23 Ocak 2018 Salı

Red Storm (Kitap 1) 3.Bölüm 4.Part "Kızıl Fırtına Eğitime Başlar"

{Çevirmen: Votin}
{Düzenleyici: Xeia}
Kızıl Fırtına’nın eğitiminde rol alan elli yedi savaşçı.

Bu bireylerin her biri en büyük savaşçı olmanın hayalini kuran haşin erkeklerdi. Eğer öyle olmasalardı, bunca zamandır eğitim aldıkları ustalarını yeni bir silah, büyük kılıç için, terk edemezlerdi.

“İlk defa vücudum boyunca tüm kaslar ağrıyor.”

Neşeli kişiliğiyle Kızıl Fırtına’nın soytarısı, Triquel, ağzını açtı.

“Bende, ölmek üzereyim. Bu kadar ağır bir kılıçla düşmanını kesebilen birinin olduğunu sorgularım.”

Shubeon, Tiquel’e cevap verdiğinde, ‘ağzı açılmaz’, Thrint, ağzını açtı.

“Eğer şikayetiniz varsa ayrılın, diğer insanların da şevkini kendinizin kiyle beraber öldürmeyin.”

“Ne?!”

Shubeon kızınca, Thrint, Shubeon’a diktik baktı ve dedi:

“Liderimizin o büyük kılıcı etrafta nasıl salladığını görmüyor musun? Eğer o yapabiliyorsa, bende yaparım. Ama yanımda havlamanla, antrenmandan çok senden rahatsız oluyorum.”

“Benimle kavga etmeye mi çalışıyorsun?”

“Sadece diyorum ki sürekli havlamayı kes.”

Shubeon, Thrint’in sözlerine karşı, yattığı yerden zıpladı ve Triquel onu tutarken karşılık verdi.

“Otur. Kavga edecek kadar enerjin varsa, otur ve kaslarını rahatlat. Bu yalnızca sabah antrenmanının sonu. Herkes yorgun olduğundan sinirleri tepelerinde. Neden böyle yapıyorsun?”

“Bu serseri beni kışkırtıyor.”

Thrint, Shubeon’nun sözlerine karşı ayağa kalktı.

“Yanlış bir şey mi dedim? Eğer bu işlemi sorguluyorsan, kendi başına ayrılmalısın. Ben çoktan onun öğretilerine inanmayı ve takip etmeye karar verdim. Kararımı verdiğimden bu yana, söylediğin şeyleri duymak beni sinirlendiriyor.”

“Herkes otursun. Eğer bay (efendi) Yulian bunu görürse ne der? Sadece yarım ay geçmesine karşın herkes çoktan sınırında bu ona söylemek için doğru bir zaman mı?”

Kızıl Fırtına’nın en yaşlısı otuz yaşındaki, Haisha, onları durdurmaya çalıştı. Haisha son derce özenliydi; bu yüzden, yeni üyelerin lideri olarak kabul edilmişti.

“Bay Yulian yalan söylemez. Bay Yulian’ın eğitimin ilk gününde ne söylediğini unutmadın değil mi?”

Haisha’nın sözlerini duyan, Shubeon ve Thrint kendilerini tekrar yere atmadan önce bakıştılar.

Eğitimin ilk günü.

“Ben bu eğitime on üç yaşındayken öğrendim, o zamandan beri, bir gün bile aksatmadım. Bir Pareia savaşçısı olarak benim on üç yaşımdayken yaptığımı, yapamayıp yorgunluktan yere yığılıyorsanız, söyleyecek bir şeyim yok.”

Yulian bunu, yorgun savaşçılar yüzleştikleri tükenmişlikle kusmaya hazırken söylemişti.

Hepsi, Yulian’a söylediklerine inanmazmışcasına gözlerini dikmişti. Onlar tamamen şikayet yada inançsızlıklarını ifade ederek bakmıştı. Yulian iki büyük kılıcı eline alıp.

“Yarım yıl. Böylesine büyük kılıçları kaldırmak bu kadar zamanımı aldı. Bir yarım yılda onları düzgünce savurup saplamak. Etrafta rahatlıkla savurmak ise tam iki yıl aldı.”

Hepsi hayrete düşmüştü.

“Pareia savaşçılarının, on üç yaşında bir çocuğun iki yılda başardığını iki ayda gerçekleştirir diye düşünmüştüm. Sanırım yanılmışım. Eğer üstesinden gelemiyorsanız, bana söyleyin. Talimin miktarını azaltacağım.”

Yulian’ın yüzünde bir aşağılama görünüşü belirmişti ve Kızıl Fırtına savaşçılarının yüzleri öfkeyle dolmuştu.

“Doğruyu mu söylüyorsun?”

Haisha sordu ve Yulian cevapladı.

“Ağzımı hiçbir zaman yalan söylemek için açmadım.”

Haisha vücudu boyunca yayılan haykıran acıyı umursamayarak kılıcı tutmak için ayağa kalktı. Domino taşları bir biri ardına düşer ama Kızıl Fırtına üyeleri bir bir ayağa kalkar.

Bu, talimin ilk gününün manzarasıydı.

“O gün ne karar verdik? Dedik ki eğer bay Yulian iki-üç ay diye düşünüyorsa, ona sadece bir ayda yapabileceğimizi göstereceğiz. Karar verdiğimiz şey bu değil mi?”

Shubeon, Haisha’nın sözlerinin üstüne ağzına açtı.

“Ben hatalıydım, Thrint.”

“Özür dilerim, öylesine söylediğin sözlere aşırı tepki gösterdim, Shubeon.”

Thrint özür dilediğinde, savaşçıların yüzlerinde gülümsemeler oluştu.

Yine de bu sadece geçiciydi. Sabah molası bittiğinde, Yulian talim alanında göründü. Savaşçıların yüzlerindeki gülümsemelerin hepsi kayboldu.

Yulian’ın eğitimi sertti.

Eğer Chun Myung Hoon öğretmek için onu dövdüyse, Yulian da öğretmek için aşağılamaları kullandı.

--Bu kadar eğitime rağmen hareketlerin bu kadar yavaş mı? Salyangozdan daha yavaş.

--Eğer böyle olacağını bilseydim, erkeklik sınavını tamamlamamış olan genç savaşçıları eğitmek daha akıllıca olurdu.

--Sadece pes et ve git.

Eğer yorgunluğun en ufak belirtisini bile gösterirsen, Yulian aşağılamalarını savururdu.

Sadece oturup böylesi aşağılamalara maruz kalabilecek gurura sahip bir savaşçı yoktu.

Dişlerini sıktılar ve Yulian’ın eğitimlerini bitirmek için emdikleri sütten* bile aldıkları enerjiyi kullandılar. (Tüm enerjini kullanırken söylenen bir Kore deyimiymiş)

Zaman, Yulian içinde kolay değildi. Damarlı bakış tüm zaman boyunca üzerine yöneltilmişti. Ancak, onları en azından bu kadar zorlamasa, Venersis ve Çöl Kılıcını kısa sürede yakalayamazlardı.

O ayrıca insanın üstesinden gelemeyeceği bir limit olmadığına inanıyordu. O yüzden savaçıları toparlamak için aşağılamalar savurdu.

Kızıl Fırtına, Yulian’ın yüzünü kara çıkarmadı. Bir kişinin bile dikkati dağınık değildi; hepsi talime odaklanmıştı.

Tam olarak bu şekilde bir buçuk ay gelip geçti.

“Puhaha.”

Shubeon birden bire güldüğünde, Thrint bakışını Shubeon’a çevirdi. Son sefer kavga ettiklerinden beri, ikisi yakınlaşmıştı.

Thrint neden gülüyorsun ifadesiyle bakınca, Shubeon cevap verdi.

“Komik değil mi?”

“Ne?”

“Bunun hakkında düşünecek olursak, sanırım hepimizin beyini yıkanmış. Sadece bir ay önce, bu kılıcı bile kaldırmak büyük sorundu.”

Shubeon, iki büyük kılıcı savurarak ‘bong bong’ sesi çıkarttırken ağzını açınca, Thrint ona bir acıma bakışı atarak, cevap verdi.

“O sesi bile zar zor yaparken gülüyor musun?”

“komik değil mi?”

“Hiçte bile.”

“Ne kadar sıkıcı bir arkadaş.”

Shubeon söylenerek kafasını çevirirken, Triquel, Thrint’in yanındaki kişi.

“Eğer bu kadar bariz bir şeye gülüyorsan, her zaman kahkahalar içinde yaşıyor olmalısın.”

“Bu kadar ağırlığı rahatça sallamaya bariz bir şey mi diyorsun? Kemiklerimi kaybedeceğimi düşündüm. Ne zaman vaha şamanlarını görmeye gitsem, neredeyse onlar için üzülüyordum. Onlara çok dert olduk.”

Triquel, Shubeon’a cevap verdi.

“Bu kime olmadı ki? Bay Tuma Takaka’nın, Bay Yulian'ı azarladığını Biliyor muydun? Vahadaki tüm şifalı bitkileri kullandıklarını söyleyip, Bay Yulian'dan eğitimi azaltmasını istemişler.”

Tüm savaşçılar bu yeni hikayeye kulak kesildi. Hepsi kas ve kemik ağrılarıyla şamanlara dert olmuşlardı.

“Öyleyse ne oldu?”

Haisha, herkesi temsilen sordu ve Triquel cevapladı.

“Savaşçıların eğitim esnasında yaralanması normal. Ne olursa olsun, yeterli şifalı bitkiniz olduğundan emin olun. Dedi ki, şimdiye kadar kullandığımızın birkaç katını daha kullanacağımızı söyledi.”

Kısa süreli bir şaşırmanın ardından.

“Bu… muhtemelen bizim için değil mi?”

Shubeon ihtiyatla sordu, Diğer savaşçılar yumurta kabuğu üzerinde yürüyormuş gibi hissetti.

Zaten kas ağrıları ve kemiklerini güçlendirmek için büyük ölçüde şifalı bitki kullanıyorlardı. Ama şuan ki miktarın iki kat fazlası… bundan sonra ne tür bir talim yaptıracağını kestiremiyorlardı.

“Şimdi hepimiz silaha alıştığımızdan dolayı. Eminim ki büyük kılıçları nasıl kullanacağımızı öğretecek.”

Haisha biraz donakaldıktan sonra ağzını açtı. Shubeon konuşmadan önce büyük kılıcına baktı.

“Nasıl kullanmak ha? O zaman er yada geç, onlarla talim savaşı yapacağız değil mi?”

“Sanırım evet.”

Triquel cevapladığı gibi Shubeon mırıldanmaya başladı.

“Eminim ki acıtacak.”

“Muhtemelen çok acıtacak.”

Savaşçılar bir kez daha yumurta kabuklarının üstünde yürüyormuş gibi hissetti.

Onların zorlu yolu daha yeni başlamıştı.


Gelecek bölüm: Grace Nellisi (Gelin ablamız)

<<Önceki Bölüm  |Tanıtım| Sonraki Bölüm>>