Kızıl Çöl koca kıtayı ikiye bölüyordu. Kıtadaki insanlar Kızıl Çöl tarafından Doğu Kıtası ve Batı Kıtası olarak ayrılmıştı. Birbirlerinden pek
farklı değildiler ama çöl belirgin bir sınır yaratacak kadar genişti.
Bu Kızıl Çöl'ün bir çok karakteristik özelliği vardı.
Her şeyden önce, Kızıl Çöl ismi kumların kırmızı renkte
olmasından ve aynı zamanda burada dökülen kanın hiç durmamasından
geliyordu.
Kızıl Çöl'de toplamda on iki farklı kabile vardı.
Bu topraklarda günler kavurucu ve geceler ruhunu
bile dondurabilecek kadar soğuktu. Çölün yarısı kaygan kumdan olduğundan buralara aşina
olmayan insanlar için yürümek bile zorluydu. En ufak bir yanlış harekette,
dakikalar içinde kum onların ruhlarının gömülü olduğu yer olabilirdi.
Tabii ki su da önemliydi. Çölde yaklaşık olarak iki
yüz adet uzun süredir kurumamış ve kurumaz vaha bulunmaktaydı. Ayrıca yaklaşık
iki yüz adet belli zaman dizilerinde kurup tekrar dolan vahalar da
bulunmaktaydı. Son olarak yaklaşık yüz kadar bir görünüp bir kaybolan vahalar vardı.
Bu sayıları duymak, çok sayıda vaha olduğunu
düşündürebilir ama bu büyüklükteki bir çölde bu miktar az olarak
değerlendirilebilirdi.
Çöl kabileleri arasındaki güç sıralaması kaç adet kurumayan vahayı kontrol altında tutuyor olmalarıyla belirlenirdi. Çöl kabilelerinin
sürekli savaşmasının nedeni buydu. Kabileler kontrol ettikleri vaha sayısını
arttırmaya çalışıyordu.
Doğrusu vaha miktarı az olsa bile burada bol miktarda
su vardı. Aslında çöldeki nüfus yüzde üç yüz artsa bile, hala yeterli miktarda
su olurdu.
Ne yazık ki insanlar tatmin olmayan ve korku içinde
yaşayan hayvanlardı. Su hayatta kalmak anlamına geldiğinden, ancak gereğinden
fazla suları olduğunda rahatlayabilirlerdi. Kabileler sürekli savaşıp,
vahalarını kaybederlerse ne olacağını düşünürlerdi, ölümle yada düşman
kabilenin köleleri olmalarıyla son bulabilirdi. Erkeklerin çoğunun büyüdükçe
kaba ve vahşi savaşçılar olmasının nedeni bu tip bir çevrede büyümeleriydi.
Her şeye karşın tüm çöl kabileleri aynı atadan
geliyordu, aslında bu bazı kabilelerin acı düşmanlar olmasına neden oldu.
Uzun zamandır süren en şiddetli savaş Yulian’ın
Pareia Kabilesi ve Shuarei Kabilesi arasındaydı.
//EN: Burda bir cümle vardı. Gereksizdi. Sildim. Bu Kadar.
İlaveten, her şey bir yana doğu ve batıdaki güçlü
ülkelerin çölü rahat bırakmamalarının nedeni sadece çölde bulunan bir kaynatan
dolayıydı.
‘Kara Su’ veya ‘Yanan Su’ olarak bilinen kaynak.
Bu Yulian’ın gururunun büyük ölçüde incinmesin
nedeniydi. Büyük güçlerin müdahalesi.
Sadece Pareia kabilesi değil, on yedi vahaya sahip
en büyük kabile, Rivole kabilesi, bile bunu önleyemezdi.
Eğer tüm çöl kabileleri birleşirse en
korkulan ülke olabilirdi ama şuanda kabileler bir çok yönden ayrıydı.
Çöl korkutucu bir yerdi ama eğer kafa yorulursa yine de işgal edilebilirdi. Çöl Kabilelerinin hepsi bu yüzden büyük
ülkelere haraç ödüyorlardı.
Doğuda, Inama Krallığı ve Puria Krallığı bulunuyordu; Batıdaysa, Sielnce İmparatorluğu ve Rojini Krallığı bulunuyordu.
Doğuda, Inama Krallığı ve Puria Krallığı bulunuyordu; Batıdaysa, Sielnce İmparatorluğu ve Rojini Krallığı bulunuyordu.
Rojini Krallığı’nın çöle sınırı yoktu ama Silence
İmparatorluğunun hemen yanında bulunan güçlü bir krallık olduğundan dolayı,
stratejik bir müttefik olabileceği söyleniyordu.
Pareia bunlar arasından, Silence İmparatorluğuna
haraç ödüyordu. Dışarıdan, kârlı bir ticari ortaklık gibi görünse de hasat ve
yanan suyun depolanması için yapılan işe kıyasla, terazinin hafif tarafında kalıyorlardı.
Bu onu bariz bir şekilde ticaretten çok haraç yapıyordu.
Bu kabilelerin hiddetli doğası ele alındığında, bu
tip bir dalavereye ayak uydurmaları tuhaftı ama işgal tehlikesi bir yana hayır diyememelerinin nedeni yanan suya karşılık ödeme olarak demir alıyor
olmalarıydı.
Eğer kabileleri bir ticareti bile reddederse, diğer
kabilelere kıyasla sahip olabilecekleri silah miktarı açısından fark yaratacağı
kesindi.
Savaşta, doğru teçhizat en az güçlü savaşçılar kadar
önemliydi.
Her savaşta silah kullanılmaktaydı. Eğer aynı
beceriye sahip iki savaşçıdan biri ahşap kalkan kullanıyorsa, çelik kalkan kullanan
savaşçı tarafından itilip kakılırdı. Çölün şuan ki durumunda her kabile birbirini
öldürmek için can atarken, demir altından daha önemliydi.
Çöl kabilelerinin her seferinde, kıtanın güçlü
ülkelerinin acımasız taleplerine uymak zorunda kalmalarının nedeni buydu.
//EN: Bu bölüm ne anlattılar la çölü. Yeminle içim sıkıldı ha.
<< Önceki Bölüm I Tanıtım I Sonraki Bölüm>>
//EN: Bu bölüm ne anlattılar la çölü. Yeminle içim sıkıldı ha.
<< Önceki Bölüm I Tanıtım I Sonraki Bölüm>>


