21 Ağustos 2017 Pazartesi

Ningendo-54.bölüm-Diz Çökün!Savaş Tanrısı Portas!

"ÖZGÜRÜM BEBEĞİM,YEAHHH!"

Arenada bulunan binlerce kişi,toz bulutunun arasında bağıran adamı görmek için birbirlerinin üstüne çıkıyorlardı,sonra bir büyücünün geç de olsa aklına tozu dağıtmak geldi,arenanın içinde ki bulut dağıldığında,etrafa yine korkunç bir aura yayıldı,o anda alanda ne kadar insan varsa hepsini kendine bakmaya mecbur bıraktı,herkes şaşkınlıkla arenanın ortasında dikilen adama baktı.
Kan kırmızısı saçları beline geliyordu, sadece saçları değil,kaşları ve sakalları da kıpkırmızıydı,en iri ve güçlü savaşçıları bile kıskandırabilecek derecede bir bedeni vardı,üstü çıplaktı,tamamen kastan oluşmuş gibiydi,altında yanmış,parçalanmış ama yine kasıklarını örtebilen bir pantolon vardı,gözleri keskin olanlar adamın gözlerinin bile kırmızı olduğunu anlayınca korkudan dillerini yutacak gibi oldular.Adam çılgınlar gibi haykırarak güldü,sonra etrafında ki zavallılara baktı.Parmağını şıklattı,o anda bütün herkes koltukların olduğu bölümden arenaya sürüklendi,adam onları bıraktı ve kollarını iki yana açıp öncekilerden daha güçlü bir şekilde bağırdı.
"Ölümlüler!Diz Çökün,ben,Savaş Tanrısı Portas!"
Kimse diz çökmedi.Herkes şaşkınlıktan donup kalmıştı,Megas ve Melek bunun gerçek olduğuna bile inanamıyorlardı, onun buraya nasıl ve neden geldiğini bile bilmiyorlardı.Aslında çoğu kişi öyleydi,o yüzden kimse diz çökmemişti,ama bunun bir bedeli olacaktı.
Kendini Savaş Tanrısı Portas olarak tanıtan adam öfkeyle dişlerini sıktı ve haykırdı.
Bedeninden çıkan devasa bir aura alanda ki herkesi geri püskürttü,bazı yüksek seviyeliler kendilerini kendi auraları ile korumak isteselerde,bu devasa güce karşı koyamayıp geriye uçtular,düşük seviyeli kişiler anında bayılmıştı zaten.Portas kocaman ellerini kaslı göğsüne vurdu.
"Diz çökün dedim böcekler!Yoksa bana meydan mı okuyorsunuz?"
Bronz Kalkan'ın ayakta kalan üyeleri tedirginlikle birbirlerine baktılar,zihinleri diz çökmelerini haykırıyor,onurları ise bunu şiddetle reddetiyordu.
Portas gittikçe daha sinirlendi,aurası alanı aşıp alanın dışında ki çok geniş bir alana baskı yapmaya başladı,herkes korkudan küçük dikini yutacakken,devasa bir ses herkesin dikkatini çekti.
Hiç kimse tam olarak göremese de,herkes bunun yıldırım kaynaklı bir saldırı olduğunu anlamıştı.Dikkati dağılmış olan Portas'ın tam göğsünün ortasına isabet eden saldırı,o kadar güçlüydü ki Portas'ın durduğu zemin ve etrafında ki on metrelik alan anında paramparça oldu,korkunç gürültüyle kulaklarını kapatanlar devasa bir toz bulutuyla karşılaştı ve kendini savaş tanrısı olarak tanıtan adamın öldüğünü sanarak sevinçle bağırdılar.
Saçlarını başının üstünde toplamış olan bir kadın yere indi ve nefeslendi,herkes onu tanıyordu;Bronz Kalkan'ın gözde büyücülerinden Veyt idi o.Gök Seviye bir yıldırım büyücüsüydü ve dostlarını korumak için neredeyse tüm gücünü harcamıştı,ama yine de nefeslenirken sırıttı.Bu onun son görünüşüydü.
Öncekilerin,yanında bir hiç kalacağı aura dalgası Veyt'e çarpıp onun narin bedenini sayamayacak kadar çok parçaya ayırdığında herkes hala sevinç gösterisi yapıyordu.
Etrafa dağılan yüzlerce vücud parçası kalabalığı anında susturdu ve çılgınlar gibi bir kahkaha yankılandı.
"HAHAHAHAH,HEPSİ BU KADAR MIYDI?HAHAHAHAHA!"
Dağılan tozun içinde Portas'ın zarar görmemiş kaslı vücudu göründü,ama bu öncekilerden farklıydı,çünkü bedeni tamamen kıpkırmızı bir aura tarafından sarılmıştı,bunu daha önce görenler ne olduğunu anında anlamıştı,kullanıcısına devasa bir güç ve hız bahşeden bir teknikti bu:Portas'ın Öfkesi.
Portas sırıttı,hareket ettiğini hiçkimse göremese de insanlar üstlerine yağan vücud parçalarını görebiliyorlardı.
En güçlüsünden orta seviyesine kadar çoğu kişi kaçarken,alanda Aiden'ın sesi yankılandı.
"Bronz Kalkan!Evini Koru!"
Herkes haykırdı,farklı teknikler ve büyüler Portas'ın vücuduna yağarken o kahkaha atıyordu.Elinin tersiyle fiske attığının en az on kemiği kırılıyor,yumruk attığı anında paramparça oluyordu.
Megas kalabalığın arasından çıktı ve hala yerde yatan Hartes'e baktı,Melek de yanındaydı,Zandor çocukları buradan kaçırmıştı.Kafasını çevirip deli gibi kahkaha atarak savaşan Portas'a baktı,Melek başıyla Hartes'i işaret etti ve Portas'a doğru koşmaya başladı.
Portas bir veledi daha paramparça ettikten sonra,kendisine doğru gelen garip bir çakra hissetti,dönüp baktığında bembeyaz saçlı birinin ona doğru geldiğini gördü,onun ne olduğunu anladığında yavaşça sırıtmaya başladı,kollarını açıp bağırdı.
"Gel ve beni eğlendir evlat!"  
***
"Şekerleme sırası değil,uyan!"
"Kendine gel evlat!"
Hartes hem içinden,hemde dışından kendisine seslenenleri duyuyordu,ama değil cevap tepki bile veremiyordu.Neler olduğunu bile anlamamıştı,bunun sebebi belliydi,kendini sürekli başka şeylerle meşgul etmişti,Nohara,Aiden,Bronz Kalkan...Şimdi ise neler olduğunu anlıyordu,baygın kaldığı ve uyandığı sırada Sharanor biriyle,yada bir şeyle savaşıyordu.Ve karnına yediği son darbe yüzünden Sharanor'un savaştığı şey kendi içinden çıkmıştı,ve çıkarken Hartes'in tüm gücünü de alıp götürmüştü.Birisi yüzüne sertçe tokat atınca gözlerini açmaya çalıştı,yine yapamadı.Çakra havuzu bomboştu,çakra bile üretemiyordu ki bu çok garipti,normalde bu kadar sürede toparlanması gerekirken mahvolmuştu.Ne yapacağını düşünürken,aklına gelen fikirle kendine küfretti.Yapmaya çalıştığı her şeyi bıraktı,nefesini bile çok az alıp vermeye başladı,kalp atışları yavaşlarken hissettiği minicik bir çakra kırıntısını Sharanor'un verdiği yüzüğe uzanmak için kullandı ve yakaladığını anında çekti.İlk aldığı çakra miktarı vücudunun yavaşça toparlanmasını sağlasa da,gözlerini açtıramadı,bir kez daha uzandı ve daha önce hiç almadığı kadarını çekti.
Gözlerini hızla açınca başında duran Megas irkildi,hızla doğrulup kalkmaya çalışsa da,yüzüne gelen toz ve rüzgar yüzünden geri düştü.Megas ensesinden tutup kulağına bağırdı.
"İyi misin?"
"Evet."
Megas onu kolundan tutup kaldırdı ve kendine gelmesi için sarstı,Hartes altın modunu açıp etrafa baktı ve küçük dilini yutacak gibi oldu. Melek,bembeyaz saçlarını savurarak kırmızı saçlı çıplak bir adamla dövüştüğünü gördü,Melek'in çakrası her zamankinden daha azken,adamın çakrası devasaydı,Hartes geç de olsa bu çakranın Sharanor'un ki kadar büyük olduğunu fark etti.
"Bu..."diye başladı.
"Savaş Tanrısı Portas."diye tamamladı Sharanor.
Hartes yutkundu."Onun burada ne işi var?"
"Senin içinde tutsaktı,o rüya avcısı onun bilincini birleştirdi ve o da benimle savaşıp senin zayıf olduğun bir anda kendini özgür kıldı."
"İyi de nasıl?O kafesten sen çıkamıyorsan,o nasıl çıktı?"
Sharanor bıkkınlıkla dolu bir ses çıkardı. "Benim gibi değildi,sadece bilinç olarak buradaydı,beden olarak değil.Bedenini oluşturduğunda artık çok geçti,şimdi ise özgür.
Hartes inanamayarak Portas'a baktı.Gerçek bir tanrı.Melek göğsüne bir darbe indirince Portas kahkaha attı ve Melek'e sert bir yumruk attı,saf güçle dolu yumruk Melek'in aurasından yaptığı kalkandan sekerken,Sharanor tekrar konuştu.
"Şimdi durma zamanı değil Hartes!Melek adlı çocuk sonsuza kadar dayanamaz,o ölünce de Portas daha fazla ölüm isteyecek,yüzyıllardır bir bedeni yoktu,şimdi ise bunu değerlendirmek istiyor,seni son ayırmasının bir sebebi var."
Hartes kendisini çekiştiren Megas dan kurtulup uzaklaştı.
"Onu durdurmanın bir yolu var mı?
"Sıradan silahlar veya teknikler ona işlemez,neyse ki senden çok iyi bir şey var.Dul Feryadını çıkar." 
Hartes yüzüğüne uzanıp baltasını çıkardı,gözlerini sarı çizgilerinde gezdirdi.
"Şimdi onu benim çakramla doldur,fırsatını bulduğun anda da saldır ve onu yarala,kanadığını kimsenin görmesini istemez,bu yüzden gidecektir."
Hartes denileni yapıp baltayı Sharanor'un çakrasıyla doldurdu,baltanın siyah olan bölümü yavaşça parlarken,Portas haykırıp elinin tersiyle Melek'e bir tokat yapıştırdı.Hartes bir an ölmesinden korktu,neyse ki Melek'in sadece kalkanı kırıldı ve suratına yediği tokatla metrelerce uçtu,Hartes tam saldırmayı düşünecekken,Portas yavaşça arkasını döndü.
"Ohohohoho!Altın gözlü,demek sıra sende."
Hartes cevap vermedi,etraftakiler çığlıklarla kaçarken,Portas hızla saldırdı.Hartes baltasını hazırlarken,altın modu sayesinde,Megas'ın Portas'a saldırdığını,ama Portas'ın onu kolayca fırlattığını gördüğünde,ne yapacağını planlamıştı.
Baltasını kaldırıp bütün gücüyle yere vurdu,Sharanor'un çakrasıyla güçlenmiş balta yeri anında parçaladı,Hartes kollarını açtı ve bedenini alevlerle kapladı,kendi çakrası kalmadığından tamamen Sharanor'un çakrasını kullanıyordu,bu yüzden alevler normal değilde simsiyah olunca şaşırmadı.Hızla gökyüzüne yükseldi,Rob'a karşı kullandığı gibi alevler küçük taşları ısıttı,büyükleri parçaladı,ve Hartes bir elinde baltayla Portas'a doğru dalışa geçerken haykırdı.
"Patlayan Alev Yağmuru!"
Portas önce bu zavallı saldırıyı önemsemedi,ama sonradan savaşın güzelliğiyle mayışmış olan beyni çalıştı ve saldırının Sharanor'un çakrasıyla yapıldığını fark etti.Devasa aurasını etrafında toplayıp bir kalkan oluşturdu ve saldırıyı karşıladı.Küçük taşlar kalkanında patlayıp yok olurken,altın gözün kendisine doğru geldiğini fark etti ve onu hem yakalamak hemde kısıtlamak için kalkanının gücünü azalttı.
Hartes baltasını kaldırıp bir savaş çığlığıyla indirdi ve Portas şaşkınlıkla bakarken onun kalkanını kesip içeri girdi,balta Portas'ın kas dolu göğsüne saplanırken,Portas öfkeyle haykırdı.Gökyüzü kıpkırmızı bulutlarla kaplanıp kırmızı şimşekler çakarken,Portas baltayı göğsünden çıkardı ve yere düşen bembeyaz kanına baktı,sonra da öfkeyle Hartes'e.
"Tekrar görüşeceğiz."dedi.
Büyük aura dalgası yayarak Hartes'i ve yakınındakileri savurup ortadan kayboldu.

«Önceki Bölüm  |Tanıtım| Sonraki Bölüm »