affetmesi gerektiğiydi. Bu davranışı bir nevi ihanetti. Ayrıca hâlâ bir
tür hile kullandığımızı düşünüyor. Bu da bize zafere giden yolun bir haritasını
çizmemizi sağladı. Aynı kardeşimden
bekleneceği gibi. Ellerini kardeşinin kafasına koydu, Shiro da buna tepki
olarak gözlerini kapatıp bir kediymişcesine kıvrıldı. Ardından Sora sanki her
şeyi planlamışcasına, sarsılmaz bir sesle konuşmaya başladı.
“Ah kral!
Aah aptal kral, halkına kraliçeni katletmesini söylemek…. Ne kadar acımasızca
bir emir! Sakinleşmeniz lazım, omuzlarınız sinirden kasılıyor ve bu halkın
görmek istediği bir şey değil.”
“S..seni
hain?”
Kurami, Sora’nın insan ırkını satarak başka ırklardan birinin
büyüsünü yardımcı olarak kullandığını düşünüyordu. Zombimsi yüzünde daha
önceleri olan çaresizlik, sorumluluk gibi duygular gitmiş ve yerini saf öfke
almıştı. Diğer tarafta ise Sora’nın yüzü kibir, kendine güven ve korkusuzluk
ile doluydu.
Fakat duygulara gelirsek…
Sora’nın kalbi hâlâ göğüs kafesinden fırlamak
istiyormuşcasına atıyordu. Beyni, çeşitli quiz ve tarih oyunlarından öğrendiği
bilgileri sınıyor ve kazanmak için bir yol arıyordu.
Aynen, bu hamle durumda en ufak bir değişiklik bile yapmadı.
Sadece karşı tarafın içine bir şüphe tohumu ekip onlara zaman kazandırdı. Şuan
çok tehlikeli bir ipte yürüyolardı… Kurami’nin başka bir taşa saldırmak
istemesi her şeyi mahvedebilirdi. Bu durumda zaferi almanın tek yolu savaşmadan
kazanmaktı.
Savaşmadan
kazanmak?
Ardından…
Şu anki durum kesin yenilgiydi. Kısa süre sonra ise Sora bir
umut ışığı gördü.
“Shiro,
askerlerin komutasını al ve beyinlerinin yıkanmadıklarından emin ol.”
“..Tamamdır…”
Kız kardeşi en ufak bir soru sorma gereği bile duymamıştı.
Yeniden her şeyi kazan veya kaybet kumarı oynayacaktı. Fakat
bu seferkinde kazanırlarsa zaferi garantileyeceklerdi. Bu durumdan zaferle
çıkmanın iki yolu vardı. Sora’ya göre bunlardan
biri savaşmadan kazanmaktı.
“Oh,
sevgili kraliçem…”
Komutayı kardeşine verdikten sonra Sora, eski düşman , yeni
dost olan kraliçe ile konuşmaya başladı.
“Kendimi
senin inancına denk görmüyorum ama… o şövalyeler kendi halkından olan birine
kılıcını kaldırdı. Bu mücadele…. Bu savaş…. Karşı tarafın kralı tamamen
deliliğin ellerinde iken artık merhametten söz edemeyiz.”
Ardından dakikanın yarısı kadar sürede bir sürü el hareketi
yaparak ikna yeteneklerini kullanmaya başlamaya hazırlandı. Aklında geçen
binlerce kelime, yüzyılın kumarı olarak ağzından çıkmaya başladı.
“Senin
insanların, senindir…. Süslü bir sarayda oturup onlara yol gösteriyorum diyen
kişiler değil. Onlar için o kişi sadece bir objeden ibaret!”
Sora’nın konuşmasının amacını, Kurami de dahil hiç kimse
çözememişti fakat herkes bu konuşmanın sonunda bir şey olacağını sezmiş, sessiz
bir şekilde tahtaya bakıyordu. Çok beklemeden sonuç geldi….
Önce siyah olup sonra beyaz olan kraliçe bu sefer…
Kırmızıya
boyandı!
Ayrıca ön saflarda bulunan çoğu siyah taşta kırmızı renge
döndü.
“Ne?”
Kurami salonda çığlık atabilen tek kişiydi. Kalanları hâlâ ne
olduğunu anlamaya çalışıyordu. En sonunda Sora’nın devam eden hareketleri ve
sözleri ile durumu kavramaya başladılar.
“Halka,
cesur ve tapılası kraliçeleri için ayaklanmalarını söyledim! Beyin yıkama
büyüsünün üstünden gelebilen en doğrucu kişi! Ayrıca tarikat arkadaşlarının daha
fazla kan dökmek istediklerini sanmıyorum! Bu zalim hükümdarın beyin yıkama
büyüsünden kurtulanlar, tabi ki daha fazla kan dökmek istemez! Çılgın kralın zalim egemenliği ile sona yaklaşanlar, kral beyin yıkama teknikleri ile özgürlüğünüzü çalmaktan başka bir şey yapmıyor!"
O haklı, bu üçüncü bir gücün ortaya çıkışı - bu bir [devrim] .
"Kan dökmek istemiyorum! Herkesin istediği gibi Barışı istiyorum, her iki tarafın da kılıçlarını bırakmasını diliyorum, artık daha fazla kan akmasına izin vermeyeceğim!"
"Kan dökmek istemiyorum! Herkesin istediği gibi Barışı istiyorum, her iki tarafın da kılıçlarını bırakmasını diliyorum, artık daha fazla kan akmasına izin vermeyeceğim!"
Bildiriyi takiben, kraliçenin yanındaki kırmızı taşlar birer birer arttı - Güçleriyle beraber düşmanlarını doğramadan önce bir saniye dahi tereddüt etmediler ama...
"S-sen, bu önemli değil! Hainlerin hepsini imha et!"
Öfkeden kuduran Kurami bir kez daha içinde bulunduğu durumu anlayamadan tuzağa düştü.
"Ah, aptal kral bir hata daha yaptınız; Eski zamanlardan beri "Askeri Baskı" yoluyla devrimlerle uğraşmak en kötü strateji."
-düşmanlarını doğramadan önce bir saniye dahi tereddüt etmediler. Beyin yıkama sihirinin etkileriyle bile birini öldürmek kolay değildir. Sora'nın söylediği gibi, Kurami'nin komuta ettiği parçalar birer birer kırmızıya dönüştü.
"-N ... Bu ... ne oldu, ne tür bir hile yaptın!"
Kurami İnsanoğlunu korumak için, elflerin gücünü ödünç alacak kadar ileri gitti, ihanet ile beraber güçlenen hisleri ona sakinliğini kaybettirdi.
"... Bütün birimler, kırmızı kraliçeye destek olun ... Görüşünüze giren hiç kimsenin ... Kaçmasına izin vermeyin, her birini öldürün. "
Kurami İnsanoğlunu korumak için, elflerin gücünü ödünç alacak kadar ileri gitti, ihanet ile beraber güçlenen hisleri ona sakinliğini kaybettirdi.
"... Bütün birimler, kırmızı kraliçeye destek olun ... Görüşünüze giren hiç kimsenin ... Kaçmasına izin vermeyin, her birini öldürün. "
Sora'nın niyetini takip ederek kesin bir sırayla Shiro kırmızı parçaları bile stratejik olarak hararet ettirebilmişti. Öyle çok görkemli bir şey değildi. Sadece Kurami'nin ordusunun saldırmakta güçlük çekeceği kırmızı kraliçenin kuvvetlerini kalkan olarak kullanmaktı. Diğer bir şekilde anlatmak gerekirse, kırmızı kraliçenin kuvvetlerini iki taraftan gelen saldırıların da etkisiz olacağı bir durum oluşturmak için manipüle etmişti.
-Sonuç.
"Tüm askerler, ne pahasına olursa olsun düşman kralının kellesini almalıyız... Hepiniz emirlerime göre hareket etmelisiniz - Teslim olmayan tüm hainleri yok edin." Sora insanların başaramayacağını hissetti. Ancak, muhtemelen daha güçlü bir beyin yıkama sihri yapılmıştı. Ürkütücü bir sessizliği ardından, kara ordu ilerlemeye başladı. Kırmızı parçalar veya beyaz parçalar. Yürüyen parçalardan sızan aura açık bir şekilde gösterdi ki, kara ordu önüne çıkan her şeyi yok edecekti.
"Tüm askerler, ne pahasına olursa olsun düşman kralının kellesini almalıyız... Hepiniz emirlerime göre hareket etmelisiniz - Teslim olmayan tüm hainleri yok edin." Sora insanların başaramayacağını hissetti. Ancak, muhtemelen daha güçlü bir beyin yıkama sihri yapılmıştı. Ürkütücü bir sessizliği ardından, kara ordu ilerlemeye başladı. Kırmızı parçalar veya beyaz parçalar. Yürüyen parçalardan sızan aura açık bir şekilde gösterdi ki, kara ordu önüne çıkan her şeyi yok edecekti.
"... Abi, düşman geri çekilme yolu engelledi, böylece bitti."
Bir miktar soğuk ter oluştuğunda kız kardeşi konuşmaya başladı. Bununla birlikte, Sora bir gülümseme ile yanıtladı.
"Biliyorum, bu yüzden yaptım."
-crack
Böyle bir ses, herhangi bir sebep olmadan birdenbire ortaya çıktı.
Siyah kral, diğer bir deyişle Kurami'nin kralı üzerinde.
- Çatlaklar ortaya çıkmaya başladı.
"-Eh-N-ne?"
Çatlaklar siyah kralın her tarafına yayılmıştı. Şaşkın Kurami'nin karşısında ayağa kalkan Sora ilgisizce yanıtladı.
"Sürekli ezerek ve korku ile yönetilen yıkanılmış beyinler bu tuhaf bir şey." Bu, Sora'nın "savaşmadan kazanmak" adına bildiği- [ikinci yolu] idi.
"Kazanmaya devam ettiği sürece sorun değil, ama bir kez kaybederse, hangi türden olursa olsun."
"Onların ölümü bir asker tarafından değil kendine yakın biri tarafından suikaste uğraması nedeniyle olacak."
-Bu, Sora'nın dünyasının tarihinde birçok kez tekrarlanan bir gerçekti. beyinleri yıkamasına izin verip, diğerlerinin görüşlerini umursamalarını sağlayın. 'Zorbayı' yarattıktan sonra, yenilgiye uğraması için zorlayın. Bir 'deli kral' olarak hareket ettiği zaman- 'kendini yok etme' evresi başlar.
Sonra, çatlayan siyah kral çöktü. Kurami, kale içerisindeki herkes, söyliyecek bir kelime dahi bulamadı.
Sonra, çatlayan siyah kral çöktü. Kurami, kale içerisindeki herkes, söyliyecek bir kelime dahi bulamadı.
"Özür dilerim, ama bizim dünyamız bu dünya kadar güzel bir yer değil."
Kazanarak, sandalyeden kalkan, Sora ve Shiro.
"-Sizinle karşılaştırıldığımızda barışlar ya da savaşlar konusunda biz uzmanız."
Kazanarak, sandalyeden kalkan, Sora ve Shiro.
"-Sizinle karşılaştırıldığımızda barışlar ya da savaşlar konusunda biz uzmanız."
Sonra, büyük bir iç çekti. Shiro'ya ile hafif bir beşlik çaktıktan sonra, Sora ufka doğru baktı. Gerçek dünyalarına doğru. Gözlerini kısarak uzaktan bakmaya çalışıyormuş gibiydi.
"Bu sadece bir oyunla kalıyor Ahh, bu iyi bir dünya, burası ..."
... o yüzden mırıldandı
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>
... o yüzden mırıldandı
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>


