Yulian, babasına bakarken son derece şaşkın
haldeydi.
Baguna, oğluna kızgın bir şekilde batı ve cevap
verdi.
“Neden bu kadar şaşırdın? Çoktan yetişkin oldun.
Evlenmen gerektiği gayet bariz.”
“Ama…”
Yulian yerinde duramıyordu. O sevdiği bir kadınla
evlenmek istiyordu.
Çölde, eşler evde pek durmazdı. Kadınların görevi
pirmalarla ilgilenmek ve kabilenin pinalarını (Koyun, keçi gibi yün ve süt
sağlayan küçük bir hayvan) yetiştirmekti.
Az da olsa avcılık yapan kadınlar da vardı.
Birilerinin doğal bir şekilde tanışıp randevulaştığı
pek çok durum vardı. Çöldeki insanların çoğu evlenmeden önce çıkarlardı.
Baguna konuştu.
“Eğer erkeklik sınavından hemen sonra bir kız
getirseydin, bu durum hiç söz konusu olmazdı. Şu ana kadar herhangi bir kızı
bizle tanıştırmaman şu an için aklında bir kadın olmadığı anlamına gelmeli.”
“Bu gerçekten doğru, ama ben hoşlandığım biriyle
evlenmek istiyorum. Adını bile bilmediğim biriyle evlenmek istemiyorum…”
Cevabından dolayı Baguna, Yulian’ı azarladı.
“Sen Pareia kabilesinin genç yıldızısın. Çabucak
evlenirsen daha iyi olur. Ayrıca, sana karın olarak güzeller güzeli Grace
Nellisi, Rivole Yıldızın kızı, öz annenle aynı adı taşıyan kişi, çöl boyunca
herkesin bildiği kişi, veriliyor. Neresinden bakarsan bak, bu kız kusursuz. Ne
için tereddüt ediyorsun?”
“…”
Yulian bal yemiş gibi sessizce oturdu (dut yemiş
bülbül gibi gibi…), Baguna bunu takiben, çivi çakıyormuşçasına.
“Bu durumda, sadece onunla evleneceğini bil yeter.”
“Baba…”
“Öhöm!”
Baguna gözlerini pörtleterek Yulian’a baktı. Yulian
boyunu eğik bir şekilde Baguna’nın paoesinden çıktı.
“Evlilik…”
Henüz bunun hakkında düşünmek istememişti. Babasının onu buna zorladığını hissetti, hatta henüz yirmi yaşında bile değildi.
“En azından Rivolde Kabilesi Doğu Çölündeki büyük
bir kabile, Bizim Pareia Kabilemizle uyuşuyorlar.”
Yulian içten içe böyle bir günün geleceğini
biliyordu. Yıldızların çocuklarının aynı kabileden birileriyle nadiren
evlenirdi.
“Ama hala çok erken olduğunu düşünüyorum…”
Yulian’ın kafası evliliğe ilişkin konularla doluydu,
bu düşüncelerden kurtulma umuduyla, bir pirmaya atladı ve köyden ayrıldı.
Bu olay, onun, ustasını görmek istemesine neden oldu.
Ejderhayla tanıştıklarından beri, Yulian, Chun Myung
Hoon’u görmemişti.
Köye dönerken onu yakaladıktan sonra, ustası
sıklıkla talim yapmasını bir süre için gideceğini söylemişti. Ustasının
gidişinin üzerinden bir yıl geçmişti, ama hala dönememişti.
Ustasının gösterdiği ama tam olarak kavrayamadığı
bir çok şey olduğundan, tek başına idman yapmak pek zor değildi. Yine de,
Yulian bir şeyler eksikmiş gibi hissetti Son birkaç yıldır onu gözeten
hocasının olmaması değildi.
Yeteneklerinden emindi ve ustasını bir derece tatmin
edebileceğinden eminmiş gibi hissediyordu ama ustası asla dönmedi.
“Daha sıkı çalışmalıyım. Yoksa, döner dönmez bana
vuracaktır.”
Yulian kendisini hayal dünyasından kaldırdı ve
burada ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı.
Her şeyden önce ki durum evlilik. Babasının da
belirttiği üzere, hoşlandığı bir kız yoktu, görücü usulü evlilik kötü bir fikir
olmaya bilirdi. Eğer biriyle yeterince vakit geçirirsen, bazı duyguların
oluşmasını engelleyemezsin.
Dövüş sanatlarının şartı olarak, ustası bir dağ
dolusu ödev bırakmıştı, o yüzden özenle antrenmanlarına devam ederse, bir sorun
olmazdı.
“O zaman ne kaldı geriye?”
O artık bir yetişkindi. Gelecek olaylar hakkında
endişeleniyor olsa da, dikkatle düşünmesini gerektiren bir şey yoktu, en
azından onlar hakkında düşünmek istiyordu.
Bir süre düşündükten sonra, bir düşünce ona sert bir
şekilde çarptı.
Baş düşmanları Shurei kabilesinin gurur kaynağı, Çöl
Kılıcı, savaşçı gurubu.
Çöl kılıcı elli bireyden oluşuyordu ve liderleri
Batılı Savaş Tanrısı, Venersis, Kanlı Ellerdi.
Çöl Kılıcının elli üyesi yüzünden, Pareia’nın
savunma hattında bir boşluk ve hakkında düşünmek istemediği bir durum vardı.
“Tamamdır. Pareia'da onlara rakip olabilecek bir
savaşçı gurubu yaratacağım. Eğer erkeklik sınavını yeni tamamlamış savaşçıları
düzgünce eğitirsem, eminim ki beş yıl içinde onlara rakip olabiliriz.”
Yulian ne yapması gerektiğini keşfetti. Eğer onunla
acı çekerlerse, genç savaşçılar diğer herkesten güçlü yeteneklere sahip
olurlar.
O şahsen ustasından pekte insan gibi
görünmeyen, öğrenmişti. Sonuç olarak, beş yıla
kalmadan bir çöl ejderinden korkmaya gerek kalmayacak kadar dövüş yeteneklerini
geliştirebilecek miydi?
Ondan öğrenmekle ustasından öğrenmek cennetle dünya kadar farklı olabilirdi ama
Yulian kendine güveniyordu.
“Usta burada olmadığından, gizlice bir karışıklık
olabilir.”
Hatta Yulian ustasının bu plana göre onu bıraktığına
kendini ikna edebildi ve ustasının emrini dinlemeye karar verdi.
Ustası, Chun Myung Hoon, Yulian’dan başkasına
öğretmekten kaçınmıştı.
Babası bile rica ettiğinde, hayır anlamında kafasını sallamıştı. Yulian
neden başkasına öğretmediğini merak ediyordu ama ne zaman ustasına soracak
olsa, cevap hep aynıydı.
---Benim gücüm öyle dikkatsizce kullanabileceğin bir
şey değil. Sana bile öğretirken doğru şeyi yapıp yamadığımdan endişeleniyorum.
Sana öğretiyor olmamın tek sebebi kader. Seni ilk gördüğümde, hayatımı
kurtarmıştın. Benim dövüş sanatımı başkasına öğretmemelisin. Bu senin nesillerini
de kapsıyor.
Ustasının ses tonu ve ifadesinin katılığından,
Yulian kardeşlerine yada kabilenin savaşçılarına bile bir şey öğretmemişti.
“Eğer ustam öğrenirse… eminim ki üç gün üç gece beni
aralıksız döver. Oldukça eminim ki beni öldürecek kadar da ileri gitmez…”
Yulian, ustasının cezalandırmasından oldukça,
aslında son derce korkuyordu ama kabilesi için, buna girişmeye karar verdi
“Sadece elli kişi… Sadece elli kişiye öğreteceğim.
Eğer sadece temel dövüş hareketlerini öğretirsem… Usta bile kızamaz herhalde?”
Yulian, Chun Myung Hoon’un öfkesinden
korkarmışcasına, kendini sorguluyordu.
Yulian bu fikri erkeklik sınavından dönmüş olan, ikinci
kardeşi, Pere’yle paylaşmaya karar verdi.
Birkaç gün önce, Pere, doğuştan savaşçı
yeteneklerine sahip olduğunu söyleyen övgülerle, üç dev akrebin ruhuyla
dönmüştü.
Yulian’a kıyasla hiçbir şey olsa da, Yulian'ı bir
kenara koyarsak, genç bir savaşçının, bir yetişkin dev akrebi haklamış olması
nadirdi. Kesinlikle övgüyü hak ediyordu.
Pareia kabilesinin üyeleri gelecek hakkındaki
beklentilerini saklayamıyordu, Yıldızın ailesindeki iki kardeşinin şimdiden
almış oldukları kutsamalarla Pareia’yı yeni seviyelere çıkarmışlardı.
Yulian, pirnasını çevirerek köye yöneldi. Pere’nin
paoesine girdiğinde, Pere kanunlar hakkındaki kitabı okumayı bırakıp, onu
karşılamak için oturduğu yerden kalktı.
“Gelmişsin? Sorun ne?”
Pere'nin onu Hyung(abi) olarak çağırmadığını
bildiğinden, Yulian üstünde fazla düşünmedi ve gülümsemeyle selam verdi.
“Kanunlar hakkında mı okuyorsun?”
“Evet ama sorun ne?”
Pere kaskatı bir tavırla devam ederken, Yulian,
Pere'ye dostça bir tavırla yaklaştı ve Kanun Kitabına bir göz attı.
“Sen ve ben kardeş olmamıza rağmen ses tonun çok
katı. İstersen, ikimiz yalnızken beni ismimle çağırabilirsin.”
Pere, Yulian konuşurken bir süre dik dik baktı.
“Gönlümü almak için bir şey yapmana gerek yok.
Ailenin en büyük oğlu olarak bana emrederek, saygı ifadeleri ve Hyung olarak
çağırttırmanı yeğlerim. Ne zaman bu içinden gelen hünerlerinden birini
kullansan sinirleniyorum.”
Yulian ağzını sıkı sıkıya kapadı ve Pere'ye sormadan
önce baktı.
“Tamam, hadi bugün biraz konuşalım. Benden neden bu
kadar nefret ediyorsun?”
“Gerçekten bilmediğinden mi soruyorsun?”
“Soruyorum çünkü bilmiyorum. Benim göçmüş annem
diğer aile üyelerine asla yukarıdan bakmadı, ve bende tüm saygımı ve sevgimi
Pareia’nın şuan ki annesi, Anne Sena’ya veriyorum.
“Provoke ailesinin ilk doyan oğlu olarak, biliyorum
genç kardeşlerimin üstüne fazla düşmedim. Yine de, sizden birine asla
ilgisizlik göstermedim. Ne yapışım seni benden nefret ettiriyor?”
“Hmm. Cevap vermeli miyim?”
Pare cevap verirken burnunu çekti. Yulian karşılık
verirken içten içe sinirlenmeye başladığını hissetti.
“Hadi bugün dibi görelim. Cevap vermelisin.
İstemesen bile, cevap vermelisin.”
Pere bir parmağını kaldırmadan önce yumruğunu
sıkarak Yulian’a dik dik baktı.
“Bir gün. Sadece bir gün. O bir gün yüzünden,
Provoke ailesinin ilk doğan oğulu oldun ve benden daha iyi olmasan da,
küçüklüğümden beri dediğin her kelimeyi dinlemek zorundaydım. Tamam mıyız?”
Pere, sonunda içinde kaynamakta olan her şeyi
anlatırken, tükürükler saçarak konuştu.
“Saygı gören ve sevilen ilk anne Mariez’in
göçmesinden sonra, tüm Pareia kabilesinin sevgisi ve ilgisi onun yerine sana
kaydı.”
“…”
“Daha da ötesi, Genç Yıldız ünvanı doğal olarak sana
geçti ve onlar gelecek kuşağın Yıldızı’nın sen olacağına kesin olarak
inanıyorlar. Ne zamandan beri Yıldız'ın ağır ve zorlu pozisyonu sadece ilk oğul olduğundan
geçiyor? Yıldızlık pozisyonu her zaman, Yıldızlık yeteneği olan çocuğa geçer. Eğer ailedeki kimse uygun değilse başka bir aileye geçer. Bu nasıl oluyor da
sana tesir etmiyor?”
Yulian cevap verene kadar gözlerini onun üzerinden
almadı. Pere’nin atıp tutması bittiğinde.
“Öyleyse, yetenekten yoksun bir şekilde, herhangi
bir çekişme olmadan Yıldız olacağım için mağdur hissediyorsun.”
“Yetenekten yoksun olduğunu söylemiyorum. Bu sefer
bir yetişkin olduğunu kanıtladın. Yine de, senin kanıtın gerçek olamayacak
kadar anormal bir çokları kanıtından şüphe ediyor.”
Yulian, Pere’nin sözlerine karşın bağırdı.
“Kendi kardeşinden şüphe mi ediyorsun?”
“Senden şüphe edenin ben olduğumu söylemiyorum. Ve
her şey bir yana, Yıldız pozisyonu almak için fırsata sahip olmamalı mıyım?”
Yulian ve Pere yoğun bir biçimde bakıştılar. Aynı
kandan olan iki kardeşin ötesinde, iki erkek arasındaydı.
“Pekala, nasıl istersen, artık daha fazla
eylemlerine aldırış edip karışmayacağım.”
“…!”
“Sana göstereceğim. Bu günden itibaren, yeteneklerim
ve gücüme dikkat et. Ve yeni Yıldız seçildiği vakit, eğer benden tatmin olmaz
isen , meydan okumanı kabul edeceğim.”
“Madem öyle diyorsun, dikkat ettiğimden emin
olacağım. Ayrıca bende sana bu hırs için yeteneklerim olduğunu göstereceğim.”
“Harika, seni rahatsız ettiğim için özür dilerim.”
Yulian çabucak adımlarını çevirdi ve Pere’nin
paoesinden ayrıldı.
“Serseri, böyle konuştuğundan beri, onunla bunun
hakkında bile konuşamıyorum. Ayrıca her zaman bana karşı öfkeli. Düşünmüştüm ki
hayalimi anlar ve gerçekleştirmek için yardım eder…”
Yulian hayal kırıklığına uğramıştı, ama daha çok, kardeşinin
eylemleri ve sözleri karşısında üzgündü. Kardeşi onu hiç anlamamıştı.
“Harika. Usta tarafından ölümüne daya yiyecek bile
olsam, bunu gerçekleştireceğim. Çölün en iyi savaşçı gurubunu oluşturacağım.”
Yulian zihnen sıkıca hazır bir şekilde planlamaya
başlamak için paoesine yöneldi.
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>


