25 Şubat 2018 Pazar

Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 4.Kısım Ceza

{Çevirmen: Votin} 
{Düzenleyici: GeceSair

Red Storm (Kitap 1) 5.Bölüm 4.Kısım Ceza



Canavarı boyun eğdirmek için bir ay.

“Kişisel rapor. Toplam takım üyesi, on iki. Mevcut üye, on iki. Yaranma yok.”

Bu günde iki kere tüm Kırmızı Fırtına üyelerinin toplanıp paoenin önünde sıraya dizildikleri zamanlardan biriydi. Her bir takım lideri Yulian’a kişisel raporlarını sunuyordu.

Orasının tehlikeli bir yer olduğu ve takımların birbiriyle amansızca rekabet ettiğinden, bu raporları toplamak önemliydi.

“Kişisel rapor. Toplam takım üyesi, on iki. Mevcut üye, on iki. İki yaralı.”

Thrint raporunu açıklarken somurttu.

“İki yaralı mı?”

Sadece Yulian şaşırmakla kalmayıp, diğer üç takımın da kaptanları da şaşkınlıkla Thrint e doğru baktı. Eğer bu başka bir takım olsaydı, belki. Ama soğuk buz kalıbı takım lideriydi ve orada yaralı mı vardı? Bu kesinlikle şaşkınlık vericiydi.

Bu büyük olasılıkla yaşanılabilecek bir vakaydı, ama her takımın uzmanlığı, takım liderine bağlı olarak değişebilirdi, ve Kızıl Fırtına da bir istisna değildi.

Takımların kişiliği takım liderinin kişiliğine bağlı olarak değişiyordu.

Haisha’nın bütün takımı sakin ve Haisha gibi ayrıntılara dikkat eden bir takım olmuştu ve ay boyunca sabit bir akışla sürekli canavar ruhu toplamıştı.

Triquel’in takımının durumunda, Triquel’in takımı onun şiddetli ruh hali değişimlerinden etkilenerek büyük yükselmeler ve alçalmalar yaşamıştı, takımdaki savaşçılar ne zaman hissetseler o zaman canavar yakaladı. O yüzden bazı günler diğer takımlardan daha fazla bazı günler ise acınası rakamlarla geri döndüler.

Shubeon’un takımı diğer takımlara dikkat ederek canavar ruhlarını geri getirmeden ayrı bir yerde topluyordu bu yüzden kimse kıyaslamada nerede olduklarını bilmiyordu, ama Shubeon’un takımı kesinlikle en iyi adaylar arasındaydı.

O hareketli ve verimli bir şekilde avlanan bir tipti.

Ve Thrint’in takımının durumunda bu gün iki yaralıları vardı, onlar Haisha’nın takımı gibi düzenli bir şekilde avlandılar, ama ortam daha farklıydı.
Tertip üzerine odaklanmışlardı ama aynı zamanda bir çok şeye kolayca kendilerini kaptırıyorlardı. Gayretlendikleri günler, inanılmaz hızlarda canavar ruhu topladılar.

Onlar zihniyet olarak en kusursuz görünen takımdı. Tabii bu Yulian’ın emrettiği üzere bedenlerine değer verdikleri anlamına geliyordu. Ama bu durumdaki takımda yaralı savaşçılar vardı.

Herkes gözlerini ona dikmişken, Thrint bacağındaki kumaşı yırttı. Kumaşın altındaki kalçasında devasa siyah bir zedelenme vardı.

“Ne oldu?”

“Emrinize karşı gelmeye çalışmıyorduk. Ancak, hepimiz onu güvenle yakalaya bileceğimize karar verdik, ve tüm savaşçılar kabul etti.”

“Çöl ejderine rastladınız.”

Haisha neler yaşandığını söyleyebilircesine bulunduğu yerden konuştu.

Thrint Yulian’ın emrine karşı gelmiş olduğundan başını eğdi.

“Öyleyse yakaladınız mı?”

Yulian soğuk bir sesle sordu.

“Evet, yakaladık. Öte yandan ben ve Kiana birkaç küçük yara aldık, mükemmeldi.”

“Eğer çöl ejderinden kaçınsaydınız mükemmel olurdu. Yaralanmalara izin vermediğimi söylemedim mi?! Sırf bir çöl ejderi için bir kişi bile hayatını kaybederse talimin anlamı ne?!”

Yulian’ın devam eden azarlamasına karşı, Thrint başını kaldırdı.

“Biz buraya savaş için duyularımızı geliştirmeye geldik. İnanıyorum ki bunu geliştirmek için belli seviyede tehlikeyle yüzleşmeliyiz.”

“Bu senin düşüncen, benim düşünceme göre ben buraya savaşta kimse ölmesin diye geldim. Burada bir köpek gibi ölmek için değil, bunun insafsızca olabileceğini düşünmedin mi!?”

“Eğer ortalarda ufak bir hata yapmasaydık hiçbir yara olmadan mükemmelce yakalayabilirdik.”

“Thrint!”

Yulian’ın yüz ifadesi daha da sinirli olunca, Haisha yüksek sesle bağırdı.

“Ne olursa olsun, bir emre karşı gelmenin bahanesi yok. hepinizin bunu en iyi şekilde bileceğini düşünmüştüm. Ne bok yiyordunuz?!”

Haisha’nın bağırmasına karşı Thrint tekrar başını eğdi. Hasiha’nın haklı olduğunu biliyordu.

Sebep ne olursa olsun, bunun gibi bir bölüğün baş komutanının emrine karşı gelmesi hiç yaşanmamalıydı.

“Bu sizin yeni göreviniz. Emre karşı gelmenin kabahati olarak, eğitimin sonuna kadar paoenin izlenmesinden sorumlusun. Takımındaki savaşçılar da benim, baş komutanlarının emrine karşı geldiklerinden, üç günlüğüne canavar avlamak yerine paoeyi koruyacaklar.”

Yulian’ın soğuk sesi çınlarken, Thrint’in takımındaki savaşçılar başlarını eğdiler.

“Yulian-nim, bu benim kararımdı. Takım lideri ben olduğumdan, onlar sadece ben ne dediysem onu takip ettiler. Lütfen tekrar değerlendirin."

Thrint takımındaki üyelerin bu karar yüzünden eğitimi sonuncu bitireceklerini düşünerek, Yulian’a bağırdı.

“Reddedildi. Bu durumda herkes emrimin ne olduğunu biliyordu, bu bahane onları bağışlamam için yeterli değil. Hepinizin hayatının yalnızca bir çöl ejderi kadar olup olmadığını değerlendirmesini ve düşünüp taşınmasını istiyorum.”

Kimse onları yararına konuşamadı. Konu kapanmış ve rafa kaldırılmıştı Thrint’in takımı hatalıydı.

“Diğer takımlar ne yapmak isterlerse serbesttir. Hepiniz burada olanları gördüğünüzden, bunun üstünde daha fazla konuşmayacağım. Her biriniz bunun hakkında düşünün ve uygun davranın.”

Hiçbir savaşçı cevap vermezken, Yulian tekrar ağzını açtı.

“Anlaşıldı mı?”

“Evet.”

Yulian arkasını dönüp paoeye giderken, her takımın savaşçıları uzaklaşmadan önce Thrint’e ve takımına baktı.

“Be…Ben özür dilerim.”

Yalnızca Thrint’in takım üyeleri kalınca, Thrint sonunda konuştu.

Her şeye onun rekabetçiliği neden olmuştu. Bundan kaçına bilirlerdi, ve hatta buna girişmemesi için bazı savaşçıların onu ikna etmeye çalıştığını düşündü, o tüm üyelere emirleri dağıtıp saldırdı.

“Thrint, bu senin hatan değil. Hepimiz aç gözlüydük. Seni takip etmemizin nedeni buydu. Eğer planın mantıklı olmasaydı, buna karşı çıkardık. Bu kadar ciddi bir ceza alan yalnızca sen olduğun için biz üzgün olmalıyız.”

Savaşçılardan biri Thrint’i teselli etmeye başladığında, diğeri konuşmaya başladı.

“Bu üç günlük ceza, ve senin iyiliği için, sıkı çalışıp en kötü puanla bitirmediğimize emin olacağız.”

“Bu suratı yapma. Bu sen değilsin. Senin çilekeş yüz ifadeni sevmem, ama bu şekilde surat astığında, bu beni korkutmaya başlıyor.”

Bir savaşçı keyifleri yerine getirmeye çalıştığında, tüm savaşçılar acılarını itelemek için yüksek sesle kahkaha attılar.

“Bu doğru, Thrint kesinlikle sevemeyeceğin bir surata sahip.”

“Onu ilk kez gördüğümde, neden aramızda bir canavar olduğunu merak ettim. Mağaraların olduğu doğada dolanan canavarlara ne diyorlardı ? Doğru! Troller! Onun bir trol olduğunu düşündüm!”

Savaşçılar birbiri ardına komik şakalar yapmaya başladığında, Thrint’in yüzündeki somurtma biraz azalmış gibi görünüyordu.

Birden bire, gülmekte olan tüm savaşçılar sustu. Yulian paoeden çıkarı çıkmıştı.

“Herkes gitti mi?”

Savaşçılar Yulian’ın sorusuna cevap verdi.

“Evet, diğer tüm takımlar gitti, ve Yulian-nim, sizin takımınızdaki savaşçılar sizin ayrılmanızı bekliyor olmalılar.”

Başını salladıktan sonra, Yulian konuşmadan önce önünde yüzleri yere bakan Thrint ve savaşçılara baktı.

“Umarım cezalandırmanın çok ağır olduğunu düşünmüyorsunuzdur. Şükürler olsun ki, bu sefer sadece birkaç ufak yarayla bitti, ama ya aranızdan biri ölmüş olsaydı diye düşündükçe tüylerim diken diken oluyor. Hepimiz aynı hayal için aynı yönde yürümedik mi? Hayalimizi başarmaya azıcık bile yaklaşmadan önce köpeklerin ölümü gibi ölmeyi düşünmeyin bile. Bu gün, hepiniz ibret oldunuz, bu yüzden lütfen nerelerden geçtiğimi anlayın.”

Aralarından hiç biri Yulian’ın onları ne kadar önemsediğini duyduktan sonra kafasını kaldıramadı.

“Neyse, paoeyi korumak zaten vazifelerden biri. Bir vahayı koruyormuş gibi varsayın ve elinizden gelenin en iyisini yapın.”

Yulian onları kenara itmekten hiç hoşlanmamış gibi hafifçe iç çekti ve onu beklemekte olan savaşçıların yanlarına gitti.

Yulian kaybolunca, Thrint savaşçıyla konuştu.

“Son kez söyleyeceğim, özür dilerim. Ancak, sonuncu olmaktan nefret ediyorum. Umarım elinizden gelen en iyi şekilde ilerlersiniz.”

Savaşçıların hepsi Thrint’in gururunun ne kadar güçlü olduğunu biliyordu ve bunu demenin Thrint için ne kadar yürek gerektirdiğini de. Bu şekilde, hepsi büyükçe gülümseyerek birbirlerini teselli etti. (ne aşkmış be)