7 Ocak 2018 Pazar

Red Storm (Kitap 1) 2. Bölüm 5. Part "Kızıl Ejder"

{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: Xeia}

Yulian ayaklanır ayaklanmaz, yer altından belirgin bir şekilde gelen titreşimler hissetti.

“Bunlar onlar.”

Yulian yerdeki titreşimlerin yakınlardaki çöl ejderlerinden kaynaklandığını onayladı. Canavarlar arasında, Spec* ve Gorias** kumda yaşardı, ama büyük bir sürü olsalar bile bu kadar büyük sarsıntıya neden olamazlardı. Sarsıntılara neden olan çöl ejderiydi.
*Top çeklinde bir yaratık kumda yaşar küçük canlıları yer
**Kumda yaşayan kaplumbağamsı bir yaratık

“Hadi gidelim.”

Şimdi çöl ejderinin yakınlarda olduğunu bildiğinden, pirmanın sırtında son hız gidiyordu. Yaklaşık on dakika boyunca yolculuk etti.

“Oh! inanılmaz.”

Yulian gözlerinin önündeki görüntü karşısında afallamıştı.

Vücudunun yarısı hala kumun altında olsa bile, hala gökyüzüne kadar ulaşıyordu. En küçük ucunda bile en az on metre uzunluğundaydı. Gövdesinin hala kumun altında kaldığından dolayı, boyunu tam olarak kestiremiyordu bile.

Bu bir süredir aradığı ejderdi. Sonunda onu bulmuştu.

Orada, yerden yükselerek, birbirine dolanmış ağaç köklerini andıran üç çöl ejderi vardı. Yulian, büyük meyvelere benzeyen bu üç kafaya bakarken nefesi kesilmişti. Hatta, bir an için geri çekilmeyi bile düşündü.

Kendinden emin olmasına rağmen, üçüyle birden baş etmenin imkansız olduğunu düşündü. İlk olarak, kaçıp bölgeyi tarayarak onları tek tek avlamayı planladı.

Crrrr. Crraaaaaak!

Yulian kararını verdi ve kaçmak için pirmasını çevirince, kafasını çevirmesini sağlayan, tüm çölü titreten gürültülü bir ses duydu.

“Buda ne!”

Karşısında eğlenceli bir manzara vardı. İki koyu kırmızı çöl ejderi, kızıl çöl ejderini ısırmaya çalışıyordu.

Kızıl ejder, ikisinin saldırısından kaçmak için, vücudunu sola döndürerek kafasını sağa çekiyordu, ama birbirlerine dolanmış oldukları için bu çok zordu.

Yine de, kızıl ejder güçlü olan tarafmış gibi görünüyordu; iki koyu kırmızı çöl ejderi tarafından, her yerinden yaralanmış ve ısırılmış olsa bile, ciddi bir yara almamıştı ve dayanabiliyordu.

Ama vakit geçtikçe, hareketleri yavaşladı ve sonunda koyu kırmızı ejderlerin kazanacağı kesindi.

Yulian’ın aklından ne geçmiş olabilir ?

Yulian pirmasını geri çevirerek üç çöl ejderinin savaşmakta olduğu konuma doğru yöneldi. Yaklaşmaya başladıkça, pirma bu çöl canavarlarından korktu ve hareket etmeyi kesti. O zaman, Yulian, pirmasının sırtından atladı ve omuzlarının üstünden iki iki koca kılıcını çekti.

“Haaaaaaaaa!”

Kuvvetli bir çığlıkla Yulian’ın bedeni hızlıca üç çöl ejderinin savaşmakta olduğu yere vardı.

Craaaaaaa!

Üç çöl ejderi de birbirleriyle vahşice savaşmakla meşgul olduklarından alt taraftan yaklaşan Yulian’ı fark edemediler.

“Sadece ağaç kesiyormuş gibi davran. Üç metre kalınlığında devasa bir ağaç.”

Yulian yukarı bakarak kendi kendine mırıldandı.

“Birbirlerine dolanık oldukları sürece, bedenleri düşene kadar serbest kalamazlar.”

Bu balıkçının kârı denilen şeydi. Yulian ustasının öğrettiği bu terimle sersemlemişti.

(İki parti birbirini yerken, üçüncü bir partinin pek bir iş yapmadan kârlı çıktığı durumlarda söylenen bir Kore deyimiymiş. Balıkçının karı denmesinin sebebi ise, bir gün bir kuş, deniz tarağını yemek için gagalayarak ikiye ayırır ama içini açmasını çok geçmeden, deniz tarağı kendini kapar ve kuşun kaçmasına izin vermez. İkisi kavga ederken bir balıkçı ikisini de yakalar.)

Crack. Crack

Yulian yavaşça gerilirken kılıçlarını savurdu. Kalçalarını kasabildiği kadar kastı, ve iki büyük kılıcı da yere paralel hale gelince, hızlıca kalçasını salıp kılıcını savurdu.

Haşıııırrrt.

Yulian’ın koca kılıçları sonunda değerli bir rakiple tanıştılar.

“Guoooo!”

O an delici ses, duyduğunda kulak zarları patlayacakmış gibi hissetti, iki büyük kılıç kumlu zemine oluk oluk kan akmasını sağlayarak, kendilerini yine gösterdi, görevlerini tamamlamışlardı.

“Şimdi yavaşlamanın sırası değil.”

Yulian bir an bile havalı görünmeden, tekrar kalçalarını sıktı.

“Bu sefer, kızıl olan.”

Yulian kafasında kurguladı. Onları keserken bile bir düzen vardı.

Canavarların da düşünme özelliğinin olduğunu bilmiyordu, ama herkes iki koyu kızıl çöl ejderinin dost olduğunu anlayabilirdi, bu durumda onlardan birini kesmek mantıklıydı. Üçü arasından en güçlü olan kızıl olan olduğu için sonraki oydu.

Bunu yaptıktan sonra, sonuncuyla bu şekilde gizli saldırılar yapmadan, kendi yetenekleriyle baş etmek zorundaydı.

Bu Yulian’ın aklında kurduğu resimdi, ikinci resmi de kurmak üzereyken.

Büklüm.

Çöl ejderleri hızlı tepki veriyordu. Birbirleriyle savaşmakla meşgul olsalar bile, biri hemen uzaklaşıp, kendilerini çözdüler.

O an Yulian’ın baka kalmasıyla sonuçlandı. En güçlüleri gibi görünen kızıl çöl ejderi, hemen kanatlarını açtı. Kanatlar son derece ihtişamlıydı ve en az on beş metre genişliğindeydi.

“İmkanı yok…”

Yulian bunu kıtanın kitaplarından birinde okuduğunu hatırladı. Kitapta karşısındaki kızıl ejderle eşleşen bir resim vardı, ve bu gün o resimde kini kanlı canlı bir şekilde gördü.

“Gerçek bir ejder mi ?”

Yulian şokun etkisiyle bağırdı. Kızıl ejder çöl ejderini parçalara ayırmak için büyük pençelerini kullandı.

Sonunda tüm kinini kusarmışçasına, çöl ejderini ip yumağına dönüştürmek ister gibi parçalara ayırdı. Yulian neredeyse yerin sarsıntısından düşecekti.

Bu canavardan kaynaklanan baskı hayal gücünün ötesindeydi ve kızıl ejder yere inip başını eğerek Yulian’a baktı, o bile ölmek istediğini hissetti.

“Haaaa!”

Yulian tüm enerjisiyle kalkıp, tüm enerjisini önündeki iki koca kılıca geçirdi.

Gücü canavara herhangi bir zarar verebilecek kadar fazla değildi, ama en azından içindeki korkudan kurtulmuştu.

“Puk.”

Tüm gücünü salmasının sonucunda, ağzından koyu kırmızı kan gelmeye başlamıştı.

O an, arkasından bir rüzgar esti ve kıçının üstüne düşmeden önce bedeni hafiflemiş gibi hissetti. Gözlerinin önünde, her şeyden daha kudretli bir insan vardı.

“Usta”

Bu Yulian'la Kızıl ejderin arasında duran Chun Myung Hoon'dan başkası değildi.

“Bir böceğe kıyasla, bayağı güçlüsün.”

Chun Myung Hoon kasten Yulian’ı görmezden geldi ve ejdere bağırdı. Ejder eğlenirmiş gibi duran Chun Myung Hoon'a baktı.

“Usta”

Yulian zıplayıp ustasının yanına dikildi. Chun Myung Hoon elini kaldırarak onu durdurdu.

Bu yaratık hayal ettiğinden daha da güçlüydü ve tam güçte ondan daha zayıf değildi. Çin'de icabına baktığı bin yaşındaki Leviathan'la karşılaştırılamazdı.

Chun Myung Hoon, Yulian’a:

“Bunun bir solucan olduğunu düşündüm ama görünen o ki tehlikeli bir böcekmiş. Senin gücünde burada durmak bile zor olacaktır bu yüzden uzak dur.”

Yulian ustasının haklı olduğunu biliyordu, ama nasıl olur da ulu ustasını burada bırakıp kaçardı ?

Özellikle ustası onun için gelmişken.

“Nasıl olur da ustamı burada bırakıp kaçarım? Hayatımı vermeyi yeğlerim…”

Yulian’ın sözlerini duyan Chun Myung Hoon kafasını Yulian'a çevirerek kuşkuyla baktı.


“Sen… Gerçektende bu böcek tarafından öldürülebileceğime inanmıyorsun değil mi?”


<<Önceki Bölüm |Tanıtım|  Sonraki Bölüm>>