“Bende yola çıkmaya başlasam mı?”
Chun Myung Hoon, Yulian’ın paoeden çıkmasını
izlerken, mırıldandı.
Öğrencisiyle her şey normalmiş gibi konuşsa da, bir
ve tek(biricik) öğrencisinin başına bir kaza gelmesini istemiyordu.
Tabii ki Chun Myung Hoon, Yulian’a çöl ejderini
yakalamasını söylemeden önce, yaratığın yeteneklerini doğrulamak için gitmişti.
Bu yaşlı adam, çölün en güçlü canavarıyla, sanki
gücünü belirleyen bir oyuncakmış gibi oynadı. Yulian için biraz zorlayıcı
olacak olsa da sahip olduğu yeteneklerle yenebileceğine karar verdikten sonra
Yulian’ı yaratığın peşine takılması için yönlendirdi.
Her şeye rağmen, bu dünyada bir çok şey istediğin gibi
gitmediğini biliyordu. Yaratığın doğrudan bir darbe atması durumunda kesinlikle
öldüreceği bir yeteneği vardı, bu yüzden Yulian’ı gizlice takip ediyordu.
Pareai kabilesi, ailenin savaşçılarını erkeklik
sınavına giren gençlere gizlice göz kulak olmaları için gönderdiğinden dolayı,
açığa çıksa bile bunun Yulian’ın gururunu incitmeyeceğine karar verdi.
“Küçük serseri, bariz bir şekilde bu solucanı
yenebilirsin. Onunla nasıl başa çıkacağını izlemeliyim. Bir hata yapmasan iyi
edersin. Eğer edersen, geri döndüğün zaman eğitimin şiddetini arttırırım.”
Bunun gibi bir şey söylemesinin nedeni, öğrencisine
beslediği sevginin miktarından çekiniyor olmasıydı.
Yulian, direk pirmasını canavarlarla kaynayan,
canavarlar çölüne doğru sürdü.
Erkeklik sınavına giren gençlerin çoğu, çok büyük
bir hayvan yakalamak için vahşi doğaya gider ya da canavar avlamak için
canavarlar çölünün çevresinde dolanırlardı. Ama Yulian, biraz kendi isteğinden,
birazda çevresindekilere söylediklerinden dolayı, çöl ejderi yakalamak için çölün
merkezine gitmeliydi.
“Yanlış bir karar mı verdim?”
Yulian, kararını sorguladı, kaygılıydı. Çöl ejderi
duyduğu ama hiç görmediği bir canavardı. Yulian ve Pere'yi sıklıkla yanına alan
Baguna bile, ikisini çöl ejderlerini zapt etmeye gideceği zamanlar yanına
almazdı.
En güçlü savaşçılarla beraber gitse bile, zayiatların
olması ile sonuçlanabilirdi.
“Her neyse. Canavarlar da yaşayan varlıklar. Kılıcım
ile ikiye bölüneceklerine eminim.”
Yulian, sırtındaki kılıcı yokladı, pirmasının
boynunu okşayarak tekrar mırıldanmaya başladı.
“Üzgünüm. Ağır değil mi ?”
İki büyük kılıcın varlığıyla, pirması toprağı biraz
fazla göçürtüyormuş gibi görünüyordu. Kılıçlarının büyüklüğü ve ağırlıkları
yadsınacak gibi değildi. Yulian, bu iki koca kılıcı rahatlıkla sallaya bilme yeteneğiyle
gurur duydu. Bu yüzden bütün endişesi ortadan kayboldu.
Çöl uzun ve genişti. Yaratıklar çölüne varmak birkaç
gün sürdü. Yolculuğu sırasında, birkaç küçük yaratık yakalamıştı; onları
yakalaması çok kolay geldiğinden, Yulian kendinden emin olmaya başladı.
Yulian, hemencecik bir dev akrep yakalamıştı.
Akrebin ruhunu* ayırdığı sırada, cepte olması çok kıymetlidir dendiğinden
(özdeyiş gibi bir şey), Yulian daha da kendine güvenir bir hale geldi.
*akrebin kalbi, dalağı, böbreği, bağırsağı falan ilaç
ve büyü yapımında kullanıldığından iyi para ediyormuş*
Dev akrep yakalaması çok zor bir yaratıktı,
deneyimli savaşçılar bile beş kişi olmadıkları sürece sorun yaşayabiliyorlardı.
Yulian biraz kendini şımarttıktan sonra, kabilenin
savaşçılarını canavar avcıları olarak yetiştirmeyi düşündü , topladıkları
ruhlarla çok miktarda demir alabilirlerdi.
Dövüş sanatlarının haricinde, Yulian farklı
kitaplarda okuyordu. Biliyordu ki hayalini gerçekleştirmek için kuvvetin yanı
sıra, güçlü bir ekonomiye de ihtiyacı vardı.
Çöl yanan su olarak bilinen benzersiz bir ham maddeye
sahipti, ama büyük krallıkların talebini karşılamak için gereken iş gücüne
kıyasla, kârı çok azdı. Hatırı sayılır bir güç elde edinceye kadar, bu büyük
krallıkların gönlünü hoş tutmaktan başka bir çaresi yoktu. Bu yüzden başka
yöntemler aramaktaydı.
Gaak. Gak. CN: karga sesi oluyor arkadaş
Henüz görmese de, seslere bakılırsa canavarlar
çölüne yaklaşıyordu.
“Harika”
Yulian, yaratıkların bağırışlarıyla rahatsızlanan
pirmasını sakinleştirip sırtından indi. Bu şekilde kumun altından hareket eden
yaratıkları halledebileceğini biliyordu.
Yulian, kanının kaynamaya başladığını hissediyordu.
Hafif, heyecanlı ve son derece gergin hissediyordu, her şey gizemli ve yeniydi.
“Sanırım savaşçılar böyle hissediyor.”
Savaşa giden bir savaşçı gibi hisseden Yulian, yavaşça canavar çölünün ortalarına doğru ilerlemeye başladı.
Yulian'ı sadece iğrenç balık kokulu canavarlar
karşıladı.
Canavarlar çölüne gireli bir hafta oldu. Yüzü çöl
kumu tarafından vurulmuştu.
Kuru dudaklar. Dağınık siyah saçlar. Sürekli etrafı
tarayan iki kırmızı göz ile neredeyse insansı canavarlara benziyordu. Yulian,
silkinerek vücudunu saran kumdan kurtulmaya çalıştı.
“Tüh. Tüğ.” CN: evet bu da tükürme sesi
///EN: Baya iyi ses efektleri :D
///EN: Baya iyi ses efektleri :D
Eliyle dudak çevresini süpürdü ve türkürdü. Ağzının
içi bile kumla doluydu.
“ Az kalsın boğularak ölüyordum. Canavarlar içinde
zor olmalı. Şimdiye kadar bu kaç kez başıma geldi acaba?”
Yulian, geçen hafta boyunca onlarca kez uğraştığı
kum fırtınalarından yakınıyordu ve tüm kuvvetiyle kumun üzerindeki deri
kumaşı çekti.
(burun çekme sesi)
Yulian, kumaşı kaldırdı, kum fırtınasından
saklanmakta olan pirma bacaklarını açarak kumların etrafta uçuşmasına sebep
oluyordu.
“Daha yeni üstümdeki kumdan kurtulmuştum; bunu
gerçekten yapmalı mıydın ?”
Yulian, pirmasına yakınarak tekrar üzerindeki kumu
temizledikten sonra, oturup nefes alışını kontrol etmeye başladı.
Canavarlar çölü kesinlikle kolay bir yer değildi.
Her gün kum fırtınalarıyla uğraşmak bir yana, Yulian, geceleri iyi
uyuyamıyordu. Geceleyin birçok canavarların avlandığı, ve kumun altından
hareket ettiği bir yerde iyi uyuyamazdı.
Eğer bir insan uyuyamaz ise, yargıları aksar, ve
vücutları hafifmiş gibi gelerek, gerektiği zaman hareket etmeyi bırakır.
Yıllarca kendini eğittiği hareketler bile yabancı hissettirebilir.
Yulian, iki büyük kılıcı rahatlıkla kullanıp
yorgunluğunu azaltması için ustasının öğrettiği, cennetsel aurayı kullanıyordu,
ama Ki’yi kontrol etmekle uyku farklı şeylerdi. O yüzden vücudundaki bu tuhaf
his için hiçbir şey yapamıyordu.
“Lanet olası Çöl solucanı. Seni bulduğum zaman, bana
verdiğin rahatsızlık için seni yok edeceğim”
Bu kadar zamandır aradığı çöl ejderi hakkında en
ufak bir ip ucu bulamadı, ve avını bir düzine küçük canavar ile sonlandırdı.
Aslında, deri çantası çoktan canavar ruhlarıyla
dolmuştu ve artık daha fazlasını alamazdı.
Ama Yulian burada bir hafta geçirmesinden dolayı
gururluydu. Üstündeki tozu silkip hareket etmeye başladığı gibi …
“Oh!”


