23 Aralık 2017 Cumartesi

Red Storm (Kitap 1) - 1. Bölüm 8. Part "Yıldız Olmanın Yolu"

{Çevirmen:Votin}
{Düzenleyici:Xeia}

  
O zamanı düşününce Baguna’nın yüzünde istemsizce bir gülümseme belirdi. Oğluyla çok gurur duyuyordu. 

Yulta* oynarken neden birden bire gülümsüyorsun?” (Yirmi atla oynanan satranç gibi bir oyun) 

“Gülümsüyorum çünkü oğlum böylesine bir usta tarafından eğitildiği için son derece mutluyum.” 
  
Chun Myung Hoon mütevazi davranmadan doğal bir şekilde cevap verdi. 
  
“Elimden geleni yapıyorum ama çok yavaş olduğundan biraz hayal kırıklığına uğradım. Eğer o biraz daha akıllı olsaydı ya da biraz daha potansiyele sahip olsaydı, eminim ki çoktan sonuç almaya başlamıştık. Cık. Cık. Cık.” 
  
Oğluyla alay edip diliyle cıklasa bile, kaşlarını çatmak yerine, BagunaChun Myung Hoon’a hak verdi. 

“Özür dilemeliyim. Aslında onun baya akıllı olduğunu düşünmüştüm, ama bu kadar yavaş bir çocuk olduğunu bilmiyordum.” 

“Aslında, ona biraz özen göstersem ve biraz çaba sarf etsem işe yarayacaktır. Yıldız, endişe etmenizi gerektirecek bir şey yok.” 

Chun Myung Hoon yavaşça onun atlarından birini alırken dedi. BagunaChun Myung Hoon’un onun taşını almak için kullandığı taşı alırken karşılık verdi. 

“Tüm yapabileceğim inanmak. Eminim ki yapman gerekeni yapacaksın.” 

İkisinin de el hareketleri hızlanarak. 

Agioo!” 

BagunaChun Myung Hoon’un hareketine şaşırarak, seslice söylevi verdi. O farkında olmadan, Chun Myung Hoon’un atı onun Yıldız atını hedefliyordu. 

“Oyunu sana ben öğrettim ama başından itibaren tüm oyunları sen kazandın. Bu oyunda nasıl bu kadar iyisin?” 

Baguna yenilgisini kabul edermişçesine başını salladı. Chun Myung Hoon yanıtladığı gibi güldü: 

Yultada amaç oyunu bitirmek için rakibinin yıldız atını kırmak. Bu da diğer tüm atların kafalarında tek bir amaçla hareket etmeleri anlamına geliyor. Stratejiye bile ihtiyaç mı var?” 

Chun Myung Hoon’un, sanki saçma bir soru sormuş gibi cevap vermesini dinlerken, Baguna’nın yüzünde tuhaf bir gülümseme vardı ve sormaya devam etti: 

“Taşları nasıl hareket ettirmen gerektiğini soruyorum.” 

Chun Myung Hoon anlayamadı. Çinde zevkle oynadığı Badooka kıyasla Yulta son derece basitti. 

O anda Yulian paoeye girdi. Aklına bir fikir geldiğinden, Chun Myung HoonYulian’ı oturması için çağırdı. 
  
“Gel buraya otur.” 

Chun Myung Hoon’un talimatını duyar duymaz, Yulian hemen gelip Baguna’nın yanına oturdu. Chun Myung Hoon bir birine bir diğerine bakıp, konuşmaya başladı. 

“Açıklamamı anlamadın değil mi? Bunu düşünerek, Yulian’ın da bunu duymasının onun için de iyi olacağını düşündüm. O yüzden onu oturttum.” 

Neler döndüğünü bilmeyen, Yulian bir babasına bir ustasına baktı. Baguna, çabucak Yulian’ın kulağına fısıldayarak: 

“O çok iyi Yulta oynadığından sırrını sordum.” 

Yulian kafasını salladığında, Chun Myung Hoon taşları başlangıç konumlarına almaya başladı. 

Yulta sadece bir oyun. İpin ucunda hayatlar yok, o yüzden atlarını oynamak kolay. Hatta yalnızca yıldız atım kalsa bile, rakibimin yıldız atını yakaladığım sürece, kazanmış sayılmaz mıyım?” 

Baba oyul ikisi de kafalarını salladı. 

“O zaman burada ne tür bir strateji gerekli? Tüm atlarıma mal olsa bile, tek yapmam gereken rakibimin yıldızını yakalamak. Bu savaşçı atı feda etmek istemiyorum. Eğer bunu yaparsam, benim atım ölecektir. Bu şekilde düşünmek için bir sebep yok. Önemli olan, hareketimin arttıkça rakibimin yıldızını yakalama şansımın artacağını bilmektir.” 

Chun Myung Hoon devam etmeden önce biraz düşündü. 

“Dahası, insanlar hata yapar ve seviye farkı olabilir ama Yultada piyon bile doğru şartlar altında rakibin en iyi savaşçısını kırabilir. Değil mi?” 

“Evet, doğru.” 

Baguna cevap verir vermez Chun Myung Hoon devam etti. 

“Gerçek hayat stratejisini Yultaya getirme. Gerçek hayatta, tarif ettiğim yöntem yalnızca cavanar bir diktatör tarafından uygulanabilir. Oyunlarda, yalnızca yıldızın ayakta kalması sorun değildir. Gerçek hayatta… bunun iyi olacağını düşünmüyorum…” 

Yulian ve BagunaChun Myung Hoon’un sözlerini dikkatlice değerlendiriyorlardı. Yultayı gerçek hayatla karşılaştıracağını beklemiyorlardı. 

Yulian sordu: 

“Atlarını koruduğun halde kazanmanın bir yolu var mı?” 

Chun Myung Hoon cevap verdi, zaten bu soruyu bekliyordu. 

Öğrencisi binlerce Pareia kabile üyesini yönetecek biriydi. 

Yüzlerce inananın başı olarak o da benzer bir durumdaydı. Bu fırsatı kullanarak, sorumluluğun ne kadar korkutucu olabileceğini göstermek istedi. 

Yultada imkânsızYine de gerçek hayatta mümkün.” 

Yulian dizlerinin üstüne çöktü ve saygıyla karşılık verdi. 

“Bu dersini aklımda tutacağım.” 

Yulian’ın cevabını dinleyerek, Baguna da geriye yatar oturuşunu değiştirdi. “Bilge Baguna ünvanına bakıp, Baguna’nın akıllı ve halkını önemseyen biri olduğunu söyleyebilirdiniz. Eğer bu bilge yabancıdan bir şeyler öğrene bilecekse, Yulian gibi diz çökmeyi sorun etmezdi. 
  
Yultada, Yıldız ölürse, her şey biter. Ancak, gerçek dünyada, Yıldız ölse bile, bu son değildir. Hatta, yeni bir başlangıç olarak bile düşünüle bilir. Yıldızın ne olduğunu düşünüyorsun?” 

“Kabilenin ışığı.” 

“Işığını saçmayı nasıl planlıyorsun?” 

“Halkımı her şeyin ötesine koyarak.” 

“Bu yanlış.” 

Chun Myung HoonYulian’ın cevabını hemen eleyerek karşılık verdi. 

“Daha önce de dememiş miydim kendini besleyemeyen Yıldız halkını besleyemez diye?” 

“Öyleyse…” 

Yulian debelenirken, Chun Myung HoonBagunaya baktı. 

“Kendimi ve halkımı yönetirdim.” 

Chun Myung Hoon’un, babasının verdiği cevaba karşı gülümsediğini görerek, Yulian sordu: 

“Usta, Yıldız sana ne ifade ediyor.” 

“Benim için yıldız, kral, kabilenin başıhepsi aynı. Varlıklarında, dengeyi koruyabilirler. Sert bir şekilde durur ve tereddüt etmeden katlanırlar.” 

“Bu ışık parlar mı?” 

“Bu kolaymış gibi bakıyorsunVar olarak dengeyi korumak, ağır ve yapması zor bir şey.” 

Chun Myung Hoon geçmişe geri döndü. 

Daha doğrusu öyleymiş gibi konuştu. Geçmişte, savaşlarda kendine karşı zorluklar yaşayan biriydi. Bu hayatını neden Miruk'averdiğinin nedeni değil miydi? 

Belki de bu karardan pişmandı. Sesinde beklenmedik bir tutku vardı. 

“Her kabilede; eğer iyi insanlar varsa, kötü insanlarda olacaktır. Orada eğer aceleci insanlar varsa, sabırlı insanlar da olacaktır. Eğer orada zeki nisanlar varsa, aptal insanlarda olacaktır.” 

BagunaChun Myung Hoon’un ne demek istediğini anlarmışçasına başını salladı. Yulian başını karmaşayla salladı, Chun Myung Hoon bir soru sordu. 

“Karşında bir iyi birde kötü insan olduğunu hayal et. İkisi de muhteşem savaşçılar. Savaşa hangisini götürürdün?” 
  
Tabii ki de iyi kişiyi.” 
  
Chun Myung HoonYulian’ın kesin ve çabuk cevabına başını salladı. 
  
“Yanlış. İkisini de götürmelisin. Sana başka bir soru soracağım. Bir aptal bir de zeki insan var. Bir sorun var ve yardım için birine sormalısın. Yardım için hangisine giderdin?” 
  
Tabii ki de zeki kişiye.” 
///EN: Şaşırtmalı soru olduğu belliydi. 

Şak. 
  
Chun Myung Hoon, bir Yulta taşına fiske atarak Yulian’ı tam alnının ortasından vurdu. 

Off!” 

Yulian çabucak alnını ovarak, bağırdı. 

“Cevap vermeden önce gerçekten düşünmelisin. Senin ustan bu kadar basit sorular soracak biri mi? Dahası, nasıl bu kadar kesin sonuçlara bu kadar çabuk ulaşıyorsun? Dengeyi bu şekilde nasıl sağlayacaksın?” 
  
YulianChun Myung Hoon’un sözleriyle kafasındaki ampulün söndüğünü hissedebiliyordu. 
  
“Oh!” 

Bir süre düşündükten sonra, Yulian sonunda anladı. Chun Myung Hoon hoşnut kalıp sordu: 

“Anladın mı?” 

“Evet, Usta.” 

“Memnun oldum. Biraz yavaş olduğundan dolayı endişeliydim, ama en azından gelecek sorumluluklarının ağırlığını anlamaya başladın.” 

“Usta…” 

Yulian yavaş diye çağırılmaktan yakınmaya çalıştığındaChun Myung HoonBagunaya bakıp, gülümsedi ve tekrar Yulian'la konuştu. 

“Kral olmanın birçok farklı yolları var. Bahsettiğin gibi, önce halkını düşünen krallar var. Aynı zamanda, kendine ve halkına hükmeden krallar da var. Ve tanımladığım gibi, sadece dengeyi koruyanlar da var. Dünyada eğer siyah varsa beyazda varsoğuk varsa, sıcakta var. Dünyadaki her şey çift taraflı, karanlığın icabına bakmadan nasıl parıldayacaksın?” 

Chun Myung Hoon konuşmayı kısa keserek yavaşça devam etti. 

“Bu benim düşündüğüm tip Yıldız.” 

Chun Myung Hoon’un kelimeleri Yulian’ı derinden etkiledi. Yüce bir bilgelikle ihsan edilmişti. 

Yulian hala dizlerinin üzerindeyken, dizini kıvırdı ve önünde eğilerek ustasına verdiği ders için teşekkür etti. 

“Seçmem gereken yol bu. Var olarak dengeyi korumak, kesinlikle böyle bir insan olacağım.” 

Yulian Yıldız olma yolunda bir adım atmıştı. 


Gelecek bölüm: Erkeklik Sınavı