21 Ağustos 2017 Pazartesi

Ningendo-2.Kitap:İntikam-24.bölüm-Bir Ölümsüze Meydan Okumak

"Bir ölümsüz mü?"dedi Boris,şaşkınlıktan nefesi boğazından kitlenmişti."Kusura bakma ama,aklını mı kaçırdın?O adamlar Tanrı Seviyesinin zirvesindeler,adları üstünde,ölümsüzler,binlerce teknik biliyorlar,içlerinden en güçsüzü bile seni nefesiyle öldürebilir,bunu bilmeyecek kadar aptal biri değilsin."

Hartes gülümsemesini büyüttü,Malyen bu gülümsemenin manasını biliyordu,Hartes'in bildiği bazı şeyler vardı,işe yarayabilecek şeyler.
"Ne yani,bana hiç inancın yok mu Boris?"dedi Hartes.
Boris hareket etmedi."Sen onlarla aşık atamazsın Hartes,ben Kral Seviyesinin zirvesindeyim,aynı zamanda bir yarı tanrıyım,Kuzey çapında güçlüyüm,ama asla bir ölümsüze meydan okumam,okuyamam.Onlardan az sayıda olması tesadüf değil,bulundukları yere gelmek yüzyıllar sürüyor,ölümsüz oldukları zaman ise rüştlerini kanıtlamak için Azto Kani içerisinde bulunan en az yirmi kişiyi öldürürler,isimlerini duyururlar.Dünya da onlara meydan okuyabilecekler sadece kendileri gibi ölümsüz olanlar,birkaç istisna da olabilir tabi.Onlarda buradan binlerce kilometre uzakta,kendi hallerinde yaşayan efsaneleşmiş adamlar,Kamalı Jack Donnet yada Vladimir Trump Jong-Un gibi belalı,tehlikeli kişiler."
Hartes elini çenesine götürdü,biraz kaşıdı,sonra Malyen'e döndü.
"Herkes nerede?Melek?Megas?"
Malyen ufak bir umut kırıntısıyla cevap verdi.
"Herkes Melek'in evinde."
"Güzel,oraya gidiyoruz."
"Ne?"dedi Boris."Beni öldürmek isteyen bir ev dolusu kişinin yanına mı gideceğim?Neden peki?"
"Çünkü ben öyle diyorum."dedi Hartes sertçe."Bir itirazın mı var?"
"Şey,hayır.Tabi ki yok ama..."
"Korkma,sana bir şey yapmalarına izin vermem."dedi Hartes."Oraya tartışacağımız bir konu var."
"Öyle olsun."dedi Boris gönülsüzce.
"Onlardan özür dilemen gerekiyor,eğer onlarla konuşacaksan."dedi Malyen Hartes'e.
"Farkındayım,ve dileyeceğim."
"O zaman,gidelim."
***
Kronos sert pullu ayak bileğinden yakaladığı kartalı yere savurdu,boyutu yüzünden yere tam çakılmasada,kanatlarından biri incindiğinde acıyla çığlık attı,Kronos kendi yarattığı alanda kolayca ışınlandı,Kartal Zinon'un şekline bürünmüş Kafiyeli Hector'un kafasının yanında belirdi,parmaklarını sıkıp,çok güçlü savaşçıları öldürebilecek bir yumruk attı.Kartal'ın koca kafası Qerzost'tan yapılmış zemine sertçe çarptı,Kronos vurmaya devam etti,sonunda darbelere dayanamayan Hector,ufak bir ışık parlamasıyla eski haline döndü,paramparça olmuş kıyafetleriyle yere çöktü,nefes nefese bir halde konuşmak için ağzını açtı,ama konuşamadı,Kronos sert bir tekmeyi çenesine yapıştırdı,ağzından fırlayan bir kaç dişinin yerde takırdadığını gören Kafiyeli,acıyla yüzünü buruşturdu,çenesi çatlamıştı,muhafızları kenarda sessizce beklerken,Kronos acı ve tiksintiyle dizlerinin üstünde olan adama baktı.
"Ne kadar yazık,bize katılıp,yeni dünya da iyi bir mevki sahibi olabilirdin,ama sen,eskimiş,neredeyse unutulmuş geleneklerine bağlı yaşamayı seçtin,sana göre,Altın Gök de saklananlar dışında başka tanrı olamaz değil mi,Hector?Ama bak,buradayız,karşındayız, tapındıklarından çok daha güçlüyüz,ve onların aksine,bizim bir amacımız,hayalimiz var."
Hector nefes borusuna akan kanı öksürerek çıkarmaya çalıştı,kanlanmış gözleriyle kendini dünyanın hakimi ilan eden adama baktı.
"Güzel bir ten,tanrı değil köpeksin sen."
Kronos öfkeyle burnundan nefes aldı,sonra da bağırıp sol eliyle Hector'un boğazından tutup kaldırdı,başının üstüne çıkarttı,boşta olan sağ koluyla karnına vurdu,boğazını bırakınca Hector alçalmaya başladı,tam o anda da sol eliyle yüzüne yumruk attı.Hector geriye uçtu,tam düz duvara çakılacakdı ki,Kronos'un iradesiyle,Qerzosttan yapılmış düz yuvarlar,şekil değiştirip uzun dikenli hale geldiler,Hector'un sırtı oraya saplandı,acıyla inledi.
"Öldüreceğim seni,kandırdın Leotini."
Kronos kafasını iki yana salladı."Hiç kimseyi kandırmadık biz,genç Leotin'e gerçekleri anlattık,hala anlamadın değil mi?Planımızı uygulamak için yeterince güce sahibiz Hector,sana ihtiyacımız yok,sen bizim için bir tehdit değilsin,Gölge adlı kişi bizim için tehdit,Hartes'i safımıza çekme nedenimiz de bu,bir Leotini karşımıza alabiliriz,ama ikisini birden,mümkün değil."
"Denizde yosun,korkuyorsun."
Kronos gülümsedi,gözlerinde ki mor ışık parladı."Biz hiç bir şeyden korkmayız,sadece bekliyoruz.Hartes,Gölge'yle kapışacak,ikisinden biri ölecek,hayatta olan hangisi olursa olsun,bize ve cehennemden çıkaracağımız ordumuza meydan okuyamaz.Zafer ve gelecek bizim.Çok yakında,bir yanımızda devasa,yenilmez bir ordumuz,diğer yanımızda ise davamız isteyerek veya mecburi olarak bize itaat eden bir Leotin olacak,zafer ve gelecek bizim."
Hector kırık dişleriyle gülümsedi,son yumruk yüzüne inmeden önce,hazır olan tekniği etkinleştirdi.
"Patlat fişeği,Rix'in Şimşeği!"
***
"Seni görmeyeli uzun zaman oldu."dedi Melek,Hartes'i içeri alırken."Neredeyse bir kaç saat,özlettin kendini."
Hartes cevap vermeye fırsat bulamadan,boynuna atlayan kollarla cebelleşti,sarı saçlar ağzına burnuna giriyordu,sesini çıkarmadı,ellerini yavaşça kaldırıp kendisine sarılan Lara'ya sardı,sıkıca kucakladı onu,son sefer iyice fark etmemişti,ama gerçekten çok büyümüştü,boyu Hartes'in ki kadardı,vücudu,yaşıtlarını kıskandıracak şekildeydi.Nihayet ayrıldıklarında,Hartes sıcaktan,Lara ise utançtan kıpkırmızı olmuştu,Lara'nın gözlerinde ki bir şeyden,Hartes Melek'in onlara Gölge den ve diğer şeylerden bahsettiğini anladı.Hartes uzun süredir görmediği son arkadaşı Loren'e sarıldı,Malyen arkalarından kıs kıs güldü,hepsi birlikte içeri odaya geçince,onları ayakta bekleyen Megas ile karşılaştılar,Hartes ile bir süre birbirlerine baktılar,ikisi de tek kelime etmiyordu,herkes onların da sarılmasını beklerken,Hartes yan döndü,beklentileri bozdu,daha sarılacak duruma gelmemişlerdi,başının eğip yaşlı kadını selamladı.Sonra da etrafına baktı.
"Konuşmamız lazım."dedi.
***
"Yani,Gölge adlı adamın dikkatini çekmek için,ölümsüzlerden birine meydan okuyacak,ve onu öldürüp Azto Kani de ki sırasını alacaksın,doğru mu?"dedi Loren,kafası allak bullak olmuştu.
"Aynen öyle."dedi Hartes bıkkınlıkla,herkes sürekli aynı soruyu soruyordu,bu da onu deli ediyordu.Herkes ona hala deliymiş gibi bakıyordu,onu ciddiye almamışlardı.
"Demek istediğin,bir ölümsüze teke tek dövüşte meydan okuyacak olman."dedi Lara.
"Evet!"diye bağırdı Hartes."Bunun anlaması zor olan yöne ne?"
"Anlaması zor değil,inanması zor."dedi Megas."Ölümsüzler dünyaya nam salmış kişilerdir,hem de her biri,onlardan birini yenebileceğini neden düşünüyorsun?"
"Herhangi birini değil,özellikle birini,Melek biliyor."dedi Hartes hızlıca,Melek kendisine kocaman gözlerle döndüğünde Hartes boynunu kıpırdattı.
"Ölümsüz Cango."dedi."Sen olsan ona meydan okuyacağını söylemiştin,herhalde bazı sebepler vardır."
Melek bir an tek kaşını kaldırıp Hartes'in bunu hatırlamasına şaşırmış gibi görünse de,yavaşça gülümseyerek ifadesini değiştirdi,içten içe genç adamı takdir etti.
"Demek Cango,hmm evet evet,tabi ki sebepleri var.İlk olarak,herif ölümsüz olarak anılsa da,tam olarak ölümsüz değil,yani Tanrı Seviyesinin zirvesinde falan değil,en son duyduğuma göre Vezir Seviyesindeydi,şu an ki halini bilemem,ama Hartes'in fikri güzel,Cango'yu ölümsüz olarak tanımlayan şey seviyesi veya gücü değil,bir tekniği.Sahip olduğu bir teknik,tıpkı Qerzost gibi,yeri ve zamanı etkileyip,gerçekliği bükmeyi sağlıyor,düşüncelerime göre bir tanrı tekniği,ama hangisi olduğunu bilmiyorum..."
"Edda'nın Saflığı."diye bir ses duyuldu oda da,oda da ki gençler sesin kimden geldiğini görmek için etrafa bakındılar,Hartes elini karnına koyup nefeslendi,Sharanor ile doğru düzgün konuşmayalı uzun zaman olmuştu,neredeyse varlığını bile unutmuştu.Şimdi konuştuğuna göre,söyleyecek bazı şeyleri var demekti.Melek bir an donup kalsa da,hızlıca toparlanıp yarım kalan konuşmasına devam etti.
"Ve şimdi öğrendiğimize göre,kullandığı teknik Edda'nın Saflığı."
"Şey,konuşan kimdi acaba?Diğer odalardan birinde bulunan üstün bir savaşçı yada büyücü mü?"diye sordu Loren,tetik bir şekilde kalakalmıştı.
"Ben bununla beraber bir şey daha merak ediyorum,konuşan kimdi ve Qerzost ne demek?"dedi Malyen.
"Çocuklar,"dedi Megas."Ses odalardan birinden gelmedi,konuşan 'şey' düşündüğünüzden daha da yakın size."
"Öyle mi?Nerede peki?"dedi Lara.
"Orada."diyerek Hartes'in karnını işaret etti Megas."Sesini duyduğunuz,Sharanor adlı bir ejderha,türünün en güçlüsü,ve Hartes'in içerisinde yaşıyor."
"Teknik olarak yaşamıyor,oraya hapsedi..."
"Tamam."diyerek sesini yükseltti Hartes."Herhalde bunları kendim de söyleyebilirdim,değil mi?Konuya dönelim."
Malyen,Loren ve Lara,Hartes'in içerisinde bir ejderha olduğunu duydukları anda,yıldırım çarpmışa dönmüşlerdi,şaka olup olmadığını düşünüyorlardı.Tam hepsi aynı anda konuşacakken,Hartes onları susturdu,Melek'e döndü.
"Bana,onun yerini bulabilir misin?"
Melek başını salladı."Denerim,ama onu yenmek o kadar kolay olmayacak,bunu bilmelisin."
"Merak etme,karamürsel sepeti değilim."dedi Hartes gülümseyerek.Yavaşça ayağa kalktı."Biraz dinleneceğim,sonra konuşuruz."dedikten sonra yan odaya geçip,diğerlerini amansız bir sohbetin ortasında bıraktı.
***
"Rahat bırak onu aptal!Ejderhanın yine vurmasını mı istiyorsun?"diye bir ses yankılandı karanlık ortamda,ses kızgın gibi duyulsa da,kızgınlığın altında endişe ve yorgunluk var gibiydi.
"Sadece yakından bakmak istiyorum."dedi kibar bir ses,ince ve ipek gibiydi.İlk duyuşta bir kadına ait olduğunu anlayabilirdi herkes,sesi rahatlık veriyordu resmen."Nasıl göründüğünü yıllardır merak ediyorum,ama Sharanor bizi hiç yaklaştırmadı ona,neye benzediğini öğrenmem lazım."
"Niye öğrenmen lazım ki?"diye bir ses daha girdi araya,her kelimesi sanki ateşin yaktığı odunlardan çıkan çıtırtı gibiydi."Nasıl olsa buradan asla çıkamayacağız,çocuktan uzak dur,yoksa sonu kötü olur."
"Ne olabilir ki?"dedi kadın isyankar bir şekilde."En fazla bilincimiz dağılır,sonra yeniden birleşir,döngü böyle.Sharanor bizi tamamen bastıramaz."
"Öyle mi sanıyorsun?"dedi ilk ses."Beyinsiz kardeşimiz Portas kaçtığından beri baskı altındayız zaten,hiç birimizin güç toplamasını istemiyor,Portas'ın yaptığı gibi kan dökeceğimizi düşünüyor ki,haklı.Buradan sıkıldım,güya çocuğa yardım edecektik,ama tek yaptığımız onun ses çıkaramadan onu izlemek."
"Yapma ama,bizim yardımımıza da ihtiyacı olacak,biliyorsun."dedi tekrar ince ses,yalvarır gibi konuşuyordu.
"Peh,umarım olur,savaşmayalı,hatta gücümü kullanmayalı yüzyıllar oldu,özgür olmak istiyorum,burada kaldığımız yet..."
"Taron!Dur,ne yapıyorsun?"diye bağırdı ilk ses,sonra hemen sustu,ejderhayı uyandırmaktan korktu,yukarı doğru süzülüp ejderhayı geçen bilinçli enerji,uykunun en hafif yerinde olan gencin zihnine dokundu,gencin bilinci ona dönerken,devasa bir kükreme duyuldu,ejderha kükreyerek yükselirken,bilinçli enerji,ince,yumuşak sesiyle,sakinliğini koruyarak konuştu.
"Bırak sana yardım edelim,bizi özgür bırak Hartes."
Hartes nefes nefese bir halde yataktan kalkınca,gömleğinin sırılsıklam olduğunu fark etti,bacaklarını yataktan aşağı sarkıtıp dirseklerini dizlerine koydu,nefesini düzeltmeye çalıştı.Gördüğü şeyin ne olduğuyla ilgili hiç bir fikri yoktu,ince,garip,sürekli şekil değiştiren bir varlık görmüştü,bunun bir rüya olmadığından emindi,gerçek olmalıydı,çünkü ses kendisiyle konuşmadan hemen önce,Sharanor'un kükremesini duymuştu,olanlar kendi zihninde,bilincinde gerçekleşmişti,bunu biliyordu çünkü,başka,sıradan bir rüya görürken,bir şey bilincini çekmişti.Bunu yapanın ne olduğunu düşünürken,aklında oluşmakta olan fikir dağını Sharanor sesiyle yıktı.
"İyi misin?"
Hartes bir kaç saniye cevap vermedi,sonra bağlantıyı genişletip iletişimi tamamladı.
"Sanırım.Bana ne oldu Sharanor?"
Sharanor biraz sessiz kalsa da,yavaşça cevap verdi.
"Sana içinde benimle bulunan tanrılardan bahsettim,değil mi?"
"Evet."
"O şey,onlardan biriydi.Yasakladığım halde,seninle konuşmaya çalıştı,haddini bildirdim."
"Orada,yani benim içimde hapis kaldılar değil mi?"
"Evet."
"Portas gibi,neden çıkıp gitmiyorlar peki?"
"Bunu yapamazlar,Portas'ın çıkması,tamamen kötü şans ve talihin karışımı bir şeydi,Rüya Avcısının senin sistemini,dolayısıyla benimkini de etkilemesi,ve Portas'ın bu açıklıktan faydalanmasıyla,senin karnına aldığında darbeyle mührün sarsılması,ona bir çıkış kapısı açtı.Ama bu hataya bir kez daha düşmeyeceğim,dışarı çıkıp dehşet salamayacaklar."
Hartes'in aklı karıştı,beyni ve kalbi birbirine girdi,geniş çaplı bir düşünce savaşındaydı.Şu ana kadar kabul etmek istemese de,Kronos'un yanında geçirdiği zaman onu değiştirmişti,iyi mi kötü mü olduğunu bilmiyordu,saatler önce Megas'a ateş püskürürken,şimdi yanındaydı.Hartes kafasını ellerinin arasına aldı,yıllardan beri,ilk defa ne kadar yorulduğunu anladı,fiziksel bir yorgunluk değildi bu,ruhsal ve zihinseldi.Kan dökmekten,savaşlardan,kovalamacalardan,her an öldürülme endişesinden oluşan yorgunluktu.Acaba sadece kendisine mi böyle oluyordu?Savaştan yorulan,bıkan sadece kendisi miydi?Kan dökenlerden nefret etse de,kendisi de çok kan dökmüştü.Çok can yakmıştı.Kalıcı barış düşüncesi,kafasını karıştırmıştı,ve umutlandırmıştı,Kronos'un teklifini barış olması için değil,dünya üzerinde gözlerini isteyecek kimsenin kalmaması için kabul etmişti.Tam Sharanor'a tanrılarla ilgili konuda cevap verecekti ki,odanın kapısı açıldı ve Melek uzun adımlarla içeri girdi,yüzü gülüyordu.
"İyi haberlerim var."dedi gülümseyerek."Cango'yu aramamıza gerek bile yokmuş,kendisi şu an biraz uzakta ki bir köyde,eski dostlarını ziyarete gelmiş diye duydum."
"Güzel."dedi Hartes ayağa kalkarak."Hadi gidip onu öldürelim."