Sadece genç savaşçıları araştırıyor olmasının nedeni
daha sonra guruba katmanın kolay olacağındandı. On yıla kalmadan, gurubu
birinci ve ikinci aşamaya yükseltmek istiyordu. Ayrıca, ustasının da belirttiği
üzere, ustasının dövüş sanatı en iyi sonuçları gençken öğrenmeye başlayanlarda
gösteriyordu.
Her biriyle tek tek tanıştığında, ziyaretinin
sebebini açığa vurmadı. Eğer yeni savaşçı gurubu topladığını öğrenirseler bunun
alınmayan savaşçıları derinden yaralayabileceğinden endişelendi.
Bu yüzden bir ayın çoğunu yüz adet genç savaşçı
toplamak için harcadı, ve hepsini bir noktada toplayıp hayalini onlarla
paylaştı.
“Bizim can düşmanımız, Shurei’nin Çöl Kılıcı, çoktan
çölün en iyi savaşçı bölüğü haline geldi. En iyi olduklarını bilmelerinden
kaynaklanan öz güvenle daha iyi olmaya devam ediyorlar. Bizim Pareia
savaşçılarımız güçlü ama inanıyorum ki Shurei Kabilesi tarafından geri
püskürtülmemizin nedeni de bu. Savaşçı olmanın gururu bir kenara, kendinin ve
gurubunun en iyi olduğuyla ilişkilendirmek en iyisi, bu tip bir düşünceden
bahsediyorum. O yüzden, bir fikirle geldim.”
Yulian göğsüne vurarak.
“Neden bizde aynısını yapmayalım? Neden Shurei
Kabilesi’nin arkasında kalalım? Neden Pareia’nın savaşçıları Shurei’nin
savaşçıları tarafından püskürtülsün? Bu yüzden bir karar verdim. Çöl Kılıcı, en
güçlü olmalarıyla avunurken onları parçalayacağım. Bunu yapmak için, tam burada Pareia’da
çölün en güçlü savaşçı bölüğünü şekillendireceğim.”
Yulian elini gök yüzüne kaldırdı.
“Çölün adını ve Pareia’nın koruyucusu Neo Latin’in
adını kullanarak, ‘Kırmızı Fırtına’(kırmızı çöl ve fırtına tanrısından) savaşçı
bölüğünü yaratmak istiyorum. Bu hayali gerçekleştirmek için, bir fırtına
yaratmak ve savaşçıların kırmızı çölün kumları olması için, rüzgara ve yağmura
ihtiyacımız var. korkunç ve güçlü savaşçılara ihtiyacım var. Pareia’nın güçlü
genç savaşçılarını davet edip şimdi size konuşuyor oluşumun nedeni budur.”
Yulian tüm savaşçılara bakarak dedi:
“Sadece benim hayalimi değil, tüm Pareia’nın hayalini,
herkesin hayalini gerçekleştirmek. Hepiniz aynı hayali kurmuyor musunuz? Çöldeki
en güçlü savaşçı olma hayalini.”
Genç savaşçılar, Yulian’ın sözlerine ulumaya
başlamıştı. Her biri erkekti ve Yulian Provoke muhteşem savaşçılık yetenekleri
göstermiş olan, Pareia’nın genç yıldızıydı.
Böylesi bir adamın bu kadar tutkulu bir konuşma vermesi
onların kendilerini özel hissetmeleri içindi.
“Bölüğü oluşturmayı nasıl planlıyorsun?”
Bir savaşçı sorduğunda, Yulian böyle bir soruyu tahmin
ettiğinden, çabucak cevapladı.
“Eminim ki hepiniz nasıl güçlü hale geldiğimin farkındasınız.
Ben tek başıma bir çöl ejderini yaralayabilen bir savaşçıyım. Bu güce yalnızca
ustamın öğretileri sayesinde sahibim. Size bildiklerimi öğretmeye kadar verdim.
Eğer benimle cehennem gibi antrenmanı yaparsanız, bir gün, sizde bunu yapabilir
hale geleceksiniz.”
Yulian’ın açıklaması bir çok karmaşaya neden oldu.
Genç savaşçıların çoğunun hizmet ettiği deneyimli savaşçılardan ustaları vardı.
Eğer Yulian’ı dinlerseler, Yulian’ın öğretilerini
takip etmek zorunda kalacaklardı.
Daha da önemlisi, Yulian’dan öğrenmek alışık
oldukları şemşirlerinden vaz geçip büyük bir kılıç kullanmaları anlamına geliyordu.
Bu gerçek, bir çoklarını tereddüte soktu.
“Sizi zorlamayacağım. Biliyorum çoğunuz deneyimli
bir savaşçıyı ustanız olarak belirlediniz. Bizim deneyimli savaşçılarımızın
yetenekten yoksun olduğuna inanmıyorum. Aksine, zaman farklıdır.”
Genç savaşçılar fısırdaşmaya başlayıp ve bağdaşmamış
yüzlerini gösterdiğinde, Yulian son bir söz ekledi.
“Size düşünmeni için zaman veriyorum. Üç gün. Üç gün
sonra, benimle takım olmak isteyenler gelip beni bulsun.”
Kafası karışmış guruba üç gün verdi ve ayrıca
gergindi, Yulian onları beklemeye kadar verdi.
Onlara şemşirlerinden vazgeçmelerini söylemenin ağır
olduğunu biliyordu, bildiği şey büyük kılıç kullanmak olduğundan, yapabileceği
bir şey yoktu.
Ama eğer şemşirde becerikli yeteneklere sahipseler,
büyük kılıcı da rahatça kavrayabileceklerini düşündü. Sadece beklentilerini
ortaya koyabilirdi.
“Merak ediyorum kaçı gelecek…”
Savaşçıların dağılışını izlerken Yulian meraklandı.
Ve böylece, üç gün geçti.
Sabahın erken vaktinde, Yulian Savaşçıların Talim
Yerinin meydanının merkezine gitti ve gözleri kapalı bir şekilde dikildi.
Sırtında asılı olan iki büyük kılıcışların uçları
gergindi, ve çöl rüzgarı saçlarını uçuşturuyordu.
Yaklaşan ayak seslerini duydu ama gözlerini açmadı. Gün
batımına kadar bu şekilde kalmaya karar verdi.
Bir kişinin bazen de iki kişinin ayak seslerini
duydu ama genel olarak meydan sessizdi.
Güneşin sıcağı kafasına vurmayı kesip, akşam soğuğu
vücuduna vurmaya başlayınca, gözlerini açtı.
Karşısında, onun gibi gözleri kapalı bir şekilde
dikilen onlarca savaşçı duruyordu.
“Bir…İki…”
Yulian her birine bakarak içinden saymaya başladı. Bilinmeyen
bir duygu neredeyse Yulian’ı ağlatacak oldu.
Elli yedi kişi.
Yüz kişiyi bir araya getirp açıkladı ve onlardan umutsuzca en azından elli kişinin gönüllü olmasını umdu.
Çünkü ustalarını terk etmelerinin zor olduğunu
biliyordu.
Ama çok fazlası toplanmıştı. Yulian’ın hayalini
gerçekleştirmek için toplanmışlardı. Kendi hayallerini gerçekleştirmek için
toplanmışlardı.
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>
<<Önceki Bölüm |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>


