{Düzenleyici: GeceSair}
"Çok,
çok hayret verici....."
—Anormal,
karşı konulmaz ve olağanüstü bir zafer.
Kaledeki
tüm bu sevinçli bağrışmaların ortasında fısıldayan tek kişi,
Steph'ti.
Belki
de, tüm bu sevinci gösteren seyirciler gerçeği bilmiyordu.
Fakat,
Steph her şeyi tamamiyle anlamıştı.
Oysa, taktikleri ve bu ikisi tarafından söylenen kayda değer bağlantıları
anlayabildiği anlamına gelmiyordu.
Çünkü,
daha kendisi yaşadığı dünyanın nasıl olduğunu bilmiyordu.
Ama.
Bu
kişi— Kurami, son derece güçlü olan elfler tarafından destekleniyordu.
Düellonun
başlamasından biraz önce, hileye imkan vermek için sihir oyuna dahil edilmişti.
Her
ikisi de anında meydan okudu ve Steph rakibi mağlup etti.
Sadece
o bu gerçeği anlamıştı.
Dolaylı
olmasına rağmen, dünyanın en büyük krallığına, Avant Heim, karşı savaşmak tam
anlamıyla mağlup olmak demekti.
Bu,
sihirle sürdürülen yarışlarda bir sezginin kazanması anlamına geliyordu. Saf insanlar
da kendi çabalarıyla zafer kazanabilirlerdi.
Tarihsel
olarak, bu olay daha önce olmamıştı bile.
Yani—
"........Onlar
gerçekten, insan mı?"
Korku—
kalbinde yavaşça artan korkuyla birlikte, Steph fısıltıyla konuştu.
Şehrin
heyecanlı atmosferinin tam zıttı olarak, sessizlik devam ederken, mağlup
edilmiş olan Kurami kafasını eğdi.
Göz
ucuyla bile bakmadan, kardeşler cesurca masayı terk etti.
Onun
üzerine doğru yürüyen bu iki kardeş için—
Steph
bir an için ne yapmasını gerektiğini unuttu.
—Çünkü,
bu yardım edilemez bir şey, değil mi?
Sihirle
manipüle edilmiş güçlü bir düşmanı yenmişlerdi, fakat kazanmanın verdiği
mutluluğu bile yaşayamamışlardı.
—"『 』 için yenilgi yoktur. ".........
Genel
olarak bu duruma kanıt olarak, tamamıyla doğal bir görünümle, iki zafer
arasında kalmış, bunun sonunda ne söylemesi gerektiğini düşünüyordu.
Fakat—Steph'in
kalbindeki karışıklıktan tamamiyle habersiz, Sora alçak bir sesle söyledi.
"—Şu
an her şey iyi mi?"
"..........Eh?"
"Senin
büyükbaban—kendisine sanki bir aptalmış gibi davranılan Son Kral, bu eleştiri
gelecek jenerasyonlar için geride bırakılmayacaktı, değil mi?
"—Ah....."
"Başka
kimse bırakmazsa, ama Imanity'nin en güçlü 『 』, kral olmak
için— o erdemli
bir kral olarak bilenecek."
".......Bu
yol, Elchea.........yok olmayacak, güzel, o..........Steph değil mi?"
Sıkıntılı
ve söylenen şeylerden kafası karışmış hissetmesine rağmen, bir
kez daha onların tavırlarının sebebini hatırladı.
Ama,
olan bu kadar şeye rağmen tatmin edici bir sonuç alabilme yetisine sahipti.
Gözlerinden
süzülen yaşla birlikte, Steph açık açık söyledi.
"Teşekkür
ederim.......gerçekten—gerçekten çok müteşekkirim....."
Küçük
inleyip sızlamalarıyla birlikte, ses anlaşılması zor bir hale gelmişti.
Fakat,
Shiro parmak uçlarına basarak Steph'in yanına gitti ve nazikçe başını okşadı.
Tam
bu anda, daha fazla bastırılamayan gözyaşları Stephanie Dora'nın gözlerinden aktı.
—Tam
bu anda.
".......Ne?"
Kurami'nin
ağzından yanlışlıkla sızan bir fısıltı kalabalıktan çıkan heyecanlı seslerle bastırıldı.
Ama,
bu sözcükler Sora, Shiro ve Steph tarafından açıkça duyulmuştu.
"Lütfen,
siz çocukların.........ne tür hileler kullandığını söyle bana."
Soğukça
mırıldandı, devam etmeden önce Kurami, keskin gözlerini Sora'nın üstüne dikti.
"Ah,
kesinlikle haklısınız. Elflerin gücünü ödünç aldım, insanların yaşamasını
sağlamak için sadece bir önlem. Fakat, bunu mahvettiniz. Cevap ver, siz
casuslar nereden geldiniz? Siz yalnızca elf büyüsünü yenebilmiş saf
insanlarsınız, bunu hiç düşünmediniz mi?!"
Ona
bu soruları sormadan önce onun gözünde, Sora kendi türü tarafından terk edilmiş
değersiz bir düşmanla aynı değerdeydi.
Nefret
dolu gözlerle Kurami'yi izlerken, Steph'in nefesi kesilmişti— ama, kardeşler
için,
"Bunu
söylemeyi planlıyorduk ve bu gerçek."
".........Ne,
problem mi var?"
Çünkü,
Sora Kurami'ye doğru ağır ağır ilerliyordu, şehrin hararetli sevinci bir anda
kesilmişti.
"Dürüst
olmak gerekirse, eğer söylediğin şeyi -sadece insan türü uğruna elflerin gücünü
ödünç aldığını- kanıtlayabilirsen, ancak o zaman gerçekten bunun kötü bir
strateji olmadığını düşünürüm ve bu oyunu terk etmemi sağlamak imkansız
olmaz."
"Böyle
olduğundan beri—!"
"Ama,
senin ideallerine katlanamam."
Hiçbir
yapmacık tavır olmaksızın, Sora aşağılayıcı gözlerle Kurami'ye bakmaya devam
ediyordu.
"[Elf
büyüsünü pedal olarak kullanmak]'ın kelimelerini hiçe saymak, ama eğer
[Elf-sama'nın barınağı olmadan normal bir şekilde yaşayamamak] şeklinde
yorumlanırsa, insanları alay konusu eden çok onur kırıcı bir şey olurdu."
"—Hiç
fark etmez, tarih ve içinde bulunduğumuz durum insan türünün yapabileceği
şeylerin limitinin ne olduğunu kanıtladı!"
Açıkça
bir yanıltmaca kullanıldığını ima eden bir ses tonuyla birlikte bana bir ders
verme küstahlığında bulunan kişi Kurami'ydi.
"Bu
sadece herhangi bir insanın başarabileceği düşük bir limitti, ama bu bizim
limitimiz değil...."
Somurtkan
bir yüz ifadesiyle cümleyi tamamlarken, Sora yüzündeki gülümsemeyi ortaya
çıkardı.
"İnsanlara
göre, insanlar bir şeyleri yapmak için kendi yöntemlerine sahipler. Ve aynı
zamanda— bizim de zafer kazanmamızı sağlayan bir hile yaptığımıza
inandırıldığınızdan dolayı size bolca teşekkürler."
Bu
cümleyi duyduğu anda Kurami, havaya doğru çekildi ve tam şu anda yaşanan savaşı
hatırladı.
Her
ne kadar dikkatini tamamiyle onların hilesini nasıl ortaya çıkaracağına vermiş
olsa da, ama ya.......
Ama
ya, başlangıçtan beri, hiçbir hile kullanmamışlarsa?
"Böyle
bir şey..........imkansız.........saf insanlar— sihirle baş
edemezler..........:"
"Bunu
düşünmekte özgürsün, bu senin kendi limitin."
İki
gözünü birden kıstı.
"Rakibin
bir elf olması hiçbir şeyi değiştirmez—ya da Tanrı, yenilgi 『 』'nın sözlüğünde varlığını sürdürmüyor."
Bunu
söyleyerek— Kendi onurunu ayaklar altına aldı.
Sora,
Kurami'nin çenesini sertçe tuttu ve yüzünü kaplayan siyah perdeyi söküp attı.
İlk
kez sinirin fışkırdığı, donakalmış gözlere bakarak, Sora— söyledi.
"İnsanları—
küçümsemeyi kes!"
....Sadece
bu kelimeler.
Tüm
şehir suskunluğa gömüldü.
Kalbe
kazınmaya benzer olarak, yankılanmaya devam etti.
『En kalitesiz türler』'in soyunu kazımaya benzer.
Daimi
karanlığı delip geçen bir ışık ışınına benzer.
—Herkesin
kalbinde yanıp tutuşan sessiz bir umuda benzer.
—Sonra,
Kurami'nin ağzından bir ses sızdı.
"Guu—"
".........Gu?"
"Guwahhahahhahahahahahahahhahhahahahahahahaahahahahahahahahaha
haha
—"
"Whoa!
Neler oluyor!?"
Aniden,
Kurami yere oturdu ve gözyaşlarına boğuldu.
Baş
etmekten korktuğu bir sorunla yüz yüze gelen ve geri çekilen kişi Sora'ydı — ve
ne yazık ki, eleştiri daha fazla eklenemezdi.
"Whaaaaaaaaaaaaa
salak—aptal—! sadece..............
elfin
gücünü almak
gugu,
a-açıkça
resmi olmayan bir, bir sözleşme yapmak
ne
kadar
da
sorun......
....
siz
çocuklar, siz çocuklar ahhhhhhh, ben
küçümsemedim~~~~ben
ciddiydim——Wuhaaaaa.............."
Tane
tane akan gözyaşları ve haykırırcasına ağlamasıyla, Kurami'nin hareketleri
salondaki herkesi şaşkına çevirdi.
Sonunda,
bu kurtuluş için ağır bir yükü sırtlanmış olan birinin tepkisiydi ya da en
başından beri olduğu kişilik buydu—
Fakat,
zor çocuklar için bu dünyada böylesine ağlamak doğal bir davranıştı.
".........
Abi.... bir kızı..........ağlattı........."
"Eh,
ne, bu benim hatam mı?"
"Wuhaaaaaaaaaaaaaaa.....
salak....... aptal.........geber...... "
Sahnede
seyirciler zafer için sevinçle alkışlıyorlardı.
Ama
şu an, onlar sadece uzaktan Kurami'nin hafifçe lanet okumasını ve sızlanmasını
izliyorlardı.—


