21 Ocak 2018 Pazar

Red Storm (Kitap 1) 3.Bölüm 2.Part "Kargaşaya Sebep Olmak"

{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: Xeia}

“Ne dedin?”

Yulian, babasına bakarken son derece şaşkın haldeydi.

Baguna, oğluna kızgın bir şekilde batı ve cevap verdi.

“Neden bu kadar şaşırdın? Çoktan yetişkin oldun. Evlenmen gerektiği gayet bariz.”

“Ama…”

Yulian yerinde duramıyordu. O sevdiği bir kadınla evlenmek istiyordu.

Çölde, eşler evde pek durmazdı. Kadınların görevi pirmalarla ilgilenmek ve kabilenin pinalarını (Koyun, keçi gibi yün ve süt sağlayan küçük bir hayvan) yetiştirmekti.

Az da olsa avcılık yapan kadınlar da vardı.

Birilerinin doğal bir şekilde tanışıp randevulaştığı pek çok durum vardı. Çöldeki insanların çoğu evlenmeden önce çıkarlardı.

Baguna konuştu.

“Eğer erkeklik sınavından hemen sonra bir kız getirseydin, bu durum hiç söz konusu olmazdı. Şu ana kadar herhangi bir kızı bizle tanıştırmaman şu an için aklında bir kadın olmadığı anlamına gelmeli.”

“Bu gerçekten doğru, ama ben hoşlandığım biriyle evlenmek istiyorum. Adını bile bilmediğim biriyle evlenmek istemiyorum…”

Cevabından dolayı Baguna, Yulian’ı azarladı.

“Sen Pareia kabilesinin genç yıldızısın. Çabucak evlenirsen daha iyi olur. Ayrıca, sana karın olarak güzeller güzeli Grace Nellisi, Rivole Yıldızın kızı, öz annenle aynı adı taşıyan kişi, çöl boyunca herkesin bildiği kişi, veriliyor. Neresinden bakarsan bak, bu kız kusursuz. Ne için tereddüt ediyorsun?”

“…”

Yulian bal yemiş gibi sessizce oturdu (dut yemiş bülbül gibi gibi…), Baguna bunu takiben, çivi çakıyormuşçasına.

“Bu durumda, sadece onunla evleneceğini bil yeter.”

“Baba…”

“Öhöm!”

Baguna gözlerini pörtleterek Yulian’a baktı. Yulian boyunu eğik bir şekilde Baguna’nın paoesinden çıktı.

“Evlilik…”

Henüz bunun hakkında düşünmek istememişti. Babasının onu buna zorladığını hissetti, hatta henüz yirmi yaşında bile değildi.

“En azından Rivolde Kabilesi Doğu Çölündeki büyük bir kabile, Bizim Pareia Kabilemizle uyuşuyorlar.”

Yulian içten içe böyle bir günün geleceğini biliyordu. Yıldızların çocuklarının aynı kabileden birileriyle nadiren evlenirdi.

“Ama hala çok erken olduğunu düşünüyorum…”

Yulian’ın kafası evliliğe ilişkin konularla doluydu, bu düşüncelerden kurtulma umuduyla, bir pirmaya atladı ve köyden ayrıldı.

Bu olay, onun, ustasını görmek istemesine neden oldu.

Ejderhayla tanıştıklarından beri, Yulian, Chun Myung Hoon’u görmemişti.

Köye dönerken onu yakaladıktan sonra, ustası sıklıkla talim yapmasını bir süre için gideceğini söylemişti. Ustasının gidişinin üzerinden bir yıl geçmişti, ama hala dönememişti.

Ustasının gösterdiği ama tam olarak kavrayamadığı bir çok şey olduğundan, tek başına idman yapmak pek zor değildi. Yine de, Yulian bir şeyler eksikmiş gibi hissetti Son birkaç yıldır onu gözeten hocasının olmaması değildi.

Yeteneklerinden emindi ve ustasını bir derece tatmin edebileceğinden eminmiş gibi hissediyordu ama ustası asla dönmedi.

“Daha sıkı çalışmalıyım. Yoksa, döner dönmez bana vuracaktır.”

Yulian kendisini hayal dünyasından kaldırdı ve burada ne yapması gerektiğini düşünmeye başladı.

Her şeyden önce ki durum evlilik. Babasının da belirttiği üzere, hoşlandığı bir kız yoktu, görücü usulü evlilik kötü bir fikir olmaya bilirdi. Eğer biriyle yeterince vakit geçirirsen, bazı duyguların oluşmasını engelleyemezsin.

Dövüş sanatlarının şartı olarak, ustası bir dağ dolusu ödev bırakmıştı, o yüzden özenle antrenmanlarına devam ederse, bir sorun olmazdı.

“O zaman ne kaldı geriye?”

O artık bir yetişkindi. Gelecek olaylar hakkında endişeleniyor olsa da, dikkatle düşünmesini gerektiren bir şey yoktu, en azından onlar hakkında düşünmek istiyordu.

Bir süre düşündükten sonra, bir düşünce ona sert bir şekilde çarptı.

Baş düşmanları Shurei kabilesinin gurur kaynağı, Çöl Kılıcı, savaşçı gurubu.

Çöl kılıcı elli bireyden oluşuyordu ve liderleri Batılı Savaş Tanrısı, Venersis, Kanlı Ellerdi.

Çöl Kılıcının elli üyesi yüzünden, Pareia’nın savunma hattında bir boşluk ve hakkında düşünmek istemediği bir durum vardı.

“Tamamdır. Pareia'da onlara rakip olabilecek bir savaşçı gurubu yaratacağım. Eğer erkeklik sınavını yeni tamamlamış savaşçıları düzgünce eğitirsem, eminim ki beş yıl içinde onlara rakip olabiliriz.”

Yulian ne yapması gerektiğini keşfetti. Eğer onunla acı çekerlerse, genç savaşçılar diğer herkesten güçlü yeteneklere sahip olurlar.

O şahsen ustasından pekte insan gibi görünmeyen, öğrenmişti.  Sonuç olarak, beş yıla kalmadan bir çöl ejderinden korkmaya gerek kalmayacak kadar dövüş yeteneklerini geliştirebilecek miydi?

Ondan öğrenmekle ustasından öğrenmek  cennetle dünya kadar farklı olabilirdi ama Yulian kendine güveniyordu.

“Usta burada olmadığından, gizlice bir karışıklık olabilir.”

Hatta Yulian ustasının bu plana göre onu bıraktığına kendini ikna edebildi ve ustasının emrini dinlemeye karar verdi.

Ustası, Chun Myung Hoon, Yulian’dan başkasına öğretmekten kaçınmıştı.

Babası bile rica ettiğinde,  hayır anlamında kafasını sallamıştı. Yulian neden başkasına öğretmediğini merak ediyordu ama ne zaman ustasına soracak olsa, cevap hep aynıydı.

---Benim gücüm öyle dikkatsizce kullanabileceğin bir şey değil. Sana bile öğretirken doğru şeyi yapıp yamadığımdan endişeleniyorum. Sana öğretiyor olmamın tek sebebi kader. Seni ilk gördüğümde, hayatımı kurtarmıştın. Benim dövüş sanatımı başkasına öğretmemelisin. Bu senin nesillerini de kapsıyor.

Ustasının ses tonu ve ifadesinin katılığından, Yulian kardeşlerine yada kabilenin savaşçılarına bile bir şey öğretmemişti.

“Eğer ustam öğrenirse… eminim ki üç gün üç gece beni aralıksız döver. Oldukça eminim ki beni öldürecek kadar da ileri gitmez…”

Yulian, ustasının cezalandırmasından oldukça, aslında son derce korkuyordu ama kabilesi için, buna girişmeye karar verdi

“Sadece elli kişi… Sadece elli kişiye öğreteceğim. Eğer sadece temel dövüş hareketlerini öğretirsem… Usta bile kızamaz herhalde?”

Yulian, Chun Myung Hoon’un öfkesinden korkarmışcasına, kendini sorguluyordu.

Yulian bu fikri erkeklik sınavından dönmüş olan, ikinci kardeşi, Pere’yle paylaşmaya karar verdi.

Birkaç gün önce, Pere, doğuştan savaşçı yeteneklerine sahip olduğunu söyleyen övgülerle, üç dev akrebin ruhuyla dönmüştü.

Yulian’a kıyasla hiçbir şey olsa da, Yulian'ı bir kenara koyarsak, genç bir savaşçının, bir yetişkin dev akrebi haklamış olması nadirdi. Kesinlikle övgüyü hak ediyordu.

Pareia kabilesinin üyeleri gelecek hakkındaki beklentilerini saklayamıyordu, Yıldızın ailesindeki iki kardeşinin şimdiden almış oldukları kutsamalarla Pareia’yı yeni seviyelere çıkarmışlardı.

Yulian, pirnasını çevirerek köye yöneldi. Pere’nin paoesine girdiğinde, Pere kanunlar hakkındaki kitabı okumayı bırakıp, onu karşılamak için oturduğu yerden kalktı.

“Gelmişsin? Sorun ne?”

Pere'nin onu Hyung(abi) olarak çağırmadığını bildiğinden, Yulian üstünde fazla düşünmedi ve gülümsemeyle selam verdi.

“Kanunlar hakkında mı okuyorsun?”

“Evet ama sorun ne?”

Pere kaskatı bir tavırla devam ederken, Yulian, Pere'ye dostça bir tavırla yaklaştı ve  Kanun Kitabına bir göz attı.

“Sen ve ben kardeş olmamıza rağmen ses tonun çok katı. İstersen, ikimiz yalnızken beni ismimle çağırabilirsin.”

Pere, Yulian konuşurken bir süre dik dik baktı.

“Gönlümü almak için bir şey yapmana gerek yok. Ailenin en büyük oğlu olarak bana emrederek, saygı ifadeleri ve Hyung olarak çağırttırmanı yeğlerim. Ne zaman bu içinden gelen hünerlerinden birini kullansan sinirleniyorum.”

Yulian ağzını sıkı sıkıya kapadı ve Pere'ye sormadan önce baktı.

“Tamam, hadi bugün biraz konuşalım. Benden neden bu kadar nefret ediyorsun?”

“Gerçekten bilmediğinden mi soruyorsun?”

“Soruyorum çünkü bilmiyorum. Benim göçmüş annem diğer aile üyelerine asla yukarıdan bakmadı, ve bende tüm saygımı ve sevgimi Pareia’nın şuan ki annesi, Anne Sena’ya veriyorum.

“Provoke ailesinin ilk doyan oğlu olarak, biliyorum genç kardeşlerimin üstüne fazla düşmedim. Yine de, sizden birine asla ilgisizlik göstermedim. Ne yapışım seni benden nefret ettiriyor?”

“Hmm. Cevap vermeli miyim?”

Pare cevap verirken burnunu çekti. Yulian karşılık verirken içten içe sinirlenmeye başladığını hissetti.

“Hadi bugün dibi görelim. Cevap vermelisin. İstemesen bile, cevap vermelisin.”

Pere bir parmağını kaldırmadan önce yumruğunu sıkarak Yulian’a dik dik baktı.

“Bir gün. Sadece bir gün. O bir gün yüzünden, Provoke ailesinin ilk doğan oğulu oldun ve benden daha iyi olmasan da, küçüklüğümden beri dediğin her kelimeyi dinlemek zorundaydım. Tamam mıyız?”

Pere, sonunda içinde kaynamakta olan her şeyi anlatırken, tükürükler saçarak konuştu.

“Saygı gören ve sevilen ilk anne Mariez’in göçmesinden sonra, tüm Pareia kabilesinin sevgisi ve ilgisi onun yerine sana kaydı.”

“…”

“Daha da ötesi, Genç Yıldız ünvanı doğal olarak sana geçti ve onlar gelecek kuşağın Yıldızı’nın sen olacağına kesin olarak inanıyorlar. Ne zamandan beri Yıldız'ın ağır ve zorlu pozisyonu sadece ilk oğul olduğundan geçiyor? Yıldızlık pozisyonu her zaman, Yıldızlık yeteneği olan çocuğa geçer. Eğer ailedeki kimse uygun değilse başka bir aileye geçer. Bu nasıl oluyor da sana tesir etmiyor?”

Yulian cevap verene kadar gözlerini onun üzerinden almadı. Pere’nin atıp tutması bittiğinde.

“Öyleyse, yetenekten yoksun bir şekilde, herhangi bir çekişme olmadan Yıldız olacağım için mağdur hissediyorsun.”

“Yetenekten yoksun olduğunu söylemiyorum. Bu sefer bir yetişkin olduğunu kanıtladın. Yine de, senin kanıtın gerçek olamayacak kadar anormal bir çokları kanıtından şüphe ediyor.”

Yulian, Pere’nin sözlerine karşın bağırdı.

“Kendi kardeşinden şüphe mi ediyorsun?”

“Senden şüphe edenin ben olduğumu söylemiyorum. Ve her şey bir yana, Yıldız pozisyonu almak için fırsata sahip olmamalı mıyım?”

Yulian ve Pere yoğun bir biçimde bakıştılar. Aynı kandan olan iki kardeşin ötesinde, iki erkek arasındaydı.

“Pekala, nasıl istersen, artık daha fazla eylemlerine aldırış edip karışmayacağım.”

“…!”

“Sana göstereceğim. Bu günden itibaren, yeteneklerim ve gücüme dikkat et. Ve yeni Yıldız seçildiği vakit, eğer benden tatmin olmaz isen , meydan okumanı kabul edeceğim.”

“Madem öyle diyorsun, dikkat ettiğimden emin olacağım. Ayrıca bende sana bu hırs için yeteneklerim olduğunu göstereceğim.”

“Harika, seni rahatsız ettiğim için özür dilerim.”

Yulian çabucak adımlarını çevirdi ve Pere’nin paoesinden ayrıldı.

“Serseri, böyle konuştuğundan beri, onunla bunun hakkında bile konuşamıyorum. Ayrıca her zaman bana karşı öfkeli. Düşünmüştüm ki hayalimi anlar ve gerçekleştirmek için yardım eder…”

Yulian hayal kırıklığına uğramıştı, ama daha çok, kardeşinin eylemleri ve sözleri karşısında üzgündü. Kardeşi onu hiç anlamamıştı.

“Harika. Usta tarafından ölümüne daya yiyecek bile olsam, bunu gerçekleştireceğim. Çölün en iyi savaşçı gurubunu oluşturacağım.”

Yulian zihnen sıkıca hazır bir şekilde planlamaya başlamak için paoesine yöneldi.


<<Önceki Bölüm  |Tanıtım|  Sonraki Bölüm>>