20 Ağustos 2017 Pazar

Ningendo-33.bölüm-Öğretmenler

Hartes şaşkınlıkla nefesini verdi, gerçekten olmuştu.Dövüşmek istediği iki kişiden biri kendisine rakip olmuştu,üstelik o Malyen'i yenip aşağılayan Rob idi.Malyen'in intikamını alacaktı.Almalıydı.Malyen şaşkınlıkla kendisine döndüğünde,onun da Rob ile dövüşmek istediğini anladı,ne söyleyeceğini bilemedi.Lara'nın rakibide belli olurken,iki çocuk birbirine bakıyordu,Hartes bir şey söylemek için ağzını açsada,Malyen önce konuştu.

"Ona...Ona karşı dikkatli ol Hartes,öncesinde neler olduğunu biliyorsun."
Hartes bu cümlelere şaşırdı,daha çok bir öfke patlaması bekliyordu.
"Merak etme Malyen,intikamını alacağım."
"Buna inanıyorum."
Megas bunun bir şaka olup olmadığını düşündü,çocukların arası düzelmiş gibiydi,rakipleri ise Megasın eski dostunun öğrencileriydi.Olanlardan haberi vardı,Ramsey anlatmıştı.Rob,Malyene meydan okumuş ve ezici bir şekilde yenmişti.Hartes saldırmak isteyince Lara engel olmuştu.Megas herşeyin nasıl karıştığını düşündü.Arkasını dönüp çocuklarla beraber yürümeye başladı.
Piç Boris,Hartes'in ormandan canlı çıktığını Megas dan önce öğrenmişti,gelip Megasa Hartes'in turnuvaya devam etmesini emretmişti,Megas şüphe çekmemek için bir şey demesede,Zandor dan henüz haber gelmemesi elini kolunu bağlıyordu,mecburen kabul etmişti.
Ramseyin biraz bahsettiğine göre Perses bir Gümüş Gözdü,Rob ise tamamen fiziksel hız ve güç üzerine yoğunlaşmıştı.Megas olasılıkları düşünüp kafasında tarttı,Hartes den Altın Modunu kullanmamasını isteyecekti,eğer Su Krallığı sığınma taleplerini reddederse,Hartes güvende olurdu,ama kabul ederlerse,Kuzey Ateş ve büyük ihtimalle Doğu Yıldırım Krallığının düşmanlığını kazanacaklardı.Megas gülümsedi,kış uzun sürecek ve deniz donacaktı,yıllar boyu süren eğitimden sonra iki krallık birleşse bile, tam gücüyle karşılarına çıkan bir Leotini alt edemezlerdi.
Büyük binadan çıktıklarında,Megas gökyüzüne baktı.Bulutların şeklini inceledi ve bir bedene ve kanatlara sahip olan bir bulut görünce tekrar gülümsedi.Gelmek üzereydi.
"Buna inanamıyorum!"diye bir ses duydu Megas,döndüğünde Lara'nın konuştuğunu anladı.
"Ne oldu ki?"dedi Hartes.
"Ne mi oldu?Daha ne olabilirdi ki?Rakipleriniz tesadüf olamaz,sana Rob,Malyene ise Perses geldi,daha birkaç saat önce bizi öldürmek isteyenler!"
"Ne olmuş ki,sanki bizi öldürecekler gibi konuşuyorsun!"dedi Hartes.
"Off,yeter."dedi Malyen."Onlar bizim,en azından Hartes'in nasıl dövüştüğünü bilmiyorlar,Hartes o Rob denilen piçi parçalayacaktır,Perses'e gelince,ikimizde Gümüş Moda sahibiz,beni kolayca alt edemez."
Megas buna bir son vermesi gerektiğini fark etti.
"Yeter."dedi."Üçünüzede çetin rakipler çıktı,yapmanız gereken sıkı çalışmak ve şikayet etmemek.Haydi şehre gidelim,çağırdığım öğretmenler gelmiştir."
Megas yürümeye başlayıp bina alanından çıktı,sokaklarda ilerlemeye başladı,çocuklar onu takip ediyordu.Daha önce içki içip kahinle kavga ettiği yere gelip içeri girdi,mekan biraz doluydu,Megas köşeye,kızıl saçlı bir kadınla,başı ve gözleri dışında yüzü de kapalı birinin oturduğu yere gitti.
Kadın ve başı kapalı adam onu görünce ayağa kalktı.Hartes kadına bakınca nefesi kesildi.
Kadın zayıf görünsede,kolları ve bacakları güçlü bir vücuda sahip olduğunu kanıtlıyordu,kızıl saçları omuzlarını geçip sırtına dökülüyordu,içinde kaybolunabilecek ela gözleri,ufak bir burnu ve tatlı dudakları vardı,çok güzeldi.Adam ise bol bir cübbe giymişti,sadece masmavi gözlerin görünüyordu,kadın Megasa sarılıp yanağından öptükten sonra,oda hızlıca sarılmıştı,kadın Megasın arkasında ki çocukları daha iyi görmek için Megasın etrafından dolandı.
"Vay vay vay,demek ufaklıklar bunlar."dedi,güzel bir sesi vardı,ellerini beline koyup çocukları inceledi,gözleri Hartes ile Lara arasında gidip geldi,biraz şaşırsa da,Hartese takıldı.
"Amma tatlı bir kızsın."
Hartes sürekli aynı şeyin olmasından bezginlikle,kötü bir cevap verdi.
"Senden çok çirkin bir adamsın."
Kadın kahkahayla gülüp çömeldi ve Hartesle göz göze geldi.
"Sözünü sakınmıyorsun,bunu sevdim.Ama bu,çok tatlı bir kıza benzediğini değiştirmiyor."
"Senin de aptal bir oros..."
Hartes!Terbiyeli ol!"diye bagırdı Megas.
Hartes sinirle çenesini kapatıp kızgın gözlerle kadına ve Megasa baktı,kadın yanağını sıkıp ayağa kalktı,Megasa teşekkür edip yerine otururken,Megasa bakamıyordu.
Megas derin bir nefes alıp öğrencilerine oturmalarını işaret etti.Hartes kadından olabildiğince uzağa oturup sinirli bakışlarını karşısında ki duvara dikti,bir an kadına yine baksada,kadın ona öpücük atınca kızarıp duvara bakmaya devam etti.
Megas oflayarak oturdu.Bu çocukla ne yapacağını hiç bilmiyordu,çabuk sinirleniyor,zor sakinleşiyordu,tıpkı soydaşları gibi.Konuşmaya başladı.
"Öncelikle,geldiğiniz için teşekkür ederim dostlarım.Bana büyük bir iyilik yaptınız,bunu unutmayacağım.Çocuklar,karşınızda ki bu güzel bayanın adı Kayla,On Dördüncü seviye bir savaşçı,seni o eğitecek Lara.Daha önce konuştuğumuz gibi Malyeni ben eğiteceğim.Hartese gelince..."Megas etrafına bakıp peçeli adama döndü,başını sallayınca,adam dikkatli bir şekilde yüzünü açtı,çocuklar ağızları açık kalakaldılar.
***
Doğu'nun Güneşi,Yıldırımlar'ın İmparatoru,Doğu Yıldırım Krallığının Kralı Janos,hasta olduğu halde kaz tüyü ile doldurulmuş yorganını üstünden attı.Neydi bu böyle?Kalbinde ki bu huzursuzluk,bu garip duygu da neydi?Kalbi garip bir heyecanla atıyordu,karısı yanında huzurla uyuyordu,Janos kararını verip sıcak yataktan kalktı,üşümemesi için yorganı karısının üstüne örtüp geniş yatak odasının bir ucuna ilerledi,daha hedefine varamadan,sıcaktan mayışmış akciğerleri açıldı ve korkunç bir öksürük krizine tutuldu,nihayet nefesi düzeldiğinde,bu halde olmasına neden olan her şeye lanet etti.
Kendisiyle eskisi gibi ilgilenmeyen karısına,taht için savaşmaya ve zar zor bir arada tuttuğu ülkeyi bölmeye hazır olan üç oğluna,ve en önemlisi krallığın belkemiği olduğu ve sadakat yemini ettiği halde emirlere itaatsizlik edip başına buyruk davranan Altın Mürettebata.
Babası ölüm döşeğindeyken uyarmıştı onu,Altın Mürettebatı kontrol etmenin en kolay yolunun bir prensesi Kaptanlarıyla,bir prensi ise Kaptan'ın kızıyla evlendirmek olduğunu söylemişti,Janos kızını alt tabakadan birine vermek istememiş,oğlunu ise evlendirebileceği kız yoktu, bu yüzden evlilik bağı da yoktu.Belki de Mürettebata bu cesareti veren bu idi.Adet olduğu halde prensin doğum günü kutlamalarına gelmemişti Kaptanları,bu krallığa yapılan büyük bir hakaretti.
Janos,kadehe birinci kalite şarap doldurdu,bir yudum içip hava almak için balkona çıkmak istedi,omuzlarına ve sırtına ayı kürkünden bir şey attı,balkonu açıp dışarı çıktı.
Kalesi Huzur Nehrinin yanına kurulmuş muhteşem bir yerdi,nehir hiç bir mevsimde kabarmaz,taşkınlık yapmazdı,bu yüzden adı Huzur Nehriydi,liman hemen kalenin dibindeydi,ama su asla kaleye kadar ulaşmazdı.Onlarca nöbet kulesinde askerleri devriye geziyordu,hepsi kralı korumak için yemin etmiş yüzlerce kişiydiler,Janos kadehini balkonun mermerine koyup tertemiz havayı içine çekmek istedi,havayı kolladığında bir gariplik fark etti,hava yanık ve barut kokuyordu,Janos iyice baksada hiç bir yerde yangın göremedi,kokunun sebebini merak etti.
İlk gülle kale surlarına çarpıp tüm kaleyi sakladığın da,Janos içeri girmeye daha yeni karar vermişti.Sallanan balkonda durmaya çalışırken,kadehi elinden düşüp parçalandı,ayakta durmaya çalışırken kırıl bardak parçalarına bastı,parçalar ayaklarına saplanırken,acıyla bağırdı.
Kafasını nehre çevirdiğinde,kanı dondu.Yüzlerce gemi,kapkaranlık gecede nehrin üstüne dizilmişti,güvertelerde ki kişiler hızla barut fıçılarını yuvarlıyor,gülleleri toplara koyuyordu,kalenin alarmı çalmaya başladı,Janos'un muhafızları içeri doluştu,karısı korkuyla yataktan fırlamıştı,Janos acıyla ve öfkeyle gemilere bakarken,yüzlerce gülle ateşlendi,bazıları nöbet kulelerine, bazıları kışlalara gitmişti.Ama çoğu,Janos'un bulunduğu katın sağına ve soluna geliyordu:Kraliyet ailesinin bulunduğu yere.Gülleler surları parçalayıp içeri girerken,Janos yere düştü,ateşle kavrulmuş güllelerin çocuklarının ve torunların'ın odalarına girip patladığını görünce hüzünle haykırdı,muhafızları onu tutup içeri çekmeye çalışıyorlardı, prenslerin ve prenseslerin yaşadığını ve iyi olduklarını söylüyorlardı ama o biliyordu,çocukları ölmüştü.
Öfkeyle haykırırken,gemilerin limana yanaştığını,gülleler atılmaya devam ederken güvenli bir şekilde limana asker çıkarmaya başladıklarını gördü.
Kim yapabilirdi bunu?Kim kraliyet sarayına saldırabilirdi?Kuzey mi?Güney mi?Yoksa Yalnız Adalar mı?
Janos intikam yeminleri ederken, kendi askerlerinin aşağıda kolayca öldürüldüğünü,kolayca ordan oraya fırlatıldıklarını gördü,savaşçılar çok güçlü,büyücüler çok acımasızdı,yıkılan kulelerden krallığın bayrağı yere düşüyordu, zırhını istemek için arkasını dönmek istedi,tam dönecekken,Kalamborne adı verilen, dikenli bir şekilde yapılmış ve bir at arabası büyüklüğünde olan bir güllenin durduğu yere doğru geldiğini gördü,refleksle balkon sütununa basarak zıplamak istedi,ama hastalığı yüzünden yeni bir öksürük krizine tutulmuştu,zar zor sütuna basarak zıpladı,gülle balkonu parçalayıp, askerleri kıymaya çevirerek içeri girerken,karısının korkulu çığlığını duydu,Janos duracak bir yeri olmadığını fark ettiğinde çok geçti,havada dönerek yere düşerken,yıllarca hüküm sürmüş kudretli kralın gördüğü son şey;yanan barutların ve ateşlenen topların çıkardığı ışıkta görünen Altın Mürettebat'ın bayraklarıydı.