21 Ağustos 2017 Pazartesi

Ningendo-37.bölüm-Bir Daha Asla!

"Leotin soyu mu?"dedi Hartes,ilk defa duyuyordu.

Ejderha ona bakarken cevap verdi.
"Evet.bir zamanlar çok güçlü bir aileydiler,şimdi ise yok oldular."
Hartes şaşırdı.
"Nasıl?"
"Bilmene gerek yok."
Hartes başını öne eğdi,çok güçlü bir ailenin nasıl yok olduğunu anlamıyordu.Biraz düşündükten sonra,bunları kafasından attı,daha önemli işler vardı.
Sharanor gözlerini ondan ayırıp,zemini pençeledi.Zemin görünmediğinden,bu çok garip oluyordu.
"Sana birkaç...tavsiye vereyim. Ağzından ateş çıkarırken,dilinle yönlendirmeyi unutma,bu işe yarar.Zaten anlayacaksın,çakramı taşımak seni iyi etkileyecek.Daha önce yapamadıklarını yapabileceksin."
Hartes şakınlıkla durdu."Vay canına."
"Artık gitmelisin çocuk,burada uzun süre kalırsan,zarar görürsün."
Hartes başıyla onayladı."Peki,efendim."
Hartes arkasını dönüp yürümeye başladı,birkaç adımdan sonra,Sharanor dikkatle onu izlerken durdu ve arkasını döndü.
"Buradan nasıl çıkacağım?"diye sordu.
Sharanor kıs kıs gülerken burnundan duman çıktı.
"Konsantre olup çıktığını düşünmen yeterli,belli mi olur?Belki buraya tekrar gelmek istersin,o zaman iyice konsantre olman gerekiyor.Girmek, çıkmaktan daha zordur."
"Anladım."
"Şimdilik,elvada.Hartes."
Hartes gözlerini kapatıp konsantre oldu,dışarıya,Melekle beraber antreman yaptığı yere döndüğünü hayal etti.Bilinci kaybolurken,son gördüğü son şey Sharanor'un kırmızı gözleriydi.
***
Hartes gözlerini açtığında,gözlerine çarpan ışıkla kör olduğunu sandı.Sağ elini gözlerine siper ederek yavaşça ayağa kalktı,etrafına baktığında,Melek'i bir adamla konuşurken gördü.
"Söylemeliyiz ona..."derken,Hartes'in uyandığını gören Melek konuşmayı kesti,gülümseyip ona baktı.
"Uyanmışsın."
Hartes dikkatini diğer adama verdi,orta boylu adamdı,elinde ki bastona dayanıyordu ve parlak gözleriyle Hartes'e bakıyordu.
"Evet,uyandım."
Adam ona bakarken,Hartes sordu.
"Siz kimsiniz?"
Yabancı adam gözlerini kapatıp nefes aldı,gülümsedi.Tüyleri diken diken olurken,Hartes ürperdi.Birşey vardı...Garip birşey.Bu adamı tanıdığını hissetti.Tanıdık bir his kaplamıştı içini.Adam konuştuğunda,yıllar geçmiş gibiydi.
"Sadece bir bilgeyim,bazen buralardan geçerim."
"Bilge mi?"
"Evet,şanslıysan kumarda kaybet."
Hartes adamın söylediklerini anlam vermeye çalışırken,adam hızla ona yaklaştı,çok hızlıydı.Elini Hartes'e uzattı.Hartes,Melek'e baktı,Melek kafasıyla onaylayınca, Hartes adamın kendisine dokunmasına izin verdi.
Garip adam elini Hartes'in önce alnına,sonra ise kalbine,en son da karnına indirdi ve elini çekti.
"Baya güzeldi dışın,pek çirkinmiş için."
Hartes şaşkınlıkla ona bakarken,içinde bir dalgalanma hissetti.Damarların da ki karanlık çakranın kaynadığını hissedince,kendini sakinleştirdi.
"A-anlamadım."
"Boşver,sevdiğine aşkını ver."
"Ne?"
Adam gülümsedi,arkasını dönüp yürümeye başladı,Melek'e başıyla selam verdi,alanda yürüyerek kaybolurken,Hartes arkasından bakakaldı.
Melek ise adama bakmıyor,Hartes'i inceliyordu.Hartes merakla sordu.
"Kimdi o?"
Melek gözünü kırpmadı.
"Önemli biri değil,eski bir dost.Sen baygınken,bariyerde hissettim onu,o yüzden buradaydı."
Melek hızla yürüyüp Hartes'in önüne geldi.Gözleri kocaman olmuştu.
"Neler oldu?"
Hartes derin bir nefes alıp,her şeyi anlatmaya başladı.
Bittiğinde,Melek durgunlaşmıştı. Hartes'in Sharanora iyilik sözü vermiş olmasından hoşlanmamıştı.Gözlerini kapatıp biraz düşündü,sonra Hartes'in yeni yüzüğüne baktı.
Altıgen şeklinde siyah elmas,siyah metali içine oturtulmuştu,üzeri temiz olsada,etrafında ki antik yazılardan bunun sadece ve sadece Hartes'e ait olduğunu ve sadece onun kullanabileceğini anlamıştı.
Bu iyiydi,Sharanor'un karanlık çakrası başkalarının eline geçerse,sonuçlar kötü olurdu.O çakrayı kullananın Sharanorla bağlantısı olmazsa,bir bağımlı haline gelirdi,ve daha fazla çakra için Hartes'in peşine düşebilirdi.
Melek aklına gelen bir fikirle konuştu.
"Hartes,küçük bir test yapacağız,hazır ol."
"Peki."dedi Hartes,daha kendine yeni geliyordu.
Melek yüzüğünden küçük bir parşömen çıkardı.Hartes onunla ne yapacağını merak etti.Melek ona bakıp,sordu.
"Daha önce hiçbir büyülü yaratıkla savaştın mı?
Hartes kafasını iki yana salladı."Hiç denk gelmediler."
Melek kafasını salladı."Güzel,çünkü şimdi savaşacaksın."
"Ne?"
"Beni duydun,seni bir büyülü yaratıkla savaştıracağım."dedi Melek,sonra elindeki serçe parmak uzunluğunda ki parşömeni avucunda sektirdi."Kolla kendini!"diye bağırdı.
Melek elinde ki parşömeni yere fırlatırken Hartes geriye sıçrayıp Altın Modunu açtı.Altın sarısı görüşüyle,çakra dolu parşömenin patladığını,ve içinden çıkan dağınık çakranın bir şekil oluşturduğunu gördü.Ne olduğunu gördüğünde,yutkundu.
Kocaman kıskaçları Hartes'in yarısı kadardı,sarı ve beyazın garip bir karışımıydı,gözleri buğulanmış gibiydi,doğal,aşılmaz bir zırhla kaplıydı ve arka tarafından,iğnesinden zehir damlayan koca bir kuyruk vardı.Bu kocaman bir akrepti,ve Melek onu Hartesle savaşması için çağırmıştı.Hartes,Melek'e baktığında kenara çekildiğini gördü.Hartes bu işte yalnızdı.
Akrep kıskaçlarını kapatıp açarak tak tak sesi çıkartmaya başlamıştı.İstediği dışında çağırılmak onu sinirlendirmişti,ve şimdi karşısında bir çocuk vardı,nefis bir av.Akrep kıskaçlarından birini ileri attığı anda,Hartes hamleyi çoktan fark etmişti.Hızla kendini geriye geriye attı,akrep garip bacaklarıyla ona doğru gelirken,Hartes havaya zıpladı,hızla el mühürleri yapıp,tekniği oluşturdu.
"Ejder Nefesi!"
Hartes'in ağzından çıkan alevler hızla akrebe çarptı,Hartes ateşi sürdürürken yere indi ve şiddeti daha da arttırdı.Bıraktığında,akrebin üstünden dumanlar çıktığını ve aşılmaz gibi görünen kabuğunu yumuşadığını gördü.Hızla ileri atıldı,akrep hala savunmadayken,elini yüzüğüne attı ve Dul Feryadını çıkardı,iki eliyle tutup zıpladı,havaya kaldırdı ve akrebe doğru düşerken bütün gücüyle indirdi.
Devasa,ama hafif balta yumuşak bir meyveye saplanan bıçak gibi akrebin kafasına girdi.Sıcaktan yumuşamış kabuğu kağıt gibi kesildi ve masmavi kanı Hartes'in yüzüne sıçradı.Bacaklarının üstünde duramayan akrep karnı üstüne düştü ama kuyruğu titriyordu.Hartes ayağını akrebin kafasına basarak baltayı çıkardı.Diğer ayağını yardımıyla akrebin üstüne çıktı,baltasını kendi etrafında döndürüp titremekte olan kuyruğa savurdu.Dul Feryadını kağıt gibi kolayca kestiği kuyruk yere düşerken,Hartes can çekişen akrebin kafasına baltayı bir kez daha indirdi.Kesik kuyruktan ve kafadan fışkıran kan Hartesi maviye boyarken,Hartes akrebin üstünden atladı.
Melek yavaşça alkışladı,Hartese doğru yürürken gülümsüyordu.
"Aferin."
Hartes nefes nefese,kızgınlıkla baktı.
"Neredeyse ölüyordum."
Melek alkışlamayı kesti.
"Ama ölmedin."
"Ölebilirdim,o akrep..."
"Ne yani?Her başın sıkıştığında birilerinin seni kurtarmasını mı bekleyeceksin?Ağlayarak şikayet mi edeceksin?"
Hartes şaşkınlık ve utançla ona bakakaldı.Melek sertçe bakıyordu ona.
"Eğer üstüne biraz kan bulaştı diye,ağlayacaksan,sahip olduğun şey yüzünden üstüne hayatın boyunca kan bulaşacak,o yüzden şimdi başla ağlamaya."
Hartes utançla bunu düşünürken,Rades'in onu nasıl ağlattığı geldi aklına,öfkeyle yumruklarını sıktı,kafasını kaldırıp cesaretle ona baktı.
"Ağlamayacağım,bir daha asla!"
"Kanıtla o zaman."
Melek elini hızla yüzüğüne attı,elini çektiğinde tüm avucu ufak parşömenlerle doluydu,Hartes baltasını sıkıca tutup geriye doğru atlarken,Melek tüm parşömenleri ona doğru attı.