{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: GeceSair}
Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 4.Kısım Ceza
{Düzenleyici: GeceSair}
Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 4.Kısım Ceza
Canavarı boyun eğdirmek için bir ay.
“Kişisel rapor. Toplam takım üyesi, on iki. Mevcut
üye, on iki. Yaranma yok.”
Bu günde iki kere tüm Kırmızı Fırtına üyelerinin
toplanıp paoenin önünde sıraya dizildikleri zamanlardan biriydi. Her bir takım
lideri Yulian’a kişisel raporlarını sunuyordu.
Orasının tehlikeli bir yer olduğu ve takımların
birbiriyle amansızca rekabet ettiğinden, bu raporları toplamak önemliydi.
“Kişisel rapor. Toplam takım üyesi, on iki. Mevcut
üye, on iki. İki yaralı.”
Thrint raporunu açıklarken somurttu.
“İki yaralı mı?”
Sadece Yulian şaşırmakla kalmayıp, diğer üç takımın
da kaptanları da şaşkınlıkla Thrint e doğru baktı. Eğer bu başka bir takım
olsaydı, belki. Ama soğuk buz kalıbı takım lideriydi ve orada yaralı mı vardı?
Bu kesinlikle şaşkınlık vericiydi.
Bu büyük olasılıkla yaşanılabilecek bir vakaydı, ama
her takımın uzmanlığı, takım liderine bağlı olarak değişebilirdi, ve Kızıl Fırtına
da bir istisna değildi.
Takımların kişiliği takım liderinin kişiliğine bağlı
olarak değişiyordu.
Haisha’nın bütün takımı sakin ve Haisha gibi
ayrıntılara dikkat eden bir takım olmuştu ve ay boyunca sabit bir akışla
sürekli canavar ruhu toplamıştı.
Triquel’in takımının durumunda, Triquel’in takımı
onun şiddetli ruh hali değişimlerinden etkilenerek büyük yükselmeler ve alçalmalar
yaşamıştı, takımdaki savaşçılar ne zaman hissetseler o zaman canavar yakaladı. O
yüzden bazı günler diğer takımlardan daha fazla bazı günler ise acınası
rakamlarla geri döndüler.
Shubeon’un takımı diğer takımlara dikkat ederek canavar
ruhlarını geri getirmeden ayrı bir yerde topluyordu bu yüzden kimse kıyaslamada
nerede olduklarını bilmiyordu, ama Shubeon’un takımı kesinlikle en iyi adaylar
arasındaydı.
O hareketli ve verimli bir şekilde avlanan bir
tipti.
Ve Thrint’in takımının durumunda bu gün iki
yaralıları vardı, onlar Haisha’nın takımı gibi düzenli bir şekilde avlandılar,
ama ortam daha farklıydı.
Tertip üzerine odaklanmışlardı ama aynı zamanda bir
çok şeye kolayca kendilerini kaptırıyorlardı. Gayretlendikleri günler,
inanılmaz hızlarda canavar ruhu topladılar.
Onlar zihniyet olarak en kusursuz görünen takımdı. Tabii
bu Yulian’ın emrettiği üzere bedenlerine değer verdikleri anlamına geliyordu. Ama
bu durumdaki takımda yaralı savaşçılar vardı.
Herkes gözlerini ona dikmişken, Thrint bacağındaki
kumaşı yırttı. Kumaşın altındaki kalçasında devasa siyah bir zedelenme vardı.
“Ne oldu?”
“Emrinize karşı gelmeye çalışmıyorduk. Ancak,
hepimiz onu güvenle yakalaya bileceğimize karar verdik, ve tüm savaşçılar kabul
etti.”
“Çöl ejderine rastladınız.”
Haisha neler yaşandığını söyleyebilircesine
bulunduğu yerden konuştu.
Thrint Yulian’ın emrine karşı gelmiş olduğundan başını
eğdi.
“Öyleyse yakaladınız mı?”
Yulian soğuk bir sesle sordu.
“Evet, yakaladık. Öte yandan ben ve Kiana birkaç küçük
yara aldık, mükemmeldi.”
“Eğer çöl ejderinden kaçınsaydınız mükemmel olurdu. Yaralanmalara
izin vermediğimi söylemedim mi?! Sırf bir çöl ejderi için bir kişi bile
hayatını kaybederse talimin anlamı ne?!”
Yulian’ın devam eden azarlamasına karşı, Thrint
başını kaldırdı.
“Biz buraya savaş için duyularımızı geliştirmeye
geldik. İnanıyorum ki bunu geliştirmek için belli seviyede tehlikeyle yüzleşmeliyiz.”
“Bu senin düşüncen, benim düşünceme göre ben buraya
savaşta kimse ölmesin diye geldim. Burada bir köpek gibi ölmek için değil,
bunun insafsızca olabileceğini düşünmedin mi!?”
“Eğer ortalarda ufak bir hata yapmasaydık hiçbir yara
olmadan mükemmelce yakalayabilirdik.”
“Thrint!”
Yulian’ın yüz ifadesi daha da sinirli olunca, Haisha
yüksek sesle bağırdı.
“Ne olursa olsun, bir emre karşı gelmenin bahanesi yok.
hepinizin bunu en iyi şekilde bileceğini düşünmüştüm. Ne bok yiyordunuz?!”
Haisha’nın bağırmasına karşı Thrint tekrar başını
eğdi. Hasiha’nın haklı olduğunu biliyordu.
Sebep ne olursa olsun, bunun gibi bir bölüğün baş komutanının
emrine karşı gelmesi hiç yaşanmamalıydı.
“Bu sizin yeni göreviniz. Emre karşı gelmenin kabahati olarak, eğitimin sonuna kadar paoenin izlenmesinden sorumlusun. Takımındaki savaşçılar
da benim, baş komutanlarının emrine karşı geldiklerinden, üç günlüğüne canavar
avlamak yerine paoeyi koruyacaklar.”
Yulian’ın soğuk sesi çınlarken, Thrint’in
takımındaki savaşçılar başlarını eğdiler.
“Yulian-nim, bu benim kararımdı. Takım lideri ben
olduğumdan, onlar sadece ben ne dediysem onu takip ettiler. Lütfen tekrar değerlendirin."
Thrint takımındaki üyelerin bu karar yüzünden eğitimi
sonuncu bitireceklerini düşünerek, Yulian’a bağırdı.
“Reddedildi. Bu durumda herkes emrimin ne olduğunu
biliyordu, bu bahane onları bağışlamam için yeterli değil. Hepinizin hayatının
yalnızca bir çöl ejderi kadar olup olmadığını değerlendirmesini ve düşünüp
taşınmasını istiyorum.”
Kimse onları yararına konuşamadı. Konu kapanmış ve
rafa kaldırılmıştı Thrint’in takımı hatalıydı.
“Diğer takımlar ne yapmak isterlerse serbesttir. Hepiniz
burada olanları gördüğünüzden, bunun üstünde daha fazla konuşmayacağım. Her biriniz
bunun hakkında düşünün ve uygun davranın.”
Hiçbir savaşçı cevap vermezken, Yulian tekrar ağzını
açtı.
“Anlaşıldı mı?”
“Evet.”
Yulian arkasını dönüp paoeye giderken, her takımın savaşçıları
uzaklaşmadan önce Thrint’e ve takımına baktı.
“Be…Ben özür dilerim.”
Yalnızca Thrint’in takım üyeleri kalınca, Thrint sonunda
konuştu.
Her şeye onun rekabetçiliği neden olmuştu. Bundan
kaçına bilirlerdi, ve hatta buna girişmemesi için bazı savaşçıların onu ikna
etmeye çalıştığını düşündü, o tüm üyelere emirleri dağıtıp saldırdı.
“Thrint, bu senin hatan değil. Hepimiz aç gözlüydük.
Seni takip etmemizin nedeni buydu. Eğer planın mantıklı olmasaydı, buna karşı
çıkardık. Bu kadar ciddi bir ceza alan yalnızca sen olduğun için biz üzgün
olmalıyız.”
Savaşçılardan biri Thrint’i teselli etmeye başladığında,
diğeri konuşmaya başladı.
“Bu üç günlük ceza, ve senin iyiliği için, sıkı
çalışıp en kötü puanla bitirmediğimize emin olacağız.”
“Bu suratı yapma. Bu sen değilsin. Senin çilekeş yüz
ifadeni sevmem, ama bu şekilde surat astığında, bu beni korkutmaya başlıyor.”
Bir savaşçı keyifleri yerine getirmeye çalıştığında,
tüm savaşçılar acılarını itelemek için yüksek sesle kahkaha attılar.
“Bu doğru, Thrint kesinlikle sevemeyeceğin bir
surata sahip.”
“Onu ilk kez gördüğümde, neden aramızda bir canavar
olduğunu merak ettim. Mağaraların olduğu doğada dolanan canavarlara ne
diyorlardı ? Doğru! Troller! Onun bir trol olduğunu düşündüm!”
Savaşçılar birbiri ardına komik şakalar yapmaya
başladığında, Thrint’in yüzündeki somurtma biraz azalmış gibi görünüyordu.
Birden bire, gülmekte olan tüm savaşçılar sustu.
Yulian paoeden çıkarı çıkmıştı.
“Herkes gitti mi?”
Savaşçılar Yulian’ın sorusuna cevap verdi.
“Evet, diğer tüm takımlar gitti, ve Yulian-nim,
sizin takımınızdaki savaşçılar sizin ayrılmanızı bekliyor olmalılar.”
Başını salladıktan sonra, Yulian konuşmadan önce önünde
yüzleri yere bakan Thrint ve savaşçılara baktı.
“Umarım cezalandırmanın çok ağır olduğunu düşünmüyorsunuzdur.
Şükürler olsun ki, bu sefer sadece birkaç ufak yarayla bitti, ama ya aranızdan
biri ölmüş olsaydı diye düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Hepimiz aynı hayal
için aynı yönde yürümedik mi? Hayalimizi başarmaya azıcık bile yaklaşmadan önce
köpeklerin ölümü gibi ölmeyi düşünmeyin bile. Bu gün, hepiniz ibret oldunuz, bu
yüzden lütfen nerelerden geçtiğimi anlayın.”
Aralarından hiç biri Yulian’ın onları ne kadar
önemsediğini duyduktan sonra kafasını kaldıramadı.
“Neyse, paoeyi korumak zaten vazifelerden biri. Bir vahayı
koruyormuş gibi varsayın ve elinizden gelenin en iyisini yapın.”
Yulian onları kenara itmekten hiç hoşlanmamış gibi
hafifçe iç çekti ve onu beklemekte olan savaşçıların yanlarına gitti.
Yulian kaybolunca, Thrint savaşçıyla konuştu.
“Son kez söyleyeceğim, özür dilerim. Ancak, sonuncu
olmaktan nefret ediyorum. Umarım elinizden gelen en iyi şekilde ilerlersiniz.”
Savaşçıların hepsi Thrint’in gururunun ne kadar güçlü
olduğunu biliyordu ve bunu demenin Thrint için ne kadar yürek gerektirdiğini de.
Bu şekilde, hepsi büyükçe gülümseyerek birbirlerini teselli etti. (ne aşkmış
be)


