21 Ağustos 2017 Pazartesi

Ningendo-2.Kitap:İntikam-20.bölüm-Tanrıyla Buluşmak

"Şimdi,"dedi Hartes."Burada ayrılıyoruz,size tavsiyem,bu adamın peşini bırakın,o sizi sadece acıya ve ölüme götürür."dedi Hartes,gitmek için aşağıya atladı,sessizce yere kondu,Boris'e doğru ilerlerken,yandan gelen bir saldırıya karşı kendini savundu.
"Haaaaa!diye haykırarak saldıran Perses,transa girmiş gibi duran herkesi yerinden hoplattı,Hartes adım adım geriye giderek saldırılardan kaçıyor,onu öldürmeye çalışan kişiye sabit bir sıkılmışlıkla bakıyordu,genişçe atılan bir yumruğun altından geçip sağ yumruğunu Perses'in karnına oturtturdu,Perses nefessiz kalıp öne eğildiğinde,bir kolunu omzunun altından geçirip ensesini tuttu,diğer koluyla da Perses'in diğer kolunu yakaladı,ensesinde ki elini ve öfkeli çocuğunkine karşı aşırı güçlü aurasını kullanarak Perses'i diz üstü çöktürdü,Perses kudurmuş gibi tepinse de,kurtulamadı,Hartes onu iyice bastırdı,hareketsiz bıraktı,zalimce güldü.
"Tıpkı arkadaşın Rob ve ustan Ramsey gibi,dizlerinin üstündesin.Siz üçünüzün de ne kadar boktan kaderi var mış,üçünüz de elimde can verdiniz.Ama bu kadarı yetmez,birisi daha var,o kız,takımda ki çürük,benden iyi hatırlarsın,neydi adı,hah,Nola."
Perses tüm gücüyle çırpındı,kurtulamayınca haykırdı,herkes olanları korku ve şaşkınlıkla izliyordu.
"Ondan uzak dur!"
"Ah,hayır.Onu da bulacağım,ve o da ellerimde ölecek.Zengin ailen ve ünlü yeteneğin nerede şimdi Perses Dortak?Para ve ün her şey değilmiş değil mi?Güç,güçtür,seni zavallı.Ve ben bunu tüm dünyaya göstereceğim,şu andan itibaren hemde!"
Hartes,Perses'in kolunu bıraktı,Perses daha tepki bile veremeden,Hartes iki eliyle kafasını tuttu,sert ve ani şekilde çevirip boynunu kırdı.Lara'nın boğazından ufak bir çığlık kaçtı,Perses'in cansız bedeni küt diye yere düşünce,Malyen Hartes'e doğru birkaç adım attı,Hartes bunu fark edince ona döndü.
"Ne oldu Bones?Kapışmak mı istiyorsun?"
Malyen yüzünü ekşitti,hüzünlenmiş gibi olduysa da,tavrı hemen değişti.
"Sen reddetsen de,bir zamanlar kardeş gibiydik,ama şimdi,bir canavar olmuşsun.Seninle dövüşmeyeceğim Hartes,diğerlerinin düşündüğünün aksine,dışarıya vurmasam da,bende sana karşı biraz umut besliyordum,ama şu an,anladım."Malyen başını iki yana salladı."Dostluk ve sevgi yolu yerine,acı ve düşmanlık yolunu seçtin,böyle başlar Hartes,acı ve öfke,iyi adamları,zalim yapar.Artık sen de onlardan birisin."
Hartes ifadesini bozmayıp ona bakıyordu,herkes saldırmasını beklerken,o şaşırtıcı bir şekilde güldü.
"Ben,zalimim öyle mi?Etrafına bak Malyen,hepimiz zalimiz,hepimiz kötüyüz,hepimiz çirkiniz,hepimiz düşmanız.Hiç kimse kaderini kendi seçemez,sadece yönlendirebilir o kadar,ben de öyle yaptım,bir korkak ve zayıf olarak tüm dünyadan saklanmak yerine,tüm dünyaya savaş ilan ettim!Bu zalimlikse,kötülükse,evet ben kötüyüm,ben kötü ve zalim biriyim.Peki ya sen Malyen,sen nesin?"Hartes etrafına döndü,herkesin gözü üstündeydi,uzaklardan tıngırdayan zırh şangırtıları duyulmaya başlamıştı,askerler geliyordu.
"Peki ya siz nesiniz?Kendi bakış açınıza göre insanları yargılayıp,onları istedikleri şeylerden alıkoymaya çalışıyorsunuz,tekrar söylüyorum,ve son kez.Beni rahat bırakın,kendi işinize bakın.Yoksa sonunuz bu zavallının ki gibi olur."
Hartes arkasını döndü,hızlı adımlarla Boris'in yanına gitti,Naceyno'da peşindeydi,Boris gülümsedi,konuşmalara bayılmıştı,Hartes yanına vardığında arkasını döndü,yukarı baktı.
"Geliyor musun Melek?"
Melek başını iki sallayıp,etrafa dağılmış kişilere baktı.
"Askerler sizi yakalamadan gidin,bu herkes için en iyisi.Hartes haklı,kendi hayatlarınızı yaşayın."
Hartes ,Boris'in yanına gittiğinde,Megas dakikalardan sonra ilk defa konuştu,bakışları Hartes deydi.
"Beni bir kez bile dinlemeden yargıladın,tek istediğim sana yardım etmekti,ama sanırım artık yardımıma ihtiyacın yok,ben çok kişi gördüm,tıpkı senin gibi olan kişiler,tıpkı onlar gibi,senin de ihtiyacın olan şey kan ve ölüm.Ama dikkat et Hartes,düşmanınla savaşırken,düşmanına benzeme,bu dünyanın daha fazla acıya ihtiyacı yok,ve unutma,tıpkı diğerleri gibi,sende benim çocuğumsun,ne veya kim olursan ol."
Hartes'in içi sızlasa da,zayıflık göstermedi"Öyle olsun ihtiyar."
Boris elini yüzüğüne atıp avuç büyüklüğünde,kenarları altından,içi ise yeşil bir maddeden yapılmış madalyon benzeri bir cisim çıkardı,üstüne bir kaç kere tıkladı,son tıklamayı yapmadan önce,gözlerini kaldırıp Megas'a baktı.
"Daha hiç bir şey görmedin Megas,bu dünyayı neyin beklediğinden haberin bile yok."
Madalyona dokundu,yeşil bir ışıkla,dördü de ortadan kayboldu.
***
Rades mektubu okumayı bitirdiğinde bir kez daha okudu,sonra masasına koyup ayağa kalktı,oda da dolanmaya başladı,Hartes gideli neredeyse bir ay olmuştu,onu göndermeyi hiç istememişti,ama eğer yazdıkları doğruysa,iyi ki göndermişti,Hartes'in yazdıklarını tekrar aklından geçirdi.
Edindiğim bazı bilgilere göre,Tanrı adlı kişinin her yerde destekçileri var,onlar sayesinde her şeyden haberi oluyor,eğer isterse yönlendiriyor, üzgünüm,ama öğrendiğime göre,Mürettebatta bile onu destekleyenler var,Ramsey'i beni öldürmesi için veya yakalaması için gönderdi,kesik kafası yüzüğümde.Şimdilik bu kadar,kendine dikkat et.İçerde ki hainleri bulmayı sana bırakıyorum.
Hartes
Koltuğuna geri oturduğunda,Rades düşünceliydi,kendi içlerinde bile adamı olan birinin nelere kadir olduğunu merak ediyordu,bu kadar kişiyi etkisine alabilecek kişinin,güç seviyesi nasıldı acaba?Hartes bu adamı bulmak için gitmişti,Hartes'in güçlü olduğunu biliyordu,ama bu adamla kapışamayacağını da biliyordu,bir şeyler yapmalıydı,şu anda Hartes'in peşinden gitmeyi tüm kalbiyle istiyordu,ama Hartes burada ki hainleri temizlemesi gerektiğini belirtmişti.Kendisi gidemezdi,burada tam iktidar sahibiydi,'Kral Naibi'olarak,tüm krallığa hükmediyordu,hükmetmesi de gerekiyordu,çok da olmasa,yaşlıydı ve tecrübeli.Bu savaşın bir başlangıç olduğunu biliyordu,devamı gelecekti,bu savaş bir hiçti,sadece güçsüzlerle savaşmıştı,asıl savaş,Ölümsüzler ve diğer Yenilmezler saklandıkları yerden çıktıkları zaman başlayacaktı,Rades tüm diyarı kontrol altına almak için hepsini öldürecekti,öldürmeliydi.Ayağa kalkıp kapıya gitti,açıp dışarı da bekleyen muhafıza döndü.
"Skellick'i çağır,ona çok önemli bir iş vereceğim."
***
"Bu iğrençti."dedi Hartes,midesi karnında taklalar atarken."Daha önce de ışınlanmıştım,ama bu çok farklıydı."
"Öyleydi."dedi Boris sallanırken,belli ki o da etkilenmişti."Bana da her seferinde olur,vücut aniden geldiği yerde bu kadar büyük bir güçle karşılaşmaya alışık değil,hiç kimsenin vücudu alışık değil buna."
"Neden?"diye sordu Naceyno,eğilip ellerini dizlerine koymuştu."Ne var burada?Bu-burası da ne böyle?"
Hartes kafasını sağa sola sallayıp kendine gelmeye çalıştı,sonra da etrafına baktı,resmen sersemledi.
Üzerinde durdukları yer,alanda normal görünen tek yerdi,koyu sarıya dönük normal bir toprak parçasının üstünde duruyorlardı,onun dışında her şey garipti,Hartes daha önce Qerzost görmüştü,ama Sharanor'un söylediklerinden,kısa süreli ve küçük çaplı olarak kullanılabilecek bir güç olduğunu düşünmüştü.Ne kadar yanıldığını gözleriyle gördü,hızla Altın Modunu açıp uzaklara da baktı,aynılardı.Zemin,hava,ve görebildikleri her şey Qerzost'un karanlık gücünden yapılmıştı,her şey mor-siyah karışımıydı,Hartes yerin altında bulunan,sürekli hareket eden çakrayı gördü,miktarına ve yaydığı enerjiye hayran kaldı, hayatı boyunca büyük miktarda çakraya sahip kişiler görmüştü,Rades,Melek,Tahres...Ama hiçbirinin ki bu çakra kadar yogun ve güçlü değildi,Altın Modu sayesinde çakraların sahip olduğu havayı anlayabiliyordu,Tahres'in ki kötü ve sadistçeydi,Melek'in ki iyi ve aydınlıktı,Rades'in ki tehlikeli,ama sevecendi.Bu çakra ise,sadece ve sadece güç bulunduruyordu.Sharanor'un çakrası bile bu adamın çakrasına eş değerde değildi,ama Sharanor'un bir kafeste kilitli olduğu hesaba katılırsa,sonuç belirsizleşirdi.Naceyno üstünde durdukları normal toprağın üstünde çömeldi ve uzanıp hemen dibinde ki siyah-mor karışımı topraktan bir avuç aldı ve inceledi,koklayıp gözüne yaklaştırdı.
"Hiç böylesine olağanüstü bir çakra görmemiştim,hayret verici."
Boris güldü,ellerini beline koyup gülümsedi."O,boşu boşuna Tanrı olarak anılmıyor,ama şu kadarını söyleyebilirim ki,Tanrı tek bir kişi değil."
Hartes ona baktı."Ne demek bu?"
"Az sonra öğreneceksin."dedikten sonra halkadan dışarı adım attı ve yürümeye başladı.Hartes onu izlemek için ileri giderken Sharanor onunla bağlantı kurdu.Sesi heyecanlıydı.
"Bunu yapmak istediğine emin misin?Çünkü düşündüklerin doğru,bu halimdeyken sana onun karşısında yardımcı olamam,kimse olamaz.Etrafına bir bak,Qerzost kullanarak yaratılmış bir bölgedesin,kesinlikle diğer insanlardan gizlenmiş bir yer.Bunu yapabilecek ve sürekli sürdürebilecek sadece bir kaç kişi tanıdım,onlarda uzatmaya çalışınca acılar içinde can verdiler."
"Bu adam,"dedi Hartes."Dediğin gibi,inanılmaz bir güce sahip ve tüm kıtaya yayılmış bir etkisi var,intikamım için yola çıktığımda arkamda böylesine bir tehdit bırakamam,daha önce ne demişsem umurumda değil Sharanor,bu adamı düşman edinme lüksüm yok,bunu yapmalıyım"dedikten sonra değişik toprağa adımını attı,o basar basmaz,yer titredi ve dalgalandı,Hartes bir şekilde bunun bir haber gönderme şekli olduğunu anladı.O devam edince, Naceyno da ilerlemeye başladı,Hartes yürürken bir yandan etrafında ki cisimleri inceliyordu,Qerzost'tan yapılmış ağaçların dallarında simsiyah meyveler görülüyordu,gerçek meyve gibilerdi,ama siyahlardı ve karanlık bir güçle yaratılmışlardı,siyahın yakıştığı tek şey olan çiçekler çoğu yeri sarmıştı,ortama aşırı olmasa da bir miktar güzellik katıyorlardı.
"Bu Tanrı,çok sanatkar bir adam galiba."diye düşündü Hartes.Bakışlarını öne çevirdiğinde kocaman bir saraya yaklaştıklarını gördü,duvarlarında askerler geziyordu."Kendine bir krallık kurmuş."
Saraya geldiklerinde,kapıda ki muhafızlar onlara doğru yürüse de,Boris'i görünce selam verip geri çekildiler.Hartes onlara hızlıca göz attı,simsiyah zırhlar giymişlerdi ve göğüslerinde kanatlarını açıp gökyüzüne yükselen bir kuş sembolü vardı.Askerler geçmelerine müsaade ederken,Hartes seviyelerine baktı,şaşkına döndü.Her biri Gök Seviyesine ulaşmış kişilerdi,diyarda güçlü olarak kabul edilen Yer Seviyesini geçmişlerdi,ve kapı muhafızlığı yapıyorlardı.Hartes kapısında bu seviye adamlar tutan bir kişinin şahsi muhafızlarını düşündü,Boris'in haklı olduğunu anladı,bu adama karşı tek başına hiç bir şansı olamazdı.
Saraya girip ilerlediler ve devasa,siyah bir kapının önünde durdular,Boris kapıları ittirip açtı ve içeri girdi,Hartes bir taht odasına girdiklerini anladı,çünkü oda devasaydı,simsiyah sütunlar tarafından destekleniyordu ve her bir köşesinde birer muhafız bekliyordu.Boris ileri doğru yürüyüp odanın sonunda ki tahta ve üstünde oturan adama yaklaştı,Hartes ve diğerleri onu izliyorlardı.Hartes başını kaldırıp tahta baktığında,Ramsey'in yarattığından çok daha güzel ve ihtişamlı göründüğünü fark etti,tahtın iki yanına dizilmiş zincirli insanları görünce kaşlarını çattı,tam ağzını açıp konuşacaktı ki,tahtta ki adam ayağa kalktı,duyulduğu anda baş döndüren sesiyle konuştu,Hartes adama baktığında kalbinin sıkıştığını,ve korku hissini hayatı boyunca yaşamadığı kadar derin ve ağır bir şekilde hissetti.
"Hoşgeldin Hartes,ben Tanrı."